BULTÜRK GENEL BAŞKANI İLE BULGARİSTAN ÜZERİNE

BULTÜRK Başkanı Rafet Ulutürk ile Bulgaristan üzerine derinlemesine sohbet yaptık. Siyasetten Kültüre BULTÜRK’ün etkisini Kırcaali’li Rafet Ulutürk’ten dinleyelim.

1.  Sizleri Tanıyabilir miyiz?

Ben de Arda boyu köylerinden Köseler göçmeniyim. Türklük ruhum ailemde, köyümde, Kırca Ali, Filibe ve memleket yollarında oluştu. Okul sıralarında ve Bulgar kütüphane ve kitapçılarında geçirdiğim yıllarda büyük bilgi birikimi oluşturamadım. Alaylı biriyim. Filibe İl Müftülüğünde “Vakıf Malları” müdürü olarak çalışırken, memleketimizdeki maddi ve manevi varlığımızın, ruhsal dünyamızın sonsuz derinlik bilincine vardım. Zaman aşımına uğramayan bir kültürel mirasla tanıştım. Sevdiğimiz yerleri medenileştiren bizmişiz. Bulgaristan’da şehirlerimizden köylerimizden kovulmamızın nedeni ortada. Uygarlığın yuvası kentlerdir. Yarattığımız dikey kültür yedi tepeli Filibe gibi kültür merkezlerimizde yeşermiş. Bulgar Prensliğinde 1700 ilk ve ortaokul ve yüzlerce medrese, okuma evleri, kütüphanelerimiz ruhsal dünyamızın zenginliğimizi anlatır. Saat kuleleri köprüler gibi dünya medeniyetine ayak uydurduğumuza kanıttır. Kemerlerine hayran kaldığımız köprülerimizin altından akan tarih bizi anlatır. Çubuklarını kuşaklarında getirip dualarla gül diken atalarımız, dünya değiştirdi. Geçen asır Bulgaristan Türk Kültürü büyük darbeler aldı, ama bugün de Arda şarkıları bizi anlatıyor. Rodop dağlarındaki kır çiçekleri, asırlar çamlar ve koyu gölgeler hep bizi anlatır.  Ben sevdikçe güzelleşen ve herkese bizi anlatan bir emsalsiz diyardan geldim. Kulaklarımdaki arı vızıltısı, meşe dallarında sıçrarken düşecek diye yüreğimi sızlatan sincaplar, yonca biçerken göcenlerin tırpan-(Bulgaristan’da tırpana kosa denmekte) önüne dizilişi gözlerimin önüne geldikçe tüylerim diken diken olur. Belki de böyle duygularla yaşamam memleket sevgimin bendeki yaşayışı-dır. Ben, memleket duygularıyla yaşayan biriyim.

2.  Bulgaristan Dernek Başkanı olarak bize Bulgaristan’da kimler yaşıyor etnik gruplar vs. nerede bulunuyor kısaca anlatabilir misiniz?

Dediğim gibi, ben Güney Doğu Rodoplar’da yetiştim. Askerliği de “Troyanovo”, “Gılıbovo” “Kovaçevo”, gibi kasabaların kayın ve meşe ormanları, gürgen çalılıkları içinde kaybolan demiryolu hatlarının bakım işlerinde yaptım. Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH) örgütsel yapılanmasına katılırken, Koca Balkan’ın Güney yamaçlarına konmuş Türk köylerini, Sliven’ın yaylalarındaki 12 Türk köyünü, Yambol yöresini tanıma imkânım oldu. Güney Doğu Rodoplar’daki 8 Türk şehri ve köyleri % 90 Türk nüfusla 1919 Neuilly Barış Anlaşmasından sonra Osmanlı’dan koparılıp Bulgar Krallığına katılmıştır. O zaman 128 bin Türk’le Güney Dobruca’yı kaybeden Krallık’ta, bugün karma bölgeler dendiğinde Türk, Bulgar, Romen-Millet karışımının yoğun yaşadığı yöreler – Rusçuk’tan başlar, Silistre, Varna, Burgaz, Hasköy, Filibe, Paşmaklı (Smolyan) üzerinden Batı Rodoplara, Pirin ve Rila Dağı eteklerine yayılır. Şairlerimiz bu coğrafyaya “Gök kubbemiz” demiştir. Bulgaristan’da biz Türklerle beraber, Pomaklar, Roman-Millet, Ulahlar, Makedonlar, Tatarlar, Gagavuzlar ve son yıllarda kalabalık bir Rus kolonisi yaşıyor.

1946’ya kadar özel,1958’e kadar da devlet Türk okullarımız vardı, daha sonraki ders yıllarında Bulgarlar ve diğer azınlıklarla aynı sınıflarda okudum. Biz Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği olarak yayınlarımızda “etnik” ve “etnik azınlık” değimlerini pek kullanmıyoruz, çünkü bu kavramların Bulgarca kullanımıma “kökü olmayan soylar, topluluklar ve azınlıklar” anlamı yüklenmeye çalışıyor. Biz ise Türk’üz ve Orta Asya kökenli Anadolu Türklerindeniz ve azınlık da olsak, Türk Dünyasında oluşturucu unsurlardan biriyiz.

3.  Derneğinizi kısaca anlatır mısınız ve Türkiye’de Bulgaristan İsminde ne kadar dernek var? Türkiye’de Bulgar var mı?

Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği – BULTÜRK 2003’de kuruldu. Ölü dernekçiliği inkârı ve dinamik ve aktüel STK anlayışının ürünüdür. 20 vizyon ortağı birlik olduk ve 1950 göçmenlerinden kalan ve tükenmişlikten öte zor nefes alan, şair Mehmet Çavuş geleneklerini sürükleyen, Çemberlitaş geleneğinden koptuk. 1950’de Stalin emriyle, Moskova baskısı ve milliyetçi hırsı ayarsız Dimitrov takımının zorlamasıyla gelen dedelerimizi kanatsız bir poetika ile kanatlandırmak olanaksızdı. Cuma’dan sonra kahve sohbetlerinden, ağaçları kesilmiş gölgelerin kuru muharebelerinden bir şeyler beklemek anlamsızdı. Biz, Bulgaristan’da ayaklanarak ün yapan kuşağın kahramanları olarak geldik Türkiye’ye ve ana-vatanımızı, bir “hiç” sayılan davamızı ve verdiğimiz kurbanlarla, gönderlerde dalgalandırdığımız bayraklarımızı, politik sahneye çıkışımızı dünya sahnesine taşımaya gelmiştik. Türkiye bizim topladığımız ve dibine düştüğümüz bir duvar değil, yeniden kanatlanıp uzaklara uçacağımız pistti. Biz, Türkiye’ye güç toplamaya geldik, oturup beklerken erimeye, eridikçe kaybolmaya ve bir daha asla dirilip yumruk sıkmayı unutmaya değil. 33 çift göz yenidünya görüşü yaratmakta birleşmiştik. Program yazmadık. Bir uçmak için kanatlanan sıktıkça sıkan bir fıçıya geçirilen çember gibi etrafımıza Tüzük geçirmedik. Bizim Tüzüğümüzün tek bir özelliği var. BULTÜRK gelişerek güçlendikçe esniyor yepyeni formlar alıyor ve artık 10 bin kişilik bir kitleye ve 5000 kişilik Avrupa-Balkanlar ve Türkistan’dan fikirlerimizi izleyen bir meraklılar ordusuna ufuk açmaya çalışıyor.

Bildiği kadar Türkiye’de Bulgaristanlı-Balkanlı soydaş örgütlerinin sayısı 2 binden fazladır. Ana-vatanımız demokratik bir ülke ve adalet ve hizmet, aydınlanma ve atılım kolanlarını sivil toplum örgütlerine, kültür kulüplerine, öğrenci birliklerine, hizmet kuruluşlarına vs dayanıyor. Türkiye demokrasisi tabandan tavana güç toplayan bir hiyerarşik bütünlüktür. Fikirsel birikim, yargı değerlerimizin durulması, ortak noktalarda buluşmak, reddettiğimiz geçmişe birlikte göğüs germek, genç kuşağı kâğıt kalem kültüründen elektronik alana taşımak ve geçmişi olumsuzlarken hiçbir kimseyi yaralamadan birlikte yol almak ana yönelimizdir. Biz hepimiz Bulgaristan’da zulüm gördüğümüz zamanı içimizde taşıyoruz. Ne var ki, bizi birbirimizden uzaklaştıran büyük sayıda nesnel sebep var. İnsanlar yaşanan karanlığın, kokuşmuş zamanın gün ışığına çıkmadan kalmasını düşlüyor ve bu bizim aydınlıkta kucaklaşıp ortaklık kurabilmemize engel oluyor. Bu engeller bize orada takılan kelepçelerdir. Onlara alışanlarımız var. Koparıp atamamamız kendi zayıflığımız ve kelepçesiz bir gelecek yolunun kahvelerde pişti oynamak olmadığını, özellikle belirtmek istiyorum. Bizim en büyük güç kaynağımız insan, soydaş, kardeş, çifte vatandaş olma sıcaklığımız da gizlidir. Bu irade hepimizde var bizim. Ruhumuzun birleşme özgürlüğüne saygılı olma zamanı hayat hakkı istiyor.

Türkiye’de Bulgar var mı demişsiniz. Olmasın olur mu? Daha Abdülhamid Han devrinde İstanbul’da 29 bin Bulgar işçi, esnaf, tüccar, öğrenci ve din adamı yaşıyormuş. İlk Bulgar Belediye Başkanı Pavel Babekov, Başbakanlardan Todor Stoilov, Dragan Tzankov, birçok bakan, bilim adamı vb İstanbul’da okumuştur. 1860’lı yıllarda “Robert Kolej” öğrencilerinin yarısı Bulgar’dır. Bulgar uyanış ve milli diriliş ruhu İstanbul’da uyanmış ve bu büyük ve zengin geçmişin derin kökenlerinin hala İstanbul’da yaşadığına inanıyorum. Bu böyle olmasa, İstanbul Büyük Şehir Belediyesi “Demir Kiliseyi” onarmazdı. İnsanlar ırmakların aktığı yöne gider. Bulgaristan ırmakları Türkiye’ye akar.

4.  Türkiye’de derneğimizde Bulgar üyeniz var mı? Bulgarlar ile Türkler arasında dostluklar nasıl. Türkiye’de ve Bulgaristan’da?

İstanbul’da BULTÜRK kapısı herkese açıktır. Hakları ve sorumlulukları eşit, dünya görüşleri farklı da olabilen ama resmi gerçeğin arkasını da merak eden, demokratik ruhlu özgürlükçü, insanı ve kitabı, öğrenmeyi seven vatandaşların ortak gelecek değerlerini birlikte dövdükleri örstür BULTÜRK. Bizim BULTÜRK’te sadece üye Bulgar değil aynı zamanda Bulgar yazarımız da var Bojidar ÇİPOV gibileri. Tabi ki üyelerimiz de var. İstanbul’da herkesin bildiği gibi Bulgar kilisesi var ve bu gün bunların da 800 aile cemaatleri vardır. Bulgar üyelerin artmasına, tartışmalarımıza aktif katılmalarına, mutlaka arınması gereken soykırım denemeli ortak geçmişimizi birlikte elememize, zorunlu Türkçe eğitim, Bulgaristan Tarihini yeniden ve birlikte yazmaya her zaman hazırız.

