Türk Ordusu BULTÜRK’e Kapısını Açtı

Alptekin CEVHERLİ
Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği (BULTÜRK) Yönetim Kurulu İstanbul Birinci Ordu Komutanlığı’nı ziyaret etti ve Balkan Türkleri ile ilgili genel bilgi verdi
Heyette yer alanlar; soldan sağ, Seydullah HALAÇ, Nedim BİRİNCİ, Alptekin CEVHERLİ, Rafet ULUTÜRK,Müjgan DENİZ, Musa VATANSEVER, Abdullah TÜRER
 Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği (BULTÜRK) tarafından 31 Temmuz Pazartesi günü Birinci Ordu Komutanı Orgeneral Sayın Musa AVSEVER’e Selimiye Kışlası’ndaki makamında ziyaret gerçekleştirildi.
Derneğin Genel Başkanı Rafet Ulutürk Başkanlığında BULTÜRK adına bir heyet tarafından gerçekleştirilen ziyarette;
Bulgaristan ve Balkan Türkleri hakkında genel bilgiler verilmiş ve Bulgaristan’da devam eden Müslüman-Türk azınlığın sorunları dile getirilmiştir.
Ayrıca Genel Başkan Rafet ULUTÜRK tarafından; günün anısına bir plaket, ve Derneğinin faaliyetleri ve 2018 Yeni Raporu ile “Türk Dünyasında Bir Bulgaristan Türk’ü-Elli Yıllık Mücadele”, kitabının komutanımıza takdimi yapılmıştır. Ardından Gazeteci – Yazar Alptekin Cevherli’nin “Sözün Özü” adlı imzalı kitabı takdim edilmiştir. Daha sonra Dr. Nedim BİRİNCİ ve Seydullah HALAÇ tarafından; “BULTÜRK Gazetesi, 89 Göçü kitabı” ve Kızanlıklı Ziraat Mühendisi Sn. Osman BÜLBÜL’ün “Bulgaristan Türklerinin Durumu” kitaplarını takdim edildi. 
Sayın Orgeneral Musa AVSEVER de BULTÜRK Derneği Yönetimine günün anısına bir plaket takdim etmiş ve ayrıca tüm katılımcılara da anı olarak birer çanta hediye edilmiştir.
Dernek Başkanı Rafet Ulutürk, tören esnasında yaptığı konuşmasında; “BULTÜRK Derneği temsilcilerini çok samimi bir şekilde karşılayan Sayın Orgeneral Avsever’in şahsında tarihi kahramanlık destanlarıyla dolu Türk Silahlı Kuvvetlerimize şükranlarımızı sunarız” dedi.
Başkan Rafet Ulutürk ziyaret esnasında yaptığı konuşmasında şunları ifade etti:
Sayın komutanım, Sayın Orgeneral Musa AVSEVER, şanlı ordumuzun şerefli mensupları. Biz, BULTÜRK –Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği heyeti olarak, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir ordu karargahını ilk kez ziyaret ettik.
Öncelikle bizi kabul ettiğiniz için sizlere şükranlarımızı sunarız. Sayın komutanım, bu an bizim için ve Türk STK’ları açısından olağanüstü değerli…
Ateşinizden ateş almaya, Birinci Ordumuzun şanlı bayraklarının dalgalanışından, “Ne mutlu Türküm diyene!” haykırışını birlikte yaşamaktan, ilham almaya geldik.
Yaşlı üyelerimiz, gazilerimiz asker ocağı kokusunu özlemişler, hasret giderdik.
Bir de biz, her zaman ve her yerde, 15 Temmuz 2016 gecesinde olduğu gibi, hainlere ve FETÖ teröristlerine karşı sizinle beraberdik demeye geldik.
En esaslı Türklük beşiği ASKER OCAĞIDIR.
Bizde “doğdun, büyüdün, yürüdün de, askere gitmeden adam mı oldun?” denir.
Türklük ruhunun yetiştiği beşiktir, askerlik.
Biz, Bulgaristan’da askerliğimizi inşaat eri veya demiryolu bakım eri, madenci olarak yaptığımızdan, askerlik ruhu taşımayız. Askerlikten üzerimizde kalan eziyet izleridir.
Prenslik döneminde, Türk okullarımız özel iken, Mehmet Ersoy’un İstiklâl Marşı’nı ezberine alana karne veriyorlarmış. Bulgar devleti tarafından daha sonra Türklük ruhunun kaynağı olarak bu görülünce  İstiklâl Marşı’mızın okullarda okutulmasını yasaklamıştır.
Benim okul yıllarımda, Bulgar okullarında Türkçe derslerinde öğretmenlerimiz bize kitap dışı şu mısraları ezberletirdi:
“Ben, ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım”
Verdiğimiz özgürlük mücadelesinin külünde Türk İstiklalinin sönmez közleri vardır. Biz aynı ruhun evlatlarıyız.
600 yıldan sonra ana-vatana dönüşümüz, yeni zaferler için bir dayanaktır.
Her gidişin bir dönüşü vardır, her dönüş yeni bir gidişin başlangıcıdır.
15 Temmuz’da Birinci Ordumuzla birlikte yeni bir tarih yazanların, yeni Türk ruhunu oluşturanların arasında, gece nöbetlerinde, Yenikapı mitinglerinde, dalgalanan bayraklarımızın altında biz, BULTÜRK olarak, soydaş camiası olarak biz de vardık.
FETÖ hainliğini görenler, Türk milletinin ne kadar büyük ve güçlü bir halk olduğunu bir kez daha gördü. Büyük Türkiye atılımı ve küresel güçlerin boy ölçüştüğü coğrafyamızda en önemli ve sonuç belirleyen bölgesel gücün Türkiye Cumhuriyeti olduğunu görmeyen kalmadı. Bu güç, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin ve elbette Birinci Ordunun gücüdür ve en önemlisi hep birlikte halkımızın gücüdür.
Suriye’deki askeri zaferlerimiz, PKK ve yandaşlarının belinin kırılması, Türk bayrağının her zamankinden daha yükseklerde dalgalandığı şu günlerde, yeni çatışma alanı BALKANLARDIR.
Son haftalarda Almanya’nın, Avrupa Birliğinin Türk karşıtı politika takınması, Türkiye Cumhuriyeti Balkan siyasetinin başarılarına tepkidir. Geçen hafta Amerikan “The Wall Street Jornal” “Türkiye ile Rusya Balkanları paylaşıyor. Amerika ve Avrupa Birliği Balkanlardan çekilmek zorunda kalıyor” diye yazınca, Bulgar aşırı milliyetçi, şoven faşistlerinin hepsi dilini yuttu. Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullandığı donanımın % 46’sı – yerli Türk üretimi – haberleri şok yarattı. Her Türk, bir askerdir. Bunu Türkler 8 milyon iken Çanakkale’de, Sakarya’da İzmir’de ispatladılar. Şimdi Türkiye’nin 80 milyonu aştığını işittikçe titriyorlar, bir de buna 300 milyonluk Türk Dünyası katılınca adeta çıldırıyorlar…
Halk yetiştiremeyen devlet, asker eğitemez, ordu düzenleyemez, zafer nedir bilmez. Etrafımızda çok konuşanlar var. Onlar çok savaşa girmiş, çatışmalarda bazen başarılı olmuş, fakat hiçbir savaşı kazanamamışlardır. Türk ruhu, TSK savaş kaybetmeyen bir güçtür. Bu gücün nüvesi öncüsü Birinci Ordumuzdur. Sizi arkadaşlarım adına tüm Bulgaristan Türkleri camiası adına kutluyorum.
Sizinle beraber geçirdiğimiz şu dakikalar bize kıvanç verdi. Zafer ruhuyla adeta şarj olduk.
“Bizlere kapınızı açtığınız için, tekrar sağ olun. Var olun, Teşekkür ederim” dedi.
Orgeneral AVSEVER de plaket takdimindeki teşekkür konuşmasında 1. Ordu’nun bu anlamda bir STK’ya ilk kez kapılarını açtığını, Balkanlardaki Türklerin Türkiye’nin batısındaki sigortası olduğunu. Oradaki soydaşlarımızın, Türkiye’ye gelmesi yerine, vatandaşı oldukları ülkelerde yaşam ve kültürel şartlarının iyileştirilmesi gerektiğinin altını çizdi. Ziyaret, Balkan Türklüğü özelinde Türk Dünyasının sorunları ve Balkanlardaki FETÖ Yapılanmasıyla ilgili bilgi verilmesi ardından tamamlandı.
1.ORDU KOMUTANLIĞINDA BULTÜRK Heyetinin Müze gezisinden
Sayın Orgeneral Musa AVSEVER’de ziyaretimizden dolayı BULTÜRK Derneği Başkanımıza günün anısına bir plaket taktimi.
Dr.Nedim BİRİNCİ BULTÜRK Faaliyetleri kitabını ve BULTÜRK Gazetesini taktim etti.
Alptekin CEVHERLİ 2. kitabını Komutanımıza taktim etti
BULTÜRK Heyetinde yer alanlar; soldan sağ, Seydullah HALAÇ, Dr. Nedim BİRİNCİ, Alptekin CEVHERLİ, Rafet ULUTÜRK, Yrd.Doc.Dr. Müjgan DENİZ, Musa VATANSEVER, Abdullah TÜRER 
 Orgeneral’imiz Sn.Musa AVSEVER’den BULTÜRK’e taktim edilen plaket
 
BİZİM 1.ORDU KOMUTANIMIZA VERDİĞİMİZ PLAKET
Share

Referandum takvimi Resmi Gazete’de yayımlandı!

