Bulgaristan Türkleri

14. yy. sonlarında bugünkü Bulgaristan topraklarının Osmanlı İmparatorluğuna dahil edilmesi ile birlikte bu topraklara Anadolu’nun çeşitli yerlerinden göçler de başlamış ve Bulgaristan’ın her yerinde Türk-Müslüman köy ve kasabaları oluşturulmuştur. Osmanlı döneminde Rumeliye bir çok insan kaynağından iskan yapıldığı görülmektedir.

 

Bunlar:

 

  1. Konyarlar, Türkmenler ve Yörükler
  2. Tokat – Konya civarından Anadolulu halk kesimi
  3. 16.y.y. Teke (Antalya) isyanı sonrasında Balkanlara göç ettirilen Müslüman Türk Nüfusu

 

Ancak Bulgaristan’daki Türk topluluğuna Osmanlı’dan önce Bulgaristan topraklarına yerleşmiş olan Kuman, Kıpçak ve Peçenek Türklerinin bakiyeleri de katıldılar. Pomak Türkleri bu kalıntıları oluşturmaktadırlar. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde Kırım’dan göç ettirilen Tatar Türkleri de Bulgaristan’daki Türk nüfusuna dâhil oldular.

 

Bulgaristan Osmanlı İmparatorluğu’nun en önemli bölgelerinden biri olmuş ve bu bölgede eğitime, ziraata ve sanayiye büyük önem verilmiştir. Ancak tarihte 93 Harbi olarak bilinen 1877-1878 Rus-Türk Harbinden sonra Rumeli Vilayetinde Bulgaristan devleri oluşturulmuş ve Bulgaristan Türklerinin trajediler ile dolu göç ve çilekeş hayatı başlamıştır. Esas olarak baktığımızda Bulgaristan Türkleri tarihi de 93 Harbinden sonra başlamaktadır.

Bulgaristanda yaşayan Türk nufusla ilgili kesin rakamlar hiç bir dönemde kesin olarak verilmemiştir. Bulgaristan istatiklerine güvenilmemediginden dolayi Bulgaristan’daki kesin Türk nufusu bilinmemektedir. Çeşitli kaynaklara göre 1877 den önce Bulgaristan da Türk nufusu % 54,7′ sini teşkil ediyordu. Bulgar resmi istatistiklerinin 1892 yilinda Bulgar Prensliginde yaşayan Türkler 634.258 düştügünü göstermektedir. 1905 – 1910 yillarinda 600.000 ‘e inmiştir. Bulgaristan’nin Türk nufusun yaşadigi birçok bölgeyi de topraklarina katmiş olmasina ragmen, artmasi gereken Türk nufusun, aksine azaldigi görülmektedir.

 

1919 -23 Mart 1920 ‘de yeni seçimler yapıldı ve bu kez Bulgaristan çiftçi partisi tek başına iktidara geldi. Stanboliyski’nin temel hedefi, Bulgaristan’nı modern bir tarım ülkesi haline getirmekti ve bu amacı gerçekleştirmek için, bir dizi reform başlatmıştır. Yeni bir toprak reformu yapıldı. Köylere sağılık ve eğitim hizmetleri getirilmişti. Aleksandır Stanboliyski yönetiminde Bulgaristan Türkleri ilk kez bu dönemde 1919 – 1923 yıllarında, Bulgaristan Türk Azınlığı biraz rahat nefes almış oldu. Bulgar hükümet olarak da burada yaşıyan Türklere karşı görevleri bulunduğunu açıkça kabul etmiştir. Sofya Hükümetinin, Türk azınlığına karşı açıkça tutum değiştirmesinin nedenlerinden biri, Türklere Bulgarların Dünya savaşında silah arkadaşlığı etmiş, birlikte savaşıp birlikte ölmüş olmalarıdır. Bu arada Bulgaristanın imzaladığı 27.X.1919 Neuilly Anlaşmasında ,, azınlıkların korunması ” başlıklı bir altbölüm vardı ( bölüm III, altbölüm IV, madde 49 , 57 ) Stanboliyski’nin imzaladığı anlaşmada Bulgaristan Türk azınlığının bütün milli haklarını güvence altına almıştı. Birinci dünya savaşı sonunda Bulgar Hükümetinin Türk azınlığına karşı eski düşmanca tutumu değişmişti. Bu değişme Türk okullarındada açıkça görüldü. Milli Eğitim Bakanı Stoyan Omarçevski idi. 20 Mayıs 1920 de bakanlık sandalyesine oturmuştur. Eğitim alanında reformlara başlamıştır ve 21.Temmuz 1921 de yeni bir milli eğitim yasası çıkarttmıştır.

