58. Yılında Kerkük Katliamı ve yaşanan vahşetlerin tanığı ile mülakat – ÖZEL

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı BULTÜRK Ankara temsicisi İsmail Cingöz, Kerkük sorununu Kerkük Türkü ve şu anda Avrupa vatandaşı olan bir hanımla gerçekleştirdiği mülakatla ele aldı. Eurasia Diary bu özel mülakatı sizler için sunuyor:

2017 Temmuz başında bir dost meclisinde tanıdım S. M. M. Hanımefendiyi. Kendisi hali hazırda bir Avrupa devleti vatandaşı ama aslen Kerkük Türklerinden olduğunu beyan etti. Kerküklü birisi ile bir araya gelince tabii konunun; bölgede Türk tarihi sürecine ve Ortadoğu’da yaşanan olaylara, Türklere yapılan zulüm ve katliamlara gelmemesi imkânsız. Sohbette bizzat şahit olduğunu söylediği öyle konular anlattı ki S. Hanım, kanımız dondu desek yeridir.

Anlatılanları hemen orada not almaya başladım. Bu anlatılanların unutulup gitmemesi, tarihe not düşülmesi için yazılı, hatta bir TV stüdyosunda görüntülü kayıt altına alınmasını teklif ettim. Sağolsun kabul etti ve bir TV kanalının Türkiye/Ankara temsilcisi dostum ile irtibat kurarak konuyu kısaca anlattım. “Hocam ne demek, derhal stüdyoyu hazırlatıyorum, buyurun gelin” dedi.

Yalnız S. Hanımın güvenlik kaygıları nedeniyle “Göktürk Çelikkol” kod ismi ile 10 Temmuz 2017 günü; Kerkük özelinde Irak Türklerinin yaşadığı zulüm ve baskılar hususundaki canlı şahitliğinde veya birinci kişilerden alıntıladığı anılarını TV kameraları önünde “Şimdilik yayınlanmamak ve tarihe not düşmek adına arşive almak maksadı ile”  mülakat formatında derleyerek stüdyoya girdik.

Okuyucularımıza şu hususu hatırlatmak isteriz ki; biz Irak/Kerkük bölgesinde yaşayan kardeşlerimize ayrım yapıyormuşuz hissi yaşanmasın diye “Türkmen” demiyoruz. Sohbetimizde ve bu mülakatta da “Türk” olarak belirttik.

Sayın Çelikkol mülakatımıza başlamadan önce kısaca kendinizi tanıtabilir misiniz?

Ben Irak Kerkük Türklerindenim. Kerkük Türklerinin köklü ailelerinden biri olarak 1949 yılında Şaturlu Begler Bölgesi’nde doğmuşum. 1991 yılına kadar burada yaşadım ve 1991 yılında ailemle birlikte Türkiye’ye göç etmek zorunda kaldık. 1993 yılında ise Birleşmiş Milletler (BM) vasıtasıyla Avrupa’ya göç etmek durumunda kaldık. Güvenlik sorunu yaşadığım için hangi ülkede yaşadığımı söylemesem daha iyi olur.

Irak Türklerinin Osmanlı Devleti sonrası Türkiye’ye bağlanamaması ve Misak-ı Milli dışında kalması ile orada yaşananları özetleyebilir misiniz?

Musul Vilayeti’nin 5 Haziran 1926 tarihli Ankara Antlaşması ile Irak’a bağlanması sonrasında Kerkük başta olmak üzere Irak Türkleri adeta sahipsiz kalmıştır. Bu dönemden sonra zaman zaman Türklere karşı zulümlerin yaşandığı olaylar olmuştur. Ben de ilerleyen yaşımda bu zulümlerin bir kısmına bizzat şahit olduklarım olmuştur.\

Irak Türkleri bu zulümlere elbette sessiz kalmamıştır. Direnme ve mücadele için örgütlendiklerini görüyoruz. Bu örgütlenme içerisinde Babanız Merhum M. M. E. Bey de yer almıştır. Bu hususta da bize bilgi verebilir misiniz?