İstanbul’da düzenlediğimiz büyük göç, katliamlar, soykırım denemesi, Türklerin ve diğer azınlıkların bireysel ve ortak hakları, çok kültürlülük gibi konularda düzenlediğimiz bilimsel konferanslara Prof. Dr. Mihail İvanov ve Prof. Dr. Stoyan Dinkov gibi ünlü bilginlerin katılması bizi memnun etti. İnsanlar fikir kavgası içinde olabilir, fakat yargı değerlerinde buluşup birleşmek zorundadırlar. Örneğin, “bize, size Osmanlı devrinde Türkleştirilip İslamlaştırılmış Bulgar-larsınız” tuzağı kuranlar boş boş direnmeye devam ediyorlar. Yalana kurban olanlar yalnız biz değiliz. Aynı tuzak, “ortak tarih, Makedon dili Bulgarcanın Güney Batı Bulgaristan bölgesinde konuşulan lehçedir” şeklinde Kuzey Makedonya Cumhuriyeti vatandaşlarına kurulunca, içine kendileri düştüler. Biz kimliklere saygılı dostluklarda, karşılıklı hoşgörüye dayanan bir kader birliğinden yanayız.

5.  Türkiye’de STK’lar hepsi HÖH’ü destekliyor. Sizin dernek ilk karşı gelen, siz neden karşısınız? Nedir anlaşamadıklarımız?

Türkiye’deki STK’ların kimi desteklediğine dair bir anket yapılmamıştır. Ne var ki, soydaşlarımızın Hak ve Özgürlükler Partisi’ni (HÖH) desteklemesi doğaldır. 1989’dan önce eskiden göç etmiş olan kişiler pek Bulgaristan ile ilgilenmemişlerdir. Çünkü onların dedelerinin tek istekleri Bulgar topraklarından uzaklaşmak ve kurtulmaktı. Biz son gelen göçmenler ise hem Bulgaristan hem de Türkiye ile daha yakından ilgilenmemiz. Biliyorsunuz HÖH’ü parti yapan ve Bulgaristan Türklerinin bu partiye toplu halde gitmelerinin tek sebebi vardır o da Türkiye Cumhuriyetinin HÖH’ü desteklemesidir. 1990 yılında Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçi HÖH Başkanının elini kaldırmasaydı o zavallı hain Türkleri peşinden götüremeyecekti. Bulgaristan’da hiçbir Türk bu partiye sahip çıkmazdı veya burada buluşamazdık. İşte bu yanlış da olsa insanlarımızın pusulası Türkiye olduğu için yönlendirildiler. Kısaca burada Türkiye Cumhuriyetinin Temsilcileri sınıfta kalmışlardır, ama asla Bulgaristan Türkleri değil. Aslında 1989 Türkiye hazırlıksız yakalanmıştı da diyebiliriz. Önüne çıkarılan ilk kişiye destek vermiştir, hâlbuki Türkiye hiç siyasete müdahale etmeseydi bir süre gözlemci olarak kalsaydı olayları uzaktan takip etseydi kimin kim olduğunu neyin ne olduğunu daha iyi anlayabilir ve doğru hamleler yapma imkânı olabilirdi. Bunu bir nebze anladılar amma çok geç oldu ve Bulgaristan Türklerine çok zarar vermişlerdi. Birlik ve beraberlik Bulgaristan’da bozulmamıştır. Bu gün dahi halk birlik ve beraberliğinden ayrılmamıştır. Her şeye rağmen HÖH’e oy vermektedirler, neden çünkü karşısına gerçek bir alternatif ne Bulgarlar ne de Türkler tarafından koyulamamıştır. Bulgaristan Türkleri sezileri güçlü yüksek bilinçli bir kitledir. Bu böyle biline kimse halkı kandıramaz çaresizlik insanları kötülere bile yönlendirebilir ama Bulgaristan Türklerinin kantarı şaşmaz zaman bunu gösterecektir bu halk herkesi çok iyi tartar…

Ayrıca Türkiye’de STK veya siyasi partilere bir sözümüz var. Bu konu iç siyaset malzemesi yapılacak bir konu değildir. AK Parti ve Erdoğan karşıtlığı yapılacak malzeme ise hiç değildir. Bu siyaset üstü bir konudur. Türkiye’de bulunan dernekler şunu bilmesini isterim. Bulgaristan’da Doğan veya başkası hiç önemli değil desteklerin karşılığında “Bulgaristan Türkleri -Ne kazanıyorlar -Ne kaybediyorlar”. İşte pusulamız bu olmalıdır, bizim baktığımız tarttığımız tartı ve yönlendiğimiz pusula budur.

Çünkü Bulgaristan’dan Türkiye’ye son göç 1989 bahar ve yazında gerçekleşmiş ve gelenler beraberlerinde Bulgaristan Müslümanlarının 1972-1973 ve 1984-1989 zulüm ve direniş ruhunu getirmişlerdir. Totaliter komünist terör rejimine karşı mücadele ruhunda yara, çile ve acılarla birlikte, şiddetli bir öfke ve öç alma hırsı da olduğunu kimse inkâr edemez. Son Göç’ten birkaç ay sonra diktatör Todor Jivkov düştü. 20. Yüzyıl Avrupa tarihinde bir azınlığın bir milli devlet, hükumet ve parti liderini devirdiği görülmemişti, yaşanmamıştı. Jivkov’un, ardından Komünist partisi, hükumet devrildi. Komünist rejim altüst oldu. Bu zafer sonucu, Bulgaristan Müslümanlarının isim ve din hakları resmen iade edildi. Adil, özgür ve demokratik bir düzen ufku açıldı.

Şu asla unutulmamalıdır. Bulgaristan Türklerinin bu muazzam ve emsalsiz zaferi, Bulgaristan’da Hak ve Özgürlükler Partisi kurulmazdan, (04 Ocak 1990) önce gerçekleşmiş bir olaydır. HÖH, halk direnişimizin parsasını toplayan ve direnişimize kapak olan bir partidir. Bulgaristan Türklerinin totalitarizme karşı elde ettiği tüm başarıları, halk irademizin başarılarını kendi hesabına yazmıştır. Bunu yapabilmek için gerçek devrimcilere, kardeşlerimize darbe üstüne darbe indirmiştir. Bizdeki halk isyan, zulüm gören bir mazlum halkın ruhsal patlamasıdır. 21 Mayıs 1989’da Cebel’den Silistre’ye Bulgaristan’da Türk yaşayan her yer, aynı iradeyle tek kişi olarak ayaklandı. Bu kanlı halk ayaklanmasında bugünkü HÖH yöneticilerinden bir tek kişi ya da onlardan birisinin uzak yakın akrabası yoktu. Ayaklanmayı tütün tarlalarından, köy meydanlarına, şehirlere taşıyan 55 illegal, yarı legal ve gizlilik perdesini yırtmış örgüt, parti, dernek, diriliş birimi vardı. 72 bin Türk, direniş nüvelerinden aldığı cesaretle Bulgar devletini köksüz ağaç bibi salladı. Saman çuvalı gibi tekmeledi. Kadınlar tankların üstüne çıktı, Devrim silahımızın çapa kürek olduğunu dünya gördü. Bu bir köylü halk ayaklanmasıydı.

Şu noktada birleşelim. Geçmiş asla ölmez. Biz 31 yıl önce gerçekleşmiş bir olayı değerlendiriyoruz. Bir ayaklanmaya katılmayanlar isyan kahramanı ilan edilemez. Bizim en büyük isteğimiz her zaman “barıştı”, bugün de barıştır. Fakat şu da bilinmeli, Bulgar totalitarizmiyle mücadelede zafer bölünmez, parçalanmaz, satılmaz, hediye veya ipotek edilmez bir nimettir. Totalitarizmle mücadelede zafer bayrağı dalgalandıran Türklerdir. Ortağımız, müttefikimiz, yan gücümüz yoktu.

Sahnede HÖH adlı bir parti de yoktu.

Bir) HÖH dağılabilir ama Bulgaristan Türklerinin 1989 Ayaklanması ebedi yaşayacaktır.

İki)  HÖH kendini fes edebilir bizi birleştiren ilkelerin başında hak ve özgürlük savaşımı kutsalımızdır.

Üç) Devrimci yükselişimiz, Hak ve Özgürlük Partisi kurulmazdan önce zafer elde etmiştir. HÖH kurulduğu zaman bayraklarını dürmüştü. Bulgaristan Türklerinin kutsal davası, olayla ilgili olmayan birine mal edilemez.

1990 Büyük Millet Meclisi HÖH Seçim Programında çok kültürlü Bulgaristan ülküsü birinci istekti. Ne oldu? Anadilimizi, yazı dilimizi, edebiyatımızı, kültürümüzü, halk zekâmızı kaybetmek üzereyiz. 1990 yılından beri HÖH partisinin Bulgaristan Türklerine sağladığı bir kazanım gösterebilir misiniz?  Ekmek teknemizi kırdı. Tütüne kota getirdi. Hayvancılığımızı söndürdü. Tarlalar tabulaştırıp tarım kooperatifleri anonim ortaklığa dönüştürüp kooperatifçi üretimi yaşatılabilirdi. Türklerin yaşadığı bölgelerde 5-10 sanayi tesisinde üretim korunabilirdi. Talandan kazanan Türk köylüler değil, HÖH eliti oldu. Türkleri ekonomik sıkıntıya itmek bilinçli bir süreçti ve HÖH eliyle gerçekleştirildi. BULGARTABAK Holdingin D. Peevskiye peşkeş çekilmesi parlak örnektir.

Eğitim ve sağlık sektörüne indirilen darbeler Bulgaristan Türklerini çaresiz duruma getirdi. Çocukların tamamen cahil kalması kapı çalıyor. Gençlerin ülkeyi terk etmesi çaresizliğin bir başka göstergesidir.