Bulgaristan Hükümeti kırk yıldan beri sanki ilk Türk azınlığına karşı sorumluluğu olduğunu hatırlıyordu. Türklerle ilgili en önemli karar, Türk okulları için de ” OKUL FONLARI ” oluşturulmasıydı. Şimdi ilk kez Türk okullarına da tarla, çayır, koru gibi gelir getirecek emlak ayrılmasına karar veriliyordu. Bakanın en olumsuz tutumu, Türkçe okul kitapları konusunda görüldü. Bu konuda yeni Bakan da eski Hükümetlerin politikasını sürdürdü. Bu konuda anlayışsız ve sertti. 1923 -1939 yılları arasında 198.688 Türk göç etmek zorunda kalmıştır. Bu Hükümet bir darbeyle 1923 yılında devrildi. Askerlerden destek alan Tsankov halk itifakı kurdu ve 09.VI.1923’te bir darbe gerçekleştirildi. Bunun sonucunda Stanboliyski kurşuna dizildi.

Tsankov yeni hükümette başbakan oldu. 1923 yılı sonlarında ulusal meclis için yeniden seçim yapıldı. Demokratik birliği çoğunluğu aldı. Çar görevden Tsankov’u aldı ve yerine Liapchev getirildi. Geçen 1921/22 ders yılında Bulgaristan Türk okullarının sayısı 1713 idi. Bunlarda 2.113 öğretmen görev yapıyor idi ve 60.540öğrenci ders görüyordu. Okullarda biri öğretmen okulu 39 ‘u ortaokul (progimnaziya idi)

Türk Bulgar göçü ilk kez düzenli bir duruma getirildiği için, bu anlaşmanın büyük önemi vardı. 27 Kasım 1919 Neuilly Barış Anlaşması ve 24 Temmuz 1923 Lozan Anlaşması ile azınlıkların haklarının korunmasına ilişkin hükümlerin Bulgaristanda yaşayan Türk azınlığa da tanınması hükmünü de getiren 18.Ekim 1925 tarihli ” Türkiye Bulgaristan Dosluk Anlaşması ve Türk Bulgar ikamet sözleşmesi ” ile Türk vatandaşlarına Bulgaristan da, Bulgar vatandaşlarına da Türkiye’de oturup yerleşme ve iki ülke arasında serbesçe gidip gelme hakkı tanınıyordu. Ayrıca iki ülke arasında isteğe bağlı göçlerde hiç bir engel çıkarılmaması, göçmenlere yanlarında taşınabilir mallarını serbestçe getirme hakkı tanınması, mallarını getirmemiş (tasviye edilmemiş) olanların ise göç tarihinden itibaren bir yıl içinde tasviye yapabilmeleri hükme balanıyordu.

Osmanlı İmperatorluğu Bulgaristandan çekilişinden sonra, oradaki topraklar işgal edilmiş ve çok sayıda Türk kardeşlerimiz esaret altına alınmış. Böylece Osmanlı ile Bulgaristan (o zaman prenslik) arasında çözümlenmesi gereken bir mesele Türk azınlık meselesi ortaya çıkmıştır. Ancak Bulgaristanda yöneticilerin politikası gereğince Türklerin soykırıma tabi tutulmuş, dilleri, dinleri, isimleri değiştirerek eritmeye çalışmış veya göçe zorlanmıştır. Bu baskılar karşısında zaman, zaman büyük dalgalar halinde cereyan eden Türk göçleri, kaynayan bir yara gibi günümüze kadar süregelmiştir.