1946 yılına gelindiğinde Kerkük Türkleri tarafından “Milli Hareket Partisi” kurularak ortak mücadele ve hareket edilmeye başlanmıştır. Bu parti, Şaturlu semtinde kurulmuştur. Kurucuları içerisinde Babam dışında;

– Babamın amcası ve Çanakkale Şehidi Mehmet’in babası olan A. Beg,

– Amcam Osmanlı Subayı Ş. Beg,

– Şükrü Emin,

– Molla Mahmut Şaturlu,

– Hürmüzlülerden İbrahim Beg ilk aklıma gelenlerdir.

Türklerin bir parti kurarak örgütleniyor olması, bölgedeki Ermenileri rahatsız etmiştir. Bu rahatsızlığın ilerleyen zamanda bir sonucu olarak, 1947 yılı sonlarında Ermeniler Kerkük Gavurbağı Parkı’nda Kur’an okuyan bir Türk gencini vurarak şehit ettiler. Bu olay zaten var olan ama henüz fiili bir çatışmaya dönüşmemiş gerginliği, Ermeni-Türk çatışmasını fiili çatışmaya dönüştürdü ve her iki taraftan da birçok kayıplara sebep oldu.

Babam 1948 yılına kadar 45 yıl süre ile Irak İngiliz Petrol Şirketi’nde çalıştı. 1948 yılında Turancılık suçlaması ile bütün hakları gasp edilerek ve tazminatı da ödenmeksizin işten çıkartıldı. Hak ettiği maaşını da bağlamadılar.

Buraya kadar anlattıklarım babam başta olmak üzere yakınlarımdan ve komşularımdan dinlediğim birincil kişilerin yaşadıklarını anlatımlarından dinlediklerimi içermektedir. Ayrıntıları ve teyitleri farklı kaynaklardan da görülebilecek bilgilerdir.

1953 yılında başa geçen Melik (Kral) Gazi’nin oğlu Melik (Kral) Faysal, II. Faysal ünvanı ile Irak Krallığı’nın başında bulunuyordu. Melik Faysal, Solcu Kürtler tarafından 14 Temmuz 1958’de Bağdat’ta öldürüldü. Bu dönemde Faysal’ın çok genç olduğunu biliyoruz. Annesi Türk’tü ve İstanbullu bir kız ile nişanlı olduğu duyulmuştu. Faysal’ın yerine geçen Arap asıllı General Abdulkerim Kasım devlet başkanı oldu ve Cumhuriyet ilan edildi.

1959 yılına gelindiğinde yeni bir takım olaylar yaşanıyor Kerkük’te. Bu defa Irak’ta Kürtler tarafından Türklere karşı saldırılar gerçekleşiyor. Siz bu olayların bir kısmına şahit oluyorsunuz. Bu olaylar hakkında bilgi verebilir misiniz?

Irak Kürtleri içerisinde sol/Komünist görüşlü olanların başı çektiği Molla Mustafa Barzani1 liderliğinde kurulan ve “Rabıtalar” denilen gruplar tarafından 14-17 Temmuz 1959 tarihlerinde Türklere saldırıldı ve katliam yapıldı.

Ellerinde Türk Begleri’nin listelerinin olduğu halde belli bir düzen içerisinde gerçekleşti bu saldırılar. Öncelikle liderlik özelliği olan Türk Begleri’nin en önemli hedefler olarak belirlendiği anlaşılmaktadır.

Boyunlarına ip geçirilerek arabaların arkasına bağlanan Türkler ölünceye kadar sürüklendiler. Kasım Beg, Nazım Beg, Ali Beg isimli önde gelen Türk önderler arabaların arkasında etleri kemiklerinden ayrılana kadar sürüklenerek şehit edildiler. Bu arada asılarak şehit edilen Türkmen Ata Hayrullah’ın etleri el kadar parçalara bölünerek her bir parçası 2 Fils2 para tutarı karşılığı satış yapıldı. Ben bu vahşetleri bizzat gördüm. Kerkük Kalesi’ndeki Türkler kaleden çıkartıldı. Kaçamayanlar şehit edildi.

