Yeni Adı “İstifa!” Olmalı

Dr.Nedim BİRİNCİ

Tarih: 20 Şubat 2017

Öfkeli ve parçalanmış toplumda yaşamak.

Memleketimizi 26 Mart 2017 seçimlerine götüren, Başbakan Ognyan Gercikov yönetimindeki geçici hükümetin kokusu buruna vurmaya, rengi de göze çarpmaya başladı.

Bakanlar kurulunun temel kadrolarının halkımızın kanını ve ruhunu emen sülükler arasından özenle seçildikleri ortaya çıktı.

Bakanlar Kurulu Başkanı Ognyan Gercikov’tan başlayalım:

Yakın zamana kadar bugünkü başbakanın oğlu Stanislav Gercikov Bulgaristan “Duble Yollar” devlet şirketinde hukuk danışmanlığı yaptı. Ülkede maaş ortalaması 500 leva iken o KDV hariç 4 000 (dört bin) leva alıyordu. Gördüğü davalar için ek ödemeler yapılıyordu ve yıl için aylık ücreti ortalaması 6 000 (altı bin) leva oluyordu. Aferin!

Yeteneksiz hukuk danışmanı Stanıslav Gercikov davaları hep kaybettiği için birkaç ay önce işten atılmıştı.

Bilirsiniz herkesin biraz şansı ve biraz da kısmeti vardır. 2 hafta önce Sofya Varna an yolunda Botevgrat’tan önce “Eçemiçka” tünelinde tavan lambaları düştü, bir araç ezildi ve bir yolcu öldü. Olayın ardından Bulgaristan “Duble Yollar” devlet Şirketi Yürütme Müdürü görevinden alındı ve biliyor musunuz Başbakan Og. Gercikov onun yerine kim atadı?

1984 – 1989 yılları arasında Türkleri Bulgarlaştırma sürecinde, o kanlı “soya dönüş” zulmü yıllarında Varna iline bağlı Dılgopol ilçesinde ve hain başı Ahmet Doğan’ın köyü olarak ünlenen Drındar köyünün de ilçe sınırları içinde bulunan Suvorovo Belediyesinde 30 Türk düşmanı ajanla ve üç bölgesel grup yöneticisiyle çalışan Valentin Atanasov Nikolov’u atandı. 1955’te Varna doğumlu olan Nikolov 1976’da Sofya’daki İç İşleri Bakanlığı “Devlet Güvenliği” fakültesine yazılmış, 1982’de İç İşleri Bakanlığı (VMR)  “DS” gizli poliste Türkler arasında casusluk yapan 04 – 06 şubesinde “Dılgopol ve Suvorovo” Türk bölgesinden sorumlu bir gizli subay olarak göreve başlamıştır. 1985’te Türklerinin enselerine basıp kan kusturulmalarından sonra 1986’da “kıdemli istihbaratçı” unvanı alan Nikolov’un biyografisi kısaca şöyledir.

1985’in soğuk kış günlerinde Müslüman Türklerin hepsinin isimlerinin, dinlerinin, kimliklerinin değiştirilerek soy geçmişleri söküldü. Bulgarlaştırma baskı ve terör yöntemlerine en faal bir şekilde ve amansız katılan, Todor Jivkov rejimi döneminde Bulgar tarihinin en ağır, en iğrenç ve yüz karası cinayetlerinde eli kana bulanan subay Nikolov, tutuklanıp işlediği cinayetler için yargılanıp hapse atılacağına, yüksek devlet ödülüyle ödüllendirilmiştir.

O, güya “soya dönüş” yıllarında gösterdiği olağanüstü aktiflik için MVR-Varna 4. Şubesi Amiri Albay Sv. Vasilev’in hazırladığı ve MVR-Varna Müdür Yardımcısı Albay Sava Denev’in  ve Bulgaristan Komünist Partisi (BKP) İl Komitesi tarafından kaleme alınan ve Türk etnik azınlığı üzerindeki yüksek başarılarını öven özgeçmişle Bulgaristan Halk Cumhuriyeti Devlet Konseyine ödüllendirilmek üzere önerildi. Ve Türklere zulüm eden kahraman olarak göğsünde en yüksek ödül olan “Halk Emek Madalyası” şakıdı.

Katilin 1979 – 1986 yılları arasında Türkler arasındaki kemirgen köstebek çalışmaları şu sözlerle nitelendirilmiştir:

Çalışmalarında yüksek komünist idesellik, politik olgunluk ve parti siyasetine bağlılık gösterdi. Sınıfsal yaklaşım sahibi olup devrimci uyanıklık gösterirken burjuva ideolojisine karşı amansız oldu.”

O, 1985’te Türklerin isimleri değiştirilirken BKP örgüt sorumlusu seçildi. Köstebek sürüsünden 30 ajan ve 3 köy grubu yöneticisini bileyip yönlendirdi. Bu hainliği için 1987’de, Varna köylerinde Türkler kan kusarken, aydın ve gençlerimiz hapishanelerde ve toplama kamplarında çürütülürken, MVR-Varna İl Amiri Nikolov’u “Bulgarlaştırma etkinliklerinde elde ettiği başarılardan ötürü” yeniden övdü ve ikinci ödül için öneride bulundu. HÖH yönetimi sözde “yönetenleri yönetiyor” fakat konu halkımızın ezilmesi ve yok edilmesi olunca dut yemiş bülbül oluveriyor. Ne ki, bu ebediyen böyle gitmez…

Türklere karşı köstebeklik ve kemirgen işine iyi bakan subay Nikolov Varna ili Ruslar tarafından istila edilince bu cephede de başarılı çalışabilmesi için 1991’de Moskova’daki Dış İstihbarat Teşkilatı (KGB) Enstitüsüne gönderildi. Moskova’da yüksek bilimsel unvanlar aldı. Kendisine orada KGB dosyası açıldı. O arşivde Ahmet Doğan’ın da özel istasyon şefi dosyası var. Burada en yüzkarası, en acıklı ve ciğer kemirici olan Ognyan Gercikov geçici hükümetinin Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH-DPS) oylarıyla seçilen Cumhurbaşkanı Rumen Radev tarafından seçilmiş, atanmış ve kadro değişiklikleri yapmaya devam etmesidir.  Kapanmayan yaralarımız kanarken Bulgarlaştırma süreci katillerinin 2017 yılında (30 yıl sonra) aklanmış paklanmış devlet holdinglerinin başına getirilmesi,  yağma sofrasının devam etmesi, yeri cezaevi olan canilerin ve oligarşi-mafyasının sofra başı olmaya devam ettiğine ve etmeye devam hazırlıkları gördüğüne çok ciddi bir kanıttır.

Komünist rejimin en ağır cinayetlerini işleyenlerin devlet makamlarında en önemli görevlere atanması, karanlık bir gelecek olacak, anlamındadır. Burada söz konusu olan 1 253 383 (bir milyon iki yüz elli üç bin üç yüz seksen üç) Bulgaristan vatandaşına baskı terör ve zulüm uygulanmış olması ve bunun neticesinde bugün 720 bin Türkün memleketimizi ter etmiş durumudur. Bu örnek, demokrasiye geçilmesinden 27 yıl sonra Bulgaristan’da “Bulgarlaştırma” hırs ve ideolojisinin eskisinden daha canlı ve amansız yeni saldırılara hazırlandığına kanıttır. Bu tehlikeyi yaşatan ve taşıyan siyasi güçlerden biri de HÖH partisidir. Kendisini insan haklarını koruyorum maskesi ardına gizleyerek hareket eden bu parti Nikolov’un Sofya’ya gelmesinde önemli rol oynamış, razılık göstermiştir. Bulgaristan’ı vatan bile Türklerin kimlik olarak yok edilmesindeki zalimliğinden dolayı Bulgar devletinin en yüksek ödüllerinden biriyle ödüllendirilen bir gizli polis subayının 2017’de su yüzüne çıkarılması ve devlet yönetimine davet edilmesi, anlaşılır gibi değildir.

Meydana gelen yeni durumda, Nikolov’un atandığı görevden hemen serbest bırakılması ve Başbakan Gercikov hükümetinin de Bulgaristan Türklerinden özür dilemesi gerekmektedir. Çünkü bu Türklerin onurunu yeniden çiğnemekten başka bir şey değildir. Bu olay memleket çapında alevlenmeli ve hükümetin istifası istenmelidir.

Bu iğrenç olay Bulgaristan’ın gerçekten içindeki kurbağaların “demokrasi, demokrasi” diye vakladıkları  bir bataklık olduğuna son kanıttır.

26 Mart seçimlerinden sonra Bulgaristan’da halk tarihte görülmemiş boyutlarda ayaklanırsa lütfen kimse kaçmasın.

Arşivlet konuşuyor: Anton Todorov

Bir örnek daha:

Bulgaristan Sosyalist Partisi (BSP) 26 Mart Seçimlerinde sandık başı aday listesini açıkladı.

Sofya’da sandık başı şahıslardan biri, Todor Jivkov’un damadı olan İvan Slavkov’un yakın dostu, babası “Belene” Ölüm Kampı Müdürlerinden olan, gazeteci Toma Tomov’tur.  Yukarıdaki yüz karası örneği 26 Mart seçimlerinde çok küstah bir şekilde karşılıyoruz. Türk düşmanlığı su yüzüne çıkıyor ve kaymak tutuyor. Yukarıda yazılanların tümü Toma Tomov için de geçerlidir.

Katiller, caniler, mafya ve oligarşi sınıfına örülmüş yılan gibi sürünerek iktidara yaklaşıyor.

Kim hangi partiye oy verecek lütfen artık düşünelim ve bu defa yanlış yapmayalım.

BGSAM İrfan Kulübü görev başında.

Türk vatandaşı olmayanlara sağlık hizmeti imkanı

Çalışma Bakanı Mehmet Müezzinoğlu “Türkiye vatandaşı olup da birinci dereceden yakınları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayanlar, aylık 53 liralık sosyal sigortalar sağlık primi ödeyerek her türlü sağlık hizmetini bu ülkede alabilecekler” dedi.