16 Nisan’da yapılacak olan anayasa değişikliği referandumu seçim takvimi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın teklife onay vermesinin ardından Resmi Gazete’de yayımlandı.

Takvime göre referandum süreci 16 Şubat 2017 Perşembe günü başlayacak. Yurt içi ve yurt dışı seçmen kütükleri 10 Mart 2017 Cuma günü kesinleşecek. Yurt dışındaki vatandaşlar oylarını 27 Mart-9 Nisan tarihleri arasında kullanacak.

Seçim takviminin önemli aşamaları şöyle:

18 Şubat: Muhtarlık bölgesi askı listeleri Sabah 08.00’de askıya çıkarılacak. Tutuklular ile taksirli suçlardan hükümlülere ilişkin askı listeleri de güncellenmek üzere askıya çıkarılacak ve itirazlar başlayacak. Yurt dışı seçmen kütüğü, “www.ysk.gov.tr” adresinden ilan edilecek ve itirazlar başlayacak. YSK’nın www.ysk.gov.tr adresinden bina esasına göre düzenlenen seçmen kayıtlarının sorgulanmasına başlanacak.

26 Şubat: Muhtarlık bölgesi askı listeleri askıdan indirilecek. Tutuklular ile taksirli suçlardan hükümlülere ilişkin askı listeleri askıdan indirilecek ve itirazlar sona erecek. Yurt Dışı Seçmen Kütüğüne yapılacak itirazlar Türkiye saati ile 17.00’de sona erecek. Bina esasına göre düzenlenen seçmen kayıtları, www.ysk.gov.tr adresinden sorgulanacak.

10 Mart: Yurt içi ve yurt dışı seçmen kütükleri kesinleştirilecek. Yurt içi seçmenlerin oy vereceği yer ve sandıklar belirlenecek. Yurt dışı seçmenler için oy kullanılacak temsilcilik, tarih aralığı ve yer bilgileri “www.ysk.gov.tr” adresinden ilan edilecek.

11 Mart: Halk oylamasında kullanılacak birleşik oy pusulaları basılacak, basımı tamamlandıkça plan dahilinde dağıtılacak. Gümrük kapılarında kullanılacak araç ve gereçler ilgili seçim kurullarına gönderilmeye başlanacak.

27 Mart: Gümrük kapılarında ve yurt dışı temsilciliklerinde oy verme işlemine başlanacak.

30 Mart: TBMM’de grubu bulunan siyasi partilerin radyo ve televizyonda propaganda başvuruları ve propaganda sırasının belirlenmesi için kuraya katılacak temsilcisi ile TRT temsilcilerinin YSK’ya bildirilmesinin son günü olacak. Konuşma yapmayı dilemesi halinde, Cumhurbaşkanının yapacağı konuşmalar için yayın zamanı ve sırası tespit edilecek.

31 Mart: Başvuran siyasi partilerin radyo ve televizyonda yapacakları propaganda konuşmalarının yayın ve zaman sıralarının belirlenmesi için YSK tarafından ad çekilecek.

9 Nisan: Yurt dışı temsilciliklerde oy verme işlemi sona erecek. Propaganda serbestliği ve bir kısım seçim yasakları başlayacak. Radyo ve televizyon propaganda konuşmalarına başlanacak.

12 Nisan: İlçe seçim kurulu başkanlıklarınca malzeme torbaları sandık kurulu başkanlarına teslim edilecek.

15 Nisan: Seçim propagandası saat 18.00’de sona erecek.

16 Nisan: Oy verme günü.

Share

TİKA Başkanı: Türkiye önüne çıkan engellere rağmen her geçen gün güçleniyor

TİKA Başkanı Çam, Türkiye’nin önüne çıkarılan engellere rağmen her geçen gün güçlendiğine dikkati çeken Çam, “Biz dayak yiye yiye büyümeye başlamışız, güçlenmişiz. Önümüz çok açık. Umutlu olmamız lazım.” dedi.

Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) tarafından Koordinatörler Buluşması kapsamında “Güçlü Türkiye, Etkin Diplomasi-İşbirliği ve Fırsatlar” başlıklı panel düzenlendi.

“Sabırlı olmamız lazım”

TİKA Başkanı Serdar Çam, panelde yaptığı konuşmada kurumun çalışmaları hakkında bilgi verdi. Türkiye’nin önüne çıkarılan engellere rağmen her geçen gün güçlendiğine dikkati çeken Çam, “Biz dayak yiye yiye büyümeye başlamışız, güçlenmişiz. Önümüz çok açık. Umutlu olmamız lazım. Hedeflerimize varabileceğimiz şekilde de bir kapasite oluşuyor. Bir telaş içindeyiz. Her şeyi yakalamaya, kaybettiğimiz zamanı yakalamaya çalışıyoruz. Sabırlı olmamamız lazım.” ifadesini kullandı.

Çam, TİKA’nın artık projelerde seçici davranmaya başlar noktaya geldiğini, dünyanın çeşitli noktalarında yaptıkları hizmetleri anlattı. Çalışmalarından örnekler sunan Çam, TİKA’nın bugün Sivas Kangal köpeklerinin, Namibya’da çiftlik hayvanlarını dünyanın en hızlı canlılarından olan çitalara karşı korumak için verdiği mücadeleye lojistik destek sunar hale geldiğini aktardı.

“Hem yurt içinde hem yurt dışında epey mesafe aldık”

Kurumun genel merkezinde yapılan panelin moderatörlüğünü Başbakanlık Başmüşaviri Sönmez yaptı. Sönmez, Berlin Duvarının 1989’da yıkılması ve 2001’de meydana gelen 11 Eylül saldırılarının, uluslararası ilişkilerde kırılma noktası olduğunu kaydetti.

Türkiye’nin de 2000’li yılların başından itibaren siyasi istikrarı yakalamasıyla yeni yüzyıla hızlı bir giriş yaptığını belirten Sönmez, “Hem yurt içinde hem yurt dışında epey bir mesafe aldık. Akraba topluluklarla gönül coğrafyamızdaki insanlarla dünyanın dört bucağıyla güzel ilişkilerin ortaya çıktığı, derinleştiği bir dönem yaşadık.” dedi.

Sönmez, bugün itibarıyla dünyaya bakıldığında bulanık bir tablonun görüldüğünü, 2017 yılının zorlu geçeceğini düşündüklerini kaydetti.

Türkiye’nin önünü kesmek için birçok girişimin olduğunu vurgulayan Sönmez,”En son 15 Temmuz gibi küresel mahiyetli olduğunu düşündüğüm saldırıyla baş başa kaldık. Milletimin derin ferasetiyle bunu püskürttük. Yükselen Türkiye’nin her türlü yol ve yöntemle önünü kesmek isteyecekler. Doğrudan veya dolaylı yöntemle üstümüze gelecekler. Fakat Türkiye artık eski Türkiye değil.”diye konuştu.

Share

Avrasya Tüneli açılışı

Asya ve Avrupa yakalarını, deniz tabanının altından geçen bir karayolu tüneli ile birbirine bağlayacak olan Projesi açıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yıldırım’ın katılımıyla açılan olan Avrasya Tüneli için bugün İstanbul’da bayrağını alan tören alanına gitti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 150 yıllık hayal olan asrın projesi Avrasya Tüneli’nin töreninde konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan burada yaptığı konuşmada, “Dün akşam ki kalleşte Rusya’nın temsilcisi olan bir yerde bize emanet olan bir insanı sırtından vurdu. Sırtından vurmak kalleşlerin adetidir. İşte bunu yaptılar. Dün akşam ki tabi bedelini anında ödedi ama bağlantıları hepsi ayrı ayrı inceleniyor. Zaten bağlantılar çıkmaya başladı” dedi.

İstanbul’da araç trafiğinin yoğun olduğu Kazlıçeşme-Göztepe hattında hizmet verecek olan , toplam 14,6 kilometrelik bir güzergâhı kapsıyor. Projenin 5,4 kilometrelik bölümü, deniz tabanı altına özel bir teknoloji ile inşa edilen iki katlı tünelden ve diğer metotlarla inşa edilen bağlantı tünellerinden oluşurken Avrupa ve Asya yakalarında toplam 9,2 kilometrelik güzergâhta ise yol genişletme ve iyileştirme çalışmaları gerçekleştirildi. Sarayburnu-Kazlıçeşme ile Harem-Göztepe arasında yer alan yaklaşım yolları genişletilerek kavşak, araç alt geçitleri ve yaya üst geçitleri inşa edildi. Avrasya Tüneli ile yolculuk süresi 100 dakikadan 15 dakikaya kadar inerken güvenli ve konforlu yolculuğun ayrıcalığı yaşanacak. Çevre ve gürültü kirliliğinin azalmasına da katkı sağlanacak.