Olayların 3. günü bir grup Kürt bizim evi bastı. Babam bunların başında lider durumunda olan şahsı tanıdı ve O’na hitaben;

– Oğlum ben seni okuttum, öğretmen oldun, yakışır mı sana beni öldürmek?

dedi, Talip isimli bu şahıs;

– Geçti o günler, bu gün bizim günümüz, sen Turani’sin

dedi ve babama ateş etti. Gözümün önünde babam evimizin bahçesinde yere düştü. Babamın düştüğünü gören Kürtler evden çıkıp gittiler. Hemen babamın başına koştuk ve ağlaşmaya başladık. Baktık ki babam ölmemiş, bize;

– Susun, dedi. Annem;

– Aga ölmedin mi sen?

– Hayır Hanım, bende bazbant3 var, dedi ve yavaş yavaş eve kadar sürünerek içeri girdi.

Babam içeri girdiğinde gördük ki, gömleğinde birkaç kurşun deliği vardı ama kurşunlar vücuda girmemişlerdi. Babam evimizin altında bulunan gizli sığınağa saklandı. Annem aynı gün beni Kerkük Kalesi’nde oturan dayılarıma gönderdi;

– Bir bak dayıların eve dönmüşler mi? dedi.

Ben Kale’ye çıktığımda sokaklardaki arklarda, kan akıyor, evlerin kapı altlarından kan sızıyordu. Her taraf kan içerisindeydi fakat ben sokaklarda cenaze göremedim. Fakat çok enteresan bir olaya şahit oldum. Seyit Necim isimli şahıs bir yandan dövülüyor, bir yandan da vücudundan parça parça etleri kesilerek kopartılıyordu. Bu şahıs;

– Ben böyle ölmem, ben Seyyidim. Gözlerimi oyup çıkartırsanız ancak o zaman ölürüm,

diye bağırıyordu. Ben korkudan duvar dibine saklanarak bu dehşet verici olayı izliyordum. Bu esnada bu şahsın hamile olduğu açıktan belli olan eşi dışarı çıktı ve

– Yapmayın, etmeyin…

diye bu işkenceyi yapanlara yalvardı ama Kürtler Seyyit Necim’in gözlerini oyarak şehit ettiler. İlerleyen zaman içerisinde doğum yapan eşi oğluna “Şehit” ismini vermiştir.

Muhtar Fuat’ın iki oğlu ve bir kızı da katledilenler arasındaydı. Emel Muhtar Fuat daha 16 yaşlarındaydı. Canlı canlı göğüsleri kesilerek hunharca katledildi ve cenazesi iki kardeşinin cenazeleri üzerine atıldı.

Bu arada babamın cenazesini göremeyen ve ölmediğini anlayan bir grup Kürt ertesi gün tekrar evimize geldi ve babamı sordular. Yerini söylemediğimiz için evimizin bütün halkını kaba kuvvetle dövdüler ama bizler konuşmadık. Bu esnada içlerinden birisi benim sağ gözüme şiddetle vurdu ve sağ gözüm kör oldu.

Babam her ne kadar kurşun ile ölmemiş olsa da bu arada kalp krizi geçirmiş. Bu kriz nedeniyle kalp hastalığına yakalandı ve 2 yıl sonra vefat etti.

Abdulkerim Kasım döneminde Türklere karşı Irak Devlet politikası nasıldı?

Olayların liderliğini Molla Mustafa Barzani yürüyor diye biliyordu fakat 4. gün Molla Mustafa Barzani Kandil’den Kerkük’e geldi ve ne hikmetse olaylar durdu. Abdulkerim Kasım 1959 Türkmen Katliamı sonrası olayları gerçekleştiren Kürtlere idam kararı çıkarttı.

Babamı vuran Talip isimli şahıs da idam edilenler arasındaydı. Hatta babam bir mektup ile idamı izlemesi için çağrıldı. Babam;

-O şahıs benim komşumdu, O’nu ben okuttum, her şeye rağmen idamını görmek istemem,

dedi ve Babam gitmedi ama Talip, Kerkük Hassa bölgesinde Kale’nin aşağısında idam edildi.

Olaylara karışan ve idamdan kurtulmak isteyen Kürtler dağlara kaçtılar ve dağ bölgelerindeki Kürt ailelere sığındılar. Bu kişilere Peşmerge4 denildi.