Balkanların Sorunları Çalıştayı’nda 5 ana başlık belirlediklerini vurgulayan Müezzinoğlu, bunlardan birincisinin vatandaşlıkla ilgili sorunlar olduğunu dile getirdi.

Müezzinoğlu, bunu İçişleri Bakanlığı ile görüştüklerini belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Diğeri çalışma izinleriyle ilgili durumlar bizi ilgilendiriyor ve inşallah onları daha seri, daha hızlı, daha bürokrasiden arınmış şekilde çözeceğiz. İkamet tezkerelerinin kısa süreli olması, bunları yine uzun süreli ikamet tezkereleri pasaport süresince olabilecek ikamet tezkerelerine dönüştüreceğiz. Bazı denklik gibi buna benzer sorunlar var ama diğer bir konu daha var. Gelmiş kendisi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmuş ama annesi, babası birinci derecede yakını orada, nerede Balkanlarda nerede Batı Trakya’da yaşlı bir sağlık sorunu olduğu zaman evladının yanına, çocuğunun yanına gelmek istiyor ama deniliyor ki ‘Sosyal güvencen olmadığına dair belde getir. Orada sosyal güvencesi var nasıl getirsin. Orada tedavi ol ama evladı burada. Ahir ömründe evladının yanında sağlık hizmeti almak istiyor. Şimdi bugün plan bütçede görüşmeleri yapılan yasa tasarımızla inşallah Türkiye vatandaşı olup da birinci dereceden yakınları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayanlar, aylık 53 liralık sosyal sigortalar sağlık primi ödeyerek her türlü sağlık hizmetini bu ülkede anavatanında alabilecekler.”

Avrasya Tüneli açılışı

Asya ve Avrupa yakalarını, deniz tabanının altından geçen bir karayolu tüneli ile birbirine bağlayacak olan Projesi açıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yıldırım’ın katılımıyla açılan olan Avrasya Tüneli için bugün İstanbul’da bayrağını alan tören alanına gitti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 150 yıllık hayal olan asrın projesi Avrasya Tüneli’nin töreninde konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan burada yaptığı konuşmada, “Dün akşam ki kalleşte Rusya’nın temsilcisi olan bir yerde bize emanet olan bir insanı sırtından vurdu. Sırtından vurmak kalleşlerin adetidir. İşte bunu yaptılar. Dün akşam ki tabi bedelini anında ödedi ama bağlantıları hepsi ayrı ayrı inceleniyor. Zaten bağlantılar çıkmaya başladı” dedi.

İstanbul’da araç trafiğinin yoğun olduğu Kazlıçeşme-Göztepe hattında hizmet verecek olan , toplam 14,6 kilometrelik bir güzergâhı kapsıyor. Projenin 5,4 kilometrelik bölümü, deniz tabanı altına özel bir teknoloji ile inşa edilen iki katlı tünelden ve diğer metotlarla inşa edilen bağlantı tünellerinden oluşurken Avrupa ve Asya yakalarında toplam 9,2 kilometrelik güzergâhta ise yol genişletme ve iyileştirme çalışmaları gerçekleştirildi. Sarayburnu-Kazlıçeşme ile Harem-Göztepe arasında yer alan yaklaşım yolları genişletilerek kavşak, araç alt geçitleri ve yaya üst geçitleri inşa edildi. Avrasya Tüneli ile yolculuk süresi 100 dakikadan 15 dakikaya kadar inerken güvenli ve konforlu yolculuğun ayrıcalığı yaşanacak. Çevre ve gürültü kirliliğinin azalmasına da katkı sağlanacak.

AVRASYA TÜNELİ’NDEN İLK GEÇİŞİ CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN YAPTI

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrasya Tüneli’nin töreninin ardından makam aracına bindi. Avrasya Tüneli’nden ilk geçişi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan, Arnavutluk Cumhurbaşkanı Bujar Nishani, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Meclis Başkan İsmail Kahraman, Başbakan Binali Yıldırım ve eşi Semiha Yıldırım, Gürcistan Başbakanı Giorgi Kvirikashvili, Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan tünelin tam ortasında araçlarından inerek bir süre tünelde yürüdü. Cumhurbaşkanı Erdoğan Avrasya Tüneli’nin en derin noktasında temsili olarak iki yakayı birleştirdi. Daha sonra Erdoğan ve beraberindekiler hatıra fotoğrafı çektirdi. Daha sonra Erdoğan ve protokol üyeleri araçlarına binerek tünelin Göztepe Çıkışı’na hareket etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrasya Tüneli’nin açılış töreninde yaptığı konuşmada, Türkiye’nin iki kıtayı birbirine bağlayan nadide bir ülke olduğunu söyledi. Erdoğan, “Hamdolsun iki kıtayı birbirine bağlayan böyle nadide bir ülkenin, aynı zamanda bir şehrin mensuplarıyız. Bu şehir gerçekten uğruna birçok şeyler feda edilebilecek bir şehir. Onun için biz bu şehre aşığız. (Avrasya Tüneli) Temelini Asya yakasında atmıştık, Rabbime hamd olsun açılışı Avrupa yakasında yapıyoruz. Bu ne mutluluk” dedi.

Konuşmasında dün akşam hain saldırı sonucu sırtından vurularak hayatını kaybeden Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’a yer veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dün akşam ki kalleş Rusya’nın temsilcisi olan bir yerde bize emanet olan bir insanı sırtından vurdu. Sırtından vurmak kalleşlerin adetidir. İşte bunu yaptılar. Dün akşam ki tabi bedelini anında ödedi ama bağlantıları hepsi ayrı ayrı inceleniyor. Zaten bağlantılar çıkmaya başladı” şeklinde konuştu.

 

AVRASYA TÜNELİ’NİN GEÇİŞ ÜCRETİ YILBAŞINA KADAR 15 TL

* Kardeşlerim yılbaşına kadar buranın ücreti 15 TL olsun. Sayın Başbakan yanlış yapmıyoruz değil mi? Yılbaşına kadar 15 liradan ve TL olarak o güne kadar bu geçişler yapılacak ve Aile Sosyal Politikalar Bakanlığındaki Şehit ve Gazilerimiz için oluşturulan hesaba aktarılacak. Dün akşam Ankara’da cereyan eden saldırıda hayatını kaybeden Karlov’a rahmet diliyorum. Sayın Putin’in şahsında Rus halkına baş sağlığı diliyorum. Bu arada Suriye ve Irak’ta kararlılığımız devam edecek. Orayı kaderlerine terk etmeyeceğiz, Oraki mücadeleye yönelik Dışişleri Bakanımız bugün Moskova’daki görüşmeleri yürütüyor.

Asrın projesi Avrasya Tüneli’nin açılış kurdelesi Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in duasının ardından kesildi.

YENİ HAVALİMANI 26 ŞUBAT 2018’DE!

İnsanımızın hayatını kolaylaştırmak için yola çıktık diyen Başbakan Yıldırım konuşmasında şunları kaydetti:

“Hayalleri birer birer gerçeğe dönüştürerek bugünlere geldik. Her bir proje ve hizmet bu toprakların hakkı ve emeği olan aziz milletimiz içindir. Türkiye’nin büyüme azmini Allah’ın izniyle hiçbir şer güç durduramayacak. Türkiye’yi hiçbir beşeri güç dize getiremeyecek. Ne yaparlarsa yapsınlar Anadolu topraklarındaki bin yıllık kardeşliğimize zarar veremeyecekler. Biriz, kardeşiz, birlikte Türkiye’yiz. Bugün ecdadımızın şahına yakışır bir proje ile İstanbulluların huzurundayız. Fatih İstanbul’u fethederken gemileri karadan yürüttü. Onun torunları Erdoğan ve arkadaşları arabaları denizlerin altından götürüyor. 100 dakikalık mesafeyi Yenikapı’dan göztepe’ye 15 dakikada geçeceğiz. İşte hizmet ve medeniyet bu. Tünelin doğal afetlerden etkilenmeyecek donanımlara sahip olduğunu ifade eden Başbakan Binali Yıldırım, “Cumhuriyetimizin 90. yıldönümünde asrın projesi Marmaray’ı hizmete aldık. Geçtiğimiz haziranda Osman Gazi Köprüsü, ardından Yavuz Sultan Selim Köprüsü.. İnşallah yeni havalimanımızı 2018 yılının 26 Şubatı’nda devreye almış olacağız. Hayırlı uğurlu olsun diyorum şimdiden… Şimdi de Marmaray’ın kardeşi Avrasya Tüneli’ni açıyoruz. Sizin duanız ve desteğiniz arkamızda olmasaydı bu eserleri yapamazdık. İnşallah bundan sonra büyük projeleri birer birer hizmete alacağız” şeklinde konuştu.

İsim Denklik Belgesini nasıl alırım?

İSİM DENKLİK BELGESİ

1- İsim denklik belgesi taleplerinin doğrudan ilgilinin yerleşim yerinin bulunduğu Nüfus Müdürlüğüne yapılması halinde, Nüfus Müdürlüğünce, talepte bulunan kişinin Türk vatandaşlığını kazanmadan önceki ad ve soyadının nüfus kaydında bulunup bulunmadığı incelenir, var ise denklik belgesi düzenlenerek verilir.

2- Talepte bulunanın Türk vatandaşlığını kazanmadan önceki ad ve soyadının kaydında bulunmaması halinde, İsim denklik belgesi talepleri, Genel Müdürlüğümüze intikal ettirilir. Genel Müdürlüğümüzce ilgilinin dosyası üzerinden yapılacak inceleme neticesi, kişinin önceki ad ve soyadı bilgilerine ilişkin dosyada yeterli bilgi ve belge bulunması halinde denklik belgesi düzenlenerek verilir. Kişinin önceki ad ve soyadı bilgilerine ilişkin dosyada yeterli bilgi ve belge bulunmaması halinde ise denklik belgesi düzenlenmesi mümkün değildir.

Aşağıdaki dosyayı indirerek örnek dilekçeye ulaşabilirsiniz.