Türkiye’deki STK’ların HÖH’ü desteklemesi, parti içinde yaşamamış, mücadelenin 1989’dan sonraki devamına katılmamış, partinin halktan kopma süreci acılarını yaşamamış olmasından kaynaklanıyor. Bu, bir erkeğin sevgilisinin 18’indeki resmine bakması gibi bir tutkudur. HÖH, Bulgaristan Müslümanlarının haklı isteklerini hasır-altı etmek için planlanmış ve kurulmuştur. İsmi ile özü ve etkinlikleri arasında bağdaşmaz çelişkiler vardır. Bunların aşılabilmesi bugünkü yönetim kadrosu zihniyetiyle olanaklı sayılamaz. HÖH, partisi soykırım süreci suçlularından hesap sorulmasında, tutuklanıp yargıya teslim edilmelerinde direnseydi, kimse HÖH’e dil uzatmazdı. HÖH çocuklarımızın anadilde yetişmesi, Türkçenin zorunlu dil olmasını mecliste sürekli gündem yapaydı, eğitim-öğretim sorunlarını çözseydi, diyecek sözümüz kalmazdı. HÖH, Müslüman seçmen oyunu Moskova’nın işaret ettiği Cumhurbaşkanı adaylarına defalarca hediye etti. VMRO-ırkçılarının meclise dolup Başbakan Yardımcılığına ve Savunma Bakanlığına tırmanması HÖH pasifliğinin sonucudur. HÖH, Adalet Reformuna engel olmasaydı, bugün artık Bulgaristan’da adalet ve demokrasi kapısı aralanırdı. HÖH, Türkiye Cumhuriyetindeki soydaşlarımızın serbestçe oy kullanması sağlayamadı. Bu konuya eğilmek bile istemedi. Her seçmenin seçme ve seçilme hakkını kullanmasına sandık sayısı gibi bahanelerle sürekli engel oldu. Oylamanın posta ile yapılması tekliflerimizi desteklemedi. Gurbetçi kardeşlerimizin sorunlarıyla hiç ilgilenmedi ve hele şu “COVİD -19” belasıyla mücadelede ortalıktan hepten kayboldu.  Bu gibi çözüm bekleyen sorunları Türklüğümüzden yana çözseydi, HÖH’e diyecek sözümüz olmazdı. HÖH Bulgaristan Türklerinin hak ve özgürlük mücadelesini temsil etmiyor, halk davamızın özünü köreltti ve köreltiyor. Parayla oy toplayan bir siyasi partiden Türk kimliği davamıza fayda gelmez. HÖH partisi liberal-demokrat zincirine bağlanmış, finans oligarşi tuzağına düşmüş ve Bulgaristan’da Rus parasıyla oluşan mali-oligarşiye (zenginler grubuna) siyasi destek kolonu olmuştur. Bulgaristan bugün 200 zengin tarafından yönetiliyor. Bunların arasında biz Türklerden kimse yoktur. Yoksulların % 90’nı ise kardeşlerimizdir. HÖH, elit tabakasının günümüzde savunduğu Bulgar milli menfaatleri Türk ahalisinin dünya görüşü ve yaşam çıkarlarına terstir. Örneğin, HÖH Kırca Ali Belediye Başkanı Hasan Aziz’in “3 Mart” kurtuluş günü kutlamalarına ne diyelim? 3 Mart 1878, Bulgaristan Türklerinin esaret altına düştüğü gündür.

Bizim anlaşamadığımız parti, stk veya başka bir kuruluş yoktur. Bilinçli ve bilinçsiz STK örgüt ve hareketinden söz edebiliriz. STK-cılık “pişti” oynamak anlamına gelmez. Her şey ortada, soykırım denemesi yaşadık, ata topraklarımızdan kovulduk, kaç stk derli toplu, anlamlı bir toplantı yaptı? Anma töreni düzenledi?

Modern dünyada STK-lar politik uyanık örgütlerdir. HÖH yönetiminin T.C.’nin semalarına giren Rus savaş uçağı “SU-24” konusundaki Sofya Meclisindeki Deklarasyonu Genel Başkan Lütfi Mestan’ın başını yedi, çünkü HÖH’ün iplerini çekenler Bulgaristan Müslümanlarını atacakları adım olmayan “esirler” olarak görüyorlar. Bizi Rusların Bulgaristan politikasında “söz sahibi olmayan” kişiler olarak gördükleri görmeyen kalmadı. 5 yıl önce HÖH dördüncü kez parçalandı. O zaman Türkiye Cumhuriyeti’deki stk-lar ortak bir bildiri ile çıkıp, Türkiye Cumhuriyeti politikasına ter düşen bir Rusçu-HÖH partisine “oy yok” neden demediler. HÖH yönetiminin değişmesini neden istemediler. Yarın öbürgün bıçak kemiğe yeniden dayandığında “anavatan Altaylara” mı döneceksiniz. Bultürk bu konularda her zaman Bulgaristan Türklerinin Türk milletinden bir kopmaz parça olduğunu, siyasi görüşlerimizde Türkiye Cumhuriyeti siyasetinin rotamız olduğunu savunmuştur. HÖH eliti Bulgaristanlı Müslümanları Moskova’ta baktıramaz, Rusofil yapamaz, düşman tuzaklarına kurban edemez. 1984’te ezildiğimizde bizi Türkiye Cumhuriyeti, Türk ve İslam dünyası kurtardı. Cumhurbaşkanı Turgut Özal Sovyet lideri M. Gorbaçov’u defalarca uyardı. Azerbaycan lideri Haydar Aliev SBKP MK Politik Bürosunu topladı ve soykırımın durdurulmasında direndi. Dostla Düşmanı birbirinde ayırma zamanı gelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a dil uzatarak, Bulgaristan Müslümanları siyaseti izlenemez. İzlese de yakında toslar ve yok olur. Bultürk gerçekçi bir siyaset çizgisi izleyenlerle omuz omuza oldu ve birlik ve beraberliğini sürdürecektir. Türkiye siyasetini doğru değerlendiremeyen, ufukta açan Büyük Türkiyeyi görmeyenlerle ortak noktamız yoktur. Herkes rotasını doğru belirler. Türkiye Cumhuriyeti soydaş STK-larına sayfiye yeri değildir. STK-lar ideolojik bilim, felsefe ve din kavganın dövüldüğü demirci işlikleridir.

6.  Eskiden Türkiye Cumhuriyeti de HÖH’ü destekliyordu ve tüm dernekler ve tek dernek yine sizdiniz karşı olan. Şimdi ise 3 parti var ve hepsi bölündü böyle daha kötü olmadı mı? Birlik ve beraberliği ortadan kaldırmış olmadınız mı?

Eskiden demeniz 1994 öncesidir. O zaman HÖH yönetiminde hak ve özgürlük davamızın bayrağı olmuş arkadaşlarımız hala parti yönetim-indeydiler. Parti halktan kopmamıştı. Parti içinde demokratik merkeziyetçilik ilkesi uygulanıyordu.  Her şeyin değişmesi, HÖH-elitinin hak ve özgürlük ateşiyle yanıp tutuşan halkımıza danışmadan, arkadan dolanarak, “Vadüs”, “Lichtenstein”, “US-Virjin”, “US-Delaur” ve başka vergi kaçakçılığı merkezlerinde şubeler açan, 20 holding ve 120 şirket ağı şeklinde örgütlenen “Multigrup” Holding’e yakınlaşmasıyla başladı. “Multigrup” kökleri halkımızın kan kustuğu 1988 yılında “Mustiart” adıyla, Bulgar askeri karşı istihbarat şefi General Çergelanov’un damadı İliya Pavlov ve Bulgar İç İşleri Bakanlığı ve “DS” devlet güvenliğinin Sovyet Dış İstihbaratı (KGB) ile ilişkileri yürüten “VI. Şube” şefi Dimitir İvanov tarafından ortaklaşa kurulmuştur. Merkezi İsviçre’de olan “Multigrup” Holdingin stratejik danışmanı Başbakan Andrey Lukanov’tur. Finans kaynağı ise, Bulgaristan Komünist Partisi tarafından Batıya kaçırılan paralardır. HÖH-başkanı Ahmet Doğan’ın bu gizli komünist ağına çekilmesinin bir tek nedeni vardır. Bulgaristan Türklerine karşı isim değiştirme ve Türk kimliğini yok etme soy kırım denemesi ve Büyük Göç esnasında işlenen cinayetler, katliam ile ilgili hiçbir sorgunun açılmamasına, hiçbir katilin kılına dokunulmamasına, BKP ve BSP’ye toz düşmemesine, Türklere yeni hiçbir hak ve özgürlük tanınmamasına da razı olmasıdır. Bu konuda, Moskova’da, Multigrup şefi İliya Pavlov garantörlüğünde Ahmet Doğan “her şeyden vaz geçtik, hesap sorulmayacak ve yeni istekte bulunmayacağız” protokolü imzalamıştır. Yani totaliter baskıcı durumun yeni biçimlerde devam etmesini kabul etmiştir. Bu olay 2007’de Bulgaristan Avrupa Birliği’ne kabul edilirken istenen “Bulgaristan’da Etnik Problem Yok” belgesiyle de teyit edilmiştir. Böylece Bulgaristan Türkleri ile ilgili imzalanan bu belgelerle halkımıza karşı daha önce görülmemiş bir hainlik işlemiş, yeni herhangi bir hak talep etmemizin yolu tamamen kapanmıştır. Bulgaristan Türkleri dehşet saçan mafyotik bir strüktüre teslim edilerek, Moskova ve BSP emrine vermiş ve Bulgaristan ekonomisinin komünist sermaye tarafından talan edilerek ele geçirilmesine ayak olurken, modern köleliğin kabulü de onaylanmıştır.

ABD’nin Sofya Büyükelçisi Pardü, Ahmet Doğan, Ramadan Atalay, Delyan Peevski ve başka HÖH politik kadrolarının ”Multigrup” işbirliğini değerlendirirken “Bulgaristan’ın en büyük örgütlü cinayet örgütü” demiştir.

HÖH yönetimi Bulgaristan Türklerinin hak ve özgürlük davasından tamamen kopmuş ve hak arama ruhumuzu ve özgürlüğe uyanışımızı baltalamıştır. Böyle bir partiyle işimiz olmaz! 1992 yılından beri HÖH partisi, L. Berov, J. Videnov, II. Simeyon ve S. Stanişev hükumetlerinde komünistlere koltuk değnekliği yapmıştır. 1994’ten sonra Türk ruhlu kadrolar, HÖH saflarından temizlenirken, yeni muhtarlardan, gençlik örgütü ve belediye başkanlarına, il ve ilçe parti konsey üyelerine, merkez politik yönetim kadrolarına ve milletvekillerine kadar seçimle görev alan kadroların tümü öz ve şuurları manipüle edilmiş kişilerdir. Bu özel programlarla yapılmıştır. Hepsinden Türklük ve Müslümanlık irade kırıntıları sökülmüş, yerine Bulgar milli davasına bağlılık aşılanmıştır.

7.  Bulgaristan’da ilk bölünmeyi Cumhurbaşkanı çıkartarak yaptınız. Siz bu Cumhurbaşkanının kazanamayacağını bilmiyor muydunuz? Neden bunu yaptınız? İlk çatlama o dönemde yaşadı.

