Türkiye Uzay Ajansı kurulacak

Tasarıya göre, Türkiye‘nin uzay ve havacılık teknolojileri alanında temel politika ve stratejilerinin belirlenmesi, uygulanması, dışa bağımlı olmayan rekabetçi sanayinin geliştirilmesi, toplumun refahı ve milli menfaatler doğrultusunda uzay teknolojilerinin kullanımının yaygınlaştırılması, uzay ve havacılık teknolojileri alanında bilimsel ve teknolojik altyapıların ve insan kaynaklarının geliştirilmesi, kapasite ve yeteneklerin artırılması, kanunun amaçlarını oluşturuyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile kamu kurum ve kuruluşları tarafından özel kanunlar uyarınca yürütülen faaliyetler, bu düzenleme kapsamı dışında olacak.
Ajansın taşınır ve taşınmazları ile para, evrak, dosya ve varlıkları devlet malı hükmünde olacak, haciz ve rehin edilemeyecek. Bunlar aleyhine işlenen suçlar, devlet malı aleyhine işlenen suçlar gibi kovuşturulacak ve cezalandırılacak.

UZAY AJANSININ GÖREV VE YETKİLERİ

Tasarıda, ajansın görev ve yetkileri şu şekilde yer alıyor:

-Ajans, okyanuslar ve kutuplarla ilgili araştırma yapabilecek, buralarda geçici veya daimi araştırma merkezleri, istasyonlar kurabilecek.

-Deneysel amaçlı uydular, uzay ve hava araçları geliştirmek amacıyla yerli veya yabancı tüzel kişilerle anlaşmalar yapabilecek.

-Uzay ve havacılık alanlarında bilim insanları ile uzman ve araştırmacılar yetiştirilmesi amacıyla burs ve ödül verebilecek.

Türkiye Uzay Ajansı kurulacak

UZAY KURULU VE BAŞKANIN GÖREV SÜRESİ 5 YIL OLACAK

Ajans, Uzay Kurulu, Başkanlık, Bilim ve Teknoloji Yönlendirme Komitesi, Uzay Uygulamaları Geliştirme ve Koordinasyon Komitesi organlarından oluşacak. Uzay Kurulu ve Başkanın görev süresi 5 yıl olacak.

Ajans bünyesinde araştırma merkezleri, enstitüler, laboratuvarlar, yer gözlem, yönetim ve kontrol merkezleri, uzay parkı, uzay bilim merkezleri, mükemmeliyet merkezi ve benzeri birimler Başbakan’ın onayıyla, uydu fırlatma merkezleri ise Bakanlar Kurulu kararıyla kurulacak.

KURUMLAR, GERÇEK VE TÜZEL KİŞİLER DE UZAYA YÖNELİK FAALİYETLERDE BULUNABİLECEK

Tasarıya göre kurum, kuruluşlar, gerçek ve tüzel kişiler, uzay ve havacılık araçları ve sistemleri geliştirebilecek, kurabilecek, uzaya yönelik faaliyetlerde bulunabilecek.

Olağanüstü haller ile ülkenin güvenliğini ilgilendiren durumlarda, sıkıyönetim, seferberlik ve savaş halinde tüm uzay sistemleri, milli güvenlik ve milli savunma amaçları doğrultusunda kullanılacak.

TSK, ihtiyaç duyduğu uydu ve uzay kabiliyetlerini kazanmaya yönelik olarak Ar-Ge, projelendirme, üretim, entegrasyon ve tedarik faaliyetlerini yürütebilecek, uzay sistemlerine sahip olabilecek.

DESTEK PROGRAMLARI UYGULANABİLECEK

Ajans uzay ve havacılık teknolojileri alanında yenilik ve tasarım faaliyetleri dahil olmak üzere, araştırma ve geliştirme ile ürün geliştirme faaliyetlerinin desteklenmesi amacıyla destek programları uygulayabilecek.

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı nezdinde oluşturulan kaynağın yüzde 20’si havacılık ve uzay teknolojileri alanında kullanılmak üzere, ajans hesaplarına aktarılacak.

Uydu, uzay ve havacılık teknolojisi ile sistemlerinin geliştirilmesi ve üretilmesi amacıyla ihtisas bölgeleri kurulabilecek.

107 KADRO TAHSİS EDİLECEK

Uydular ve alt yapısının işletilmesiyle ile ilgili hak, yetki ve yükümlülüklerin belirlenmesi amacıyla ajans ile Türksat A.Ş. arasında görev sözleşmesi imzalanacak.

Tasarıya göre, ilk atanan başkanın görev süresi 6 yıl olacak.
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı uhdesinde toplam 107 kadro ihdas edilecek.

Referandum takvimi Resmi Gazete’de yayımlandı!

16 Nisan’da yapılacak olan anayasa değişikliği referandumu seçim takvimi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın teklife onay vermesinin ardından Resmi Gazete’de yayımlandı.

Takvime göre referandum süreci 16 Şubat 2017 Perşembe günü başlayacak. Yurt içi ve yurt dışı seçmen kütükleri 10 Mart 2017 Cuma günü kesinleşecek. Yurt dışındaki vatandaşlar oylarını 27 Mart-9 Nisan tarihleri arasında kullanacak.

Seçim takviminin önemli aşamaları şöyle:

18 Şubat: Muhtarlık bölgesi askı listeleri Sabah 08.00’de askıya çıkarılacak. Tutuklular ile taksirli suçlardan hükümlülere ilişkin askı listeleri de güncellenmek üzere askıya çıkarılacak ve itirazlar başlayacak. Yurt dışı seçmen kütüğü, “www.ysk.gov.tr” adresinden ilan edilecek ve itirazlar başlayacak. YSK’nın www.ysk.gov.tr adresinden bina esasına göre düzenlenen seçmen kayıtlarının sorgulanmasına başlanacak.

26 Şubat: Muhtarlık bölgesi askı listeleri askıdan indirilecek. Tutuklular ile taksirli suçlardan hükümlülere ilişkin askı listeleri askıdan indirilecek ve itirazlar sona erecek. Yurt Dışı Seçmen Kütüğüne yapılacak itirazlar Türkiye saati ile 17.00’de sona erecek. Bina esasına göre düzenlenen seçmen kayıtları, www.ysk.gov.tr adresinden sorgulanacak.

10 Mart: Yurt içi ve yurt dışı seçmen kütükleri kesinleştirilecek. Yurt içi seçmenlerin oy vereceği yer ve sandıklar belirlenecek. Yurt dışı seçmenler için oy kullanılacak temsilcilik, tarih aralığı ve yer bilgileri “www.ysk.gov.tr” adresinden ilan edilecek.

11 Mart: Halk oylamasında kullanılacak birleşik oy pusulaları basılacak, basımı tamamlandıkça plan dahilinde dağıtılacak. Gümrük kapılarında kullanılacak araç ve gereçler ilgili seçim kurullarına gönderilmeye başlanacak.

27 Mart: Gümrük kapılarında ve yurt dışı temsilciliklerinde oy verme işlemine başlanacak.

30 Mart: TBMM’de grubu bulunan siyasi partilerin radyo ve televizyonda propaganda başvuruları ve propaganda sırasının belirlenmesi için kuraya katılacak temsilcisi ile TRT temsilcilerinin YSK’ya bildirilmesinin son günü olacak. Konuşma yapmayı dilemesi halinde, Cumhurbaşkanının yapacağı konuşmalar için yayın zamanı ve sırası tespit edilecek.