 

İsim Denklik Belgesi

http://www.nvi.gov.tr/Files/File/Vatandaslik/%c4%b0sim%20Denklik%20Belgesi.doc

TÜRK DÜNYASINA ÇAĞRI

Yüz yılı aşkın bir süredir Türk elleri üzerinde bütün Türklerin birleşmesi, bin yılı aşkın süre de yaşanan ve gittikçe derinleşmekte olan suni bölünme ve parçalanmanın ortadan kaldırılması fikri yayılmaktadır. Türklerin bir bütün olarak birleşmesi; yüksek perdeden seslendirilen sosyal bir talebe çevrilmiş, güzel halkımızın bütün tabakalarınca bir zaruriyet olarak görülmüştür.

BAŞLICA AMACIMIZ: TÜRKLERİN BİRLEŞMESİDİR!

Bu amaçla 07.07.2017’de dinî mensubiyet, siyasî mevki, medeni zevk farkı gözetmeksizin en geniş katılımlı; Türk elinin bütün tabakalarının iştirakıyla ve çapı itibarıyla Cengiz Kurultaylarını andıran Büyük Türk Kurultayının toplanmasını teklif ediyorum. Öncelikle belirtmek isterim ki, Kurultay hiçbir siyasî amaç ve menfaat gütmemektedir. Herhangi bir devletin iç işlerine müdahil olmaya kesinlikle karşıdır. Kurultay, herhangi bir halkın ya da dinin aleyhinde değildir. Tek maksadımız bütün Türkler arasındaki ilişkilerin ve işbirliğinin güçlendirilmesi, büyük Türk otağı içinde yıllarca, asırlarca birikmiş problemlerin çözüme kavuşmasıdır. Dünya Türlüğünün birleşmesi, burada siyasî ve devletlerarası birlikten ziyade halk seviyesindeki birliktir. Kurultay uluslararası hukukun esas prensip ve normlarını tanımakta hiçbir devletin içişlerine karışmamayı ilke olarak benimsemektedir. Devletlerimizi olası siyasi engellerden korumak amacıyla Kurultayı, özel kurumlar ile Sivil Toplum Kuruluşları önderliğinde toplamayı zaruri görmekteyim.

Kurultayın çağrılması için her bir Türk elini temsil edenlerden oluşan bir Teşkilat Komitesinin oluşturulması gerekir. Teşkilat Komitesinin danışma organı, her Türk elinin temsil olunduğu Aksakallar Şurası olmalıdır. Teşkilat Komitesindeki her yer, maksatları doğrultusunda kendi şubesini oluşturur. Bu şubeler ise kendi bünyelerinde bulundukları yerlerde bölümlerini oluştururlar. Teşkilat Komitesi, Kurultaya gönderilecek materyallerin hazırlanması için uzmanlar seçer. Komite temsilcilerinin tayin olmasıyla birlikte temsilciler, Türk birliği fikrinin tebliğiyle ve tarihteki gibi her yerde festivaller, ilmi-işlevsel konferanslar yapabilirler. Lakin Kurultay yalnızca toplanıp, eğlenip dağılmak için oluşturulmamıştır. Kurultaya uzmanlarca özel olarak hazırlanmış materyallerile anlaşmaların kabul edilmesi için oluşturulmalıdır. Aşağıda Kurultay için gerekli olduğunu düşündüğüm materyalleri kendi bakış açımla ifade etmeye çalışacağım.

Bütün dünya Türklüğünün tamamı ve her bir Türk eli için ayrı ayrı acil çözülmesi gereken sorunlar vardır. Aksi takdirde, yeryüzünden silinip gitme tehlikesiyle karşılaşırız ve yalnız tarihte kalırız. Türkler bölünmüş olduğu müddetçe bu problemler çözülmemeye devam edecektir. Ancak 19. asrın sonunda ileri sürülmüş birleşme fikri hala hayata geçirilmemiştir.

İsteklerimizle gerçeklik arasındaki farkın objektif ve sübjektif sebeplerini detaylı olarak anlatmak uzun yer tutacak ve gereksiz tartışmalara yol açacaktır. Bu sebeplerden ziyade Türk Birliği için yapıcı teklifler ileri sürmek yeterlidir.

  1. Eskiden, Türk birliğini teklif edenler her bir Türk elinin farklı çıkarlarını ve özelliklerini dikkate almadan hangi bayrak altında birleşileceği hususunu düşünürlerdi. Bizler büyük kardeşler aramıyoruz; sayıdan, güçten, imkânlardan bağımsız aynı haklara sahip ikiz kardeşleriz.
  2. Önceden; birleşmeyi sağlayacak gelişen bir mekanizma teklif edilemiyordu ve bu sahada pratiğe dökülemeyen işlerle karşılaşıyorduk. Bu işler, zaruri olmayan kararları kabul eden, kabul ettiği kararların ise hayata geçirilmesine çalışmayanların bir araya geldiği toplantı, konferans ve kurultaylarla sınırlanmıştır.

Yukarıda ifade ettiğim fikirlerden yola çıkarak büyük İsmail Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde ve işte birlik” sözlerini esas aldığımı belirtmek isterim. Bu sözler yalnızca bir slogan olarak değil; Türk Birliğinin formülü, faaliyet planı olarak kabul edilmelidir. Bu kimsenin yakın ya da uzak iradesine bağlı olmayarak bütün Türklerin birleşmesini sağlayacak yegane mekanizma olacak. Bu formülün açılımını ve formül verilerini aşağıdaki gibi belirledim:

  1. Halk kelimesine türlü tanımlar verilmiştir. Tanımlarından bağımsız olarak, halklar arasındaki farkların ve sınırların esas belirleyicisi dildir. İki dilli ve çok dilli halkların olması mümkündür, lakin bu, bir anadiliyle birlikte başka bir dilin de bilindiğini gösterir. Diğer halkın diline, anadilinden daha çok özen gösteren, önem veren bir halk yoktur. Mesela, İngilizce konuşan halkların içine İngilizce bilen halklar da dâhildir. Fransızca konuşanlar kendi dilleriyle birlikte Fransızca da bilenlerdir. Türk dilli halklar anlayışı tamamıyla uydurma, suni ve hiçbir esası olmayan bir anlayıştır. Türkçeyi, Türk dilli halklar değil, Türklerin kendisi konuşmaktadır! Aynı şekilde, Türkler yabancı bir dilden istifade etmemekte; ana dillerinde konuşmaktadırlar. Dilin önemi bu bağlamda dikkate aldığımızda öncelikle kendi dilimizle meşgul olmamız gerekir. Türklerin tarihte yayılma süreci boyunca dilimiz, bugün farklı coğrafyalarda git gide daha çok farklılaşmaktadır. Farklı Türk elleri birbirlerini bazen çok zor anlayabilmekte bazen ise hiç anlayamamaktadır. Türk ellerinin karşılıklı anlaşmalarını kolaylaştırmak için her şeyden önce dilde birliği temin etmek gerekir. Yeni bir dil yaratmaya gerek yoktur, sonuçta dil umumidir. Bazı farkları ve özellikleri dikkate almazsak; lehçelerin, dilin esas ölçülerine, cümle kuruluşuna, dil bilgisine göre birliği ortaya çıkar. Esasen mahiyeti itibariyle fark, aynı olan sözlerin telaffuzundadır.Bu nedenle, birleşmeyi sağlayabileceğimiz, vasıtasıyla dilde birliğe nail olabileceğimiz ve telaffuz farklılığını ortadan kaldırmaya yardım edecek bir sözlük hazırlanmaya çalışılmalıdır. Sözlük üzerinde çalışmaya başlamadan önce, işin çerçevelerini, prensiplerini belirlemek gerekir. Bu sayede hazırlanan sözlüğün pratikteki karşılığının olması sağlanacaktır. Çünkü hedefimiz bilimsel ilgi ya da sözlüğün raflarda yerini alması değildir. Gündelik hayatta uygulanması amaçlanan hedefler çerçevesinde bu çalışma yürütülecektir.

Bilindiği üzere, Türkler iki büyük ana kola ayrılır: Oğuz-Karluk ve Kıpçaklar. Bu anlayış, nispeten küçük kolların varlığını inkâr etmez. Oğuz-Karluk grubunda yurtların sayısı az, ferdi dil taşıyıcılarının sayısı çoktur. Kıpçaklarda ise ferdi dil taşıyıcılarının sayısı az; yurtların sayısı nispeten daha çoktur. Bütün yurtlar için makbul bir sözlüğün hazırlanması bu yurtların her birinden özel dikkat talep eder. Bu hususta bize dahi Türk, Cengiz Aytmatov yardım edebilir. O, Oğuz-Karluk lehçesini esas almayı, söz konusu lehçenin Arapça-Farsça ve diğer yabancı sözcüklerden temizlenmesini, atılan sözcüklerin yerine Kıpçak ve diğer gruplardan alınacak temiz Türk sözcükleri koymayı, diğer lehçelerde böyle sözcükler olmadığı takdirde de Türkçe köklerden yeni sözcükler yaratılmasını teklif etmiştir. Cengiz Aytmatov’un dâhiliği her şeyden evvel kendini burada apaçık gösterir. Aytmatov, Oğuz-Karluk lehçesinin %50’sini Arapça-Farsça ve diğer yabancı kaynaklı sözcükler oluşturur demiştir. Bu da hazırlanacak sözlükte Türk kollarının eşit ölçüde temsil edileceğini gösterir. Önce Türk ellerinin sayısı ve onların hangi kola mensup olduğu belirlenecek. Kırım Tatarları, Kumuklar, Karaçaylar, Balkarlar gibi iki büyük Türk kolu arasında kalmış Türk ellerini sözlüğün maksadı çerçevesinde Oğuz-Karluk grubuna dahil etmek gerektiğini düşünüyorum. Bundan sonra yüksek milli şuura sahip âlimler arasından her bir eli temsil eden filologlar seçilecektir. Filologların toplam sayısı 60 civarında olacak. Onlardan her biri ile ayrı ayrı, işlere göre ödemelerin, işin tamamının zaman bakımından ne kadar süreceğinin belirlendiği, sözlük üzerindeki telif haklarının tüm Türklere indirimin öngörüldüğü hukukî anlaşma imzalanacak. Her bir elin temsilcisinin katılımıyla oluşturulan toplam mahsul ve neticede elde edilen sözlük Türklerin kolektif mülkiyeti olacaktır.