Saddam döneminde Türkmenlerin durumu nasıldı? Bize o dönemi de özetler misiniz?

Olaylar böylece durmuştur. Saddam dönemine kadar Türklere karşı fazla önemli olaylar olmadı denilebilir. 1968 yılında darbe ile yönetimi ele geçiren Baas Partisi’nin başa geçmesi ile Türkler için tekrar çileli dönem başlamıştır.

Bu dönemde Türkçe konuşmak, Türkçe yazmak ve Türkçe gazeteler yasaklanmıştır. Türkçülük suçlamaları ile birçok Türk 9 Temmuz 1980 günü idam edildi.

– Rüştü Reşat Muhtaroğlu

– Adil Reşit

– General Zaim Abdullah

idam edilen ve aklıma ilk gelen isimlerdendir.

– Abdulhadi Mustafa

– Fatih Şakir

– Muhammed Yıldız

– Şakir Hasan Görem (iki gözü de kördü)

isimli kişiler de 7’şer yıl hapis cezasına çarptırılmışlardır. İdam edilenlerin, hapse atılanların mallarıma rejim tarafından el konulmuştur.

1980-1988 Irak-İran Savaşı döneminden de bahseder misiniz? Bu savaşta yaklaşık bir milyon kişi hayatını kaybetmiş, iki ülke de milyarlarca Dolar ekonomik kayıplar yaşamıştır. Türkler bu savaşta nasıl rol almıştır?

Irak-İran Savaşı’nda Kürtlerin çoğu firar ederek Irak rejimine askeri destekten kaçtılar. Fakat Türkler, Irak ordusunda yer almışlardır. Fakat Türkler hep ön cepheye sürüldüler ve çok şehit vererek kayıplar yaşadılar.

Bu arada çok önemli bir gelişme yaşanmıştır ama Türkiye’de belki çoğu kişi bilmez. George Walker Bush (Baba Bush) 24 Eylül 1980’de CIA başkanı olarak Irak’a gelmiş ve Saddam’dan Türkiye’ye saldırmasını istemiştir5. Fakat Saddam;

– Türkiye bu zamana kadar hiçbir komşusu ile savaşmamıştır, ben ne diye savaş açacağım diyerek kabul etmemiştir. O zaman sınır sorunları yaşadığınız İran’a saldır dediler ve İran savaşı böylece başlamış oldu. Yani İran’dan önce Türkiye’ye saldırması istenilen Irak, bunu kabul etmediği için birtakım ambargolara maruz kalmıştır.

Bu arada tarihi silsile gidiyoruz, bu süreçte yaşadığım bir olayı da anlatmak istiyorum. 1987 yılı yaz ayları idi, Altunköprü’de Türkmen Şenliği ve konseri yapıldığı esnada gözaltına alınma olayı yaşadım. Bu etkinlikte istek üzerine bir şiir okumuştum;

Türkmeni

Hak saklasın Türkmen’i

Ne suçum, ne günahım?

Anam doğurdu Türk beni

Ay çıktı, üç günlüktü

Karşısına yıldız çıktı

Baktım gamgün6 yüzüne

Gözümden al kan aktı

Ben bu şiir ile Türklüğümü ve Türk Bayrağı’nı tarif etmiştim. Tabi konser esnasında beni ihbar edenler olmuş. Orada gözaltına alındım. Sorgudan geçirildim, işkence gördüm. Alnım yarıldı, yüzüm gözüm kan içerisinde kaldı. Bu arada “şeker hastası” olduğum iddiasıyla ki, hasta değildim; bana bir iğne yaptılar ve eve götürdüler. Eve geldiğimde ağzımdan, burnumdan kan gelmeye başladı. Akrabalarımız hemen Kerkük Hastanesine götürdüler. Bana söylendiğine göre “ölmem için” iğne yapılmış. Hemen kan nakli ile kanımı değiştiren doktorlar beni kurtardılar.

Irak-İran Savaşı’ndan sonra neler yaşadınız?