Bulgaristandan Türkiyeye göç 1877 -78 Osmanlı – Rus savaşında başlamıştır. Bulgaristanda yaşıyan Bulgarlar ” Tek millet bir Slav devleti ” kurabilmek için, Türkleri ya buradan söküp atmak, ya da kalanları kılıçtan geçirmek, gerektiği düşüncesinden kaynaklanmıştır.

Rusların yaptığı zülümden ve katliamdan kurtulmak üzere, Rumeliden 1 milyon civarında Türk perişan bir halde göç etmek zorunda kalmıştır geride kalan malları ise Bulgarlar tarafından yamalanmıştır. 1912 – 1913 yılıBalkan Savaş’ larındada aynı olaylar tekrarlanmıştır, Türkler yine göç etmek zorunda kalmıştırlar.

18.X.1925 tarihinde “Ankara Türk Bulgar ikamet sözleşmesi” imzalanarak bu konunun düzenlenmesine gidilmiştir. Buna ramen o zamanki devlet yöneticileri Kuzeyde Rodna zaştita (Vatan korumasi) ve Güneyde Trakya komiteleri adlariyla kurulmuş olan teşkilatlar Türklere karşi saldirya geçmişler. Çeşitli baskilarla göçe zorlanmişlardir

Türk hâkimiyetinin sona erdiği yıllarda Bulgaristan da bulgarlar, Türkçe olan yer adlarını bulgarcaya çevirmişlerdir.

1943 yılında Bulgaristan da yer adları üzerine küçük bir eser yazmış olan bulgar toponimisti Vasil Mikov kitabında bunu yazmıştır. Onun bildirdiğine göre bulgaristanda ki yer adları 1903’te toplu olarak gözden geçirilmiş daha sonra 1934′ te içişleri Bakanlığının emri üzerine 1600 Türk kökenli yerleşmenin adı Bulgarcaya çevrilmiştir Mikovun eseri 1943 te yayınlanmıştır. Şehirlerden hariç dağı, tepe, akarsu ve ovaların bile adları değiştirilmiştir.

1944 yılında Bulgaristan da Millietçilik ve ırkçı davranışları reddetiğini açıklayan komunst rejimin iktidar olmasına rağmen, Türklere reva görülen baskı zülüm ve vahşetin yine aynı tempolarda, üstelik daha planlı, daha şiddetli bir şekilde uygulandığnı görmekteyiz. Türklerin asimile edilebilmesi için öncelikle sayılarının azaltılmasına gidilmiştir. Rodop illerinde 333.321 Türk; 50.967 Bulgar ve 10.720 Rum nufusunun yaşadığı belirtilmektedir. Bulgaristan da bulgarların düşüncesi ise tek bir slav topluluğu yaratmaktı idi. Bu yüzden bulgar idarecileri 1910 yılında uzman subayların hazırlamış oldukları plandan faydalanarak çok yönlü propaganda ve baskı faliyetlerinde bulunmuşlardır.

Pomak Türklerine gayri Türk ile gayri Müslüman düşüncesini aşılamak, bilinçaltına yerleştirmek ve bunları diğerlerinden ayırıp, böylece parçalanmak istendi.

1945 yılından sonra azınlıklara, özellikle de Türk halkına karşı insanlık dışı ve hukuka aykırı soykırım tatbikatı sürdürülmüştür. Baskılar öncelikle Pomak Türklerinden başlanmıştır. Paşmaklı, Selvi, Tırnova, Plevne v.s. buralarda Türk isimleri değitirilmeye başlanmış.