31 Mart: Başvuran siyasi partilerin radyo ve televizyonda yapacakları propaganda konuşmalarının yayın ve zaman sıralarının belirlenmesi için YSK tarafından ad çekilecek.

9 Nisan: Yurt dışı temsilciliklerde oy verme işlemi sona erecek. Propaganda serbestliği ve bir kısım seçim yasakları başlayacak. Radyo ve televizyon propaganda konuşmalarına başlanacak.

12 Nisan: İlçe seçim kurulu başkanlıklarınca malzeme torbaları sandık kurulu başkanlarına teslim edilecek.

15 Nisan: Seçim propagandası saat 18.00’de sona erecek.

16 Nisan: Oy verme günü.

TİKA Başkanı: Türkiye önüne çıkan engellere rağmen her geçen gün güçleniyor

TİKA Başkanı Çam, Türkiye’nin önüne çıkarılan engellere rağmen her geçen gün güçlendiğine dikkati çeken Çam, “Biz dayak yiye yiye büyümeye başlamışız, güçlenmişiz. Önümüz çok açık. Umutlu olmamız lazım.” dedi.

Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) tarafından Koordinatörler Buluşması kapsamında “Güçlü Türkiye, Etkin Diplomasi-İşbirliği ve Fırsatlar” başlıklı panel düzenlendi.

“Sabırlı olmamız lazım”

TİKA Başkanı Serdar Çam, panelde yaptığı konuşmada kurumun çalışmaları hakkında bilgi verdi. Türkiye’nin önüne çıkarılan engellere rağmen her geçen gün güçlendiğine dikkati çeken Çam, “Biz dayak yiye yiye büyümeye başlamışız, güçlenmişiz. Önümüz çok açık. Umutlu olmamız lazım. Hedeflerimize varabileceğimiz şekilde de bir kapasite oluşuyor. Bir telaş içindeyiz. Her şeyi yakalamaya, kaybettiğimiz zamanı yakalamaya çalışıyoruz. Sabırlı olmamamız lazım.” ifadesini kullandı.

Çam, TİKA’nın artık projelerde seçici davranmaya başlar noktaya geldiğini, dünyanın çeşitli noktalarında yaptıkları hizmetleri anlattı. Çalışmalarından örnekler sunan Çam, TİKA’nın bugün Sivas Kangal köpeklerinin, Namibya’da çiftlik hayvanlarını dünyanın en hızlı canlılarından olan çitalara karşı korumak için verdiği mücadeleye lojistik destek sunar hale geldiğini aktardı.

“Hem yurt içinde hem yurt dışında epey mesafe aldık”

Kurumun genel merkezinde yapılan panelin moderatörlüğünü Başbakanlık Başmüşaviri Sönmez yaptı. Sönmez, Berlin Duvarının 1989’da yıkılması ve 2001’de meydana gelen 11 Eylül saldırılarının, uluslararası ilişkilerde kırılma noktası olduğunu kaydetti.

Türkiye’nin de 2000’li yılların başından itibaren siyasi istikrarı yakalamasıyla yeni yüzyıla hızlı bir giriş yaptığını belirten Sönmez, “Hem yurt içinde hem yurt dışında epey bir mesafe aldık. Akraba topluluklarla gönül coğrafyamızdaki insanlarla dünyanın dört bucağıyla güzel ilişkilerin ortaya çıktığı, derinleştiği bir dönem yaşadık.” dedi.

Sönmez, bugün itibarıyla dünyaya bakıldığında bulanık bir tablonun görüldüğünü, 2017 yılının zorlu geçeceğini düşündüklerini kaydetti.

Türkiye’nin önünü kesmek için birçok girişimin olduğunu vurgulayan Sönmez,”En son 15 Temmuz gibi küresel mahiyetli olduğunu düşündüğüm saldırıyla baş başa kaldık. Milletimin derin ferasetiyle bunu püskürttük. Yükselen Türkiye’nin her türlü yol ve yöntemle önünü kesmek isteyecekler. Doğrudan veya dolaylı yöntemle üstümüze gelecekler. Fakat Türkiye artık eski Türkiye değil.”diye konuştu.

Yeni Adı “İstifa!” Olmalı

Dr.Nedim BİRİNCİ

Tarih: 20 Şubat 2017

Öfkeli ve parçalanmış toplumda yaşamak.

Memleketimizi 26 Mart 2017 seçimlerine götüren, Başbakan Ognyan Gercikov yönetimindeki geçici hükümetin kokusu buruna vurmaya, rengi de göze çarpmaya başladı.

Bakanlar kurulunun temel kadrolarının halkımızın kanını ve ruhunu emen sülükler arasından özenle seçildikleri ortaya çıktı.

Bakanlar Kurulu Başkanı Ognyan Gercikov’tan başlayalım:

Yakın zamana kadar bugünkü başbakanın oğlu Stanislav Gercikov Bulgaristan “Duble Yollar” devlet şirketinde hukuk danışmanlığı yaptı. Ülkede maaş ortalaması 500 leva iken o KDV hariç 4 000 (dört bin) leva alıyordu. Gördüğü davalar için ek ödemeler yapılıyordu ve yıl için aylık ücreti ortalaması 6 000 (altı bin) leva oluyordu. Aferin!

Yeteneksiz hukuk danışmanı Stanıslav Gercikov davaları hep kaybettiği için birkaç ay önce işten atılmıştı.

Bilirsiniz herkesin biraz şansı ve biraz da kısmeti vardır. 2 hafta önce Sofya Varna an yolunda Botevgrat’tan önce “Eçemiçka” tünelinde tavan lambaları düştü, bir araç ezildi ve bir yolcu öldü. Olayın ardından Bulgaristan “Duble Yollar” devlet Şirketi Yürütme Müdürü görevinden alındı ve biliyor musunuz Başbakan Og. Gercikov onun yerine kim atadı?

1984 – 1989 yılları arasında Türkleri Bulgarlaştırma sürecinde, o kanlı “soya dönüş” zulmü yıllarında Varna iline bağlı Dılgopol ilçesinde ve hain başı Ahmet Doğan’ın köyü olarak ünlenen Drındar köyünün de ilçe sınırları içinde bulunan Suvorovo Belediyesinde 30 Türk düşmanı ajanla ve üç bölgesel grup yöneticisiyle çalışan Valentin Atanasov Nikolov’u atandı. 1955’te Varna doğumlu olan Nikolov 1976’da Sofya’daki İç İşleri Bakanlığı “Devlet Güvenliği” fakültesine yazılmış, 1982’de İç İşleri Bakanlığı (VMR)  “DS” gizli poliste Türkler arasında casusluk yapan 04 – 06 şubesinde “Dılgopol ve Suvorovo” Türk bölgesinden sorumlu bir gizli subay olarak göreve başlamıştır. 1985’te Türklerinin enselerine basıp kan kusturulmalarından sonra 1986’da “kıdemli istihbaratçı” unvanı alan Nikolov’un biyografisi kısaca şöyledir.