AVRASYA TÜNELİ’NDEN İLK GEÇİŞİ CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN YAPTI

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrasya Tüneli’nin töreninin ardından makam aracına bindi. Avrasya Tüneli’nden ilk geçişi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan, Arnavutluk Cumhurbaşkanı Bujar Nishani, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Meclis Başkan İsmail Kahraman, Başbakan Binali Yıldırım ve eşi Semiha Yıldırım, Gürcistan Başbakanı Giorgi Kvirikashvili, Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan tünelin tam ortasında araçlarından inerek bir süre tünelde yürüdü. Cumhurbaşkanı Erdoğan Avrasya Tüneli’nin en derin noktasında temsili olarak iki yakayı birleştirdi. Daha sonra Erdoğan ve beraberindekiler hatıra fotoğrafı çektirdi. Daha sonra Erdoğan ve protokol üyeleri araçlarına binerek tünelin Göztepe Çıkışı’na hareket etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrasya Tüneli’nin açılış töreninde yaptığı konuşmada, Türkiye’nin iki kıtayı birbirine bağlayan nadide bir ülke olduğunu söyledi. Erdoğan, “Hamdolsun iki kıtayı birbirine bağlayan böyle nadide bir ülkenin, aynı zamanda bir şehrin mensuplarıyız. Bu şehir gerçekten uğruna birçok şeyler feda edilebilecek bir şehir. Onun için biz bu şehre aşığız. (Avrasya Tüneli) Temelini Asya yakasında atmıştık, Rabbime hamd olsun açılışı Avrupa yakasında yapıyoruz. Bu ne mutluluk” dedi.

Konuşmasında dün akşam hain saldırı sonucu sırtından vurularak hayatını kaybeden Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’a yer veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dün akşam ki kalleş Rusya’nın temsilcisi olan bir yerde bize emanet olan bir insanı sırtından vurdu. Sırtından vurmak kalleşlerin adetidir. İşte bunu yaptılar. Dün akşam ki tabi bedelini anında ödedi ama bağlantıları hepsi ayrı ayrı inceleniyor. Zaten bağlantılar çıkmaya başladı” şeklinde konuştu.

 

AVRASYA TÜNELİ’NİN GEÇİŞ ÜCRETİ YILBAŞINA KADAR 15 TL

* Kardeşlerim yılbaşına kadar buranın ücreti 15 TL olsun. Sayın Başbakan yanlış yapmıyoruz değil mi? Yılbaşına kadar 15 liradan ve TL olarak o güne kadar bu geçişler yapılacak ve Aile Sosyal Politikalar Bakanlığındaki Şehit ve Gazilerimiz için oluşturulan hesaba aktarılacak. Dün akşam Ankara’da cereyan eden saldırıda hayatını kaybeden Karlov’a rahmet diliyorum. Sayın Putin’in şahsında Rus halkına baş sağlığı diliyorum. Bu arada Suriye ve Irak’ta kararlılığımız devam edecek. Orayı kaderlerine terk etmeyeceğiz, Oraki mücadeleye yönelik Dışişleri Bakanımız bugün Moskova’daki görüşmeleri yürütüyor.

Asrın projesi Avrasya Tüneli’nin açılış kurdelesi Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in duasının ardından kesildi.

YENİ HAVALİMANI 26 ŞUBAT 2018’DE!

İnsanımızın hayatını kolaylaştırmak için yola çıktık diyen Başbakan Yıldırım konuşmasında şunları kaydetti:

“Hayalleri birer birer gerçeğe dönüştürerek bugünlere geldik. Her bir proje ve hizmet bu toprakların hakkı ve emeği olan aziz milletimiz içindir. Türkiye’nin büyüme azmini Allah’ın izniyle hiçbir şer güç durduramayacak. Türkiye’yi hiçbir beşeri güç dize getiremeyecek. Ne yaparlarsa yapsınlar Anadolu topraklarındaki bin yıllık kardeşliğimize zarar veremeyecekler. Biriz, kardeşiz, birlikte Türkiye’yiz. Bugün ecdadımızın şahına yakışır bir proje ile İstanbulluların huzurundayız. Fatih İstanbul’u fethederken gemileri karadan yürüttü. Onun torunları Erdoğan ve arkadaşları arabaları denizlerin altından götürüyor. 100 dakikalık mesafeyi Yenikapı’dan göztepe’ye 15 dakikada geçeceğiz. İşte hizmet ve medeniyet bu. Tünelin doğal afetlerden etkilenmeyecek donanımlara sahip olduğunu ifade eden Başbakan Binali Yıldırım, “Cumhuriyetimizin 90. yıldönümünde asrın projesi Marmaray’ı hizmete aldık. Geçtiğimiz haziranda Osman Gazi Köprüsü, ardından Yavuz Sultan Selim Köprüsü.. İnşallah yeni havalimanımızı 2018 yılının 26 Şubatı’nda devreye almış olacağız. Hayırlı uğurlu olsun diyorum şimdiden… Şimdi de Marmaray’ın kardeşi Avrasya Tüneli’ni açıyoruz. Sizin duanız ve desteğiniz arkamızda olmasaydı bu eserleri yapamazdık. İnşallah bundan sonra büyük projeleri birer birer hizmete alacağız” şeklinde konuştu.

Share

İsim Denklik Belgesini nasıl alırım?

İSİM DENKLİK BELGESİ

1- İsim denklik belgesi taleplerinin doğrudan ilgilinin yerleşim yerinin bulunduğu Nüfus Müdürlüğüne yapılması halinde, Nüfus Müdürlüğünce, talepte bulunan kişinin Türk vatandaşlığını kazanmadan önceki ad ve soyadının nüfus kaydında bulunup bulunmadığı incelenir, var ise denklik belgesi düzenlenerek verilir.

2- Talepte bulunanın Türk vatandaşlığını kazanmadan önceki ad ve soyadının kaydında bulunmaması halinde, İsim denklik belgesi talepleri, Genel Müdürlüğümüze intikal ettirilir. Genel Müdürlüğümüzce ilgilinin dosyası üzerinden yapılacak inceleme neticesi, kişinin önceki ad ve soyadı bilgilerine ilişkin dosyada yeterli bilgi ve belge bulunması halinde denklik belgesi düzenlenerek verilir. Kişinin önceki ad ve soyadı bilgilerine ilişkin dosyada yeterli bilgi ve belge bulunmaması halinde ise denklik belgesi düzenlenmesi mümkün değildir.

Aşağıdaki dosyayı indirerek örnek dilekçeye ulaşabilirsiniz.

 

İsim Denklik Belgesi

http://www.nvi.gov.tr/Files/File/Vatandaslik/%c4%b0sim%20Denklik%20Belgesi.doc

Share

TÜRK DÜNYASINA ÇAĞRI

Yüz yılı aşkın bir süredir Türk elleri üzerinde bütün Türklerin birleşmesi, bin yılı aşkın süre de yaşanan ve gittikçe derinleşmekte olan suni bölünme ve parçalanmanın ortadan kaldırılması fikri yayılmaktadır. Türklerin bir bütün olarak birleşmesi; yüksek perdeden seslendirilen sosyal bir talebe çevrilmiş, güzel halkımızın bütün tabakalarınca bir zaruriyet olarak görülmüştür.

BAŞLICA AMACIMIZ: TÜRKLERİN BİRLEŞMESİDİR!

Bu amaçla 07.07.2017’de dinî mensubiyet, siyasî mevki, medeni zevk farkı gözetmeksizin en geniş katılımlı; Türk elinin bütün tabakalarının iştirakıyla ve çapı itibarıyla Cengiz Kurultaylarını andıran Büyük Türk Kurultayının toplanmasını teklif ediyorum. Öncelikle belirtmek isterim ki, Kurultay hiçbir siyasî amaç ve menfaat gütmemektedir. Herhangi bir devletin iç işlerine müdahil olmaya kesinlikle karşıdır. Kurultay, herhangi bir halkın ya da dinin aleyhinde değildir. Tek maksadımız bütün Türkler arasındaki ilişkilerin ve işbirliğinin güçlendirilmesi, büyük Türk otağı içinde yıllarca, asırlarca birikmiş problemlerin çözüme kavuşmasıdır. Dünya Türlüğünün birleşmesi, burada siyasî ve devletlerarası birlikten ziyade halk seviyesindeki birliktir. Kurultay uluslararası hukukun esas prensip ve normlarını tanımakta hiçbir devletin içişlerine karışmamayı ilke olarak benimsemektedir. Devletlerimizi olası siyasi engellerden korumak amacıyla Kurultayı, özel kurumlar ile Sivil Toplum Kuruluşları önderliğinde toplamayı zaruri görmekteyim.