Âlimlerin çalışmaları için rahat bir ortam yaratılabilmesi amacıyla hepsini herhangi bir tatil bölgesinde, örneğin Gürcistan’da toplayıp gerekli imkânları orada âlimler için oluşturabiliriz. Bu safha teknik karakterlidir. Oğuz-Karluk koluna mahsus her bir lehçemizin izahlı sözlüğü uygun söz varlığını tam envanteri yapılmalı, temiz Türkçe sözcüklerle yabancı dillerden alınan sözcükler ayırılmalıdır. Yabancı sözcüklerin olduğu klasör, Kıpçak ve diğer Türk ellerinden olan âlimlerin çalışmaları için onlara bırakılmalıdır. Kalan temiz Türkçe sözler üzerinde bütünleştirme işleri yapılacak. Çeşitli şekillerde telaffuz edilen aynı sözcükler için genel bir telaffuz şekli seçilecek. Genel telaffuz seçim dönemlerinde, gruba dâhil olanlar ile diğer gruplardan olan ve her bir sözcüğün seçiminde ses verme hakkında uzmanca kararlar verebilecek âlimler iştirak edecekler. Tekrar edecek olursak, çeşitli sözcüklerin her biri eş anlamlı gibi sözlüklerde yer alır. Bu konuda Oğuz-Karluk sözlük çalışma grubuna iş düşer. Hatta yalnız Oğuz-Karluklara ait sözcükler değil bütün diğer Türk ellerindeki sözcükler aynı köke sahiptir. Bundan sonra sözlük üzerinde işe doğrudan diğer kolların temsilcisi başlar. Bu kez Oğuz-Karluk grubunun temsilcileri gözlemcilik edecekler. Sözcüklerin Türk dilinde bilinen karşılıklarını alması ve seslerin seçilmesi hakkında fikir ileri sürecekler. Mahiyeti itibarıyla bu teknik işlerin tamamlanması tahminime göre üç ay sürecektir. Lakin neticede elimizde Genel Türk Dili (Öztürkçe) Sözlük olacaktır.

  1. Bir halkın milli alfabesi varsa bu önemli kimlik öğesi onun haklı gurur kaynağı olur. Alfabe, gelişigüzel tesadüflerin, doğaçlamanın neticesinde oluşmaz. Uzun süren yaratıcılığın mahsulü, halkın bütün entelektüel güçlerinin seferber edilmesinin neticesidir. Alfabe kendi başına oluşmuş bir karalama değil, o, derin sırların kodlandığı kozmik bilgi taşıyıcısıdır. Her halk kendi alfabesine sahip olma mutluluğuna erişmemiştir. Ve sahip olan halkların sayısı azdır. Onlardan her biri özel dikkatle alfabelerini korur, alfabeden doğru bir şekilde istifade edilmesine ve alfabenin daha geniş alanlara yayılmasına çaba harcarlar. Bu halklardan biri de bizleriz, Türklerdir. Bizim damgalarımız en kadim ve orijinal alfabelerden biridir ve bir çok alfabeye kaynaklık etmiştir. O belirli formları olan, sade zarif ve en önemlisi bizimdir, temiz Türk alfabesidir. Göktürk alfabesine dönmemiz yollarından çıkan, kendilerini kaybetmiş milletimiz için yol gösterici olacaktır. Birleşmek için ilave bir kimlik unsuru ilave bir argüman olacaktır. Alfabemizin öğrenilmesi ve öğretilmesi zor değildir. Çin ve diğer halkların hiyeroglifleri, Gürcü, Ermeni, Habeş, Tayca, Hint yazılarıyla mukayese edildiğinde ise oldukça kolaydır. Yaşadığımız iletişim teknolojileri çağında basılmış tüm yazılı materyalleri damgaya çevirmek mümkündür. Türkler kendi yazılarından damgalardan istifade edeceklerdir. Öztürkçe sözlük de asil Türk yazısıyla, damgayla basılacaktır.
  2. Bütün Türklerin zayıf yanı, yarattıkları muhteşem tarihlerini yabancıların kaleme almasıdır. Bu, Türk birliğinin aleyhinde özenle hazırlanır ve yürütülen tahribat emelleri doğrultusunda yapılır. Tarihimizi sahteleştirirler, birbirimize karşı gösterirler, sahip çıkılmayacak değerleri yüceltip benimsememiz gerekenleri ise unutturmaya çalışırlar ya da önemini azaltmaya çalışırlar. Maddi ve manevi tarihimiz, onu araştıracak, öğrenecek, faktörleri gerçekçi bir şekilde değerlendirecek, birçok sırrı gün yüzüne çıkaracak evlatları, Türkleri bekliyor. Bütün Türkleri birleştirecek en önemli amillerden birisi de bizim ortak tarihimizdir. Ortak Türk Tarihimizi yazarak, Türklerin uyuyan kalplerini birkaç yüzyıllık uykudan uyandırabilir, ortak geçmişimize merak uyandırabilir, insanlarımıza Türklük şuuru telkin edebilir, millî şuuru inkişaf ettirebiliriz. Bu meselenin yerine getirilebilmesi için her bir Türk elinden yüksek milli ruha sahip, ortak Türk Tarihi üzerinde ciddi şekilde çalışmaya hazır olan güzel tarihçi âlimlerimiz vardır. Aynı uzman filolog grubunda olduğu gibi, onlarla da önceden uygun anlaşmalar imzalayarak, onlara uygun iş ortamı yaratabiliriz. Bu işbirliği sayesinde hazırlanan kitap geniş okuyucu kitlesi için faydalı olabilir, okullarda okutulabilir, hatta hem orta hem de yüksek okullarda ayrı bir bilim dalı gibi öğretilebilir. Tarihi bu şekilde ele almak Türklerin birbirleriyle yakınlaşmasına kaçınılmaz olarak yardım ederdi. Bu tarih de damgayla Öztürkçe sözlük esasından yazılacak.
  3. Çağdaş dünyamızda halkların ya kendine has dinleri var ya da seçmiş oldukları dinleri kendilerine uyarlamışlar ve yaşam şartlarına uygun hale getirmişlerdir. Dünyaya farklı bakış sistemi, yalnız bir halka mahsus özel dünya görüşü olarak din; halkı birbirine kenetleyen, bütünleştiren, yüzyılların, binlerce yılın geçmesine bakmadan, halkın korunmasına, devamlılığına yardım amillerden biridir. Yaradan ile münasebeti, Onunla karşılıklı alaka, sistem ve usulleri insanların gündelik hayatında, halkların dünyadaki yerinde kendi akislerini taşır. Lakin Türklerin bu meselede dünya halkları arasında farklı bir yeri var. Bizim kardeşlerimiz arasında farklı dünya dinlerine mensup olanları var. Dünyadaki bütün inançlarda kendi temsilcilerimizle temsil edildiğimiz söylenebilir. Bu durum Türklerin farklı inançlar arasında ve farklı halklar arasında köprü olma rolünü güçlendirir. Böylece, biz kolayca insanlığın uygarlıklar arası buhrandan çıkış yolu bulabilmelerine, halkların ortak dil oluşturmasına, barışın ve bütün dünyada tehlikesizliğin temin edilmesine yardım edebiliriz. Aynı zamanda sadece bize has olan dünya görüş sistemimizin Göktanrıcılığın olduğunu dikkate alırsak, bu amil bizim bütün halklar için köprü, hayırsever ve adalet taşıyıcısı mevkimizi daha da güçlendirir. Türkler tarihte bütün inançlara ve dünya görüşlerine hoşgörülü olması ve itinalı münasebetleriyle farklılaşır. Bizim için makbul olmayan bir inanç yoktur, hiçbir din günah değil, hiçbir halk değersiz değildir; biz herkesi, kendimizle beraber Tanrının yarattığı olarak gördük. Göktanrıcılık Türklerin genel beşeri, medeni, felsefi, entelektüel hazineye önemli bir hazineleridir. Göktanrıcılık Türk ruhunun, Türk karakterinin, Türk gücü ve muhteşemliğinin kısacası Türk’ü Türk yapan her unsurun şekillenmesinde rol oynamıştır. Türkler için bir başka alternatif de ecdadımızdan miras kalmış bu dünyada derin, zengin bakışlar sisteminin dünya Türklerinin birleşmesinde vasıta olarak bize yol göstermesidir.Bu amaçla, ilgilenenler için en farklı sorulara cevapların verildiği Altın Bitiğin; “Göktanrıcılığın Altın Kitabı”nın hazırlanması amaçlanmaktadır. Bu kitabın hazırlanması için hayatın muhtelif sahalarından; filozof, sosyolog, etnograf, tarihçi ve edebiyatçılardan meydana gelen birliklerin oluşturulması gerekir. Bu iş Türklerin birleştirilmesi istikametinde en önemlilerinden biridir ve bunun zamanından yerine getirilmesi için daha büyük bir özen, dikkat ve ciddiyet lazımdır. Türk ellerinde bunun için gerekli olan entelektüel ve ilmi potansiyel vardır. Filolog ve tarihçilerde olduğu gibi burada da önce bu işe çağırılacak âlimler belirlenecek, işlerinin karşılığında alacakları ücretlerin, iş çerçevesinin belirlendiği, işin tamamlanması için verilecek sürenin olduğu vs. anlaşma imzalanacak. Kitabın yazarlarının adı kitapta olmayacak, onlar anlaşma şartlarına uygun olarak telif haklarından Türk birliği için imtina edecekler. Altın Bitik, yalnız Öztürkçe sözlük esasında ve damgayla yazılacak. Yukarıda dört maddeyle ifade edilen bütün işler yerine getirildikten, bütün materyaller hazırlandıktan sonra kabul edilmesi için onları teklif edeceğimiz Kurultaya gidebiliriz. Kurultayda bu dökümanlar kabul edildikten sonra Türk Dünyası İş Adamları Birliğinin, Türk Dünyası Kadınlar Birliği, Türk Dünyası Gençler Birliğinin, Türk Dünyası Sanatkârlar Birliğinin (her medeniyet sahasındaki birlikler mümkündür), Türk Dünyası Bilim Adamları Birliği (her bilim sahasında farklı birlikler mümkündür), böylece bizim yurtlarımızda var olan bütün inanç ve mezheplerin temsil edildiği Dini Şuranın oluşturulmasına özel önem verilmelidir.