1985’in soğuk kış günlerinde Müslüman Türklerin hepsinin isimlerinin, dinlerinin, kimliklerinin değiştirilerek soy geçmişleri söküldü. Bulgarlaştırma baskı ve terör yöntemlerine en faal bir şekilde ve amansız katılan, Todor Jivkov rejimi döneminde Bulgar tarihinin en ağır, en iğrenç ve yüz karası cinayetlerinde eli kana bulanan subay Nikolov, tutuklanıp işlediği cinayetler için yargılanıp hapse atılacağına, yüksek devlet ödülüyle ödüllendirilmiştir.

O, güya “soya dönüş” yıllarında gösterdiği olağanüstü aktiflik için MVR-Varna 4. Şubesi Amiri Albay Sv. Vasilev’in hazırladığı ve MVR-Varna Müdür Yardımcısı Albay Sava Denev’in  ve Bulgaristan Komünist Partisi (BKP) İl Komitesi tarafından kaleme alınan ve Türk etnik azınlığı üzerindeki yüksek başarılarını öven özgeçmişle Bulgaristan Halk Cumhuriyeti Devlet Konseyine ödüllendirilmek üzere önerildi. Ve Türklere zulüm eden kahraman olarak göğsünde en yüksek ödül olan “Halk Emek Madalyası” şakıdı.

Katilin 1979 – 1986 yılları arasında Türkler arasındaki kemirgen köstebek çalışmaları şu sözlerle nitelendirilmiştir:

Çalışmalarında yüksek komünist idesellik, politik olgunluk ve parti siyasetine bağlılık gösterdi. Sınıfsal yaklaşım sahibi olup devrimci uyanıklık gösterirken burjuva ideolojisine karşı amansız oldu.”

O, 1985’te Türklerin isimleri değiştirilirken BKP örgüt sorumlusu seçildi. Köstebek sürüsünden 30 ajan ve 3 köy grubu yöneticisini bileyip yönlendirdi. Bu hainliği için 1987’de, Varna köylerinde Türkler kan kusarken, aydın ve gençlerimiz hapishanelerde ve toplama kamplarında çürütülürken, MVR-Varna İl Amiri Nikolov’u “Bulgarlaştırma etkinliklerinde elde ettiği başarılardan ötürü” yeniden övdü ve ikinci ödül için öneride bulundu. HÖH yönetimi sözde “yönetenleri yönetiyor” fakat konu halkımızın ezilmesi ve yok edilmesi olunca dut yemiş bülbül oluveriyor. Ne ki, bu ebediyen böyle gitmez…

Türklere karşı köstebeklik ve kemirgen işine iyi bakan subay Nikolov Varna ili Ruslar tarafından istila edilince bu cephede de başarılı çalışabilmesi için 1991’de Moskova’daki Dış İstihbarat Teşkilatı (KGB) Enstitüsüne gönderildi. Moskova’da yüksek bilimsel unvanlar aldı. Kendisine orada KGB dosyası açıldı. O arşivde Ahmet Doğan’ın da özel istasyon şefi dosyası var. Burada en yüzkarası, en acıklı ve ciğer kemirici olan Ognyan Gercikov geçici hükümetinin Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH-DPS) oylarıyla seçilen Cumhurbaşkanı Rumen Radev tarafından seçilmiş, atanmış ve kadro değişiklikleri yapmaya devam etmesidir.  Kapanmayan yaralarımız kanarken Bulgarlaştırma süreci katillerinin 2017 yılında (30 yıl sonra) aklanmış paklanmış devlet holdinglerinin başına getirilmesi,  yağma sofrasının devam etmesi, yeri cezaevi olan canilerin ve oligarşi-mafyasının sofra başı olmaya devam ettiğine ve etmeye devam hazırlıkları gördüğüne çok ciddi bir kanıttır.

Komünist rejimin en ağır cinayetlerini işleyenlerin devlet makamlarında en önemli görevlere atanması, karanlık bir gelecek olacak, anlamındadır. Burada söz konusu olan 1 253 383 (bir milyon iki yüz elli üç bin üç yüz seksen üç) Bulgaristan vatandaşına baskı terör ve zulüm uygulanmış olması ve bunun neticesinde bugün 720 bin Türkün memleketimizi ter etmiş durumudur. Bu örnek, demokrasiye geçilmesinden 27 yıl sonra Bulgaristan’da “Bulgarlaştırma” hırs ve ideolojisinin eskisinden daha canlı ve amansız yeni saldırılara hazırlandığına kanıttır. Bu tehlikeyi yaşatan ve taşıyan siyasi güçlerden biri de HÖH partisidir. Kendisini insan haklarını koruyorum maskesi ardına gizleyerek hareket eden bu parti Nikolov’un Sofya’ya gelmesinde önemli rol oynamış, razılık göstermiştir. Bulgaristan’ı vatan bile Türklerin kimlik olarak yok edilmesindeki zalimliğinden dolayı Bulgar devletinin en yüksek ödüllerinden biriyle ödüllendirilen bir gizli polis subayının 2017’de su yüzüne çıkarılması ve devlet yönetimine davet edilmesi, anlaşılır gibi değildir.

Meydana gelen yeni durumda, Nikolov’un atandığı görevden hemen serbest bırakılması ve Başbakan Gercikov hükümetinin de Bulgaristan Türklerinden özür dilemesi gerekmektedir. Çünkü bu Türklerin onurunu yeniden çiğnemekten başka bir şey değildir. Bu olay memleket çapında alevlenmeli ve hükümetin istifası istenmelidir.

Bu iğrenç olay Bulgaristan’ın gerçekten içindeki kurbağaların “demokrasi, demokrasi” diye vakladıkları  bir bataklık olduğuna son kanıttır.

26 Mart seçimlerinden sonra Bulgaristan’da halk tarihte görülmemiş boyutlarda ayaklanırsa lütfen kimse kaçmasın.

Arşivlet konuşuyor: Anton Todorov

Bir örnek daha:

Bulgaristan Sosyalist Partisi (BSP) 26 Mart Seçimlerinde sandık başı aday listesini açıkladı.

Sofya’da sandık başı şahıslardan biri, Todor Jivkov’un damadı olan İvan Slavkov’un yakın dostu, babası “Belene” Ölüm Kampı Müdürlerinden olan, gazeteci Toma Tomov’tur.  Yukarıdaki yüz karası örneği 26 Mart seçimlerinde çok küstah bir şekilde karşılıyoruz. Türk düşmanlığı su yüzüne çıkıyor ve kaymak tutuyor. Yukarıda yazılanların tümü Toma Tomov için de geçerlidir.

Katiller, caniler, mafya ve oligarşi sınıfına örülmüş yılan gibi sürünerek iktidara yaklaşıyor.

Kim hangi partiye oy verecek lütfen artık düşünelim ve bu defa yanlış yapmayalım.

BGSAM İrfan Kulübü görev başında.

Türk vatandaşı olmayanlara sağlık hizmeti imkanı

Çalışma Bakanı Mehmet Müezzinoğlu “Türkiye vatandaşı olup da birinci dereceden yakınları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayanlar, aylık 53 liralık sosyal sigortalar sağlık primi ödeyerek her türlü sağlık hizmetini bu ülkede alabilecekler” dedi.

Balkanların Sorunları Çalıştayı’nda 5 ana başlık belirlediklerini vurgulayan Müezzinoğlu, bunlardan birincisinin vatandaşlıkla ilgili sorunlar olduğunu dile getirdi.