Kurultayın çağrılması için her bir Türk elini temsil edenlerden oluşan bir Teşkilat Komitesinin oluşturulması gerekir. Teşkilat Komitesinin danışma organı, her Türk elinin temsil olunduğu Aksakallar Şurası olmalıdır. Teşkilat Komitesindeki her yer, maksatları doğrultusunda kendi şubesini oluşturur. Bu şubeler ise kendi bünyelerinde bulundukları yerlerde bölümlerini oluştururlar. Teşkilat Komitesi, Kurultaya gönderilecek materyallerin hazırlanması için uzmanlar seçer. Komite temsilcilerinin tayin olmasıyla birlikte temsilciler, Türk birliği fikrinin tebliğiyle ve tarihteki gibi her yerde festivaller, ilmi-işlevsel konferanslar yapabilirler. Lakin Kurultay yalnızca toplanıp, eğlenip dağılmak için oluşturulmamıştır. Kurultaya uzmanlarca özel olarak hazırlanmış materyallerile anlaşmaların kabul edilmesi için oluşturulmalıdır. Aşağıda Kurultay için gerekli olduğunu düşündüğüm materyalleri kendi bakış açımla ifade etmeye çalışacağım.

Bütün dünya Türklüğünün tamamı ve her bir Türk eli için ayrı ayrı acil çözülmesi gereken sorunlar vardır. Aksi takdirde, yeryüzünden silinip gitme tehlikesiyle karşılaşırız ve yalnız tarihte kalırız. Türkler bölünmüş olduğu müddetçe bu problemler çözülmemeye devam edecektir. Ancak 19. asrın sonunda ileri sürülmüş birleşme fikri hala hayata geçirilmemiştir.

İsteklerimizle gerçeklik arasındaki farkın objektif ve sübjektif sebeplerini detaylı olarak anlatmak uzun yer tutacak ve gereksiz tartışmalara yol açacaktır. Bu sebeplerden ziyade Türk Birliği için yapıcı teklifler ileri sürmek yeterlidir.

  1. Eskiden, Türk birliğini teklif edenler her bir Türk elinin farklı çıkarlarını ve özelliklerini dikkate almadan hangi bayrak altında birleşileceği hususunu düşünürlerdi. Bizler büyük kardeşler aramıyoruz; sayıdan, güçten, imkânlardan bağımsız aynı haklara sahip ikiz kardeşleriz.
  2. Önceden; birleşmeyi sağlayacak gelişen bir mekanizma teklif edilemiyordu ve bu sahada pratiğe dökülemeyen işlerle karşılaşıyorduk. Bu işler, zaruri olmayan kararları kabul eden, kabul ettiği kararların ise hayata geçirilmesine çalışmayanların bir araya geldiği toplantı, konferans ve kurultaylarla sınırlanmıştır.

Yukarıda ifade ettiğim fikirlerden yola çıkarak büyük İsmail Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde ve işte birlik” sözlerini esas aldığımı belirtmek isterim. Bu sözler yalnızca bir slogan olarak değil; Türk Birliğinin formülü, faaliyet planı olarak kabul edilmelidir. Bu kimsenin yakın ya da uzak iradesine bağlı olmayarak bütün Türklerin birleşmesini sağlayacak yegane mekanizma olacak. Bu formülün açılımını ve formül verilerini aşağıdaki gibi belirledim:

  1. Halk kelimesine türlü tanımlar verilmiştir. Tanımlarından bağımsız olarak, halklar arasındaki farkların ve sınırların esas belirleyicisi dildir. İki dilli ve çok dilli halkların olması mümkündür, lakin bu, bir anadiliyle birlikte başka bir dilin de bilindiğini gösterir. Diğer halkın diline, anadilinden daha çok özen gösteren, önem veren bir halk yoktur. Mesela, İngilizce konuşan halkların içine İngilizce bilen halklar da dâhildir. Fransızca konuşanlar kendi dilleriyle birlikte Fransızca da bilenlerdir. Türk dilli halklar anlayışı tamamıyla uydurma, suni ve hiçbir esası olmayan bir anlayıştır. Türkçeyi, Türk dilli halklar değil, Türklerin kendisi konuşmaktadır! Aynı şekilde, Türkler yabancı bir dilden istifade etmemekte; ana dillerinde konuşmaktadırlar. Dilin önemi bu bağlamda dikkate aldığımızda öncelikle kendi dilimizle meşgul olmamız gerekir. Türklerin tarihte yayılma süreci boyunca dilimiz, bugün farklı coğrafyalarda git gide daha çok farklılaşmaktadır. Farklı Türk elleri birbirlerini bazen çok zor anlayabilmekte bazen ise hiç anlayamamaktadır. Türk ellerinin karşılıklı anlaşmalarını kolaylaştırmak için her şeyden önce dilde birliği temin etmek gerekir. Yeni bir dil yaratmaya gerek yoktur, sonuçta dil umumidir. Bazı farkları ve özellikleri dikkate almazsak; lehçelerin, dilin esas ölçülerine, cümle kuruluşuna, dil bilgisine göre birliği ortaya çıkar. Esasen mahiyeti itibariyle fark, aynı olan sözlerin telaffuzundadır.Bu nedenle, birleşmeyi sağlayabileceğimiz, vasıtasıyla dilde birliğe nail olabileceğimiz ve telaffuz farklılığını ortadan kaldırmaya yardım edecek bir sözlük hazırlanmaya çalışılmalıdır. Sözlük üzerinde çalışmaya başlamadan önce, işin çerçevelerini, prensiplerini belirlemek gerekir. Bu sayede hazırlanan sözlüğün pratikteki karşılığının olması sağlanacaktır. Çünkü hedefimiz bilimsel ilgi ya da sözlüğün raflarda yerini alması değildir. Gündelik hayatta uygulanması amaçlanan hedefler çerçevesinde bu çalışma yürütülecektir.

Bilindiği üzere, Türkler iki büyük ana kola ayrılır: Oğuz-Karluk ve Kıpçaklar. Bu anlayış, nispeten küçük kolların varlığını inkâr etmez. Oğuz-Karluk grubunda yurtların sayısı az, ferdi dil taşıyıcılarının sayısı çoktur. Kıpçaklarda ise ferdi dil taşıyıcılarının sayısı az; yurtların sayısı nispeten daha çoktur. Bütün yurtlar için makbul bir sözlüğün hazırlanması bu yurtların her birinden özel dikkat talep eder. Bu hususta bize dahi Türk, Cengiz Aytmatov yardım edebilir. O, Oğuz-Karluk lehçesini esas almayı, söz konusu lehçenin Arapça-Farsça ve diğer yabancı sözcüklerden temizlenmesini, atılan sözcüklerin yerine Kıpçak ve diğer gruplardan alınacak temiz Türk sözcükleri koymayı, diğer lehçelerde böyle sözcükler olmadığı takdirde de Türkçe köklerden yeni sözcükler yaratılmasını teklif etmiştir. Cengiz Aytmatov’un dâhiliği her şeyden evvel kendini burada apaçık gösterir. Aytmatov, Oğuz-Karluk lehçesinin %50’sini Arapça-Farsça ve diğer yabancı kaynaklı sözcükler oluşturur demiştir. Bu da hazırlanacak sözlükte Türk kollarının eşit ölçüde temsil edileceğini gösterir. Önce Türk ellerinin sayısı ve onların hangi kola mensup olduğu belirlenecek. Kırım Tatarları, Kumuklar, Karaçaylar, Balkarlar gibi iki büyük Türk kolu arasında kalmış Türk ellerini sözlüğün maksadı çerçevesinde Oğuz-Karluk grubuna dahil etmek gerektiğini düşünüyorum. Bundan sonra yüksek milli şuura sahip âlimler arasından her bir eli temsil eden filologlar seçilecektir. Filologların toplam sayısı 60 civarında olacak. Onlardan her biri ile ayrı ayrı, işlere göre ödemelerin, işin tamamının zaman bakımından ne kadar süreceğinin belirlendiği, sözlük üzerindeki telif haklarının tüm Türklere indirimin öngörüldüğü hukukî anlaşma imzalanacak. Her bir elin temsilcisinin katılımıyla oluşturulan toplam mahsul ve neticede elde edilen sözlük Türklerin kolektif mülkiyeti olacaktır.