Bulgaristan’da 2011 yılı Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Bultürk Bulgaristan vatandaşı Sali Şaban’ı aday gösterdi. Bu bir ilk siyasi adımdı. 1990’dan sonra, o tarihe kadar Bulgaristan’da Demokratik Güçler Birliği’nden (CDC) Jelü Jelev ile Petır Stoyanov, Sosyalist Parti’den de (BSP) Georgi Pırvanov Cumhurbaşkanı seçilmişti. İlk ikisi demokrat, üçüncüsü komünist olan bu devlet başkanlarının üçü de Türk seçmen oylarını da alarak görev başına geldiler, fakat Türkler lehinde hiçbir şey yapmadılar. Her birine 400 binden fazla oy vermiş olsak da, hiç biri Cumhurbaşkanı yardımcısının bir Türk olmasını önermedi, öneriler de kabul olmadı. Şöyle ki biz oylarımızı hiçbir beklentimiz olmaksızın ve tamamen karşılıksız “sağ” ya da “sol” adaylardan birine hediye ediyor ve ardından “Türk oylarıyla seçildi” yaygarası yapıyorduk. Bu gidiş, siyaset kulislerinin Bulgaristan Türkleri oylarını “önemsizleştirme”, birilerinin baskısıyla “istenen adaya oy veren Türkleri, iradesiz, fikirsiz, kimliksiz bir sürü olarak gösterme” çabalarını sorguladı. İki haftalık bir çalışma sorucu adayımızın 50 bin oy alıp birinci turda 4. Olması, şok etkisi yarattı. Bulgaristan’da Cumhurbaşkanı çıkarmak burada yaşayan gençlerin yeni nesiller için büyük bir katkıdır. Bu ülkeyi bizlerde yönetebiliriz bizler bu güne kadar olduğu gibi göç ederek kaçarak değil bu ülkenin yöneticisi de olabiliriz fikrini verdiğimize inanıyoruz. Biliyorsunuz dünyada her-şey yok olabilir amma fikirleri kimse yok edemez sadece zamanını beklerler ve bir gün gelir bunlar gerçekleşir. Bizler de bunu yaptık yani Bulgaristan tarlasına tohumlarımızı attık ve bu günden sonra bunları sulamak büyütmek çapasını budamasını yapacak olanlar bizden sonra bu işle uğraşanlar olacaktır.

Bu bir bölünme değil, politik kimlikli bilinçlenme yolunda önemli adım oldu. Bulgaristan Türkleri daha önce de bölünmüştü. Daha 1990’da İbrahim Yalımov Şumen bölgesinden BSP milletvekili seçildi. 1993’te Kırca Ali milletvekili Mehmet Hoca delegelerin üçte birini ardına takarak HÖH Milli Konferansını terk etti. Ulusal Hak ve Özgürlükler Partisi Başkanı Güner Tahir ile Şeref ve Hürriyet Partisi Başkanı Kasim Dal tüm seçimlere hep ayrı girdiler.

Seçmenin kime oy vereceğini seçme özgürlüğü kutsaldır. Bultürk, Bulgaristan Türk seçmenine bir “sürü” gibi bakılması kalıbını kırdı. Bu, özgürce seçme ve seçilme davamıza olağanüstü büyük bir hizmettir. Birleşmenin yolu durulmaktan ve bilinçlenmekten geçer.

8.  Bulgaristan’da Türklerin bölünmüşlüğünden kendinizi suçlu hissetmiyor musunuz? Sizler başlatmadınız mı bu ayrılığı?

Bir siyasi hareketi bir kişi ya da bir STK bölemez. Siyasette bölen veya parçalayan ideler, dünya görüşleri, bakış açıları, ideolojilerdir. HÖH kendini yeni liberal bir parti ilan etti. Liberalizm 21. Yüzyıla ölü girmiştir. Çünkü gücünü üretimlerden, toplumu yenilemekten alan bir dünya görüşü olmaktan öte, parazit sermayenin yaşam biçimidir.

Biz hepimiz çocukluğu tütün tarlalarında geçen kişileriz. Bizler tüm dünya insanlarından yardım ve bizlere siyaseti iş adamı olmayı öğretmesini bekledik amma bize BG Türklerine yardım edecek devlet yoktu maalesef. Dünyada demokrasi için mücadele edenler bizi görmüyorlardı çünkü biz aynı zamanda Müslümandık asıl sebep de buydu. Tütünde sarı ot biter. Kökü yoktur. Tütünün suyunu emerek uzar. Liberalim de banka sermayesinin dünya görüşüdür ve biz gibi köylü topluluklarıyla yakından uzaktan ilişkisi yoktur. Örneklersek, AB tarım destek fonlarından gönderilen paralar Bulgaristan’a geldiğinde, dağıtım % 80 büyük toprak sahiplerine, % 20 de sigortalı mülkü olanlara denmedi mi? Liberaller parasını çamura atmaz. Yoksul köylü kesimi onlar için bataklıktır. İri liberal sayılan J. Soros Bulgaristan’da ayakbastı, ofisler açtı, yayın evleri kurdu, Yeni Bulgar Üniversitesi gibi eğitim kurumları çalıştırıyor. Türkçe bir kitap bastı mı? Hayır! Üniversitesinde 5 öğrenciye burs verdi mi? Hayır!  Brüksel milletvekili İlhan Küçük,  Avrupa parlamentosu Liberal ve Demokratlar Birliği (ALDE) Meclis Grubu Başkan Yardımcısıdır. Kırca Ali ve Şumen’de anadilimiz, zorunlu Türkçe öğretimi, Türk kültürünü canlandırma ve diriltme gibi konularda seminer ve konferanslar düzenledi. İleri adım atabildi mi? Yok! Atamaz çünkü avanta olmayan ver, onların alanı değildir… Liberal fikirlerle Bulgaristan Türklerinin manevi çöküşü durdurulamaz. Biz hepimiz birlikte anadilimizi, geleneklerimizi, halk kültürümüzü, edebiyat ve sanatımızı hata Türkçe alfabeyi unutarak yok oluyoruz. Burada bölünmüşlük görmüyorum. Ortak yazgımızı yaşıyoruz.

9.  Bu derneği neden kurdunuz amacınız hedefiniz nedir? Türkiye’de de dernekleri de bölmüş oldunuz. Çünkü burada derneklerin ismi Balkan olarak kullanılırdı. Sizin dernek Bulgaristan isminde dernek kurdunuz ve burada da dernekleri bölmüş olmadınız mı? Buna ne gerek var dı?

BULTÜRK soydaşlarımıza ve Bulgaristan Türklerine ışık taşımak amacıyla kuruldu. 18 yıldan beri değişen dünyanın yenidünya görüşünü açıyoruz. Bulgaristan Tarihini, Bulgaristan Türkleri tarihini, halk kültürünü, edebiyatını, sanatını, miras aldığımız külliyatı yeni yargı değerleriyle halkımıza taşıyoruz. Bu amaçla Bulgaristan Stratejik Araştırma Merkezi (BGSAM) kurduk. Genç ve yaşlı yaratıcı aydın kesimimiz buluştu ve geçmiş, günümüz ve hayal ettiğimiz geleceği sık eleyip sık dokuyor. Yüzlerce konuda hafızamıza akıtılan ve zihnimizi bulandıran yalanı gün ışığına çıkardık. 142 yıldan beri çifte esir hayatı yaşadığımızı ilk biz anlattık. Türk kimliğimizi Türk Dünyasına taşıdık. Dünya artık Bulgaristan’da Türk azınlık olduğunu, hatta bu şerefli ve çalışkan, namuslu Türklerin Bulgarlaştırma zulmü gördüğünü,  yok sayıldığını, anadillerinin yasaklı olduğunu, aydınlarının ata yurdunu terk ettiğini, ruhunu satmış bir zümre tarafından temsil edildiğini ve var olabilme mücadelesi verdiğini biliyor. Kendimizi duyurmak için yüzlerce seminer, panel, sergi, konferans, gezi ve görüşme düzenledik. Hak ve özgürlük mücadelemizi, Türk Kimliği Davamızı kitaplarda işledik. Soykırım denemesi mağdurları-mızın Sofya mahkemelerinde açtıkları davaları izledik. Adalet konulu basın toplantıları düzenledik, davamızın aktüel konularını Türkiye Cumhuriyetine Türk Dünyası ve dünya basınına taşıdık vs. Amacımız uyuyan beyinleri uyandırmak, zehirli bellekleri arıtmak, Türk kimliğinin sınırlarını belirleyip, genç kuşağı taşan Büyük Türkiye ile  yakın ve uzak dünyaya taşımak ve Türklüğün mutlu ufkuna birlikte yönelmektir.

Biz Türkiye’de dernekleri bölmedik. Her hamlemizde, her demecimizde,  her yazı ve kitabımızda güçlü birleşme çağrısı var. Kapılarımız sonuna kadar açık. Her çeşit eleştiriye açığız. Biz akarken duruluyoruz, buyursunlar birlik olalım, güçlü olalım, modern dernekçilikle siyasi partilerin yapamadığını birlikte ulaşalım. STK-lar değişen dünyanın en sağlam temelidir. Birleşmesek de olur. Her STK yeni yapılanmada yük, engel, baş ağrısı olmayıp, bir kolon olsa yeter. Türkiye’de derneklerin Balkan isminde olması aslında bizim pek işimize yaramıyordu çünkü Balkanlardan göç edenlerin içerisinde en çok nüfus Bulgaristan Türkleri geliyordu. İşte bu diğer bölgelerden gelenler bizim nüfusumuzu kullanarak siyeset yapmaktalar fakat biz hiçbir yerde söz sahibi değiliz. Neden çünkü bizim yöneticilerimiz bunu göremiyorlar işte bu nedenle bizler sadece Bulgaristanlı-yız çünkü bizim problemlerimizi sadece biz bilir ve bizler çözüm üretebiliriz. Bu da net olarak ortaya çıkmıştır. Herkes bunu anlamış durumdadır.

Balkanlar ve Bulgaristan aynı coğrafyada ama farklı ülkeler, problemleri çok farklı siyasi olgular. Uzağa gitmemize gerek yok Makedonya ile Bulgaristan iki Balkan komşusu ama siyasi sistemleri, problem çözümleri kökten farklı. Bulgaristan’da Türkçe seçim konuşması yapan Türk milletvekillerine 200-300 leva ceza kesilirken, Makedonya meclisinde Arnavutça ikinci remi dil. Bulgaristan son seçimlerinde 652 bin oy geçersiz sayılırken, Makedonya’da azınlıklar genel nüfus içindeki oranlarına göre, direk seçimle vekillerini görevlendirilebiliyorlar. Bulgaristan’da azınlıklardan biri hiçbir zaman Başsavcı, Anayasa Mahkemesi üyesi, Ombudsman, General, Polis Amiri olamazken, orada sıralı oranlı seçim usulüyle olabiliyor. Diğer komşularda başka özellikler var. Bulgaristan tek dilli, tek kültürlü, tek milletli bir toplum, rejim ve devlet olup azınlıklara karşı aşılması olanaksız aşırı milliyetçi ve hatta ırkçı engellerle bari katlanmıştır. Bu da, özel yaklaşım, çok esnek siyaset ve kültürel birikim gerektiriyor. Ayrılmamız iyi oldu. Bulgar monarşi – faşist ve totaliter komünist geçmişinden problemleri en fazla bizi ilgilendirdiği kanısındayım. Bulgaristan problemlerinin ağırlığı ve özellikleri, Bulgaristan Türklerinin askıda kalmış ve bir türlü güncelleştirilemeyen problemleri BULTÜRK’ü doğurdu. BULTÜRK gazetesi kitapları okunmaya başladı halk tarafından sevildi ve artık dünyaca biliniyor.

10.  Bulgaristan Parlamentosunu ziyaret etmişsiniz bundan ne kazandı Bulgaristan Türkleri yoksa GERB mi kazandı? Türkiye’de ve Bulgaristan’da bulunan Bulgaristan Türkleri ile ilgili neler yaptınız?