1988’de sona eren savaş sonrası ABD tekrar geldi ve bu dönem George Walker Bush başkan olmuştu. ABD 1990 yılında tekrar Irak’a geldiğinde Saddam’dan Kuveyt’e saldırmasını istemiştir. Ve böylece 2 Ağustos 1990’da bir gecede Irak Kuveyt’i işgal etti. İşgal sonrası ABD Kuveyt’in petrolünü istedi ama Saddam kabul etmedi ve;

– Arap’ın petrolü Arap’ındır, dedi.

Kuveyt krizi yaşanırken, ABD, 8.000 Peşmerge’yi ABD’ye götürdü ve eğiterek intikam için hazırladı. 1991 sonrası Irak’ta yaşananlar bu nedenledir. Bu zamanda da Türkler en fazla zarar gören taraf oldular.

Bu arada Kürtler Kerkük’e saldırdılar. Bu nedenle Irak rejim askerleri ile Kürtler arasında 12 gün boyunca çatışmalar yaşandı. Kürtler bütün saldırılarına rağmen Kerkük’ü alamadılar. Irak rejim askerlerinin Kerkük’e girmesi ile Kürtler Erbil istikametine ve dağlara kaçtılar. Türkler silahsız oldukları için bu savaşta tarafsız kaldılar. Fakat rejim askerleri kendi taraflarında yer almadıkları gerekçesi ile Türkleri cezalandırdı. Kerkük’te 75, Altınköprü’de 75, Tazehurmatu’da 75 olmak üzere toplam 225 tahsilli Türk genci kurşuna dizilerek idam edildiler.

Ben bu dönemde Akıncı Grup Başkanı olarak 120 erkeğin başında semtimizi koruma mücadelesi verdik. Benden başka bayan olmadığı halde bu 120 kişilik grubun başkanlığını yaptım. Bu idamlar yaşanırken ben de idam olurum korkusundan ailemle birlikte Türkiye’ye kaçtım. Fakat çocuklarımı Türkiye’de bırakıp tekrar Irak’a gittim. Erbil/Şaklova’da Irak Milli Türkmen Partisi’nde görevime devam ettim.

İlerleyen zamanda Türkiye’ye buradan da yurtdışına gittiğinizi biliyoruz. Bu dönemden bahseder misiniz?

1993 yılına kadar ben Irak-Türkiye arasında gidiş-geliş yapıyordum. 1993 yılında Ankara/Çankaya’da BM’ye ismimi verdim ve çocuklarıma eğitim, geçim ve can güvenliği talebiyle müracaat ettim. Irak rejimi, Kürt grupları ile Ermenilere karşı mücadelede ismimin geçtiği için BM beni ve ailemi Avrupa’da bir ülkeye götürdüler. O ülkenin vatandaşlığına geçirdiler.

Bu nedenlerle halen güvenlik endişemiz devam etmektedir. Bu günlerde Türk vatandaşlığı için müracaat hazırlığı içerisindeyim ve Türkiye’de ikamet almaya çalışıyorum.

Sayın Çelikkol bizzat şahit olduğunuz olayları anlattınız. Irak Türklerinin yaşadıklarının tarihe not edilmesi için, verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ederiz. Sağ olun. Bin yıldır Türk yurdu olan Kerkük için “Kerkük Türk’tür, Türk Kalacak” diyerek bir şiirinizi rica etsek efendim…

Ağlasam göz yaşım durmaz

Gülsem dudak bükülmez

Kerem’den dertli benim

Kimse derdim bilmez

Karga kondu dalıma.

Zehir kattı balıma

Derdimi kime deyim,

Gülmesin şu halime

Yâdıma,

Kimler düştü yâdıma?

Geldi 14 Temmuz günü

Türkmen katliamı düştü yâdıma.

Son söz olarak okuyucularımıza sabırla okudukları için teşekkür ediyor ve diyorum ki; Elbette bu hususlarda birçok bilgi ve belge vardır. Fakat burada önemli olan olayları canlı tanığından dinlemiş olmamızdır. Konu hem elim, hem de uzun ama mümkün olduğunca kısaltmaya çalıştık.

Saygılarımla.

Paylaş:
Share

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Share