Müezzinoğlu, bunu İçişleri Bakanlığı ile görüştüklerini belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Diğeri çalışma izinleriyle ilgili durumlar bizi ilgilendiriyor ve inşallah onları daha seri, daha hızlı, daha bürokrasiden arınmış şekilde çözeceğiz. İkamet tezkerelerinin kısa süreli olması, bunları yine uzun süreli ikamet tezkereleri pasaport süresince olabilecek ikamet tezkerelerine dönüştüreceğiz. Bazı denklik gibi buna benzer sorunlar var ama diğer bir konu daha var. Gelmiş kendisi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmuş ama annesi, babası birinci derecede yakını orada, nerede Balkanlarda nerede Batı Trakya’da yaşlı bir sağlık sorunu olduğu zaman evladının yanına, çocuğunun yanına gelmek istiyor ama deniliyor ki ‘Sosyal güvencen olmadığına dair belde getir. Orada sosyal güvencesi var nasıl getirsin. Orada tedavi ol ama evladı burada. Ahir ömründe evladının yanında sağlık hizmeti almak istiyor. Şimdi bugün plan bütçede görüşmeleri yapılan yasa tasarımızla inşallah Türkiye vatandaşı olup da birinci dereceden yakınları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayanlar, aylık 53 liralık sosyal sigortalar sağlık primi ödeyerek her türlü sağlık hizmetini bu ülkede anavatanında alabilecekler.”

Avrasya Tüneli açılışı

Asya ve Avrupa yakalarını, deniz tabanının altından geçen bir karayolu tüneli ile birbirine bağlayacak olan Projesi açıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yıldırım’ın katılımıyla açılan olan Avrasya Tüneli için bugün İstanbul’da bayrağını alan tören alanına gitti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 150 yıllık hayal olan asrın projesi Avrasya Tüneli’nin töreninde konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan burada yaptığı konuşmada, “Dün akşam ki kalleşte Rusya’nın temsilcisi olan bir yerde bize emanet olan bir insanı sırtından vurdu. Sırtından vurmak kalleşlerin adetidir. İşte bunu yaptılar. Dün akşam ki tabi bedelini anında ödedi ama bağlantıları hepsi ayrı ayrı inceleniyor. Zaten bağlantılar çıkmaya başladı” dedi.

İstanbul’da araç trafiğinin yoğun olduğu Kazlıçeşme-Göztepe hattında hizmet verecek olan , toplam 14,6 kilometrelik bir güzergâhı kapsıyor. Projenin 5,4 kilometrelik bölümü, deniz tabanı altına özel bir teknoloji ile inşa edilen iki katlı tünelden ve diğer metotlarla inşa edilen bağlantı tünellerinden oluşurken Avrupa ve Asya yakalarında toplam 9,2 kilometrelik güzergâhta ise yol genişletme ve iyileştirme çalışmaları gerçekleştirildi. Sarayburnu-Kazlıçeşme ile Harem-Göztepe arasında yer alan yaklaşım yolları genişletilerek kavşak, araç alt geçitleri ve yaya üst geçitleri inşa edildi. Avrasya Tüneli ile yolculuk süresi 100 dakikadan 15 dakikaya kadar inerken güvenli ve konforlu yolculuğun ayrıcalığı yaşanacak. Çevre ve gürültü kirliliğinin azalmasına da katkı sağlanacak.

AVRASYA TÜNELİ’NDEN İLK GEÇİŞİ CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN YAPTI

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrasya Tüneli’nin töreninin ardından makam aracına bindi. Avrasya Tüneli’nden ilk geçişi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan, Arnavutluk Cumhurbaşkanı Bujar Nishani, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Meclis Başkan İsmail Kahraman, Başbakan Binali Yıldırım ve eşi Semiha Yıldırım, Gürcistan Başbakanı Giorgi Kvirikashvili, Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan tünelin tam ortasında araçlarından inerek bir süre tünelde yürüdü. Cumhurbaşkanı Erdoğan Avrasya Tüneli’nin en derin noktasında temsili olarak iki yakayı birleştirdi. Daha sonra Erdoğan ve beraberindekiler hatıra fotoğrafı çektirdi. Daha sonra Erdoğan ve protokol üyeleri araçlarına binerek tünelin Göztepe Çıkışı’na hareket etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrasya Tüneli’nin açılış töreninde yaptığı konuşmada, Türkiye’nin iki kıtayı birbirine bağlayan nadide bir ülke olduğunu söyledi. Erdoğan, “Hamdolsun iki kıtayı birbirine bağlayan böyle nadide bir ülkenin, aynı zamanda bir şehrin mensuplarıyız. Bu şehir gerçekten uğruna birçok şeyler feda edilebilecek bir şehir. Onun için biz bu şehre aşığız. (Avrasya Tüneli) Temelini Asya yakasında atmıştık, Rabbime hamd olsun açılışı Avrupa yakasında yapıyoruz. Bu ne mutluluk” dedi.

Konuşmasında dün akşam hain saldırı sonucu sırtından vurularak hayatını kaybeden Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’a yer veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dün akşam ki kalleş Rusya’nın temsilcisi olan bir yerde bize emanet olan bir insanı sırtından vurdu. Sırtından vurmak kalleşlerin adetidir. İşte bunu yaptılar. Dün akşam ki tabi bedelini anında ödedi ama bağlantıları hepsi ayrı ayrı inceleniyor. Zaten bağlantılar çıkmaya başladı” şeklinde konuştu.

 

AVRASYA TÜNELİ’NİN GEÇİŞ ÜCRETİ YILBAŞINA KADAR 15 TL

* Kardeşlerim yılbaşına kadar buranın ücreti 15 TL olsun. Sayın Başbakan yanlış yapmıyoruz değil mi? Yılbaşına kadar 15 liradan ve TL olarak o güne kadar bu geçişler yapılacak ve Aile Sosyal Politikalar Bakanlığındaki Şehit ve Gazilerimiz için oluşturulan hesaba aktarılacak. Dün akşam Ankara’da cereyan eden saldırıda hayatını kaybeden Karlov’a rahmet diliyorum. Sayın Putin’in şahsında Rus halkına baş sağlığı diliyorum. Bu arada Suriye ve Irak’ta kararlılığımız devam edecek. Orayı kaderlerine terk etmeyeceğiz, Oraki mücadeleye yönelik Dışişleri Bakanımız bugün Moskova’daki görüşmeleri yürütüyor.

Asrın projesi Avrasya Tüneli’nin açılış kurdelesi Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in duasının ardından kesildi.

YENİ HAVALİMANI 26 ŞUBAT 2018’DE!