Türkiye’de bir soydaş derneğinin Sofya meclisini resmen ziyaret etmesi, kendisini tanıtıp, soydaş problemlerini yasama organına taşıması çok büyük bir olaydır. Bu ilk defa yapıldı. Biz oradaki konuşmamızda, 1989 göçmenlerinin sosyal yardım ve emeklilik sorunlarını, yerel seçimlere katılabilmemiz için kolaylıklar sağlanması ve genel seçimlerde posta ile oy kullanma gibi işi kolaylaştıracak sorunlarımızı taşıdık. Kendilerini dikkatle dinlendik. Ciddiye alındık. İşte burada bulunan derneklerin hayalinde bile olmayanları bizler yapmayı başarmışık daha ne gerek var.

Cumhurbaşkanı Rosen Plevneliev ile de görüştük. Plaketimizi, rozetimizi, kitaplarımızı sunduk. Yakın ilgi gördük. Bize 1989 Ayaklanmamız ve 1984-1989 soykırım denemesi döneminde şehit düşen Türklerin anıtlarını ziyaretlerden, Türk köylerindeki görüşmelerinden fotoğraflar gösterdi. Bizi dinledi. Kendisini özel soydaş ziyaretine davet ettik. O, bizim de Cumhurbaşkanımız. Demokrasi ve adalet, daha geniş özgürlük ve güven davamız ortaktır. Zannımca bu ziyaretlerden hepimiz kazandık. Bulgaristan Türkleri ve soydaşlarımız ana konumuzdu.

11.  Bulgaristan parlamentosunun Türk Mezarlığı üzerinde olduğunu yazmıştınız bu doğru mu? Bunu başka bir yerde de bulamadım.

Eski bir Roma kültür merkezi olan “Serdika”, Osmanlı dönemini Sofya (bilgelik) ismiyle yaşamıştır. 1878’den önce Osmanlı’ya Beylerbeyliği de yapan şehirde 29 Türk Mahallesi, 39 cami, 4 büyük hamam, 12 köprüsü 2 medrese, her mahallede ilkokul olduğu bilinir. Günümüzde neredeyse 1.5 milyon nüfuslu şehrin 6 mezarlığı varken, o zaman da 3 kabristanlığı varmış ve Müslüman merhumlar Beyler Beyliği’nin güneyindeki günümüz parlamento binasının yerinde defnediliyormuş. Plevne Savaşı olarak da bilinen 1877-78 Rus-Osmanlı İmparatorluklar arası savaştan ve Sofya’nın yeni Prensliğin başkenti ilan edilmesinden sonra, ilk toplantılarını Tırnova şehrindeki Kaymakam Konağında yapan Bulgar Meclisi’nin Sofya’ya taşınması ve meclis binası kurulması kararlaştırılmıştır. 1882 yılında başlayan inşaat 2 metre derin kazılan ve harfi yatı “İskır” ırmağı boyuna taşınan Müslüman mezarlığında, bugünkü şeklini almıştır. Halen Sofya’da yeni Halk Meclisi kurulmuş ve tarihi meclis binası sanat müzesi olarak kullanılacaktır.

12.  Belene hapishanesinin Bulgarlar için yapıldığını okumuştum sizin BGSAM yazılarınızda, bir de orada yatmış olanların Türk isimlerin Bulgarca olduğunu yazmıştınız daha açabilir misiniz?

Tuna nehri üzerindeki “Persin” adasında bulunan “Belene” toplama kampı 1949’da açılmıştır. Siyasi tutuklular için düzenlenen bu kampta, 1953 yılına kadar toprakların kooperatifleştirilmesine başkaldıran büyük sayıda Dobruca ve Deliorman Türkü de kalmıştır.

Bir süre kapalı kaldıktan sonra 1972’de yeniden açılan “Belene” kampına Pomaklar, 1984’ten sonra da Türkler kapanmıştır. Türk adlarıyla içeri atılan Müslümanların isimleri bu adada zorla değiştirilmiştir. Adaya düşenlerin toplam sayısının 2 binden fazla olduğu söylense de, “DV”  resmi gazetede bu rakam 517 Türk olarak, Bulgarca isimleriyle verilmiştir. “Ölüm Adası” olarak bilinen “Belene” çekileri 41 kitapta anlatılmıştır. Yazar Azizoğlu Aziz, Türk tutuklulardan bazılarının Türkiye’deki şekliyle isim ve soy isim olarak fotoğraf altında verirken,  Bulgar yazar Petko Ogoyski orada tanıştığı Türkleri Türk isimleriyle anlatmıştır. Son yıllarda, Katolik Papaz Pavlo Kontezi girişimiyle 1944-1989 komünist dönem kurbanlarının aziz hatırasını ebediyen yaşatmak amacıyla “Belene Adası Anıt Parkı” oluşturma çabaları sürüyor. Burada dikilecek olan anıt levhasında kampta kalanların isimleri yazılacaktır. İlk tasarımlarında 1949’dan sonra ilk dönem kalan Türklerin öz isimleri dikkati çekerken, 1972’den ve özellikle 1984’ten sonra buraya kapanan Türklerin değiştirilmiş olan isimlerinin levhada belirdiği dikkati çekmiştir.

2007’de Avrupa Birliğine üye olan Bulgaristan, hapishane ve toplama kampı dosyalarını açma yükümlülüğü üstlendi. Ne yazık ki bu yapılmadı. Yeni yeni öğrenildiğine göre 1990’da sözü edilen dosyalar, İç İşleri ve istihbarat arşivi ile birlikte Moskova’ya taşınmış ve belgelerin aslı geri verilmemektedir.

13.  Kırcaali de saat kulesi ile ilgili yazınız var problem nedir bunu pek anlayamadım?

Kırca Ali Saat Kulesinde totaliter dönemden beri saat başı çalan bir müzikal çağrı var. Bu melodinin güftesindeki sözlerin bir dörtlüğünü vermekle yetiniyorum, yorumunu siz kendiniz yapabilirsiniz: Bu gün her saat eski Rus-Türk harbinde okunan marşlar her saat ayrı ayrı sadece müzikleri çalınmaktadır. Bundan daha kötü ne olabilir ki. Bunu kabul eden bir Türk Müslüman varsa çıksın söylesin. Amma bunu kabul eden HÖH yöneticileri hariç onların zamanı geldiğinde hep birlikte göreceksiniz insanlarımıza selam verebilecekler mi, az kaldı azda sabır. İki Şarkının sözlerinden kısaca;

1- Kalk, kalk, Balkan kahramanı
derin bir uykudan uyandı,
Osmanlı hainlerine karşı
Sen Bulgarlara liderlik et!
____________________________________
2- Yılan henüz küçük iken, / Gelin toplanalım!
Başını ayaklarımızla ezelim, / özgürüz diyelim!

Sözü ezilen “yılan” Türklerdir. Her gün 24 defa tekrar ediyor. Halkımız sabırlı.
Buna sinir mi dayanır?

14.  Türk Dünyası toplantılarının sizin derneğinizin dışında Bulgaristan’dan başka bir dernek yok. Pe ki buralara katılmak Bulgaristan’da Türklere ne faydası oldu?

Türk Dünyası şölenlerine değişik zamanlarda Bulgaristan’dan bilinen şahıslar ve dernek temsilcileri davet edilmiş ve katılmıştır. BULTÜRK derneği hem Bulgaristan’daki Türkleri hem de Türkiye Cumhuriyetindeki soydaşlarımızı temsilen son 17 yılda düzenlenen toplantıların hepsine muntazam katılmış ya bildirim sunmuş ya da görüşlerimizi sözlü duyurmuştur. Türk Dünyasını Sofya’ya davet edip götüren Bultürk derneğidir. Amacımız, Bulgaristan’da Türkler yaşadığını, Orta Asya’dan gelen Anadolu Türklerinden olduklarını, Türk halkından bir parça oldukları bilinciyle yaşadıklarını, “İslamlaştırılmış Bulgarlar oldukları iddiasının bir uydurma olduğunu” gösterdik, anlattık. Türk kimli ile yaşayan Bulgaristan Türklerini Türk Dünyası politik ve kültür sahnesine taşıyan biz olduk. Son olarak Türk Dünyası Gençliği KKTC toplantısında görüştük. Türk Dünyası özel TV yayını üzerinde çalışıyoruz. BENGÜ yayını Bulgaristan Türk Edebiyatını Türk Dünyasına tanıttı. Gazeteciler Birliğimiz, Yazarlar Birliğimiz atasözlerimiz, deyimlerimiz, ortak yargı değerlerimiz üzerinde çalışırken, Bilim Kurulumuz da Türk Dünyası Ortak Dili üzerinde çalışıyor. Türk dünyası ülkelerinin Kiril Alfabesinden Latin Alfabesine geçme çalışmaları son aşamasına girmiş bulunuyor. Türk Dünyası Birliği bu yılın sonuna kadar netleşecektir. Türkiye önderliğinde diğer devletler de buna katılacaktır. Ortak Alfabemiz de olacak inşallah… TV üzerinden dil, edebiyat, kültür ve sanat programlarımızla her çocuğa ulaşmak ve yeni Türk Dünyasında buluşmak yakın hedefimizdir.…

Bizler Türk Dünyasında Bulgaristan Türkleri tanıtmış olduk. Bu gün Yakutlardan Sibiryadan, Başkudistan, Çuvaşistan, Afganistan- Türk Cumhuriyetleri Avrupa’da yaşayanlar herkese bizler kendimizi tanıtma fırsatı bulduk daha ne olsun.

15.  İnternet’te yazmışsınız tüm Bulgaristan doğumluların derneğidir. Avrupa’da yaşayanlara Bulgaristan’da olanlara ne yapabilirsiniz bu konuda düşünceleriniz nelerdir? Ayrıca Bulgarların da haklarını savunmayı düşünüyor musunuz?

Haberlerimiz, yazılarımız, ilanlarımız, duyurularımız her internete, her telefona ulaşıyor. 60 ciltlik külliyatımıza, Bulgaristan Türklerinin Kimlik Mücadelesi ve 50 yıl Mücadele, Türk Dünyasında Kadın eserlerimize ve 16 ciltte anlattığımız BULTÜRK etkinliklerine E-kitap sitemiz üzerinden ulaşıp yepyeni bir dünya, farklı bir düşünme ve yorum tarzıyla tanışabilirsiniz. 600 bine yakın izleyicimiz var. Türkiye’den sonra Bulgaristan, üçüncü yerde Birleşik Amerika ve Ardından İngiltere ve Almanya geliyor. İngiltere, Almanya, İspanya ve İsveç’te kardeş derneklerimiz var. İlk Ortak toplantımızı Levkoşe’de korona virüs kısıtlamalarından hemen önce yaptık. Yasaklı dönemde “video konferans” düzenledik. Biz sürekli canlı yayın halindeyiz. Video programlara, video derslere, video forumlara geçme hazırlıkları görüyoruz. Ana konumuz her yönüyle Bulgaristan. Bulgar devletinin Türk kimliklerini tanımadığı kardeşlerimiz. Orada da her şey değişiyor. Sofya’da Bayram Namazı “Banya Başı” camiinde değil, kurallara uyularak “Lokomotif” Stadında kılındı. Sofya’da böyle bir Müslüman kalabalık görülmemişti. Bölge Müftülüğünün Şeker Bayramı ikramı zengindi. Çocuklar çıldırdı. Biz her gün yol alıyoruz. Sofya’da ve ilinde 125 bin izleyicimiz var, hepsi oradaydı. Biz halkımızla nefes alıyoruz, en yeni teknolojileri kullanarak kaynaşıyoruz. Bayram namazından sonra baklava ikramıyla birlikte “Bulgaristan Türklerinin Sesi” gazetesi dağıtıldı.