Bu çağrı Türklerin birleşmesi maksadıyla ciddi tartışmalar ortaya koyabilecek projedir ve büyük milletimizin kaderine ilgisiz kalmayan herkesi onun müzakeresine iştirak etmeye, ona katılmak, burada ifade edilen fikre kendi değerlendirmelerini bildirmeye davet etmektedir. Herkesten bu çağrının yaşadığınız ülke ve bölgelerin dillerine çevrilmesine ve mümkün olduğu kadar geniş coğrafyalara yayılmasına yardımcı olmanızı rica ederim.

 

Saygılarımla.

ibrahim-moskova

                                                                       İbrahim Halil Neriman oğlu BALAYOĞULLARI

İbrahim XəlilNəriman oğlu Balayoğulları

07.06.2016

 

Qutsal HAN TANRI, QAZAX ELİ ilə QIRĞIZ ELİNİN

birləşdiyi yer e-mail: inbalayogullari@gmail.com  ;  Skype: inbalayogullari

Avrasya Tüneli’ni Sürücüler Nasıl Kullanacak?

Avrupa ile Asya’yı Marmaray’dan sonra Boğaz’ın altından 2. kez birleştiren Avrasya Tüneli, 20 Aralık’ta açılacak. Günde 130 bin araç Kazlıçeşme-Göztepe arasındaki 100 dakikalık yolu 15 dakikada alacak.

Avrasya Tüneli'ni Sürücüler Nasıl Kullanacak?

Star’ın haberine göre, iki katlı Avrasya Tüneli, 20 Aralık’ta hizmete giriyor. Asya ile Avrupa’nın Marmaray’dan sonra Boğaz’ın altından ikinci buluşması olan Avrasya Tüneli’nin temeli 2011’de atıldı. 1 milyar 245 milyon dolara Yap-İşlet-Devret modeliyle hayata geçen tünel yerin 160 metre altına inşa edildi. Yaklaşım yollarıyla toplam uzunluğu 14.6 kilometre olan Avrasya Tüneli, Kazlıçeşme-Göztepe arasındaki 100 dakikalık yolu 15 dakikaya indirecek.

3 aşamalı tünel

Avrasya Tüneli, ‘Avrupa’, ‘Boğaz’ ve ‘Anadolu’ olmak üzere üç ana bölümden oluşuyor. İki katlı olarak inşa edilen Avrasya Tüneli’ne hem Avrupa hem de Anadolu Yakası’ndan girilip çıkılabiliyor. Avrasya Tüneli’nin üst katından Kazlıçeşme’den Göztepe’ye, alt katından ise Göztepe’den Kazlıçeşme’ye gidiliyor. Avrasya Tüneli’nin jeolojik tabanı Türk mühendisleri tarafından tasarlanan özel köstebek ile delindi. Tünelin üzerinde 27 metrelik kayalar var, yani tünel İstanbul Boğazı’nın 61 metrelik su kütlesinin altında yer alan 27 metrelik kayanın altına, oyularak yapıldı. Ayrıca Avrasya Tüneli’nin en derin noktasında bulunan baz istasyonu ile cep telefonları çekecek.

4 dolar +kdv

Günde 130 bin aracın geçmesi planlanan Avrasya Tüneli’nin geçiş ücreti otomobiller için 4 dolar + KDV ile minibüsler için 6 dolar + KDV.

Yüksek güvenlik devrede

Avrasya Tüneli yüksek güvenliğiyle de ön plana çıkıyor. Tünelde 24 saat boyunca güvenli, sağlıklı ve kesintisiz trafik akışı için gelişmiş sistemler devreye alındı. Her 300 metrede bir yukarı çıkış alanları konulurken, kazalar için de tünelde birçok revir odası tasarlandı. Aynı zamanda tünel, deprem ve tsunami risklerinden etkilenmeyecek yapıda inşa edildi. Tünelin bir katında yangın çıkması durumunda da öteki katına sıçramayacak şekilde özel malzemeler kullanıldı. Yine tünelde, her noktanın 7 gün 24 saat izlendiği kapalı devre kamera sistemi, olay algılama sistemleri, haberleşme ve ihbar sistemleri yer aldı.

Avrasya Tüneli Projesinin İsmini Halk Belirleyecek!

Sürücüler tüneli nasıl kullanacak?

Avrupa yakası

Avrasya Tüneli’ne Avrupa Yakası’nda Kazlıçeşme’den giriliyor ve yerin üzerinden devam ediliyor. Kennedy Caddesi üzerinde 4 gidiş ve 4 geliş olarak düzenlenen yol, 5.4 kilometre boyunca Samatya ve Yenikapı’dan geçerek Cankurtaran’a kadar uzanıyor.

Boğaz geçişi

Cankurtaran’da ise Boğaz’ın altından geçen tünel bölümü başlıyor. Toplamda 5.4 kilometre uzunluğundaki tünel, farklı teknikler kullanarak İstanbul Boğazı’nda deniz tabanının aşağısına inşa edildi. İki katlı tünelin bir katı gidiş bir katı ise geliş olarak kullanılıyor. Cankurtaran’dan girilen tünele Anadolu Yakası’nda Harem’den çıkılacak.

Anadolu yakası

Harem’den sonra Eyüp Aksoy Kavşağı’na çıkacak sürücüler buradan Acıbadem, Hasanpaşa, Uzunçayır ve Göztepe’ye ulaşabilecek. 3.8 kilometrelik bu son bölüm boyunca iki adet köprülü kavşak inşa edilirken yol da 4 ve 5 gidiş geliş olarak yeniden düzenlendi.

Avrasya Tüneli'ne Kamulaştırma Düzenlemesi

Türkiye’de 326 Diri Fay Hattı Var

Türkiye Diri Fay Haritası’na göre; ülkemizi etkisi altına alan diri fayların sayısı 150 iken; güncelleme çalışmaları ile bu sayı 326 oldu.

Jeoloji Mühendisleri Odası Kayseri Temsilcisi Bülent Üzeltürk, ”Türkiye Diri Fay Haritası’na göre; ülkemizi etkisi altına alan diri fayların sayısı 150 iken; güncelleme çalışmaları ile bu sayı 326 olmuştur. Söz konusu diri faylar, alt segmentleri ile birlikte değerlendirildiğinde deprem üretebilecek fay sayısının yaklaşık 485 olduğu ortaya çıkmaktadır” dedi.

İl Temsilcisi Bülent Üzeltürk, 12 Kasım 1999’da Düzce’de, İzmit depreminden 87 gün sonra yine büyük bir deprem yaşandığını anımsattı.

Jeoloji mühendisi Üzeltürk, ”Yıkımlara ve can kaybına neden olan Düzce depremi ülkemizi kısa aralıklarla vuran deprem afetinin kendini unuturmayacağının acı bir habercisi gibiydi. Stabil olmayan yeryuvarı, dünyanın değişik noktalarında hala her an depremler meydana getirmektedir. Ülkemizde son yüzyıldaki aletsel dönemde, 1939 yılında 7.9 büyüklüğünde Erzincan Depremi, 1953 yılında 7.4 büyüklüğünde Yenice-Gönen (Çanakkale) Depremi, 1912 yılında 7.3 büyüklüğünde Mürefte (Tekirdağ) Depremi, 1999 yılında 7.4 büyüklüğünde Marmara Depremi yine 1999 yılında 7.2 büyüklüğündeki Bolu-Düzce Depremi ve daha onlarca sayıda büyük ölçekli depremler meydana gelmiştir” ifadelerine yer verdi.

Türkiye’nin, jeolojik konumu nedeniyle dünyada deprem tehlikesi en yüksek olan ülkelerden birisi olduğunu vurgulayan Üzeltürk, şunları kaydetti:

”Türkiye’nin yüzölçümü olarak yüzde 92’si, nüfus yoğunluğu olarak yüzde 95’i deprem kuşağında yer almaktadır. ‘Türkiye Diri Fay Haritası’na göre; ülkemizi etkisi altına alan diri fayların sayısı 150 iken; güncelleme çalışmaları ile bu sayı 326 olmuştur. Söz konusu 326 olan diri faylar, alt segmentleri ile birlikte değerlendirildiğinde deprem üretebilecek fay sayısının yaklaşık 485 olduğu ortaya çıkmaktadır. Kayseri’de aletsel dönemden önceki yıllarda meydana gelen 240 yılı, 1205 ve 1717 yılı Kayseri merkezli, 1835 yılında ise Develi merkezli depremler ile son yıllarda meydana gelen depremlerde göstermektedir ki şehrimiz; bir deprem kentidir. ‘Güneşli Depremi’ Kayseri kentinin 1940 yılındaki Erciyes ve Yeşilhisar depremlerinden sonra son aletsel dönemin en büyük depremidir. MTA tarafından 2012 yılında yayımlanmış olan Türkiye Diri Fay Haritası’na göre; Kayseri’yi etkisi altına alacak olan ‘Ecemiş Fayı’nın dışında ve ‘Sarız Fayı’ da aktif bir fay olarak güncellenmiştir. Ülkemizin bir deprem ülkesi olduğu bilinci anlayışında, unutmadan ve rehavete kapılmadan devlet ve birey olarak asgari sorumluluklarımızı yerine getirmek durumundayız. Afetlere hazırlıklı olmalıyız.”

Bulgaristan Yabancılar Yasası Kabul Etti.

tel orgu bg 

Hiç bir ülkenin vatandaşı olmayan kişilere “apatrid” denecek.

Bulgaristan Cumhuriyeti halk meclisi YABANCILAR KANUNU kabul etti.