8.IX.1946 da yapılan referandumda halkın %92 si Bulgaristanın Cumhuriyet olmasında oy kullanınca, Kral ve Kraliçe ülkeyi terketmek zorunda kalmışlardı.

 

27 Ekim 1946 de yapılan seçimlerde Vatan cepheşi kazanmıştı. ve Sovyetler Birliğinden dönen Georgi Dimitrov, başbakanlığa getirildi. Aynı yılın sonlarında, hazırlanan anayasa kabul edilerek yürürlüğe girdi. Bulgaristandaki komunist rejim, yeni anayasa ile azınlık hakları güvenceye alındığı halde, 1.500.000 Türk nufusa ırkçı ve şoven baskıları sürdürmekten vazgeçmedi. Yeni recim bir yandan azınlıklara kültürel ve dini baskıları sürdürürken, bir yandan da ırk ve milliyet esaslarına dayanarak vatandaşları arasında ayrım yapmama konusunda yükümlülük altına giriyor,

1947 Paris Anlaşması’nı ve 1948 İnsan Hakları Evrensel Bildirgesini imzalıyordu.

İkinci dünya savaşından sonra Bulgaristanda yapılan nufus sayımına göre, bu ülkede iki milyon (2.000.000) Türk yaşadığı belirlenmişti. Türklerin kendi dillerinde eğitim görmeleri imkânı kademeli olarak ortadan kaldırıldı ve Türk okulları kapatıldı. Devlet okullarında Türkçe Dersleri ise üçte bire indirildi.

1948 yılında Bulgaristanda Bakanlar kurulunca Rodoplar, Pirin ve Stranca bölgeleri için 38 nolu kararname ile yürürle girmiş olan bu karar. Bu bölgede yaşıyan insanların hayat seviyelerini yükseltmek ve onları refaha kavuşturmak amaçlanmış. Sadece hedef kitle olarak Türkleri seçmişler, bu da bulgarlaşmayı kabul edenler bundan yararlanmaları öngörülmüştür. Esas amaç halkı maddi yönden zorlamak ve zafiyete düşürmek süretiyle bulgarlaştırma yönünde yürütülen propaganda kampanyalarını etkili kılmaktır.

10.08.1950 tarihinde Bulgaristan ( 29.05.1989 tarihli Jivkov beyanatına benzer bir tarzda) Türkiye ye 3 ay içinde 250.000 Türkü kabül etmesini isteyen bir nota vermiştir. Bulgaristan Hükümeti, çok sayıda Türkü ülkeden atmakla Türk sayısını azaltma yoluna gitmiştir. Türkiye ile Bulgaristan arasında karşılıklı verilen notalardan sonra

1951 yılında Bakanlar Kurulu 865, 1096 ve 1526 nolu kararnameler ile en fazla Türklerin yaşadığı Kırcaali, Hasköy, Şumnu, Rusçuk ve Varna illerinde il halk belediyelerinin çalışmalarını yeniden düzenlemeleri öngörülmüştür.  1951 yılında başka bir kararname ise Türklere kendi dillerinde eğitim yapmaya müsade etmiş dergi, gazete ve kitap çıkarma haklarını tanımış. Parti yetkilileri bu süretle, Türklere komunist ideolojisinin aşılanmasının ve benimsetilmesinin kolaylaşacağını düşünmüşlerdir, bundan dolayı da izin verilmiş. Türk asıllı öğretmenleri radyo, basın gibi yerlerde görevli olanları pedagoji okulları ile özel kurslarda eğitereek komunist ilke ve ülkülerini Türk azınlığına nakletmek ve benimsetmek üzere hazırlanmışlardır

Aynı amaçla sıkı kontröl altında yeni ışık, Eylülcu çocuk gazeteleri ve Yeni Hayat dergisi yayınlamışlardır. Sınırlı da olsa verilen bu haklar Türk Milli şuğurunun, Türk Milliyetçiliğinin ve Türkler arasındaki dayanışmanın gelişmesini sağlamıştır.