Biz insan ayrımı yapmıyoruz. Kırca Ali, Kazanlık ve Razgrat’ta Bulgarca yayınlarda hatta Avrupa’da bile Belçika, Almanya vs. köşe yazılarımız çıkıyor. Kazanlık “Dolina” gazetesinde çıkan bir siyasi değerlendirmemizi 125 bin kişinin okuması ve 7 bin kişinin beğendiğini tıklaması beni memnun etti. Biz halka değil, okurlarımızın bize ulaşması önemlidir. Kavşak noktası biziz. Bulgarca yayınlarımızı genişletme programı geliştirmiş bulunuyoruz. Ne kadar faydalı olduğumuzu, bizi arayanlar söyleyecek…

16.  Dünyada Bulgaristan Türklerinin yeri nerede olacak sizce? Ahmet Doğan Bulgaristan Türklerinin Lideri olarak biliniyor. Bunu da 30 yıldır yapmaktadır. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Ahmet Doğan Bulgaristan Türklerini komünist BSP kongreleri dışında hiçbir yerde temsil etmemiştir. Ben şahsen Doğan kaleminden çıkmış kitap görmedim, okumadım. Son katıldığı Kongre’de delegelerden Oktay Yeni Mehmet tarafından kürsüden atıldı. Raporunu okuyamadı. Bu 5 sene önce olan bir olayın ardından Yıl Başı mesaj ve konuşmaları geldi. Artık onlar da söndü. “Saray” ziyafetlerine katılanlardan hiçbir kimse, ben A.D.’nın sözlerinden etkilendim deyip kaleme sarılmadı. HÖH liderlerinden gazete yorumu, dergi yazısı veya el kitabı da görmedim. Bu kadar acıklı bir olayın Nedeni! Halkın beklentileri ile kendi düşündükleri çakışmıyor. Menfaatler farklı, yollar çoktan ayrılmış.

1989’da yüksek politik olgunluk gösteren Bulgaristan Türkleri, Avrupa Birliği ülkelerindeki etnik azınlıklar arasında politik ayaklanma gerçekleştiren ilk topluluktur. 2020’de Bulgar azınlık siyasetinin kilit taşı Makedonlardır. Onların kollektif haklar, örgütlenme özgürlüğü, anadil Makedonca gibi konularda Cenevre İnsan Hakları Mahkemesinde kazanılmış davaları var. Eğer onlar Makedon kimliği, anadil hakkı ve kolektif haklar konusunda meşrulaşabilirlerse, arkası çorap söküğü bibi gelecektir. HÖH’ün dağılması gün meselesi. 2014’te Güney Hüsmen ve Musa Paşov’un Sofya meclisine tercihli aday olarak girişlerini anımsayınız. Ardından Deliorman’da 120 bin protesto oyu GERB partisine kaydı. Bugün Sofya meclisindeki en güçlü iki parlamenter – meclis başkanı Karayançeva ile BSP meclis grubu sözcüsü Simov – Kırca Ali milletvekilidir ve Türk seçmenden de oy almıştır. Türkler arasında politik aktiflik düzeyi çok yükseldi. Ciddi bir büküm bekleniyor. Çünkü HÖH fikirsel olarak içi boş bir balon, tavrı sıradan insanlara yabancı…

Doğan’ın “liderliğine” gelince, o, hep gizli oynamış, Bulgaristan Müslümanlarını siyasetten çıkarmış, onların hak ettiği yere kendisini koymuş ve beklentisi olan halkı aldatma, bekletme, kandırma, uyutma ve usandırma yolunu seçmiştir. Halkın sabrının taştığını görünce de “korumalı” kuytu seçmiş ve kamuoyundan kaçmıştır. Bulgaristan Türkleri sezileri güçlü yüksek bilinçli bir kitledir. Hareketlenmeleri için ne Doğan’a ne de Karadayı’ya ihtiyaçları olduğuna inanmıyorum. Avrupa Birliği ülkeleri halkları arasında en yoksul, en cahil ve hatta kör cahil bırakılmanın faturası ille ki, birilerine kesilecektir.

17.  HÖH yöneticilerin içerisinde hiç mi doğru gördünüz biri yok? Sizler Türkiye Siyasetine nasıl bakıyorsunuz? Gelecekte HÖH ile birlikte olma yolu açık mı?

HÖH yöneticilerinden Bulgaristan Müslümanları lehinde yükselen teklif, öncelik yok. Sanki başkalarına sözcülük yapıyorlar. Merkez basın, eski başkan L. Merstan’ı en iyi Bulgarca konuşan milletvekili ilan etmişti. Zaman geldi, konuşmalarının Cembridge’de okumuş bir Yahudi tarafından kaleme alındığı açıklandı. Yahudi “Trud” (Emek) gazetesinde çıkan yazısında “bu adam siyasetten anlamıyor” yazdı. Şimdi Karadayı’da da aynı sürecin kapanında. Okuyup-yazma cahili olduğu bir yana, partide faşizan ruha kilitlenme tehlikesi göze çarpıyor. Konuşurken devamlı sağ-sola bakan Hanid Hamid’in farklı çıkarlar peşinde olduğu seziliyor. Kırca Ali Belediye Başkanı Hasan Aziz parti kitlesinin karınca sürüsü gibi yuva değiştirdiğini ne zaman görecek? Batı Rodop köylerinde HÖH mevzileri zayıflıyor. Genç ailelerin ekmek parası İngiliz aslanının ağızında. Avrupa Birliği parlamentosunun TIR şoförlerine “5 gün yol 2 gün motelde istirahat” kararı çıktı, tüm planları alt üst etti. HÖH hangi konuda son söz sahibi olacak. Kuşkulu bir ortam. Sahnede sözüne inanılır sivrilen kimse yok.

HÖH, komünizm sonrası Bulgar oligarşisi oluşumuna katılıyor. Devlet yerli zenginlerden kuvvetli. Bankacı Tsvetan Vasilev Belgrat’ta, 3 milyar leva sermayesi olan Vasil Boşkov Arap Emirliklerinde gizleniyor. Üçüncü en zengin olarak gösteren HÖH’lü Delyan Peevski hakkında New York Mahkemesinde açılan kaçakçılık davasında, 200 milyon US Dolar değerinde talep var. Çalınan paraların hakkı hesabı yok.

Bulgaristan’a gelen Türk şirketleri ihale kazanıp iş görüyor. Yeni dönemde en büyük 2 projeden biri “Şipka” Tüneli, ikincisi de Elin Pelin-Kostenets demir yolu hattıdır. Türkiye sığınmacıların Bulgaristan yolunu kesti, güvenlik garantisi veriyor.  Büyüyen Türkiye Cumhuriyeti çekim kuvveti Bulgaristan’ı gölgesine alıyor. Havacılık, kara taşımacılığı, enerji, sağlık, turizm, tekstil, hazır giyim, parkende ticaret Türkiye’ye kayıyor.

HÖH’ün siyasi konularda Türkiye ile işbirliğine gelince, parti önce Bulgar siyasetinde dengeleyici unsur rolünü kaptırdı. İkincisi Bulgaristan siyaseti bugün dört adet sakat kolu bir ahtapot gibi. İzlenen siyaset, Rusya sız olamıyor, Amerikayı kazanmaya çalışıyor, Avrupa Birliğinden faydalanmak, Türkiyeyi de kullanmak istiyor. Bu siyasi ortamda HÖH partisine rol düştüğü kanısında değilim. HÖH’de tek bir doğru var o da yöneticilerin hiç biri Türk halkına hizmet etmediği artık ortadadır.

18.  Sizin dernek Türkiye’de siyasete çok fazla taraf oluyor galiba? Siz Dernek Başkanı olduktan sonra seçimler öncesi hep açıklama yapmışsınız AK partiye ve Recep Tayyip ERDOĞAN’A oy verin diye? Derneğimizde her partiden insan var, bu konuda ne diyeceksiniz?

Demokrasisi güçlü ülkelerde STK-lar, toplum sözleşmesinin, ortak iradenin, hak ve özgürlüklerin ve adaletin hem dayanağı hem de güvencesidir. Devlet piramidi onlara dayanır. Vatandaş, seçime katılma, oyunu kullanma ve seçilme özgürlüğünden öz iradesine göre yararlanır. Vatandaşı manipüle ederek kamuoyu oluşturma ve seçimi etkileme kesin yasak olan ülkemizde, STK-ların görevi halkı bilgilendirerek aydınlatmak ve hür karar alma ortamı yaratmaktır. BULTÜRK her seçimde daha iyi olandan, halka yararlı olandan ve herkese kolaylık sağlayan projelerden ve tasarruflardan taraf olmuştur. Yerel ve genel seçimlerden önce dernek merkezimizde her akşam yapılan aday tanıma, görüşme ve toplantıların amacında olan budur. Buraya BULTÜRK Merkezimize Sadet Partisi-İyi Parti-CHP-MHP-AK Parti temsilcileri gelmişlerdir, hepsini üyelerimiz ile birlikte dinledik ve ardından yönetim olarak karar verdik. Birçok derneğimiz de CHP’yi desteklediği gibi bizlerde Ak Parti’de karar kılmışız, hatta son seçimlerde Cumhurbaşkanı olarak Erdoğan’a genel seçimlerde MHP oy verilsin kararı çıkmıştır bundan kime ne. Bu karar çıktığında MHP’nin oyları %5-6 gösterilirken alınmıştır bu çok önemlidir. Bu konuda da seçimden sonra MHP İstanbul İl Başkan Yardımcısı Bülent MAŞAOĞLU derneğimize teşekkür ziyareti ederek, “Biz İstanbul’da sadece bir derneğe BULTÜRK derneğine geliyoruz, Çünkü hiç kimsenin yanımızda duramadığı bir zamanda bizi açık açık seçim öncesi desteklediğiniz için teşekkürler” diyebilmiştir. Dernek yöneticileri bunun bedelini ödemeye hazır olmalılar. Son karar bireylerin sorumluluğundadır.

Ayrıca AK parti derneğimizin akranıdır. 2003’ten beri daha güçlü, daha büyük ve saygın bir Türkiye yolunda beraber yürüdük. Başkan Erdoğan Başkanlığında ana-vatanımızın alt yapısını modernleştirme, teknolojisini yenileme, uluslararası ticaret, taşımacılık ve iletişimde daha büyük bir yer alma, yerli ve uluslararası terörü yok etme ve vatandaşın refah düzeyini daha da yükseltme çabaları destekledik. Eğitim ve sağlık problemlerinin yerel çözümünde işbirliği yaptık. 15 Temmuz 2016 FETTO-hain saldırısını lanetledik ve yeni Türkiye ruhunun oluşumunda meydanlardaydık. Türkiye sırasıyla, Fırat kalkanı harekatı, Afrin Operasyonu, İdlib Operasyonu, Pençe- Kartal Harekatı ile dünyayı dize çökertirken hepimiz gurur duyduk ve hepsine destek verdik. Suriye askeri operasyonlarına ve Libya’ya projelerine de tam destek veriyoruz. Balkanlara hatta Dünyaya taşacak Büyük Türkiye atılımlarında beraberiz. Derneğimizde değişik siyasi partilerden üye olması ortak hedef belirlememize engel olmuyor. Biz tarafsız değiliz Bizler Büyük ve Güçlü Türkiye ve Birleşmiş bir Türk Dünyası’nın tarafındayız.