Kendi ülkelerindeki vatandaşlık haklarını yitiren ve başka bir devlette vatandaşlık hakkı alamayan kişilere bundan böyle “apatrid” statüsü tanınacak.

 

Yasa değişikliği, 1954’te kabul edilen ve Bulgaristan Cumhuriyeti tarafından onaylanan, Hiçbir Ülkenin Vatandaşı Olmayan ve Vatandaşlık Hakları Olmayan Kişilerin Azaltılması Sözleşmesi’ne göre, hiçbir devletin vatandaşı olmayan kişiler için “apatrid”  kavramı kullanılmasını ve bu kişilerin hukuksal durumunu düzenlemeyi öngörüyor.

 

Vatandaş hakkı olmayan kişilere İç İşleri Bakanlığı “GÖÇ’ Müdürlüğü statü tanıyacaktır.

 

Ülkemiz sınırları içinde fiilen bulunan ve elinde olmayan sebeplerden dolayı ülkeyi terk edemeyen yabancıların ikamet süresinin yasal olarak uzatılması olanakları yeniden sağlanıyor.

 

Bundan böyle sınır makamları da insancıl nedenlerle bir defalık olmak üzere 15 günlük kısa süreli ikamet vizesi verebilecek.

 

Böylece vize dilekçesinin reddedildiği durumları değerlendiren mahkemelerin yetki alan sınırları açıklık kazanmıştır.

 

Yapılan yasa değişikleriyle, yasalara göre mutlaka bulunması gereken yolculuk evrakları ve zorunlu Bulgar vize kontrolü istemini uygulamayan,  Bulgaristan’a ve Bulgaristan’dan yabancı yolcu taşıyan şoförlere kesilen asgari cezanın 6 000 levadan 3000 levaya indirilmesi yasallaşmıştır.

 

Ülkede ticaret yaptıklarını gerekçe göstererek uzun vadeli vize için aday olan kişilere tam iş günü uygulayan 10 işyeri açma istemi yasallık kazanmıştır.

Tercüme *Alıntı Vesti bg

Edebiyatımızda Etnik Motifler

Avsin Avşin BALKAN

Konu: Biz edebiyatı olan bir halk topluluğuyuz

BGSAM yayınları olarak 5 bölümlü bir yazı dizimizle özgün edebiyatımızın etnik motiflerine değinmek istiyoruz.

Bölüm 1.

Başlıca Bulgaristanlı Türk halk edebiyatı üzerine, yerli bir özgün Türk edebiyatı duğuyor. Kuşkusuz Türkiye ile Bulgaristan edebiyatları, tüm kültür alanlarında olduğu gibi, yerli Türk edebiyatımızı da doğal olarak etkiliyorlar. Ancak gelişme sürecinde kendine özgü nitelikler kazanarak göreceli özgün bir edebiyat durumuna geliyor. Bu edebiyat bizim estetik değerlerimizi, mizaç, etnik bilinç ve beğenilerimizi yansıtıyor. Adına da Bulgaristan Türkleri Edebiyatı dedik. Tarihi 93 Harbinden başlayarak günümüze kadar uzanır ve bilinçlenme, dirilme ve savaşabilecek duruma gelmemizde güçlü kılıç kalkan rolü oynamıştır.

İlk dönem ve seçkin temsilcileri.

1877 – 78 Plevne Savaşından Birinci Dünya Savaşı’na kadar Bulgaristan Türk Edebiyatı biçimlenme döneminde duruyor. Âşık Hıfzı, Hüseyin Raci Efendi ve diğer yazarlar, halkın savaş yıllarındaki ızdıraplarını ve tanık oldukları olayları yansıtıyorlar.

Yerli Türk edebiyatı, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları arasındaki dönemde tam anlamıyla ortaya çıkıyor. Aralarında Aliosman Ayrandoruk (1878 – 1952), Mehmet Con (1885 -1974),  Mustafa S. Alyanak  (1890 – 1966) , Mehmet Behçet Perim  (1896 -1965) , Haydar Baba ((1871 – 1956) , Mehmet Fikri (1909 – 1941)  vb ozan ve yazarların bulunduğu yeni bir yaratıcılar kuşağı ortaya çıkıyor. Yerli edebiyat Türk olarak zenginleşiyor. Şiir ile birlikte öykü ve sahne yapıtları yayınlanıyor. Ama şiir egemen konumunu koruyor. Biçim ve içerik bakımından edebiyatımız halk yaratıcılığı havasını koruyor.

Bulgaristan Türk Edebiyatı, Tüm kültürlerimizle birlikte totaliter sosyalizm döneminde iki gelişim aşamasından geçiyor.

Olgunluk aşaması ve sivrilen temsilcileri.

1944’ten 69’lıyılların sonlarına kadar geçen sürede olgunluk aşamasına ulaşıyor. Eski yaratıcı grubuna Selim Bilal (1915 – 1987), Hasan Karahüseyin (1925 -1990), Sabahattin Bayram (1931 -2013), Ahmet Şerif (1926 – 2000), Recep Küpçü (1934 -1976), Mefküre Mollova (1927 -2009) ve başka yazar ve ozanlar katılıyor. Bu kuşak, çağdaş dünya görüşüne ve estetik düşünceye sahip. Dilleri daha zengin, söylemleri taze ve renkli. Bunlar edebiyatımıza yeni konu ve poetikayla, çağdaş renkler katıyorlar. 1950’lerin sonlarına doğru yaratıcılık sürecini, totaliter sosyalizmin ilk yıllarında dayatılan ideolojik klişelerden ve basma kalıp söylemlerden kurtarma  denemelerinde bulunmaya başlıyorlar. Edebiyatın tüm türlerinde eserler yaratılıyor, yayınlanıyor. Serbest şiir biçimi yaygınlaşıyor. Öykü sanatı, olay örgüleri, teknik ve anlatım dili geliştirilerek, olgunluk aşamasına ulaşıyor. Kısa Öyküde Muharrem Tahsin (1929 -2007), Ahmet Tımış (1926 – 2007) ve başka yazarlar önemli sanat değeri olan önemli yapıtlar ortaya koyuyorlar.Sabri Tata’nın  (1925 – 2010) Güneş Doğarken adlı yapıtıyla çağdaş anlamda romancılık başlamış oluyor. Onu Halit Aliosman (1932)  izliyor. Turhan Rasi (1942), Yusuf Kerim (1922 – 2007), Mehmet Bekir  (1932) ve diğer yazarların yapıtlarıyla mizah yeni bir aşamaya ulaşıyor. Bu dönemde çocuk edebiyatı gelişerek edebiyatımızda başlı başına bir kol durumuna geliyor. Ahmet Şerif, Nadiye Ahmet (1931), Nevzat Mehmet (1933), Muharrem Tahsin, İsmail Çavuş (1940) vb yazarlar bu alanda seçkin yapıtlar ortaya koyuyorlar.

Demokrasi rüzgârında yeniden canlanma.

Edebiyatımız demokrasiye geçiş yıllarında yeniden canlanmaya başladı. Önceki aşamada ustalaşan yazarlar – Ahmet Şerif, Ömer Osman, Sabahattin Bayram, Mehmet Çavuş, Niyazi Hüseyin, Sabri Tata, Naci Ferhad (1940 – 2013) Muharrem Tahsin, İsmail Çavuş, Sabri Alagöz, Ahmet Emin vb birçok yeni yapıtlar yayınladılar. Bu yapıtların bazıları zorla kimlik döneminde yazılmış, ama yayınlanamamışlar. Yeni aşamada Mustafa Bayramali (1938) gibi yetenekli öykü yazarları da belirdi.

Edebiyatımızda demokrasiye geçiş döneminde yeni isimler de belirdi. Aziz Sakir-Taş (1985), Haşim Akif (1946), Kamil Topçu (1985), Nurten Remzi (1964). Nurdan Çete (1975), Melis Aziz (1995)  ve başka genç kalemler yaratıcılık sürecine yeni soluk katıyor ve onun yeni bir aşamaya ulaşmasına katkıda bulunuyorlar.

Doksanlı yılların dorukları

Geçen Yüzyılın 90’lı yıllarında ve XXI. yüzyılın başlarında yayınlanan edebi yapıtlarda totaliter sistemin sosyalist gerçekçilik biçiminde dayattığı ideolojik şemalara rastlanmaz. Yaratıcılar tasarım, sanatsal fikir ve duygularını özgürce dile getirmekte, çok taze anlatım biçimleri kullanmaktadırlar. Yapıtları estetik bakımdan daha nitelikli, biçimleri daha yetkindir.

Böylece tarihsel gelişim sürecinde Bulgaristan’da yavaş yavaş özgün bir Türk edebiyatı oluşuyor. Kuşkusuz o, klasik Türk edebiyatına özgü nitelikleri taşıyor. her şeyden önce yapıtlar edebi Türk dili, gece vezni ve kafiye ile örülüyor. Aynı zamanda Bulgar ve dünya edebiyatından etkileniyor.  Ama özü, Bulgaristan Türkünün duygularını, düşünce, özlem ve felsefesini yansıtıyor.

Günümüz şiirinde özellikler

Günümüz aşamasında ebedi yapıtlardan en iyi şiirin geliştiği bir gerçektir. Onu nesir, özellikle öykü izliyor. Roman türü hala başlangıç sürecini tamamlama sürecinde. Mizah yapıtları hem halk yaratıcı geleneğini sürdürüyor, hem de yaşamdan yeni süjeler alarak gelişiyor. 50’li yıllarda kaleme alınan piyesler daha fazla bir perdelik olup güncel yaşamı yansıtıyorlar.

Yapıtların ebedi ve estetik nitelikleri yavaş yavaş gelişiyor, yaratıcılar daha renkli bir dil kullanıyorlar. Motifleri Türk halkının yaşamından, sosyokültürel durumundan kaynaklanıyor. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları arasındaki dönemde sosyal ve kültürel kalkınmanın nesnel gerekliliği, Anadolu’ya göç edenlerin göç sılası gibi konular izleniyor. Ozan ve yazarlar, yapıtlarında doğup yetiştikleri bölgenin doğa güzelliklerinin betimliyorlar.