1950 -51 yılları arasında 154.393 kişi Türkiyeye göç etmiştir.  Türkiyeye gelen soydaşlarımızla bir anket yapılmış ve bu anket sorunlarına göre, göçmenlerin %11.1 kendi arzusuyla, %85.3′ ü Bulgaristanda yaşamasının imkansız olduğndan ve %3 ‘ü göçe zorlandıklarından dolayı Türkiyeye geldiklerini açıklamışlardır. İşte % 88.3 ‘ü Bulgaristanda baskı ve zülümlerden kurtulmak üzere yaşadı, doğuduğ büyüdüğü toprakları terkederek Türkiyeye göç etmek mecburiyetinde kalmışlar. Türkler Bulgarlara bakış her zaman daha fazla olmuştur. Türk nufusun gelecekte Bulgarları aşacağı korkusu, Jivkov rejimin 1970 – 72 ve 1984 – 85 yıllarında insanlık dışı yöntemlerle Türk azınlığını yok etmek politikasına yönelmiştir.

                1956 yili sayimlarda Pomak Türkleri’ de Bulgar olarak geçmişlerdir. Bulgaristan da Komunist rejimi başlangicindan bu yana hiç bir yerde resmi nufus Türkleri bir milyondan fazla göstermemiştir.

1956 yılında BKP Merkez komitesinin nisan plenumunda Jivkov’ un iş başına getirilmesinden sonra Bulgaristanda Türklere karşı yürütüğü politika değiştirilmemiştir. Bulgaristan Anayasasında verilen haklar hiç bir zaman uygulanmadığı gibi, şimdi ise verilen hüriyetler yavaş, yavaş kısıtlanarak kaldırılmıştır. Bu çerçevede, öncelikle okullarda Türkçe eğitim kısıtlanmış Türk okulları gün geçtikçe azaltılmaya başlanmış ve böylece tamamen kapatılmaya kadar bile gitmiş. Türkçe gazete, dergi ve kitapların basını durdurulmuştur.

1959 yılından itibaren Türklerin kendi dilleriyle eğitim yapabilmeleri imkânı tamamen ortadan kaldırıldı. Böylece “tek uluslu Bulgar Devleti” yaratma politikasının planları yapıldı ve buna karşı çıkanların ölüme veya hapse mahküm edilmeye başladılar.

1959 yılından itibaren Türklerin kendi dilleriyle eğitim yapabilmeleri imkânı tamamen ortadan kaldırıldı.Bulgar Komunist Partisi Merkez Komitesi Politbürosunun 1969 yılında yayınladığı 549 sayılı ” Terörle dil, din, milliyet değiştirme” kararı ile bütün azınlıkların isim ve dinlerini değiştirme kampanyası başlatılmıştı.

 

Daha 10.04.1968 tarihlerinde Varna’da Parti aktifinin önünde Bulgaristan komunist partisi Merkez Komite’nin sekretarı Venelin Kotsev konuşmasında bu endişeyi dile getirmiştir. Ve şunu söylemiş: 2000 li yıllarda Bulgarlar azınlıkta kalacaktır, bunun için önlemler alınmalıdır. Bu nedenlerden dolayı Bulgaristan’ daki Türklerin nufusunu azaltmak için, elinden gelen her şeyi yöneticiler yapmıştırlar.

1964 yılında bulgaristan idarecileri tehlike olarak gördükleri Türkleri bir an önce Bulgaristan toplumu içinde eritmek gayesini gütmüşlerdir. Amaçları Türkiyenin propagandasının etkisinde kalmamaları cehalletten süratle kurtulmaları ve ilerici birer vatandaş olmaları için; bulgarca konuşmaları, Bulgar adlarını kabul etmeleri ve bulgar geleneklerine göre yaşamaları gerektiği tarzında yoğun propaganda kampanyaları yürütmüşlerdir. Ancak istedikleri hedefe ulaşamamışlardır. 1964 yılında alınan bu karar doğrultusunda ve bunu sıkı bir uygulamaya koyulmasına rağmen, Türkleri eritmek, inançlarından vazgeçirmek koparmak ve birlik ve beraberlini yok etmek mümkün olmamıştır. Buna takriben 1969 kararı gelmiş.