İnsanımızın hayatını kolaylaştırmak için yola çıktık diyen Başbakan Yıldırım konuşmasında şunları kaydetti:

“Hayalleri birer birer gerçeğe dönüştürerek bugünlere geldik. Her bir proje ve hizmet bu toprakların hakkı ve emeği olan aziz milletimiz içindir. Türkiye’nin büyüme azmini Allah’ın izniyle hiçbir şer güç durduramayacak. Türkiye’yi hiçbir beşeri güç dize getiremeyecek. Ne yaparlarsa yapsınlar Anadolu topraklarındaki bin yıllık kardeşliğimize zarar veremeyecekler. Biriz, kardeşiz, birlikte Türkiye’yiz. Bugün ecdadımızın şahına yakışır bir proje ile İstanbulluların huzurundayız. Fatih İstanbul’u fethederken gemileri karadan yürüttü. Onun torunları Erdoğan ve arkadaşları arabaları denizlerin altından götürüyor. 100 dakikalık mesafeyi Yenikapı’dan göztepe’ye 15 dakikada geçeceğiz. İşte hizmet ve medeniyet bu. Tünelin doğal afetlerden etkilenmeyecek donanımlara sahip olduğunu ifade eden Başbakan Binali Yıldırım, “Cumhuriyetimizin 90. yıldönümünde asrın projesi Marmaray’ı hizmete aldık. Geçtiğimiz haziranda Osman Gazi Köprüsü, ardından Yavuz Sultan Selim Köprüsü.. İnşallah yeni havalimanımızı 2018 yılının 26 Şubatı’nda devreye almış olacağız. Hayırlı uğurlu olsun diyorum şimdiden… Şimdi de Marmaray’ın kardeşi Avrasya Tüneli’ni açıyoruz. Sizin duanız ve desteğiniz arkamızda olmasaydı bu eserleri yapamazdık. İnşallah bundan sonra büyük projeleri birer birer hizmete alacağız” şeklinde konuştu.

İsim Denklik Belgesini nasıl alırım?

İSİM DENKLİK BELGESİ

1- İsim denklik belgesi taleplerinin doğrudan ilgilinin yerleşim yerinin bulunduğu Nüfus Müdürlüğüne yapılması halinde, Nüfus Müdürlüğünce, talepte bulunan kişinin Türk vatandaşlığını kazanmadan önceki ad ve soyadının nüfus kaydında bulunup bulunmadığı incelenir, var ise denklik belgesi düzenlenerek verilir.

2- Talepte bulunanın Türk vatandaşlığını kazanmadan önceki ad ve soyadının kaydında bulunmaması halinde, İsim denklik belgesi talepleri, Genel Müdürlüğümüze intikal ettirilir. Genel Müdürlüğümüzce ilgilinin dosyası üzerinden yapılacak inceleme neticesi, kişinin önceki ad ve soyadı bilgilerine ilişkin dosyada yeterli bilgi ve belge bulunması halinde denklik belgesi düzenlenerek verilir. Kişinin önceki ad ve soyadı bilgilerine ilişkin dosyada yeterli bilgi ve belge bulunmaması halinde ise denklik belgesi düzenlenmesi mümkün değildir.

Aşağıdaki dosyayı indirerek örnek dilekçeye ulaşabilirsiniz.

 

İsim Denklik Belgesi

http://www.nvi.gov.tr/Files/File/Vatandaslik/%c4%b0sim%20Denklik%20Belgesi.doc

TÜRK DÜNYASINA ÇAĞRI

Yüz yılı aşkın bir süredir Türk elleri üzerinde bütün Türklerin birleşmesi, bin yılı aşkın süre de yaşanan ve gittikçe derinleşmekte olan suni bölünme ve parçalanmanın ortadan kaldırılması fikri yayılmaktadır. Türklerin bir bütün olarak birleşmesi; yüksek perdeden seslendirilen sosyal bir talebe çevrilmiş, güzel halkımızın bütün tabakalarınca bir zaruriyet olarak görülmüştür.

BAŞLICA AMACIMIZ: TÜRKLERİN BİRLEŞMESİDİR!

Bu amaçla 07.07.2017’de dinî mensubiyet, siyasî mevki, medeni zevk farkı gözetmeksizin en geniş katılımlı; Türk elinin bütün tabakalarının iştirakıyla ve çapı itibarıyla Cengiz Kurultaylarını andıran Büyük Türk Kurultayının toplanmasını teklif ediyorum. Öncelikle belirtmek isterim ki, Kurultay hiçbir siyasî amaç ve menfaat gütmemektedir. Herhangi bir devletin iç işlerine müdahil olmaya kesinlikle karşıdır. Kurultay, herhangi bir halkın ya da dinin aleyhinde değildir. Tek maksadımız bütün Türkler arasındaki ilişkilerin ve işbirliğinin güçlendirilmesi, büyük Türk otağı içinde yıllarca, asırlarca birikmiş problemlerin çözüme kavuşmasıdır. Dünya Türlüğünün birleşmesi, burada siyasî ve devletlerarası birlikten ziyade halk seviyesindeki birliktir. Kurultay uluslararası hukukun esas prensip ve normlarını tanımakta hiçbir devletin içişlerine karışmamayı ilke olarak benimsemektedir. Devletlerimizi olası siyasi engellerden korumak amacıyla Kurultayı, özel kurumlar ile Sivil Toplum Kuruluşları önderliğinde toplamayı zaruri görmekteyim.

Kurultayın çağrılması için her bir Türk elini temsil edenlerden oluşan bir Teşkilat Komitesinin oluşturulması gerekir. Teşkilat Komitesinin danışma organı, her Türk elinin temsil olunduğu Aksakallar Şurası olmalıdır. Teşkilat Komitesindeki her yer, maksatları doğrultusunda kendi şubesini oluşturur. Bu şubeler ise kendi bünyelerinde bulundukları yerlerde bölümlerini oluştururlar. Teşkilat Komitesi, Kurultaya gönderilecek materyallerin hazırlanması için uzmanlar seçer. Komite temsilcilerinin tayin olmasıyla birlikte temsilciler, Türk birliği fikrinin tebliğiyle ve tarihteki gibi her yerde festivaller, ilmi-işlevsel konferanslar yapabilirler. Lakin Kurultay yalnızca toplanıp, eğlenip dağılmak için oluşturulmamıştır. Kurultaya uzmanlarca özel olarak hazırlanmış materyallerile anlaşmaların kabul edilmesi için oluşturulmalıdır. Aşağıda Kurultay için gerekli olduğunu düşündüğüm materyalleri kendi bakış açımla ifade etmeye çalışacağım.

Bütün dünya Türklüğünün tamamı ve her bir Türk eli için ayrı ayrı acil çözülmesi gereken sorunlar vardır. Aksi takdirde, yeryüzünden silinip gitme tehlikesiyle karşılaşırız ve yalnız tarihte kalırız. Türkler bölünmüş olduğu müddetçe bu problemler çözülmemeye devam edecektir. Ancak 19. asrın sonunda ileri sürülmüş birleşme fikri hala hayata geçirilmemiştir.

İsteklerimizle gerçeklik arasındaki farkın objektif ve sübjektif sebeplerini detaylı olarak anlatmak uzun yer tutacak ve gereksiz tartışmalara yol açacaktır. Bu sebeplerden ziyade Türk Birliği için yapıcı teklifler ileri sürmek yeterlidir.

  1. Eskiden, Türk birliğini teklif edenler her bir Türk elinin farklı çıkarlarını ve özelliklerini dikkate almadan hangi bayrak altında birleşileceği hususunu düşünürlerdi. Bizler büyük kardeşler aramıyoruz; sayıdan, güçten, imkânlardan bağımsız aynı haklara sahip ikiz kardeşleriz.
  2. Önceden; birleşmeyi sağlayacak gelişen bir mekanizma teklif edilemiyordu ve bu sahada pratiğe dökülemeyen işlerle karşılaşıyorduk. Bu işler, zaruri olmayan kararları kabul eden, kabul ettiği kararların ise hayata geçirilmesine çalışmayanların bir araya geldiği toplantı, konferans ve kurultaylarla sınırlanmıştır.