Yeni Türk edebiyatında, yukarıda belirtilen konularla birlikte, barış, hoşgörü, adalet, erdemler gibi genel insani sorunlar da ele alınmaktadır.

Bulgaristan Türkleri edebiyatı, bir yandan topluluğumuzun estetik duygularını, yaşam felsefesini yansıtmakta, öte yandan okul ile birlikte , etnik kimliği güvence altına almaktadır. Yeni Osmanlıların ve Genç Türklerin görüşleri, 1920’lerde de Atatürkçü düşünceler; edebiyatçıların ve özellikle belirli bir zaman bugünkü Bulgaristan Topraklarında yaşayan ve çalışan Ahmet Suavi ve Ahmet Mithat’ın yapıtları eğitim sistemi ve basın aracılığı ile halkımızın daha uyanık kesimlerine ulaşıyorlar. . Türkçülük ve ulusçuluk fikirleri aydınlar arasında yayılıyor ve kök salıyorlar. Bunların etkisiyle Türk topluluğunun etnik bilinci oluşup gelişmeye başlıyor. Bilindiği gibi, öz bilinçten yoksun bir ulusal ve etnik topluluk var olamaz.

Bulgaristan Türkleri Bilincine Doğru adımlar

Ulusal fikirler edebiyatımıza Mustafa Alyanak, Mehmet Behçet Perin, Aliosman Ayrantok’un yapıtlarıyla girmiştir. Bunların yaratıcılığı yerli Türk edebiyatında yeni bir çığır açmıştır. Etnik ve kültürel kimliğin oluşturulup geliştirilmesini amaç edinen ekolün ortaya çıkmasında M. Alyanak’ın şiir, öykü ve makaleleri önemli rol oynamıştır. Örneğin “Çobanın Rüyası” şiirinde ozan, ulusal geleneklerin giderek unutulmasından tedirgin olduğunu, bunları geleceğe taşıma özlemini dile getirmektedir.  Söz konusu çığırın açılıp gelişmesinde A. Ayrantok’un katkısı çök önemlidir. Ozanın kanısınca, kültürel kimliğimizin geleceği hurafelerden arınmamıza bağlıdır. “Be Yahu” adlı şiirinde fen ve sanat mektebini cennette benzetmiştir. .

Bu ekolün yaratıcıları arasında en seçkin ozan olarak Mehmet Behçet görülmektedir. Ozanın ulusal ve kimlik ülküsüne tutkusu en açık biçimde “Tunalılar Marşı” adlı şiirinde betimlenmiştir.

 

“Biz Tunalı Türk oğluyuz

Azmimizde er oğluyuz,

Bilgi, soydaş, hak için biz

Ölümlere yeminliyiz.…”

Devam edecek.

Kaynak: İbrahim Yalımov “Bulgaristan Türk Topluluğunun Etnik-kültürel ve Dinsel Kimliği” Sayfa 163-166

“Altın Binyıl” Ödülü

ertas-cakr

Ertaş ÇAKIR

Konu: Çok tuhaf şeyler olmaya başladı.

Geçen hafta Sofya seçime gidilecek mi, meclis paydos edilecek mi, geçici hükumet başbakanı kim olacak gibi derin yufka, köpüklü köpüksüz dalgalarla çalkalanırken, terapist olarak çalıştığım Tekirdağ’da bilgisayarıma düşen bir haber beni şok etti.

Eğitim öğrenim gördüğüm Bulgaristan’ı çökerten ana çıbanbaşı olan “Multigrup” adlı hırsızlar kulübünün Yönetim Kurulu Başkanı;

Başbakan Lüben Berov (1992 -1994) hükumetinde Bakanlar Kurulu Genel Sekreteri;

Bulgaristan Türklerini doğduklarına pişman eden Ahmet Doğan’ın çok yakın dostu ve

Halen Bulgar istihbaratına Türklere, Çingenelere ve Pomaklara karşı çalışacak köstebek eğiten “Yniversitet po Biblitekoznanie i İnformatsionni Tehnologii” – Sofya (Kütüphanecilik ve Bilgi Teknolojileri Enstitüsü” Rektörü Prof Stoyan Dençev’in EDİRNE ŞEREF SAKİNİ ilan edilmesi beni ŞOK etti. Önce şehirdeki kiliselerin birine yeni bir çan almıştır diye düşündüm. Bulgaristan’da çan yapan atölye olmadığı aklıma geldi. 1878’de Ruslar Tuna’yı geçerken beraberlerinde getirdikleri Tula silah fabrikasında dökülmüş çanları suya düşürmemek için bayağı zahmet çekmişlerdi, sonra camilerimizi gördüklerinde, biz bu Allah evlerinden büyük kilise inşa edemeyiz, minareleri yıkıp kubbelerine birer çan takalım ve olsun bitsin demişlerdi. Doğrusunu isterseniz Edirne Belediye Başkanına kimin telefon ettiğini de bugüne kadar öğrenemedim. Yoksa onun kökleri de mi bizim Trakya’dan onu da bilmiyorum. Yoksa bu adamdan bir beklediğimiz mi var?

 

Ben bunları düşünürken, “Balkan Haberleri Seti” nden yeni bir haber gelip ekrana kondu.

Bulgaristan’da hem Birinci Borisov hükümetinde (2009 – 2013) Kültür Bakanı olan, hem de İkinci GERB hükümetinde (2014 – 2016) ikinci defa Kültür Bakanı olan yerli Türklerden, heykeltıraş Vejdi Raşidov’un yukarıda adı geçen “köstebek yetiştirme enstitüsünde”  Profesör olan Dimitır İvanov’u, Bakanlığın en yüksek ödülü olan “Altın Binyıl” ödülüyle taltif etmesi ise beni iyice sarstı.

 

Köstebek yetiştirme merkezinde Profesör.

Olay şöyle ki, şimdi Profesör maskesi ardına gizlenen D. İvanov totaliter komünizm yıllarında Bulgar istihbaratının “Altıncı Şube”  adıyla bilinen ve Bulgar İç İşleri Bakanlığı – gizli servis “DS” ve Sovyetler Birliği Dış Casusluk Devlet Komitesi (KGB) arasındaki ilişkileri, koordinasyonu ve ortak çalışmaları yürüten ve yöneten istihbarat şubesinin Müdürlüğü’nü yapmıştır. 1970-72’de Pomak Müslümanlar ve 1984–1989 yılları arasında Bulgaristanlı Türklere total saldırıya geçen kolluk güçlerinin uyumlu hareketlerini kontrol eden odur. Ahmet Doğan’ın güvenilir bir baş köstebek olarak KGB’ye hediye edilmesi de onun aklına yatmıştır. 1990’dan sonra Bulgaristan Sosyalist Partisi’nin yayın organı “Duma” gazetesi D. İvanov’un parası ve emriyle basılıp dağıtılıyor. Altıncı Şubenin halka ettiği zulmü şahsında simgelediği işin lakabı “gestapodur”. Almancadan alınmış ve Nazi Almanya’sında suçsuz insanlara yapılan eziyetin tümünü birden ifade etmek için kullanılan bir kavramdır. Bugün artık Bulgaristan’da totalitarizm “kahramanlarının” ödüllendirildiğini de gördük. Bu madalyaların en iğrenç Bulgarların yakasına döneklik başbuğuna yükselmiş Türk aydınlara taktırılması da artık şaşmamak gerekir. İradesizliğe ulaşmak bir dibin dibidir. Sinek mi, sivrisinek mi, yoksa eşek sineği mi soktu?! Hep bir.

 

Biz bugün artık totalitarizm döneminde Bulgaristan Türkleri arasından ajan oltasına takılan 3 016 kişinin daha sonraki hayat yolunu bu Şubenin teşvikleri ve yönlendirmesiyle seçtiğine inanıyoruz. Çünkü ne değişen bir şey oldu ne de başka bir yol var! Daha 1990 Haziranında Bulgaristan Büyük Millet Meclisi sandalyelerine yayılan 24 milletvekili arasından altısının VI. Şube ajanı olduğunu yine bu profesörün eserlerinden öğrendik. Biliyoruz çünkü Dimitar İvanov “Altıncı Şube” adlı kitabında onların kimliklerini bacağı ipe bağlanmış ve çamaşır teline asılmış kurbağa gibi sergiledi. O gün bu gün bildiği işi yapmaya devam eden ve “Kütüphaneci Enstitüsünde” “köstebek” yetiştirmeye devam eden ve bu işte iyice ilerleyince demokrasi koşullarının en parlak profesörü olan Albay İvanov’un birden bire Vejdi Raşidov’un elinden Kültür Bakanlığı ödüllerinin ödünlü alması çok ilginç olmalı. Son günlerde havanın iyice soğuması, Sofya Kültür Bakanlığı sokağını kar kaplamış olması ve bazı yarım kalmış sıva boya işlerinden ötürü sokağın trafiğe kapanması, genelde her işinden sonra yuhalanan Bakan Raşidov’un bu defa ucuz atlatmasına vesile olmuş.

 

Belli ki, bu adam sütten çıkma ak kaşık değil.