Âlimlerin çalışmaları için rahat bir ortam yaratılabilmesi amacıyla hepsini herhangi bir tatil bölgesinde, örneğin Gürcistan’da toplayıp gerekli imkânları orada âlimler için oluşturabiliriz. Bu safha teknik karakterlidir. Oğuz-Karluk koluna mahsus her bir lehçemizin izahlı sözlüğü uygun söz varlığını tam envanteri yapılmalı, temiz Türkçe sözcüklerle yabancı dillerden alınan sözcükler ayırılmalıdır. Yabancı sözcüklerin olduğu klasör, Kıpçak ve diğer Türk ellerinden olan âlimlerin çalışmaları için onlara bırakılmalıdır. Kalan temiz Türkçe sözler üzerinde bütünleştirme işleri yapılacak. Çeşitli şekillerde telaffuz edilen aynı sözcükler için genel bir telaffuz şekli seçilecek. Genel telaffuz seçim dönemlerinde, gruba dâhil olanlar ile diğer gruplardan olan ve her bir sözcüğün seçiminde ses verme hakkında uzmanca kararlar verebilecek âlimler iştirak edecekler. Tekrar edecek olursak, çeşitli sözcüklerin her biri eş anlamlı gibi sözlüklerde yer alır. Bu konuda Oğuz-Karluk sözlük çalışma grubuna iş düşer. Hatta yalnız Oğuz-Karluklara ait sözcükler değil bütün diğer Türk ellerindeki sözcükler aynı köke sahiptir. Bundan sonra sözlük üzerinde işe doğrudan diğer kolların temsilcisi başlar. Bu kez Oğuz-Karluk grubunun temsilcileri gözlemcilik edecekler. Sözcüklerin Türk dilinde bilinen karşılıklarını alması ve seslerin seçilmesi hakkında fikir ileri sürecekler. Mahiyeti itibarıyla bu teknik işlerin tamamlanması tahminime göre üç ay sürecektir. Lakin neticede elimizde Genel Türk Dili (Öztürkçe) Sözlük olacaktır.

  1. Bir halkın milli alfabesi varsa bu önemli kimlik öğesi onun haklı gurur kaynağı olur. Alfabe, gelişigüzel tesadüflerin, doğaçlamanın neticesinde oluşmaz. Uzun süren yaratıcılığın mahsulü, halkın bütün entelektüel güçlerinin seferber edilmesinin neticesidir. Alfabe kendi başına oluşmuş bir karalama değil, o, derin sırların kodlandığı kozmik bilgi taşıyıcısıdır. Her halk kendi alfabesine sahip olma mutluluğuna erişmemiştir. Ve sahip olan halkların sayısı azdır. Onlardan her biri özel dikkatle alfabelerini korur, alfabeden doğru bir şekilde istifade edilmesine ve alfabenin daha geniş alanlara yayılmasına çaba harcarlar. Bu halklardan biri de bizleriz, Türklerdir. Bizim damgalarımız en kadim ve orijinal alfabelerden biridir ve bir çok alfabeye kaynaklık etmiştir. O belirli formları olan, sade zarif ve en önemlisi bizimdir, temiz Türk alfabesidir. Göktürk alfabesine dönmemiz yollarından çıkan, kendilerini kaybetmiş milletimiz için yol gösterici olacaktır. Birleşmek için ilave bir kimlik unsuru ilave bir argüman olacaktır. Alfabemizin öğrenilmesi ve öğretilmesi zor değildir. Çin ve diğer halkların hiyeroglifleri, Gürcü, Ermeni, Habeş, Tayca, Hint yazılarıyla mukayese edildiğinde ise oldukça kolaydır. Yaşadığımız iletişim teknolojileri çağında basılmış tüm yazılı materyalleri damgaya çevirmek mümkündür. Türkler kendi yazılarından damgalardan istifade edeceklerdir. Öztürkçe sözlük de asil Türk yazısıyla, damgayla basılacaktır.
  2. Bütün Türklerin zayıf yanı, yarattıkları muhteşem tarihlerini yabancıların kaleme almasıdır. Bu, Türk birliğinin aleyhinde özenle hazırlanır ve yürütülen tahribat emelleri doğrultusunda yapılır. Tarihimizi sahteleştirirler, birbirimize karşı gösterirler, sahip çıkılmayacak değerleri yüceltip benimsememiz gerekenleri ise unutturmaya çalışırlar ya da önemini azaltmaya çalışırlar. Maddi ve manevi tarihimiz, onu araştıracak, öğrenecek, faktörleri gerçekçi bir şekilde değerlendirecek, birçok sırrı gün yüzüne çıkaracak evlatları, Türkleri bekliyor. Bütün Türkleri birleştirecek en önemli amillerden birisi de bizim ortak tarihimizdir. Ortak Türk Tarihimizi yazarak, Türklerin uyuyan kalplerini birkaç yüzyıllık uykudan uyandırabilir, ortak geçmişimize merak uyandırabilir, insanlarımıza Türklük şuuru telkin edebilir, millî şuuru inkişaf ettirebiliriz. Bu meselenin yerine getirilebilmesi için her bir Türk elinden yüksek milli ruha sahip, ortak Türk Tarihi üzerinde ciddi şekilde çalışmaya hazır olan güzel tarihçi âlimlerimiz vardır. Aynı uzman filolog grubunda olduğu gibi, onlarla da önceden uygun anlaşmalar imzalayarak, onlara uygun iş ortamı yaratabiliriz. Bu işbirliği sayesinde hazırlanan kitap geniş okuyucu kitlesi için faydalı olabilir, okullarda okutulabilir, hatta hem orta hem de yüksek okullarda ayrı bir bilim dalı gibi öğretilebilir. Tarihi bu şekilde ele almak Türklerin birbirleriyle yakınlaşmasına kaçınılmaz olarak yardım ederdi. Bu tarih de damgayla Öztürkçe sözlük esasından yazılacak.
  3. Çağdaş dünyamızda halkların ya kendine has dinleri var ya da seçmiş oldukları dinleri kendilerine uyarlamışlar ve yaşam şartlarına uygun hale getirmişlerdir. Dünyaya farklı bakış sistemi, yalnız bir halka mahsus özel dünya görüşü olarak din; halkı birbirine kenetleyen, bütünleştiren, yüzyılların, binlerce yılın geçmesine bakmadan, halkın korunmasına, devamlılığına yardım amillerden biridir. Yaradan ile münasebeti, Onunla karşılıklı alaka, sistem ve usulleri insanların gündelik hayatında, halkların dünyadaki yerinde kendi akislerini taşır. Lakin Türklerin bu meselede dünya halkları arasında farklı bir yeri var. Bizim kardeşlerimiz arasında farklı dünya dinlerine mensup olanları var. Dünyadaki bütün inançlarda kendi temsilcilerimizle temsil edildiğimiz söylenebilir. Bu durum Türklerin farklı inançlar arasında ve farklı halklar arasında köprü olma rolünü güçlendirir. Böylece, biz kolayca insanlığın uygarlıklar arası buhrandan çıkış yolu bulabilmelerine, halkların ortak dil oluşturmasına, barışın ve bütün dünyada tehlikesizliğin temin edilmesine yardım edebiliriz. Aynı zamanda sadece bize has olan dünya görüş sistemimizin Göktanrıcılığın olduğunu dikkate alırsak, bu amil bizim bütün halklar için köprü, hayırsever ve adalet taşıyıcısı mevkimizi daha da güçlendirir. Türkler tarihte bütün inançlara ve dünya görüşlerine hoşgörülü olması ve itinalı münasebetleriyle farklılaşır. Bizim için makbul olmayan bir inanç yoktur, hiçbir din günah değil, hiçbir halk değersiz değildir; biz herkesi, kendimizle beraber Tanrının yarattığı olarak gördük. Göktanrıcılık Türklerin genel beşeri, medeni, felsefi, entelektüel hazineye önemli bir hazineleridir. Göktanrıcılık Türk ruhunun, Türk karakterinin, Türk gücü ve muhteşemliğinin kısacası Türk’ü Türk yapan her unsurun şekillenmesinde rol oynamıştır. Türkler için bir başka alternatif de ecdadımızdan miras kalmış bu dünyada derin, zengin bakışlar sisteminin dünya Türklerinin birleşmesinde vasıta olarak bize yol göstermesidir.Bu amaçla, ilgilenenler için en farklı sorulara cevapların verildiği Altın Bitiğin; “Göktanrıcılığın Altın Kitabı”nın hazırlanması amaçlanmaktadır. Bu kitabın hazırlanması için hayatın muhtelif sahalarından; filozof, sosyolog, etnograf, tarihçi ve edebiyatçılardan meydana gelen birliklerin oluşturulması gerekir. Bu iş Türklerin birleştirilmesi istikametinde en önemlilerinden biridir ve bunun zamanından yerine getirilmesi için daha büyük bir özen, dikkat ve ciddiyet lazımdır. Türk ellerinde bunun için gerekli olan entelektüel ve ilmi potansiyel vardır. Filolog ve tarihçilerde olduğu gibi burada da önce bu işe çağırılacak âlimler belirlenecek, işlerinin karşılığında alacakları ücretlerin, iş çerçevesinin belirlendiği, işin tamamlanması için verilecek sürenin olduğu vs. anlaşma imzalanacak. Kitabın yazarlarının adı kitapta olmayacak, onlar anlaşma şartlarına uygun olarak telif haklarından Türk birliği için imtina edecekler. Altın Bitik, yalnız Öztürkçe sözlük esasında ve damgayla yazılacak. Yukarıda dört maddeyle ifade edilen bütün işler yerine getirildikten, bütün materyaller hazırlandıktan sonra kabul edilmesi için onları teklif edeceğimiz Kurultaya gidebiliriz. Kurultayda bu dökümanlar kabul edildikten sonra Türk Dünyası İş Adamları Birliğinin, Türk Dünyası Kadınlar Birliği, Türk Dünyası Gençler Birliğinin, Türk Dünyası Sanatkârlar Birliğinin (her medeniyet sahasındaki birlikler mümkündür), Türk Dünyası Bilim Adamları Birliği (her bilim sahasında farklı birlikler mümkündür), böylece bizim yurtlarımızda var olan bütün inanç ve mezheplerin temsil edildiği Dini Şuranın oluşturulmasına özel önem verilmelidir.