1969 yılında Priobştavane / bütünleşme/  birleşme kararı alınmış ve tatbikata konulmuş. Karara göre eğer azınlıkları kendi başlarına bırakılırsa istenilen birlik sağlanmayacak, sosyalizm ile komunizm zedelenecek ve bu ilerici sstemin getirdiği haklardan eşit olarak faydalanılamıyacaktır. Bu yüzden en kısa zamanda herkez bulgarlaşmayı kabul edecek ve Komunizmin sağladığı bütün hüriyetlerden istifade ederek arzu ettiği gibi yaşayacaktır. Amaçları ise bulgaristanda tek Millet bir bulgar slav topluluğu yaratmaktır. Bu arada bu kararın girmesiyle birlikte Türk okullarının kapatılması, Türkçe konuşanlara baskı yapılması ve Türklerin yaşadığı yerlerde ana dillerini konuşmalarının yasaklanması dikatleri çeken hususlardır. Bulgaristan Türkleri de bu baskıların artmasıyla benliklerine daha fazla sarılmış ve kendi aralarında kenetlenmişlerdir.

1970 yılına kadar Bulgaristanda Türkçe yayınlanan 95 gazete ve 13 derginin hemen hemen hepsi kaapatıldı. Türkçe gazete sayısı 4’e, dergi sayısı 2’ye düşürüldü. Müslüman çocuklarını komunizmi ve ateğizmi benimsetme çalışmalarına başlandı.

1970 yılında BKP Merkaz komitesi ve politbüro yetkilileri 549 sayılı gizli tehdiş ile Milliyet ve Din değiştirme kararını almışlardır. Bu karardan sonra bulgarlaştırma faliyetleri hızlandırılmış zaman zaman kanlı katliamlara da dönüştürülmüştür.

1971 de yeni bir Anayasa hazırlandı ve Todor Jivkov Devlet Konseyi Başkanlığına getirildi. Yeni bir ulusal meclis seçildi, Stanko Todorov Başbakan oldu. Bulgaristanda Türk azınlığı asimile etme çalışmaları Jivkov döneminde giderek yoğunlaştı.

1984 yılında Bulgaristanda Türklere karşı sürdürülen baskılar bütün ülke çapında yeniden şidetlenerek doruk noktasına ulaşmıştır ve bulgaristan da kalan Türk Milletini tarihten silmek istenmiştir. Bu tür benzer bir örneğin dünyanın hiç bir yerinde devletlerde görmek mümkün değildir. Bulgaristan bu tür uygulamalarıyla devletlerarası hukuk kurallarına ve insan hakları evrensel Beyannamesini ayaklar altına aldığı gibi kendi anayasasınıda ihmal etmiştir. Bu arada dünya da buna sessiz kalmıştır.

19.04.1985 tarihinde Alman ikinci televizyonu ( ZDF ) tarafından Bulgaristanda devlet terörü ile sürdürülen din ve milliyet değiştirme uygulamaları konusu kamuoyuna açıklanmıştır. Bulgaristanda Türk köylerin kuşatıldığını, Türklere isim değiştirmek için baskı yapıldığnı, karşı gelenlerin tutuklandığnı Mestanlı da direnme neticesinde şidetli çatışmaların meydana geldiğini belertmiştir.