Yukarıda ifade ettiğim fikirlerden yola çıkarak büyük İsmail Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde ve işte birlik” sözlerini esas aldığımı belirtmek isterim. Bu sözler yalnızca bir slogan olarak değil; Türk Birliğinin formülü, faaliyet planı olarak kabul edilmelidir. Bu kimsenin yakın ya da uzak iradesine bağlı olmayarak bütün Türklerin birleşmesini sağlayacak yegane mekanizma olacak. Bu formülün açılımını ve formül verilerini aşağıdaki gibi belirledim:

  1. Halk kelimesine türlü tanımlar verilmiştir. Tanımlarından bağımsız olarak, halklar arasındaki farkların ve sınırların esas belirleyicisi dildir. İki dilli ve çok dilli halkların olması mümkündür, lakin bu, bir anadiliyle birlikte başka bir dilin de bilindiğini gösterir. Diğer halkın diline, anadilinden daha çok özen gösteren, önem veren bir halk yoktur. Mesela, İngilizce konuşan halkların içine İngilizce bilen halklar da dâhildir. Fransızca konuşanlar kendi dilleriyle birlikte Fransızca da bilenlerdir. Türk dilli halklar anlayışı tamamıyla uydurma, suni ve hiçbir esası olmayan bir anlayıştır. Türkçeyi, Türk dilli halklar değil, Türklerin kendisi konuşmaktadır! Aynı şekilde, Türkler yabancı bir dilden istifade etmemekte; ana dillerinde konuşmaktadırlar. Dilin önemi bu bağlamda dikkate aldığımızda öncelikle kendi dilimizle meşgul olmamız gerekir. Türklerin tarihte yayılma süreci boyunca dilimiz, bugün farklı coğrafyalarda git gide daha çok farklılaşmaktadır. Farklı Türk elleri birbirlerini bazen çok zor anlayabilmekte bazen ise hiç anlayamamaktadır. Türk ellerinin karşılıklı anlaşmalarını kolaylaştırmak için her şeyden önce dilde birliği temin etmek gerekir. Yeni bir dil yaratmaya gerek yoktur, sonuçta dil umumidir. Bazı farkları ve özellikleri dikkate almazsak; lehçelerin, dilin esas ölçülerine, cümle kuruluşuna, dil bilgisine göre birliği ortaya çıkar. Esasen mahiyeti itibariyle fark, aynı olan sözlerin telaffuzundadır.Bu nedenle, birleşmeyi sağlayabileceğimiz, vasıtasıyla dilde birliğe nail olabileceğimiz ve telaffuz farklılığını ortadan kaldırmaya yardım edecek bir sözlük hazırlanmaya çalışılmalıdır. Sözlük üzerinde çalışmaya başlamadan önce, işin çerçevelerini, prensiplerini belirlemek gerekir. Bu sayede hazırlanan sözlüğün pratikteki karşılığının olması sağlanacaktır. Çünkü hedefimiz bilimsel ilgi ya da sözlüğün raflarda yerini alması değildir. Gündelik hayatta uygulanması amaçlanan hedefler çerçevesinde bu çalışma yürütülecektir.

Bilindiği üzere, Türkler iki büyük ana kola ayrılır: Oğuz-Karluk ve Kıpçaklar. Bu anlayış, nispeten küçük kolların varlığını inkâr etmez. Oğuz-Karluk grubunda yurtların sayısı az, ferdi dil taşıyıcılarının sayısı çoktur. Kıpçaklarda ise ferdi dil taşıyıcılarının sayısı az; yurtların sayısı nispeten daha çoktur. Bütün yurtlar için makbul bir sözlüğün hazırlanması bu yurtların her birinden özel dikkat talep eder. Bu hususta bize dahi Türk, Cengiz Aytmatov yardım edebilir. O, Oğuz-Karluk lehçesini esas almayı, söz konusu lehçenin Arapça-Farsça ve diğer yabancı sözcüklerden temizlenmesini, atılan sözcüklerin yerine Kıpçak ve diğer gruplardan alınacak temiz Türk sözcükleri koymayı, diğer lehçelerde böyle sözcükler olmadığı takdirde de Türkçe köklerden yeni sözcükler yaratılmasını teklif etmiştir. Cengiz Aytmatov’un dâhiliği her şeyden evvel kendini burada apaçık gösterir. Aytmatov, Oğuz-Karluk lehçesinin %50’sini Arapça-Farsça ve diğer yabancı kaynaklı sözcükler oluşturur demiştir. Bu da hazırlanacak sözlükte Türk kollarının eşit ölçüde temsil edileceğini gösterir. Önce Türk ellerinin sayısı ve onların hangi kola mensup olduğu belirlenecek. Kırım Tatarları, Kumuklar, Karaçaylar, Balkarlar gibi iki büyük Türk kolu arasında kalmış Türk ellerini sözlüğün maksadı çerçevesinde Oğuz-Karluk grubuna dahil etmek gerektiğini düşünüyorum. Bundan sonra yüksek milli şuura sahip âlimler arasından her bir eli temsil eden filologlar seçilecektir. Filologların toplam sayısı 60 civarında olacak. Onlardan her biri ile ayrı ayrı, işlere göre ödemelerin, işin tamamının zaman bakımından ne kadar süreceğinin belirlendiği, sözlük üzerindeki telif haklarının tüm Türklere indirimin öngörüldüğü hukukî anlaşma imzalanacak. Her bir elin temsilcisinin katılımıyla oluşturulan toplam mahsul ve neticede elde edilen sözlük Türklerin kolektif mülkiyeti olacaktır.

Âlimlerin çalışmaları için rahat bir ortam yaratılabilmesi amacıyla hepsini herhangi bir tatil bölgesinde, örneğin Gürcistan’da toplayıp gerekli imkânları orada âlimler için oluşturabiliriz. Bu safha teknik karakterlidir. Oğuz-Karluk koluna mahsus her bir lehçemizin izahlı sözlüğü uygun söz varlığını tam envanteri yapılmalı, temiz Türkçe sözcüklerle yabancı dillerden alınan sözcükler ayırılmalıdır. Yabancı sözcüklerin olduğu klasör, Kıpçak ve diğer Türk ellerinden olan âlimlerin çalışmaları için onlara bırakılmalıdır. Kalan temiz Türkçe sözler üzerinde bütünleştirme işleri yapılacak. Çeşitli şekillerde telaffuz edilen aynı sözcükler için genel bir telaffuz şekli seçilecek. Genel telaffuz seçim dönemlerinde, gruba dâhil olanlar ile diğer gruplardan olan ve her bir sözcüğün seçiminde ses verme hakkında uzmanca kararlar verebilecek âlimler iştirak edecekler. Tekrar edecek olursak, çeşitli sözcüklerin her biri eş anlamlı gibi sözlüklerde yer alır. Bu konuda Oğuz-Karluk sözlük çalışma grubuna iş düşer. Hatta yalnız Oğuz-Karluklara ait sözcükler değil bütün diğer Türk ellerindeki sözcükler aynı köke sahiptir. Bundan sonra sözlük üzerinde işe doğrudan diğer kolların temsilcisi başlar. Bu kez Oğuz-Karluk grubunun temsilcileri gözlemcilik edecekler. Sözcüklerin Türk dilinde bilinen karşılıklarını alması ve seslerin seçilmesi hakkında fikir ileri sürecekler. Mahiyeti itibarıyla bu teknik işlerin tamamlanması tahminime göre üç ay sürecektir. Lakin neticede elimizde Genel Türk Dili (Öztürkçe) Sözlük olacaktır.