Bu çağrı Türklerin birleşmesi maksadıyla ciddi tartışmalar ortaya koyabilecek projedir ve büyük milletimizin kaderine ilgisiz kalmayan herkesi onun müzakeresine iştirak etmeye, ona katılmak, burada ifade edilen fikre kendi değerlendirmelerini bildirmeye davet etmektedir. Herkesten bu çağrının yaşadığınız ülke ve bölgelerin dillerine çevrilmesine ve mümkün olduğu kadar geniş coğrafyalara yayılmasına yardımcı olmanızı rica ederim.

 

Saygılarımla.

ibrahim-moskova

                                                                       İbrahim Halil Neriman oğlu BALAYOĞULLARI

İbrahim XəlilNəriman oğlu Balayoğulları

07.06.2016

 

Qutsal HAN TANRI, QAZAX ELİ ilə QIRĞIZ ELİNİN

birləşdiyi yer e-mail: inbalayogullari@gmail.com  ;  Skype: inbalayogullari

Share

Avrasya Tüneli’ni Sürücüler Nasıl Kullanacak?

Avrupa ile Asya’yı Marmaray’dan sonra Boğaz’ın altından 2. kez birleştiren Avrasya Tüneli, 20 Aralık’ta açılacak. Günde 130 bin araç Kazlıçeşme-Göztepe arasındaki 100 dakikalık yolu 15 dakikada alacak.

Avrasya Tüneli'ni Sürücüler Nasıl Kullanacak?

Star’ın haberine göre, iki katlı Avrasya Tüneli, 20 Aralık’ta hizmete giriyor. Asya ile Avrupa’nın Marmaray’dan sonra Boğaz’ın altından ikinci buluşması olan Avrasya Tüneli’nin temeli 2011’de atıldı. 1 milyar 245 milyon dolara Yap-İşlet-Devret modeliyle hayata geçen tünel yerin 160 metre altına inşa edildi. Yaklaşım yollarıyla toplam uzunluğu 14.6 kilometre olan Avrasya Tüneli, Kazlıçeşme-Göztepe arasındaki 100 dakikalık yolu 15 dakikaya indirecek.

3 aşamalı tünel

Avrasya Tüneli, ‘Avrupa’, ‘Boğaz’ ve ‘Anadolu’ olmak üzere üç ana bölümden oluşuyor. İki katlı olarak inşa edilen Avrasya Tüneli’ne hem Avrupa hem de Anadolu Yakası’ndan girilip çıkılabiliyor. Avrasya Tüneli’nin üst katından Kazlıçeşme’den Göztepe’ye, alt katından ise Göztepe’den Kazlıçeşme’ye gidiliyor. Avrasya Tüneli’nin jeolojik tabanı Türk mühendisleri tarafından tasarlanan özel köstebek ile delindi. Tünelin üzerinde 27 metrelik kayalar var, yani tünel İstanbul Boğazı’nın 61 metrelik su kütlesinin altında yer alan 27 metrelik kayanın altına, oyularak yapıldı. Ayrıca Avrasya Tüneli’nin en derin noktasında bulunan baz istasyonu ile cep telefonları çekecek.

4 dolar +kdv

Günde 130 bin aracın geçmesi planlanan Avrasya Tüneli’nin geçiş ücreti otomobiller için 4 dolar + KDV ile minibüsler için 6 dolar + KDV.

Yüksek güvenlik devrede

Avrasya Tüneli yüksek güvenliğiyle de ön plana çıkıyor. Tünelde 24 saat boyunca güvenli, sağlıklı ve kesintisiz trafik akışı için gelişmiş sistemler devreye alındı. Her 300 metrede bir yukarı çıkış alanları konulurken, kazalar için de tünelde birçok revir odası tasarlandı. Aynı zamanda tünel, deprem ve tsunami risklerinden etkilenmeyecek yapıda inşa edildi. Tünelin bir katında yangın çıkması durumunda da öteki katına sıçramayacak şekilde özel malzemeler kullanıldı. Yine tünelde, her noktanın 7 gün 24 saat izlendiği kapalı devre kamera sistemi, olay algılama sistemleri, haberleşme ve ihbar sistemleri yer aldı.

Avrasya Tüneli Projesinin İsmini Halk Belirleyecek!

Sürücüler tüneli nasıl kullanacak?

Avrupa yakası

Avrasya Tüneli’ne Avrupa Yakası’nda Kazlıçeşme’den giriliyor ve yerin üzerinden devam ediliyor. Kennedy Caddesi üzerinde 4 gidiş ve 4 geliş olarak düzenlenen yol, 5.4 kilometre boyunca Samatya ve Yenikapı’dan geçerek Cankurtaran’a kadar uzanıyor.

Boğaz geçişi

Cankurtaran’da ise Boğaz’ın altından geçen tünel bölümü başlıyor. Toplamda 5.4 kilometre uzunluğundaki tünel, farklı teknikler kullanarak İstanbul Boğazı’nda deniz tabanının aşağısına inşa edildi. İki katlı tünelin bir katı gidiş bir katı ise geliş olarak kullanılıyor. Cankurtaran’dan girilen tünele Anadolu Yakası’nda Harem’den çıkılacak.

Anadolu yakası

Harem’den sonra Eyüp Aksoy Kavşağı’na çıkacak sürücüler buradan Acıbadem, Hasanpaşa, Uzunçayır ve Göztepe’ye ulaşabilecek. 3.8 kilometrelik bu son bölüm boyunca iki adet köprülü kavşak inşa edilirken yol da 4 ve 5 gidiş geliş olarak yeniden düzenlendi.

Avrasya Tüneli'ne Kamulaştırma Düzenlemesi

Share

Türkiye’de 326 Diri Fay Hattı Var

Türkiye Diri Fay Haritası’na göre; ülkemizi etkisi altına alan diri fayların sayısı 150 iken; güncelleme çalışmaları ile bu sayı 326 oldu.

Jeoloji Mühendisleri Odası Kayseri Temsilcisi Bülent Üzeltürk, ”Türkiye Diri Fay Haritası’na göre; ülkemizi etkisi altına alan diri fayların sayısı 150 iken; güncelleme çalışmaları ile bu sayı 326 olmuştur. Söz konusu diri faylar, alt segmentleri ile birlikte değerlendirildiğinde deprem üretebilecek fay sayısının yaklaşık 485 olduğu ortaya çıkmaktadır” dedi.

İl Temsilcisi Bülent Üzeltürk, 12 Kasım 1999’da Düzce’de, İzmit depreminden 87 gün sonra yine büyük bir deprem yaşandığını anımsattı.

Jeoloji mühendisi Üzeltürk, ”Yıkımlara ve can kaybına neden olan Düzce depremi ülkemizi kısa aralıklarla vuran deprem afetinin kendini unuturmayacağının acı bir habercisi gibiydi. Stabil olmayan yeryuvarı, dünyanın değişik noktalarında hala her an depremler meydana getirmektedir. Ülkemizde son yüzyıldaki aletsel dönemde, 1939 yılında 7.9 büyüklüğünde Erzincan Depremi, 1953 yılında 7.4 büyüklüğünde Yenice-Gönen (Çanakkale) Depremi, 1912 yılında 7.3 büyüklüğünde Mürefte (Tekirdağ) Depremi, 1999 yılında 7.4 büyüklüğünde Marmara Depremi yine 1999 yılında 7.2 büyüklüğündeki Bolu-Düzce Depremi ve daha onlarca sayıda büyük ölçekli depremler meydana gelmiştir” ifadelerine yer verdi.