Rumeli’nin sevilen ses sanatçısı Kadriye Lativova’nın oğlu olan ve anasının erken ölümünden sonra Bulgaristan Komünist Partisi’nin kanadı altında eğitim alan ve hayat yolu bulan Vejdi Raşıdov, 1985 yılının Ağustos ayının beşinde Sofya’da Vatan Cephesi Milli Konseyi binasında “Bulgarlaştırma Bildirisini Kabul Eden” –tüm evrakları imzalayan – 8 aydından biridir. Orada attığı imza onun hayatını değiştirmiş, bir yandan Bulgar olmayı kabul ederken, 1989’un sonunda “Ulusal Uzlaşma Komitesi”ne katılmış, ardından Ahmet Doğan ve “Multigrup” gözdesi olmuş, “Mutlak” ilan edilmiş, hiçbir şey yapmasa da onlarla birlikte gece çapulculuğuna katılmış ve hiçbir partiye üye olmadan sihirbaz şapkasından barış güvercini çıkar gibi, Kırcaali’den “bağımsız” milletvekili çıkınca kendini bakan koltuğunda bulmuştur. Bakanlıkla şereflendirilmesi Kırcaalide HÖH-DPS kalesini delen ilk Türk milletvekili oluşuna ödül olduğu gibi, Bulgaristan Türk Kültürüne kesin ve ezici bir darbe indirmesi için önü alınmaz bir teşvik de olmuştu. Annesinin ekmek teknesi olan Kırcali Tiyatrosu sahnesinden aktrislerin yarısını sokağa atan odur. Sakallı yüzü gerçekleri gizlese de, onun derin devlete sımsıkı bağlı olduğunu gösteren birçok olay oldu. Baş Müftülüğün mülkü olan ama geri alınamayan cami, okul, medrese, mescit, hamam, bezensen vb mirasımızın mülkümüze geçmesine engel olan Türk Bakan olarak tarihe kaydı geçecektir.  Komünizm ve totalitarizm simgelerini koruma vazifesinde de başarılıydı. Komünizm sembolleri müzesi açtı. Todor Jivkov’u mumyaladı ve yaşatıyor. Her gün keterinkten bir tem yemek göndermesi eksiktir.

Randevu isteyenleri kabul etmeyen, ya cebindeki yalan torbasından bir yalanla baştan savan Bakan Raşidov, son zamanda “Hangimiz sütten çıkma ak kaşığız” demeye başlamış.

 

Düşmanlık belleğini kazma kürekle gömmek zor.

Bundan 30 yıl önce ismi değiştirilince “bilek damarlarını kesen” ve artık sakalı saçı iyice ağırmış olmasına rağmen “hak ederek elde etmenin tadını severim” sözünün anlamını gerektiği gibi hala anlayamayan acaba Bakan Raşidov’un kime hizmet ettiğini düşünüyorum. Çünkü “Altıncı Şube” eski Müdürü Dimitır İvanov’a geçen hafta verdiği “Altın Binyıl” ödülü Bulgar Kültür Bakanlığı’nın en yüksek ödülüdür. Sizin anlayacağınız bu ödülü ancak en fazla kötülük eden hak edebilir. Başka türlü bir polis albayının kültürle ne işi olur.

 

Mart başında ona bu ödülün verilmesini yazılı bir teklifle öneren Bulgar Yüksek Mimarlar Birliği Başkanı Georgi Bakalov yüksek mimarlık ve polisiyelik arasında sıkı bağ kuramadığından teklif önce hasıraltı edilmişti.

 

Bulgaristan’da en büyük Türk düşmanlarından biri olduğunu gizlemeyen, ama Vejdi Raşidov’un “dostu” olduğunu sürekli yineleyen, 1475’te kurulan ve bugünkü Kazıbilim ve Tarih Müzesi Müdürü Bojidar Dimitrov; ardından “Kütüphaneci Enstitüsü” Rektörü Stoyan Delçev ve Rus Ortodoks Kilisesi’nin etkisi altında olduğu iyi bilinen Bulgar Bilimler Akademisi eski Başkanı Akademisyen Vodeniçarov öneriyi desteklenmişti. Bütün işleri ters görmek modern demokraside bir özel edinim olabilir mi? Fakat o zaman bu sökmemişti. Kamuoyu ayağa kalktı ve D. İvanov’a “Altın Binyıl” ödülü “olmaz” demişti.

 

Aydınlar arasında sert tepki uyandıran bu öneri 9 ay rafa kaldırılmıştı. İkinci Borisov hükümeti istifa edince beliren siyasi boşluk fırsat oldu ve halk meclisinde yeniden kızışan komünist-totaliter bellek, anı ve sembollerin toprak altına gömülmesi tartışmalarının özellikle aktüel olduğu şu günlerde, bekletilen sinsi plan yıldırım hızıyla gerçekleştirildi. Bakan Raşidov acele davrandı. Demokratik kamuoyu tepkisi uyanamadı. Olay, Rusya Orgenerali, eskiden Bulgaristan’da casus olarak görevli bulunan Gen Raşetnikov’un son Sofya ziyaretiyle direk bağlı gelişti.Rusya özel hizmetlerinden ötürü D. İvanov’un en yüksek ödülle ödüllendirilmesinde ısrar ettiğini gizlemedi. “Soya dönüş” kurbanlarına gelince, onlar da kimdi…

 

Cumhurbaşkanı seçimlerinden sonda (6 Kasım 2016) Bulgar siyasi yaşamında Rusçu kesimin ciddi atılıma geçtiği ve bastığı yere bakmadan, aklına estiği gibi hareket etmeye başladığı dikkatlerden kaçmıyor.  Son seçimlerde Ruslar siyasi yelpazeyi çok geniş açtı. Bu yelpazenin açısı Bulgaristan Sosyalist Partisi (BSP)’den başlayıp, Hak ve Özgürlükler Hareketini(DPS) kapsamına alarak tâ aşırı sol milliyetçilerin kalesi “Ataka” partisine kadar yayılırken etki alanına aşırı sağ milliyetçileri de topladı. Olabilir ya GERB’li bakanlardan bazıları da bu ağın içindedir. Esen rüzgârın Cumhurbaşkanı seçimleriyle birlikte yapılan halkoylamasının inisiyatifçisi olan TV program sunucusu Slavi Trifonov’a kadar birçok kişiyi etkilediği  gözden kaçmıyor.

 

Rüzgârın yönü her gün biraz daha değişiyor.

Artık hiç kimse erken seçimlerin yüzde yüz majoriter (çoğulcu) sisteme göre yapılmasında ısrar etmiyor. Sofya Yüksek İdari Mahkemesi, S. Trifonov ve halk oylaması girişim grubunun 2 500 000 (iki milyon beş yüz bin)  seçmenin ortak iradesinin meclisten geçmeden yasallaşıp uygulanması başvurusuna dosya açmadı. Bulgaristan’ın Avrupalı Gelişim için Vatandaşları (GERB partisi kurmayları ile Bulgaristan Sosyalist Partisi (BSP) enstitüleri ayrı ayrı yerlerde aynı konu üzerinde kafa yoruyorlar. Sorun, erken seçimlerin, seçim yasasında yeni bir değişiklik yaparak % 50  majoriter ve % 50 proporsiyonel usule göre yapılmasını, “su testisini suyolunda kırmadan” yasallaştırmakta gizlidir. Birbirine yüzde yüz rakip olan GERB ve BSP partilerinin bakışları bu defa tek noktada buluştu ve bu iş olacak gibi…

 

Hamur tekneden taşabilir

Olan oldu da söylemesi bizden. Memlekette Rusçu birikimin bu kadar kabarmasına olanak tanınmamalıydı. Önlem alınmaz, halk inadına hareket etmeye ve oy vermeye devam ederse, hamur tekneden taşabilir. GERB partisinin erken seçime gidip meclis çoğunluğunu ele geçirerek 2017’de tek başına yönetme planları belki de bu defa gerçekten tutmaya bilir. On defa seçim kazanmış olmak on birinci faferin torbada keklik olduğunu garantilemez. Çünkü yoksulluğu dibe vurmuş kitle huzursuzluğunu bastıramıyor. Avrupa Birliği (AB) fonlarının kesilmesi çalışanları tedirgin ediyor. Vatandaş ekmek parası için vatanı terk ettikçe, biz işsizlik sorununu çözüyoruz, diyenlere herkes gülüyor. Almanya hükümetinin 6 ay işsizlik kaydı olan ve ülkede yaşayan yabancıların sosyal yardım bekleme süresini yarım yıldan beş yıla çıkarması ve bu kararın 72 bin Bulgaristan vatandaşını da kapsaması çok ağır karşılandı. İstifa eden hükümetin son 2 yılda Batı bankalarından 16 milyar leva dış borç alması ve harcamalarla ilgili inandırıcı hesap verememesi, alt katmanlardaki endişeyi arttırıyor. Sol ve sağ halk yardakçıları (popülistler) bu gibi sorunları sömürürken saldırılarını şiddetlendiriyorlar.

 

Dostlukları hangi hesaplar bozar?

Orta sağda konumlanmış ve hükümette 5 bakanı olduğu için her konuda büzülmek zorunda olan Reformcu Blok, artık GERB partisi ile ortak dil bulmaya çalışmıyor. Bu cumhurbaşkanı seçiminde de böyle oldu. Partiler “her koyun kendi bacağından” dediler. Siyasi iktidara tırmanma gayretinde olan tutucu geleneksel sağ milliyetçilerin sözüm ona “Yurtsever Diriliş” cephesinin Moskova’dan destek aldığı ortaya çıkınca, onlar Reformcu Blok’u iyice hırpalama yolunu seçti. Öyle de, ne reformcular ne de “sağ tasarımlar” ardına gizlenen milliyetçiler Bulgaristan’ın çok ciddi bir siyasi, ekonomik ve mali bunalım içinde olduğunu gördükçe, yorganı kendi üstlerine daha da hırslı çekmekten neden vazgeçmiyorlar? Ülkeyi ulusal felakete sürümek bir marifet olabilir mi? Erken seçimden sonra sağ cephe güçleri yeniden bir araya gelmeyecekler mi? Seçim önü düşmanlıklarının seçim sonrası dostluğuna dönüşüvermesi o kadar kolay mı?

 

Çekirge bir sıçrar, iki…

Kültür Bakanı Vejdi Raşidov’un Rus gizli servisleriyle çalışmalara yıllarını veren Prof  Dimitır İvanov’a “Altın Binyıl” ödülü vermesi GERB kanadının gerilemeye devam ettiğine kanıt oldu. Gizli dostlukların şakıması her zaman yarar sağlamaz…

Raşidov’un kimin kuyusundan su çektiği ve kimin değirmenine su taşıdığı zamanla anlaşılır. Çekirge bir sıçrar iki sıçrar üçüncüde düşer…Bizdeki casus ekolünün Rektörü Stoyan Delçev’in Edirne şeref sakini olmasını anlamakta ise hala iyice zorlanıyorum.