  1. Bir halkın milli alfabesi varsa bu önemli kimlik öğesi onun haklı gurur kaynağı olur. Alfabe, gelişigüzel tesadüflerin, doğaçlamanın neticesinde oluşmaz. Uzun süren yaratıcılığın mahsulü, halkın bütün entelektüel güçlerinin seferber edilmesinin neticesidir. Alfabe kendi başına oluşmuş bir karalama değil, o, derin sırların kodlandığı kozmik bilgi taşıyıcısıdır. Her halk kendi alfabesine sahip olma mutluluğuna erişmemiştir. Ve sahip olan halkların sayısı azdır. Onlardan her biri özel dikkatle alfabelerini korur, alfabeden doğru bir şekilde istifade edilmesine ve alfabenin daha geniş alanlara yayılmasına çaba harcarlar. Bu halklardan biri de bizleriz, Türklerdir. Bizim damgalarımız en kadim ve orijinal alfabelerden biridir ve bir çok alfabeye kaynaklık etmiştir. O belirli formları olan, sade zarif ve en önemlisi bizimdir, temiz Türk alfabesidir. Göktürk alfabesine dönmemiz yollarından çıkan, kendilerini kaybetmiş milletimiz için yol gösterici olacaktır. Birleşmek için ilave bir kimlik unsuru ilave bir argüman olacaktır. Alfabemizin öğrenilmesi ve öğretilmesi zor değildir. Çin ve diğer halkların hiyeroglifleri, Gürcü, Ermeni, Habeş, Tayca, Hint yazılarıyla mukayese edildiğinde ise oldukça kolaydır. Yaşadığımız iletişim teknolojileri çağında basılmış tüm yazılı materyalleri damgaya çevirmek mümkündür. Türkler kendi yazılarından damgalardan istifade edeceklerdir. Öztürkçe sözlük de asil Türk yazısıyla, damgayla basılacaktır.
  2. Bütün Türklerin zayıf yanı, yarattıkları muhteşem tarihlerini yabancıların kaleme almasıdır. Bu, Türk birliğinin aleyhinde özenle hazırlanır ve yürütülen tahribat emelleri doğrultusunda yapılır. Tarihimizi sahteleştirirler, birbirimize karşı gösterirler, sahip çıkılmayacak değerleri yüceltip benimsememiz gerekenleri ise unutturmaya çalışırlar ya da önemini azaltmaya çalışırlar. Maddi ve manevi tarihimiz, onu araştıracak, öğrenecek, faktörleri gerçekçi bir şekilde değerlendirecek, birçok sırrı gün yüzüne çıkaracak evlatları, Türkleri bekliyor. Bütün Türkleri birleştirecek en önemli amillerden birisi de bizim ortak tarihimizdir. Ortak Türk Tarihimizi yazarak, Türklerin uyuyan kalplerini birkaç yüzyıllık uykudan uyandırabilir, ortak geçmişimize merak uyandırabilir, insanlarımıza Türklük şuuru telkin edebilir, millî şuuru inkişaf ettirebiliriz. Bu meselenin yerine getirilebilmesi için her bir Türk elinden yüksek milli ruha sahip, ortak Türk Tarihi üzerinde ciddi şekilde çalışmaya hazır olan güzel tarihçi âlimlerimiz vardır. Aynı uzman filolog grubunda olduğu gibi, onlarla da önceden uygun anlaşmalar imzalayarak, onlara uygun iş ortamı yaratabiliriz. Bu işbirliği sayesinde hazırlanan kitap geniş okuyucu kitlesi için faydalı olabilir, okullarda okutulabilir, hatta hem orta hem de yüksek okullarda ayrı bir bilim dalı gibi öğretilebilir. Tarihi bu şekilde ele almak Türklerin birbirleriyle yakınlaşmasına kaçınılmaz olarak yardım ederdi. Bu tarih de damgayla Öztürkçe sözlük esasından yazılacak.
  3. Çağdaş dünyamızda halkların ya kendine has dinleri var ya da seçmiş oldukları dinleri kendilerine uyarlamışlar ve yaşam şartlarına uygun hale getirmişlerdir. Dünyaya farklı bakış sistemi, yalnız bir halka mahsus özel dünya görüşü olarak din; halkı birbirine kenetleyen, bütünleştiren, yüzyılların, binlerce yılın geçmesine bakmadan, halkın korunmasına, devamlılığına yardım amillerden biridir. Yaradan ile münasebeti, Onunla karşılıklı alaka, sistem ve usulleri insanların gündelik hayatında, halkların dünyadaki yerinde kendi akislerini taşır. Lakin Türklerin bu meselede dünya halkları arasında farklı bir yeri var. Bizim kardeşlerimiz arasında farklı dünya dinlerine mensup olanları var. Dünyadaki bütün inançlarda kendi temsilcilerimizle temsil edildiğimiz söylenebilir. Bu durum Türklerin farklı inançlar arasında ve farklı halklar arasında köprü olma rolünü güçlendirir. Böylece, biz kolayca insanlığın uygarlıklar arası buhrandan çıkış yolu bulabilmelerine, halkların ortak dil oluşturmasına, barışın ve bütün dünyada tehlikesizliğin temin edilmesine yardım edebiliriz. Aynı zamanda sadece bize has olan dünya görüş sistemimizin Göktanrıcılığın olduğunu dikkate alırsak, bu amil bizim bütün halklar için köprü, hayırsever ve adalet taşıyıcısı mevkimizi daha da güçlendirir. Türkler tarihte bütün inançlara ve dünya görüşlerine hoşgörülü olması ve itinalı münasebetleriyle farklılaşır. Bizim için makbul olmayan bir inanç yoktur, hiçbir din günah değil, hiçbir halk değersiz değildir; biz herkesi, kendimizle beraber Tanrının yarattığı olarak gördük. Göktanrıcılık Türklerin genel beşeri, medeni, felsefi, entelektüel hazineye önemli bir hazineleridir. Göktanrıcılık Türk ruhunun, Türk karakterinin, Türk gücü ve muhteşemliğinin kısacası Türk’ü Türk yapan her unsurun şekillenmesinde rol oynamıştır. Türkler için bir başka alternatif de ecdadımızdan miras kalmış bu dünyada derin, zengin bakışlar sisteminin dünya Türklerinin birleşmesinde vasıta olarak bize yol göstermesidir.Bu amaçla, ilgilenenler için en farklı sorulara cevapların verildiği Altın Bitiğin; “Göktanrıcılığın Altın Kitabı”nın hazırlanması amaçlanmaktadır. Bu kitabın hazırlanması için hayatın muhtelif sahalarından; filozof, sosyolog, etnograf, tarihçi ve edebiyatçılardan meydana gelen birliklerin oluşturulması gerekir. Bu iş Türklerin birleştirilmesi istikametinde en önemlilerinden biridir ve bunun zamanından yerine getirilmesi için daha büyük bir özen, dikkat ve ciddiyet lazımdır. Türk ellerinde bunun için gerekli olan entelektüel ve ilmi potansiyel vardır. Filolog ve tarihçilerde olduğu gibi burada da önce bu işe çağırılacak âlimler belirlenecek, işlerinin karşılığında alacakları ücretlerin, iş çerçevesinin belirlendiği, işin tamamlanması için verilecek sürenin olduğu vs. anlaşma imzalanacak. Kitabın yazarlarının adı kitapta olmayacak, onlar anlaşma şartlarına uygun olarak telif haklarından Türk birliği için imtina edecekler. Altın Bitik, yalnız Öztürkçe sözlük esasında ve damgayla yazılacak. Yukarıda dört maddeyle ifade edilen bütün işler yerine getirildikten, bütün materyaller hazırlandıktan sonra kabul edilmesi için onları teklif edeceğimiz Kurultaya gidebiliriz. Kurultayda bu dökümanlar kabul edildikten sonra Türk Dünyası İş Adamları Birliğinin, Türk Dünyası Kadınlar Birliği, Türk Dünyası Gençler Birliğinin, Türk Dünyası Sanatkârlar Birliğinin (her medeniyet sahasındaki birlikler mümkündür), Türk Dünyası Bilim Adamları Birliği (her bilim sahasında farklı birlikler mümkündür), böylece bizim yurtlarımızda var olan bütün inanç ve mezheplerin temsil edildiği Dini Şuranın oluşturulmasına özel önem verilmelidir.