19.  Biraz da dünya konuşalım. Bu gün pandema sonrası neler bekliyorsunuz? Neler bekliyorsunuz yakın gelecekte? BULTÜRK Derneği bu Corona-19 sonrası ne yapmayı planlıyorsunuz? Dünyaya ne söylemek istersiniz?

Korona virüs belası her birimizi, aileleri, apartmanları, sokak, meydan ve şehirleri, ülkeleri ve bütün dünyayı açıkçası korkuttu. Günlük yaşamımız daha da elektronikleşecek. Ticaret, hizmetler, para birimi, vatandaş ve kurumlarımız arasındaki ilişkiler aşamalı değişebilir. Her şeyden önce de yargı değerlerimiz, ilişkilerimizin nitelikleri, insani ilişkilerin, beceri kategorileri, ahlak de etik yeni boyuta geçebilir. Bu bakıma Türkiye Yakın Doğu, Kafkas ve Balkanlar’da öncü rolünü korurken örnek olacaktır. Teknolojikle beslenen Türk dilinin önem kazanmasını bekliyorum. Teknoloji yüklü bir ortamda yaşamaya giderek alışacağımızı umarken, memleket özleminin, ata barınaklarımızın, köy ve kentlerimizin hepimizi geri dönün moduna çekeceğini de düşünüyorum. Çünkü artık köylü ve kentli arasındaki farkın köylü, doğa, temizlik ve ferahlık lehinde değişeceğine inanıyorum. Dijital dünya yeni bir uygarlıkla gelecektir.

Yukarda işaret etiğim üzere artık video konferanslarımıza başladık. Önce Bulgaristan ziyaretleri konusunda bir konferans düzenleyip, sınır ve oradaki değişikliler üstüne bilgilendirme bulunabiliriz. Yine ilk zamanda dokunaklı telefonlara yüklenen herkese her gün ihtiyaç olan programlarla ilgili bir seminer düzenleyebiliriz. Okul ve anaokullarındaki durumu değerlendirip, korona bunalımında yara alan soydaşlarımızla görüşüp durum değerlendirmesini belediyeye iletiriz. Yardımlarla ilgili yeni denetim de kapı çalıyor.

20.  BGSAM Bulgaristan Stratejik Araştırma Merkeziniz de var. Buda BULTURK’ün içinde gözüküyor ve burada neler yapılıyor? Bazı kitaplar çıkarttığınızı okudum nedir bu kitaplar? Kim bunları okuyor?

Bulgaristan Stratejik Araştırma Merkezi BGSAM, Bulgaristan ve Türkiye’de düzenlediğimiz bir anket ve panel analiz uygulamamızın sonucunda ortaya çıktı. Değişik yöntemlerle farklı analizler yapıp daha derin sonuçlara ulaşmaya heveslendik. Meraklıların ortaklığından doğdu. Hedef konumuz Bulgaristan. Geçmişini ve bugününü incelerken sayfalar açılmaya başladı. Mercek altındaki ana tema Bulgaristan Müslümanları. Çok kültürlülük. Hak ve özgürlük, Türk Kimliği mücadelesinin yasallaştırılması. Türk kimliğinin resmen tanınması. Türkçe sınırlandırmalarının tamamen kaldırılması. Kadınlarımızın hayattaki rolü, hakları ve yükümlülükleri. İnsan hakları, azınlıkları, eşitlik ve adalet konuları. Bulgaristan’a dikilmek istenen ideolojiler, zararları ve derinlikleri. Türkiye başta, komşularla münasebetler. NATO, AB, Rusya ve ABD konuları ve Bulgaristan’ın geleceği. Ülkenin nüfus oranında değişim. Azalan Bulgarlar azınlık kalırsa ne olacak ve benzer konular. Yukarıda belirtiğim üzere www.bulturk.org, Bulgaristan Türklerinin Sesi gazetesi, https://issuu.com/bgsam –BGSAM kitaplarımız. Sayıları artık 80’ni aştı. Konularımızı zenginleştirerek kitle psikolojisine inmek, okurlarla görüşmelere kapı açmak, bizi bekleyenlerle kucaklaşmak istiyoruz. BGSAM – BULTÜRK atılımlarına ilham kaynağıdır… Bizler fikir hareketiyiz ve bu fikirlerimizi dünyada yaşayan tüm Türk Gençlerimize ulaştırıyoruz.

Bu kitapları kim okuyor? Sorusunu ise yersiz buldum. Okuyanlar ne anlıyor? Diye sorsaydınız anlatırdım. Avrupa’da Frankfurt merkezimiz, külliyatımızdan 5 000 kitap istiyor. Görüldüğü üzere Bulgaristan’a kimse boş ve kör dönmek istemiyor. Ne güzel değil mi? Gazetemizin okurları artıyor. Bulgaristan’da okuyan Türkiyeli öğrencilerden en fazla mesaj onlardan alıyoruz. Olumlu eleştirilerin artması gönül kabartıyor.

21.  Ayrıca Gazeteniz de var BULTÜRK bunu nerelere ulaştırıyorsunuz? İnternet sayfanız ve haber İnternet sayfanız da çok okunduğunu gördüm bunun anlamı nedir?

İnternet sayfamızın ulaştığı her okura gazetemiz de ulaşıyor. Gazetemizin devamlı okuyucuları, Bulgaristan konularında daha derin analiz beklediklerini bildiriyorlar ve özellikle Bulgaristan Türklerinin bütün topluluğu birleştirecek ve yönlendirecek bir lidere gereksinim olduğunu yazıyor, bilgi yüklü genç kadrolar yetiştirme çalışmalarının ne zaman başlayacağını soruyor, kurs çalışmalarına ihtiyaç olduğunu hatırlatıyorlar. Gazetemiz Bulgaristan’da elden dağıtılıyor. III. Bulgar devletinde 140 yıllık geçmişimizin efsaneleştirilmesi, romanlaştırılması gibi konular açıyorlar. Türkiye’de çıkan Türk ve dünya masallarını halka en yakın resimli Türkçe’yle 40 kitapçık olarak işaret ettiğim merkezlere ilettik. Kararlarını bekliyoruz. Biz ancak Türkçe’mizle yaşarız. Türkçe dışında başka bir dille Büyük ve Güçlü Türkiye kurulamaz, dil olmadan yücele-meyiz…

22.  Bulgarlar arasında kavga var mı? Onlar neden Türkler gibi kavga etmiyorlar arasında? Bulgar partilerin Türklere karşı bakışı nedir?

Ben Türker’in aralarında kavga eden bir millet olduğuna inanmıyorum. Bunu göremiyorum. Dikey bir toplumsal geçmişten geliyoruz. Dikey olmanın özünde uzlaşma, saygı vardır. Türk kültürünü, bol atasözlü ve değimli Türkçe’mizi iyi bilen, hoşgörü, saygı ve yardımlaşma çemberini aşıp kabalık yapmayız. Uyumsuzlukların ve uzlaşmazlıkların kaynağı Türk aile ve toplumu dışındadır. TV ekranı bir para kazanıdır, kültür kaynağı değil, ekrandaki yüksek sesler ve kavgalar, yaşayan hayatın dışındadır.

Yokluk nerede kavga orada atasözümüz Bulgarları anlatır. Bulgar ailelerde, kadın özgürlüğü, bir kişinin çalışmasıyla aile giderlerinin karşılanamaması, sosyal yardımların, doğum ve çocuk yardımlarının yetersizliği, emekli maaşlarının gerçek durumu yansıtmaması sorunların sorunu oldu. Gençlik gruplarına uyuşturucunun girmesi kavgaları yakan çakmak oldu. 2011’den beri Avrupa Konseyi’nin azınlık ailelerinde uygulama çabalarına ara vermeyen sosyal programların çocukları ailelerinden koparmayı, öncelikle Norveç’e çocuk kaçırmalar, ciddi protesto patlamalarına neden oldu. Şu dönemde Türk aileler gibi, Bulgar, Romen ve Makedon genç aileler de gurbetçilik yüzünden parçalanmış durumdadır. Nedenlerin ekonomik olduğuna inanıyorum. Sosyal yetersizlik sürekli kavgalara neden oluyor.

Bizim A. Doğan konusundaki tavrımız, onun toplumumuza, kavgamıza, emellerimize, umutlarımıza yabancı bir aşı olmasından kaynaklanır. Şöyle de ifade edebilirim. Biz, milliyetçi ve savaşçı Türklerin davamız kabuklu çekirdekli bir kaysı fidanı olsak, Ahmet Doğan bize aşılanan bir elma ya da armut kalemidir. İşte bu aşı tutmaz. Tutmaz! Tutmadı. Olay şöyledir. Kızı evde kalmış aileler vardır, damat olarak son fırsat “kim olursa olsun, gelsin!” diyenlerdeniz biz. Diyecek bir şey. Onun politik kısırlığı daha 1990 Büyük Millet Meclisi seçimlerinde gün gibi şakımıştı. Ama o kadar yaralıydık ki. Katlana katlana kambur olduk desem, bilmem anlatabildim mi?

23.  Sizin kitabınızda var onları niçin yazdınız kısaca kitaplarınızı da anlatabilir misiniz? Bir de Türkiye Cumhuriyetine bakışınız nedir, gelecekte ne bekliyor Türkiye’yi? Balkan insanlarına faydası olabilir mi?

Bulgaristan Türklerini dünyaya tanıtma ve var olduğumuzu dünya sahnesine nasıl taşıdığımızı anlattım “50 Yıl Mücadele” eserimde. İkinci kitabım 2 baskı yaptı. Bulgaristan’da savaşımlarımızı “Bulgaristan Türklerinin Kimlik Mücadelesi” çalışmama konu ettim. Ayrıca “Türkiye’nin Başkanlık Sistemi” ve “Türk Dünyası Hatıraları” Bultürk yıllarım bu 4 esere de temel oldu. Şanlı bir tarihten gelen ve zafer sancağını asla elde bırakmayan gururlu bir milletiz. Büyük ve onurlu geçmişi olan küçük bir azınlık olmamız ilham veriyor.