Türkiye’nin, jeolojik konumu nedeniyle dünyada deprem tehlikesi en yüksek olan ülkelerden birisi olduğunu vurgulayan Üzeltürk, şunları kaydetti:

”Türkiye’nin yüzölçümü olarak yüzde 92’si, nüfus yoğunluğu olarak yüzde 95’i deprem kuşağında yer almaktadır. ‘Türkiye Diri Fay Haritası’na göre; ülkemizi etkisi altına alan diri fayların sayısı 150 iken; güncelleme çalışmaları ile bu sayı 326 olmuştur. Söz konusu 326 olan diri faylar, alt segmentleri ile birlikte değerlendirildiğinde deprem üretebilecek fay sayısının yaklaşık 485 olduğu ortaya çıkmaktadır. Kayseri’de aletsel dönemden önceki yıllarda meydana gelen 240 yılı, 1205 ve 1717 yılı Kayseri merkezli, 1835 yılında ise Develi merkezli depremler ile son yıllarda meydana gelen depremlerde göstermektedir ki şehrimiz; bir deprem kentidir. ‘Güneşli Depremi’ Kayseri kentinin 1940 yılındaki Erciyes ve Yeşilhisar depremlerinden sonra son aletsel dönemin en büyük depremidir. MTA tarafından 2012 yılında yayımlanmış olan Türkiye Diri Fay Haritası’na göre; Kayseri’yi etkisi altına alacak olan ‘Ecemiş Fayı’nın dışında ve ‘Sarız Fayı’ da aktif bir fay olarak güncellenmiştir. Ülkemizin bir deprem ülkesi olduğu bilinci anlayışında, unutmadan ve rehavete kapılmadan devlet ve birey olarak asgari sorumluluklarımızı yerine getirmek durumundayız. Afetlere hazırlıklı olmalıyız.”

Share

BULTÜRK-Kazakistan’ın bağımsızlığının 25. yıl dönümünde

trt Soldan sağ; Rafet ULUTÜRK-BULTÜRK; Doç.DR.Abdulhamit AVŞAR-TRT İstanbul Müdürü; Galymzhan Yerimbetov-İstanbul Kazakistan Konsolosu, İsmail CENGİZ-Avrasya Türkleri Federayon Genel Başkanı; Gelişim Unv. Doç.Dr.Kutay KARACA

 

Türk Dünyası içinde parlayan yıldız Kazakistan bağımsızlığını ilan edeli çeyrek asır oldu.
1991 yılında ilan edilen bağımsızlık, Kazakistan‘ı sadece bölgesinin değil dünyanın yakından takip ettiği gelişme ve kalkınma modeli komşu ülkelere parmak ısırttı. Bağımsızlık ilanından hemen sonra kardeş ülke Türkiye Cumhuriyeti tarafından ‘Tanınan’ Kazakistan’ın kurucu devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev, geride bıraktığı 25. yılda sadece ülkesinin değil, Türk Dünyası’nın Aksakalı haline geldi. Kazakistan Bağımsızlığının 25 yılında İstanbul STK’ları bir araya geldiler.
Avrasya Türk Dernekleri Federasyonu tarafından organizasyonu yapılan, “Kazakistan’ın bağımsızlığının 25. yıl dönümü açık oturumda”, Türk Cumhuriyetleriyle ilgili kısaca dış Türkler ile ilgili İstanbul’da kurulan STK’larının sivil toplum kuruluşları temsilcileri bir araya geldiler. Afganistan’dan – Doğu Türkistan’, Kazakistan’dan Bulgaristan’a, Nogay Dağıstan’dan İrak, Suriye’ye kadar Sivil toplum temsilcileri hazır bulundular.
Toplantının Açılışını yapan Avrasya Türk Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı İsmail Cengiz, Kazakistan’ın ekonomik, siyasi ve kültürel anlamda, insan hakları ve demokrasi değerleri açısından bulunduğu coğrafyada ön plana çıktığını söyledi. Başkan; Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in ülkeyi ön plana çıkardığını ifade ederek, Pekin ile Moskova arasında tampon görevi üstlenen ülke liderinin Avrasya Birliği adı altında güçlü bir organizmanın oluşmasını hedeflediğini anlattı.
 Toplantıya katılan Kazakistan İstanbul Konsolosu Galymzhan Yerimbetov konuşmasında, Kazakistan – Türkiye ilişkilerine değindi. Yerimbetov  konuşmasında 25 yıl önce Kazakistan’ı ilk tanıyan ülkenin Türkiye oluğunu anımsatarak, her zaman Türkiye’nin yanında olduklarını söyledi.
Yerimbetov konuşmasında iki ülke arasındaki ilişkilerin daha da gelişmesi için Kazakistan ve Türkiye liderlerinin ortaya koyduğu iradeye dikkat çekti.

Daha sonra İstanbul Gelişim Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitisünden Doç. Dr. Kutay Karaca, Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in Orta Asya Devletleri Birliği projesinin olduğunu belirterek. “Buna liderlik yapabilecek ülke Kazakistan’dır. Bu birlik Kazakistan öncülüğünde kurulursa, Rusya ve Çin’i tedirgin etmeyecektir. Orta Asya Devletleri Birliği projesine bizim olabildiğince destek vermemiz ve cesaretlendirmemiz gerekiyor.”  ve devam etti: “Nazarbeyev’in Orta Asya Devletleri Birliği projesi var. Buna liderlik yapabilecek ülke Kazakistan’dır”. dedi.

– “Kazakistan’ın coğrafyası Avrupa’dan büyük”

Gelişim Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitisü’nden Doç. Dr. Kutay Karaca ise Kazakistan coğrafyasının Avrupa’dan daha büyük olduğunu belirterek, Avrupa Birliği’ne üye 28 ülkenin sorunlarının toplamını Kazakistan’ın da coğrafik olarak bu ülkeler kadar yaşadığını dile getirdi.

Karaca, Kazakistan’ın nüfus, ekonomik, siyasi ve askeri olarak iki dev ülke Rusya ve Çin’i dengeleyen bir ülke olduğunu söyleyerek, “Buna ancak diplomasi kurtluğu denir. Bu Kazakistan’ın dış politikasındaki bence en büyük başarısıdır. Petrole sahipsiniz. Petrolün varlığından dolayı ülkenizde oynanacak her türlü oyuna da göğüs germeniz gerekiyor. Kazakistan bunu da başardı. Bunu da dengenin bir unsuru olarak yaptı.” diye konuştu.

Son dönemde gerek Türkiye’nin yükselmesi, gerek Türk coğrafyasındaki devletlerin yükselişiyle beraber Çinliler, Güney Koreliler, Japonlar, Hintlilerin İpek Yolundan bahsettiğini dile getiren Karaca, Çin’in Avrupa’yı transit bir şekilde bağlayabilmek için en büyük yatırımı Türk Cumhuriyetlerine yaptığını açıkladı.

– “Devasa topraklara az nüfusla sahip olmazsınız” Bunun için Kazakistanlılar da 3 çocuk politikasını gütmeleri gerekir.

Karaca, Kazakistan’ın 1991’den bu güne neredeyse 15 katı kadar büyüdüğünü, kişi başına düşen gelirin bin 500 dolardan 11 bin dolara kadar çıktığını belirterek, şöyle devam etti:

“Üç çocuk politikası Türkiye’nin geleceği için önemli ama aynı şey Kazakistan için de geçerli. Kazakistan 17 milyon kişiyle o devasa topraklara sahip çıkamaz. Bu kadar az bir nüfusla bu kadar büyük bir coğrafyaya sahip olamazsınız. Dibinizde karınca misali üreyen bir Çin ve Hindistan, askeri ve siyasi gücü artan Rusya olunca 17 milyon nüfusla bu coğrafyayı tutamazsınız. Ne kadar büyük başarı sağlarsanız sağlayın, ne kadar doğru dış politika uygularsanız uygulayın. Nazarbayev ve ekibinin gelecek içinde yapması gereken en doğru şeylerden biri de gelecekte bu ülkeyi nasıl bir yönetime devredeceği kadroları şimdiden hazır hale getirmektir.”

Doç. Dr. Kutay Karaca, Şangay Beşlisi’nin 2001’de bittiğini, o tarihten itibaren Şangay İşbirliği Örgütü’nün devam ettiğini dile getirerek, “Şangay İşbirliği Örgütü bir güvenlik sağladı bölgede. En azından bölge ülkeleriyle Rusya ve Çin arasında 7 bin kilometrelik bir sınır kimsenin burnu kanamadan çizildi. Bu, tarihte örneği tek olan bir şey.” dedi.

Şangay İşbirliği Örgütü vasıtasıyla Çin ve Rusya’nın Türk dünyasına etkisine bakılması gerektiğini belirten Karaca, özellikle Çinlilerin ticaret hacminin bu coğrafyada arttığını söyledi.