Bu çağrı Türklerin birleşmesi maksadıyla ciddi tartışmalar ortaya koyabilecek projedir ve büyük milletimizin kaderine ilgisiz kalmayan herkesi onun müzakeresine iştirak etmeye, ona katılmak, burada ifade edilen fikre kendi değerlendirmelerini bildirmeye davet etmektedir. Herkesten bu çağrının yaşadığınız ülke ve bölgelerin dillerine çevrilmesine ve mümkün olduğu kadar geniş coğrafyalara yayılmasına yardımcı olmanızı rica ederim.

 

Saygılarımla.

ibrahim-moskova

                                                                       İbrahim Halil Neriman oğlu BALAYOĞULLARI

İbrahim XəlilNəriman oğlu Balayoğulları

07.06.2016

 

Qutsal HAN TANRI, QAZAX ELİ ilə QIRĞIZ ELİNİN

birləşdiyi yer e-mail: inbalayogullari@gmail.com  ;  Skype: inbalayogullari

Avrasya Tüneli’ni Sürücüler Nasıl Kullanacak?

Avrupa ile Asya’yı Marmaray’dan sonra Boğaz’ın altından 2. kez birleştiren Avrasya Tüneli, 20 Aralık’ta açılacak. Günde 130 bin araç Kazlıçeşme-Göztepe arasındaki 100 dakikalık yolu 15 dakikada alacak.

Avrasya Tüneli'ni Sürücüler Nasıl Kullanacak?

Star’ın haberine göre, iki katlı Avrasya Tüneli, 20 Aralık’ta hizmete giriyor. Asya ile Avrupa’nın Marmaray’dan sonra Boğaz’ın altından ikinci buluşması olan Avrasya Tüneli’nin temeli 2011’de atıldı. 1 milyar 245 milyon dolara Yap-İşlet-Devret modeliyle hayata geçen tünel yerin 160 metre altına inşa edildi. Yaklaşım yollarıyla toplam uzunluğu 14.6 kilometre olan Avrasya Tüneli, Kazlıçeşme-Göztepe arasındaki 100 dakikalık yolu 15 dakikaya indirecek.

3 aşamalı tünel

Avrasya Tüneli, ‘Avrupa’, ‘Boğaz’ ve ‘Anadolu’ olmak üzere üç ana bölümden oluşuyor. İki katlı olarak inşa edilen Avrasya Tüneli’ne hem Avrupa hem de Anadolu Yakası’ndan girilip çıkılabiliyor. Avrasya Tüneli’nin üst katından Kazlıçeşme’den Göztepe’ye, alt katından ise Göztepe’den Kazlıçeşme’ye gidiliyor. Avrasya Tüneli’nin jeolojik tabanı Türk mühendisleri tarafından tasarlanan özel köstebek ile delindi. Tünelin üzerinde 27 metrelik kayalar var, yani tünel İstanbul Boğazı’nın 61 metrelik su kütlesinin altında yer alan 27 metrelik kayanın altına, oyularak yapıldı. Ayrıca Avrasya Tüneli’nin en derin noktasında bulunan baz istasyonu ile cep telefonları çekecek.

4 dolar +kdv

Günde 130 bin aracın geçmesi planlanan Avrasya Tüneli’nin geçiş ücreti otomobiller için 4 dolar + KDV ile minibüsler için 6 dolar + KDV.

Yüksek güvenlik devrede

Avrasya Tüneli yüksek güvenliğiyle de ön plana çıkıyor. Tünelde 24 saat boyunca güvenli, sağlıklı ve kesintisiz trafik akışı için gelişmiş sistemler devreye alındı. Her 300 metrede bir yukarı çıkış alanları konulurken, kazalar için de tünelde birçok revir odası tasarlandı. Aynı zamanda tünel, deprem ve tsunami risklerinden etkilenmeyecek yapıda inşa edildi. Tünelin bir katında yangın çıkması durumunda da öteki katına sıçramayacak şekilde özel malzemeler kullanıldı. Yine tünelde, her noktanın 7 gün 24 saat izlendiği kapalı devre kamera sistemi, olay algılama sistemleri, haberleşme ve ihbar sistemleri yer aldı.

Avrasya Tüneli Projesinin İsmini Halk Belirleyecek!

Sürücüler tüneli nasıl kullanacak?

Avrupa yakası

Avrasya Tüneli’ne Avrupa Yakası’nda Kazlıçeşme’den giriliyor ve yerin üzerinden devam ediliyor. Kennedy Caddesi üzerinde 4 gidiş ve 4 geliş olarak düzenlenen yol, 5.4 kilometre boyunca Samatya ve Yenikapı’dan geçerek Cankurtaran’a kadar uzanıyor.

Boğaz geçişi

Cankurtaran’da ise Boğaz’ın altından geçen tünel bölümü başlıyor. Toplamda 5.4 kilometre uzunluğundaki tünel, farklı teknikler kullanarak İstanbul Boğazı’nda deniz tabanının aşağısına inşa edildi. İki katlı tünelin bir katı gidiş bir katı ise geliş olarak kullanılıyor. Cankurtaran’dan girilen tünele Anadolu Yakası’nda Harem’den çıkılacak.

Anadolu yakası

Harem’den sonra Eyüp Aksoy Kavşağı’na çıkacak sürücüler buradan Acıbadem, Hasanpaşa, Uzunçayır ve Göztepe’ye ulaşabilecek. 3.8 kilometrelik bu son bölüm boyunca iki adet köprülü kavşak inşa edilirken yol da 4 ve 5 gidiş geliş olarak yeniden düzenlendi.

Avrasya Tüneli'ne Kamulaştırma Düzenlemesi