Amerikanın sesi radyosu 27.05.1985 tarihli haber programında, Bulgaristan da yapılan incelemelerde Bulgarlaştırma kampanyasında meydana gelen olaylarda Kırcaali de 500 Türkün öldürüldüğünü, 1000 kişi tutuklanarak kampa gönderildiğini, ayrıca 26.12.1984 tarihlerinde Mestanlı da da kanlı olayların sürdüğünü söylemiştir.

1989 yılının 19. Mayısta Djebelde bir grup insan ayaklanmış ve “Özgürlük istiyoruz, Türklüğümüzden vaz geçmeyiz, İsimlerimizi isteriz, İnsan gibi bizlerde bu dünyada yaşamak istiyoruz.” sloganları atmışlar. Böylece Bulgaristan Türkleri Komunizmin sonunu getirmiş oldular. Bunun arkasından Rusyada Türk Cumhuriyetleri bağmsızlığına kavuşmuş oldular.

                1984 yılında isim deiştirme olayları esnasında 3.300.000 kimliğin değiştirildiği ortaya çıkmıştır. Bu arada bir de hatırlatma yapalım, 1984 yılında Pomak Türkleri yoktu, onların 1970 – 72 yılında değiştirilmişlerdi. Onlarıda sayisi en az 1.000.000 olduğunu dusunur ‘sek işte Bulgaristanda Türklerin nufusu. Yani Bulgaristanın yarısının bile üstünde.

 

1989 yılında Türkler barışçı yollarla kendi haklarını yeniden kazanmak ve onurlu bir hayat sürdürebilmek için açlık grevlerine başlamış protestolar, yürüyüşler düzenlenmişler ve seslerini yükseltmeye başlamışlardır. Böylece Jivkovu ve komunizmin düşürülmesini sağlamış oldular. Türklerin üzerine Bulgaristan yetkililerinin verdiği emirlerle, asker ve polisler ateş açılarak çok sayıda Türkler yaralanmış ve öldürülmüştür. Todor İkonomovo, Kaolinovo’da olduğu gibi. Hadiseler kanlı bir şekilde bastırılmıştır. Daha sonra Türkleri evlerini terketmeye zorlamış ve kitleler halinde ülke dışında çıkarmaya başlamış.

Böylece Bulgaristanda yine etnik temizlik başlamış oldu. Bu da Bulgaristan da bir faciaya neden oldu, Kendi vatandaşlarını gayri insani şartlar altında sürgün etme yolunu seçmiş ve bir tehcir hadisesini başlatmıştır. Dünya kamuoyunu yanıltmak için ise, bu durumu “Turistik hareket” olarak tanıtmaya çalışmıştır.

Bu arada 3 ay içerisinde 340.000 kişi Türkiyeye göç etmiştir.  İnsanlık tarihinde karanlık çağlarına terkedilmesi gereken ve II. Dünya harbinden beri görünmeyen büyüklükteki bu tehcirin acıları şu anda bile yaşanmaktadır. Doğudu büyüdüğü yerleri bırakmak o kadar kolay değildir. Bunu ancak yaşayan bilir. Dünya yeniden insanlığa karşı işlenen bir suça şahit olmaktadır ve buna dur deyende bulunmamıştır.

Bulgaristan Türklerinin istediği tek şey vardı Türk olarak doğudu büyüdüğü yerlerde yaşamaktı.

 

1989 yılında Jivkov iktidarının devrilmesi ile birlikte Bulgaristan’da demokrasiye geçiş başlamış ve bu geçiş hareketinde Bulgaristan Türkleri de yerini almıştır. Çoğunluğunu Türkleri oluşturduğu HÖH kurulmuş ve ilk yapılan genel ve yerel seçimlerden ülkenin 3ncü büyük partisi olarak ortaya çıkmıştır. Böylece Bulgaristan Türkleri, Bulgaristan’ın siyasi, iktisadi ve sosyal hayatında aktif rol almaya başlamışlardır. HÖH, 1990 yılında yapılan genel seçimlerden büyük bir başarı ile çıkmış ve iktidar ortağı olmuştur.