Nazarbeyev’in Orta Asya Devletleri Birliği Projesi olduğunu anımsatan Karaca, “Buna liderlik yapabilecek ülke Kazakistan’dır. Bu birlik Kazakistan öncülüğünde kurulursa, Rusya ve Çin’i tedirgin etmeyecektir. Orta Asya Devletleri Birliği projesine bizim olabildiğince destek vermemiz ve cesaretlendirmemiz gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

TRT İstanbul Müdürü Abdülhamit Avşar da söz alarak;

“Sovyetler Birliğinin yıkılmasında 1986’daki Almata olaylarının büyük bir etkisinin olduğunu belirterek, bu anlamda Kazakistan’ın dünya tarihinde önemli bir yerinin bulunduğunu” söyledi. Türk tarihinin Kazakistan’dan söz etmeden okunamayacağını dile getiren Avşar, Kazakistan’ın Türkistan’ın sınırlarını koruyan bir kale olduğunu vurguladı.

Avşar, Türkiye ile Kazakistan arasında yakın ilişki olduğunu ifade ederek, TRT olarak da bu ilişkilerin gelişmesi için ellerinden gelen her türlü desteği yaptıklarını, ülkenin dünyaca tanınması için en ücra köşelere kadar gidilerek programlar yapıldığını söyledi.

Ardından söz alan Yrd.Doc. Dr. Ömer Kul -Türkiyat Araştırma Enstitüsü Türk Tarihi Anabilim Dalı; “Bizler herkesi suçluyoruz da acaba kendimiz yapmamız gerekenleri yaptık mı bunu kendimize sormuyoruz. Bizler artık Ne yapmamız ve ne yapmamamız gerekiyor ve nereden başlamalıyız sorusunu sormalıyız. Evet hepimiz kendi üzerimize düşeni yapmaya başlamalıyız. Kul şöyle devam etti; Ben burada Kazak kardeşimin düşmanı , benim de düşmanım, Kazak Kardeşimin dostu benim de dostumdur diyorum. Bunu kardeşlerimden de bekliyorum”. dedi.

Bir çok katılımcılara soru soranlar oldu ve cevaplar verildi, böylece toplantının sonuna gelindi.

Evet “BÜYÜK TÜRKİSTAN’IN BİR PARÇASI KAZAKİSTAN’IN 25 yılı” Kutlu olsun.

Toplantıda, katılımcılara Türkistan pilavı ve kımız ikram edildi.

Share

KKTC Yeniden Doğuş Partisi Genel Başkanı İstanbul’da

Bu devlet, şehit ve gazilerin emanetidir. 

KIBRIS GÖRÜŞMELERİNDE SON DURUM konulu Konferans yapıldı

Bayrampaşa Kültür Merkezinde, URAL EĞİTİM, KÜLTÜR VE STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ İLE BULGARİSTAN TÜRKLERİ KÜLTÜR VE HİZMET DERNEĞİ (BULTÜRK)‘nin birlikte düzenledikleri ” KIBRIS GÖRÜŞMELERİNDE SON DURUM “ Konulu konferans düzenlediler.

Konferansın konuşmacısı KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİNİN – Yeniden Doğuş Partisi Genel Başkanı Prof.Dr.Erhan ARIKLI oldu.

Moderatörlüğünü Dr.Erdal KARABAŞ’ın yaptığı konferansta, saygı duruşu ve istiklal marşı okunduktan sonra açılış konuşması için, BULTÜRK Genel Başkanı Rafet ULUTÜRK’ü ve ardından URAL Derneği Genel Başkanı Bülent MAŞAOĞLU davet edildi. Bu iki düzenleyici dernek başkanlarının ardından asıl konferansın konuşmacısı Prof.Dr. Erhan ARIKLI kürsüye davet edilerek konferans başlatıldı.

onuşmasında ARIKLI: “TÜRKİYE ÖNÜMÜZDEKİ SÜREÇTE SADECE KENDİ KADERİNİ DEĞİL, KIBRIS’IN KADERİNİ DE BELİRLEYECEK BİR DÖNEMECE GİRDİĞİNİ” kaydetti.
Bulgaristan Türkleri Derneği ve Ural Eğitim Kültür ve Stratejik Araştırmalar Derneğinin düzenledikleri, “Kıbrıs Müzakerelerinde Son Durum” konferansına kendilerini davet ettiklerinden dolayı iki başkana teşekkür etti.
Ardından: “Müzakereler kesilirse Kıbrıs Türkünün alternatifleri vardır. Ama bu alternatiflerin arasında Türkiye’ye ilhak yoktur. Kıbrıs Türkleri kurduğu bu devleti yaşatmaktan aciz değildir”  kaydetti.
“Şu an Amerika ve İngiltere Full Time devrede. Heyetlerinin biri gidiyor, biri geliyor. Akıncı’yı ve Anastasiadis’i tekrar bir araya getirmeye çalışıyorlar.
Onların hedefleri şu; Kıbrıs’ın etrafında muazzam bir petrol ve gaz var. Bu petrol ve gazı, Amerika ve İngiliz şirketleri birlikte çıkarmak için hazırlık yapıyorlar.
Onun dışında İsrail gazı var. Bu İsrail gazının bir an evvel Kıbrıs üzerinden Türkiye ve Avrupa’ya gitmesi lazım. Dolayısıyla adada bir an evvel bir çözüm olmalı. Çözüm olmalı ki İsrail gazı bir an evvel Türkiye’ye ve Avrupa’ya ulaşsın.
Avrupa’nın da sıkıntısı var. Biliyorsunuz Ukrayna krizi dolayısıyla Rusya ile araları çok kötü. Rusya’nın tekelinden kurtulmak istiyorlar. Bunun için alternatif gaza ihtiyaçları var. İsrail gazına şiddetle ihtiyaçları var.Dolayısıyla emperyal güçler bir an evvel adada bir çözüm istiyorlar.”
Bir tarafta çok ciddi baskılar olduğunu diğer tarafta ise Türkiye’nin içinde bulunduğu durum olduğunu kaydeden Arıklı, “Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu görüyorsunuz. Avrupa Birliği, Türkiye ile ilişkilerini giderek gerdi. Avrupa Parlamentosu dün Türkiye ile ilişkileri dondurma kararı aldı. Kısa bir süre sonra bu konu tekrar gündeme gelecek ve Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkileri büyük ölçüde ortadan kalkacak.” diye konuştu.
Türkiye’nin kendisine yeni bir ufuk, yeni bir liman aradığını dile getiren Arıklı, “Şanghay Beşlisi bu noktada Türkiye için iyi ve ciddi bir alternatif. AB’nin karşısına Şanghay Beşlisi konulabilir. İşte bu noktada Türkiye hem kendi geleceği için hem de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti için karar vermesi gerekiyor. Yani Türkiye, Avrupa Birliği’ne girmeyecekse ve bir anlaşmadan sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ortadan kalkacaksa ve Kıbrıs bütünüyle Güney gibi Avrupa Birliği’ne girecekse sizler Kıbrıs’a gelirken Schengen vizesiyle mi geleceksiniz? Türkiye artık Kıbrıs’tan tamamen elini, ayağını çekmek durumunda kalır. Onun için Türkiye önümüzdeki süreçte sadece kendi kaderini değil, Kıbrıs’ın kaderini de belirleyecek bir dönemece girdi” diye konuştu,
Konuşmasının sonunda Parti olarak müzakereler için 3 model sunduklarına dikkat çeken Arıklı, müzakerelerin kesilmesi halinde Kıbrıs Türkü’nün alternatifleri olduğunu, bu alternatifler arasında Türkiye’ye ilhak düşüncesinin yer almadığını söylerken “KKTC, Türk Dünyası arasında silahlı mücadele sonucunda kurulmuş bir Türk devletidir. Kıbrıs Türkü, bu devleti yaşatmaktan aciz kalmış bir halk değildir. Bu devlet, şehit ve gazilerin emanetidir. Müzakereler tıkanır ise seçenek vardır 1-Kosova, 2-Nahçıvan ve 3-Tayvan modellerini hayata geçirerek varlığını devam ettirecektir” dedi.
Konferans sonrası soru yamuru ile devam edilirken, değerli soruları ile konferansa büyük derinlik kazandıran katılımcılara ve çok nitelikli ve önemli bir sunum yapan Sayın Prof. Dr. Erhan Arıklı’ya bu teşriflerine katıldıklarından dolayı teşekkür edildi.
Sonunda Bayrampaşa Belediyesi Kültür Merkezinin tahsisi hususunda Bayrampaşa Belediye Başkanı Atila AYDINER’e ve yalnız bırakmayan TEK-Rumeli TV’sine de teşekkür edilerek konferansa son verilirken, konuşmacı KKTC Yeniden Doğuş Partisi Genel Başkanı Prof.Dr. Erhan ARIKLI değerli bilgilerini bizlere aktardığı için iki dernek adına kendisine teşekkür plaketleri de taktim edildi.
Tüm katılımcılar sonunda toplu resim çektirdikten sonra ayrı ayrı da konuşmacı ile bol bol fotoğraf çektirdiler. Böylece konferansın sonuna erildi ve toplantıya  katılanlar KKTC için bir çok bilmediklerini bu toplantıda öğrendiklerini ve bu konferansa katıldıkları için mutlu ve huzurlu ayrıldıklarını beyan ettiler.

İstanbul 
Share