Türkiye Cumhuriyeti atılımlı büyüyen bir devlettir bölgesel teknolojik devi. Son yıllarda terörle mücadelede dünya öncüsü, barış kalesi ve olağanüstü konuksever bir ülkede yaşamamız hepimizi etkiledi. PKK/PYD düşmanıyla silahlı mücadelede soydaş gençlerinin başarısı, Gelibolu/Çanakkale/Kafkas cephelerinden sonra terör odaklarına ve FETÖ-darbecilerine karşı mücadeleye katılmamız hepimizi daha vatansever vatandaş yaptı. Milli davada bize de yer olduğuna inandık. Türkiye bizimle büyüyor, bizimle taşacak ve yeni uygarlıkta Balkanlarda yeniden beraber yaşayacağız. Son yüzyılda 7 savaş yaşayan Balkanlar, Osmanlı’da 300 yıl barış yaşamıştı. Tarih tekerrürden ibarettir.

Artık çatışma dönemi bitmiştir. Artık ekonomi ve herkesin rahat yaşama dönemini getirmeliyiz. Bulgarlarda şunu çok iyi bilmelidirler ki Türklerle birlikte yaşamayı öğrenemezlerse bu devlet kalmayacağı ortadadır. Bunun için hepimiz birlikte yaşamayı öğrenmeliyiz. Bunun başka yolu yok.

24.  Türkiye’de Anadolu dernekleri ile aranız nasıl? Hiç bir birinize gelip gidiyor musunuz veya diğer derneklerle diyaloğunuz var mı?

Bultürk merkez ofisi Bayrampaşa’da bulunuyor. İstanbul 16 milyonluk ilimizde büyük sayıda Balkan, Kırım, Volga Kazakları, Afganistan ve Kafkas göçmeni yaşıyor. Hepsinin dernekleri var ve sıkı dayanışma halindeyiz. Kültür merkezimiz devamlı dolup taşıyor. Derneğimizin İzmir, İzmit, Bursa, Ankara, Tekirdağ, Kırklareli ve Avcılar’da temsilcileri var ve yerel etkinliklerin hep içindeyiz. Diğer dernekler bizi konferanslarına davet ediyor, biz de onları tabii. Bir Federasyonda buluşma temaslarımız var. Zorunluk belirince bu adımı atabiliriz. Bizler bunu yapmaktayız zaten, Anadolu Federasyonu, Diarbekirliler Federasyonu Türk Dünyası belgesel film Federasyonları ile sadece görüşmeler değil onlara brifingler ve Bulgaristan ile ilgili konferanslar da vermekteyiz.

25.  Sizce Bulgarlar ile Türkler arasında düşmanlıkların çıkışı nedir ve halen devam ediyor mu?

Bulgaristan Türkleri kin ve öfke yüklü bir topluluk değildir. Buraya göç ederken, tertemiz, içimiz dışımız ak pak geldik. Bulgar devletinin hicran ve zehrini, zulmünü orada bıraktık. Ana-vatanımızda hür ve mutluyuz. Yıllarca oyalandığımızın, aldatıldığımızın, kandırıldığımızın ve sömürüldüğümüzün farkına vardık ve burada soydaşlarımda yeni bilinç de oluştu. Biz Bulgar halkına düşman değiliz. Bulgar soyu Orta Asya’dan yol arkadaşımızdır. Zor dönemlerden geçmiş, tarihinde 7 defa kırılmış, asırlarca devletsiz kalmıştır. Bulgar kimliği ve bilinciyle uyanışları Osmanlı bağrında birlikte yaşadığımız topraklar üzerinde olması, bir Tanrı lütfüdür. Bugün artık Rus Çar ordularının Bulgarları “kurtarmadığı” milli şuuru nihayet oluştu. Bulgarların hepsi 1878’de ve 1944’te 2 defa Rus esaretine düştüğümüzü biliyor. Bu nedenle köy ve kentlerdeki Rus ve Sovyet anıtlarını Bulgarlar kendileri yıkmak istiyor. Biz oradayken Rus-TV yayını, Sovyet kitapları ve okullarda haftada 3 saat Rusça dersi vardı, hepsi kalktı. Önceleri olduğu gibi 7 Ekim’de Ekim Devrimi, 3 Mart’ta “Şipka” şiir geceleri, Bulgar – Sovyet Dostluk sergileri artık düzenlenmiyor.

Bulgarlar bize karşı kışkırtılmış bir millettir. 1773 Küçük Kaynarca Anlaşmasından sonra Rus çarları Osmanlı’ya karşı savaşlarda kullanmak üzere Bulgarları kışkırtmış ve eğitmiştir. 18. Yüzyılda Trakya ve Dobruca’dan bugünkü Moldova ve Ukrayna bozkırlarına götürülen Bulgarların torunları Nisan 1877’de ellerinde silahla Tuna nehrini geçenlerdir. Hayallerinde olan Bulgaristan’ı kurtarmak değil, Rusya’ya götürülünce düştükleri toprak köleliğinden kurtulmaktır. Bu bakımdan aslında Bulgarlarla Türkler arasında sorun yoktur.

“Türklerin Bulgaristan’da yaşama hakkı ebedi ve kutsaldır” diye yazan Zahari Stoyanov ve Milli Devrim Programına “Türkler ve diğer azınlıklarla hür, eşit ve kardeşçe yaşayacağız” yazan Vasil Levski Rus müdahalesinden esaret doğacağının farkındaydılar.

142 yıldan beri şişirilen, çeteci Hristo Botev’in Türkler tarafından öldürüldüğü yalanına artık inanan da pek kalmadı. Milli kimlik, irade ve gururun yalan üzerinde bina edilemeyeceği de görüldü. İvan Vazov’un “Esaret Altında” romanını Odesa’da Rus askeri istihbaratından alındığı ve para karşılığı yazdığı anlaşılınca, eser hurdaya verildi. Türk düşmanlığının boyası böylece çıkmış oldu. 21. yüzyılda Bulgaristan’da devletin ve orada yaşayan Bulgar halkın tek umudu Türklerdir.

Geçen yüzyıl gerek Makedonya, gerekse Dobruca cephelerinde omuz omuza savaşmışlardır. Bulgaristan Müslümanları Vatan bildikleri topraklar için Birinci Dünya Savaşında toplam 20 bin şehit vermiştir. Tarihin çarpık ve tek yanlı yazılması gerçekleri gizleyemez. Belki 1923’te Bulgaristan Halk Çiftçi Birliği (BZNS) Başkanı ve Bulgar Başbakanı Aleksandır Stanboliyski eli, kolu ve başı kesilerek öldürülmeseydi, günümüz Bulgaristan, Bulgar milleti ve azınlıklarla değerlenmiş bir gül demedi olacaktı. 1922’de BZNS 17. Kongresine 500 Türk delege katıldı ve onlarla özel görüşen Başbakan, “Bulgaristan’ı birlikte yönetme” sloganı yükseltmişti. Toplumlar ırmaklar gibidir akarken kirlenir ve kendi kendine durulur, iyi günlerin gelecekte olduğuna inanıyorum. Bu aynı samimiyeti gösterecek Bulgarlara ihtiyaç var sadece.

26.  Bulgaristan’da Türkler, Azınlık hakkı mı istiyor?

Biz, Bulgaristan Türkleri, nüfus olarak 1879’dan beri vatanımızda azınlığız. Bulgaristanlı Müslümanlar kavramının içine Türklerle birlikte, Pomaklar, Tatarlar, Çerkezler ve Çingene-Millet de girer. Ne var ki, biz ne Türkler ne de Müslüman azınlık olarak Bulgaristan içinde, “bölgesel otonomi” anlamında bir “azınlıkta yapılanmayı” hayal bile etmedik. Hak ve Özgürlükler Partisi (DPS) tarafından bugün savunulan milli yapılanma, partinin bugünkü yönetimi tarafından oluşturulmamıştır.

1984-1989 zulüm döneminde Bulgaristan Türkleri 55 illegal, legal ve yarı legal direniş örgütü kurmuştu. Onların dışında hapishanelerde, sürgünde, köy ve şehirlerde ismi konmamış yüzlerce direniş birimi vardı. Bu örgütlenmenin oluşum halindeki gövde ve iradesindeki temel fikirler, Bulgaristan Türklerinin Türk halkının özünden bir parça olduğu, dili Türk, dini İslam, kültürü, gelenekleri, halk bilgeliği, edebiyat ve sanatı Türk olan bir halk topluluğu olduğu, Türk kimliği ile yaşadığı, bu kimliğin asla değiştirilemeyeceği bilinci yer alıyor ve güç topluyordu. Binlerce kişi “ben Türküm!” dediği için hapislere atıldı, işkence gördü, aileler sürgün edildi, çile çekti, aç kaldı, tartaklandı, süründü ama teslim olmadılar.

Türkiye’ye yönelen 360 bin kişiden hiç biri Bulgar toprağında ağlamadı, dimdik yürüdü ve önce ana-vatan toprağını öptü. Bu direnişlerde parlayan halk irademiz, hak ve özgürlük, demokrasi, adalet ve eşitlik şeklinde biçimlendi. Bu yüksek bilinçle davayı halka indiren direniş örgütünün adı: İnsan Haklarını Savunan Demokratik Birlik’ti. (Demokratik Lig) İsim değiştirmeye ve Bulgarlaştırmaya karşı mücadele eden ve “Belene” ölüm kampına düşen Türk aydınlar tarafından 1988 yılında sürgünde Mustafa Ömer, Sabri İskender ve Ali Ormanlı tarafından, kurulmuştur. Bu örgüt 1 yılda 3 bin kişilik üye yapan Demokratik Lig yerel örgütlenmesini tamamlamış ve 21 Mayıs 1989’da Sliven ili Yablanovo Belediye merkezinde Bulgaristan Türklerinin İlk Siyasi Partisinin Birinci Milli Kongresini çağırdı. Yöneticileri tutuklanıp sınır dışı edilince kongre yapılamadı.

Bu etkin direniş örgütlerinden biri de “Viyena 89” Dayanışma Örgütüdür. Cebel’i öğretmen Avni Veli tarafından yönetilen direniş örgütü hak ve özgürlükler davamızın dünyaya duyurulmasında olağanüstü büyük rol oynamıştır.

Zulüm yıllarında kurulan ve örgütlenen direniş örgütleri yöneticilerinin memleketten kovulmasından sonra boş kalan alanda Bulgar siyasi polisinin gizli ajanı-muhbiri “Sava” ve ayrıca Sovyet istihbaratı KGB’ye de gönül vermiş olan (Ahmet Doğan) boş kalan sahaya “lider” forsuyla çıkmış ve 30 yıldan beri Bulgaristan Türklerini aldatmaya devam ediyor.

Onun yalanlarının birincisi, “Bulgaristan Türkleri’nin Türk milletinden olmayıp, Bulgar kökenli olduğu”; ikincisi ve Türk kimliğimiz olmadığı konusundadır. Onun papagal “aklıyla” geliştirilen “Bulgar Etnik Modeli” diktatör Todor Jivkov’un 1972’den beri geliştirdiği sözüm ona “soya dönüş sürecinin” yeni koşullarda çaktırmadan devamıdır. 70 yıldan beri Türk okulumuz, Kültür evimiz, basın yayın faaliyetimiz, radyo ve TV programlarımız yok. 1984-1989 yılları arasında Bulgaristan Türkleri üzerinde soykırım denemesi uygulandı, 1989 yılında 360 bin vatandaşımız zorla sınır dışı edilerek ırkçı temizlik yapıldı. Bu katillerin cezalandırılmasına engel olan var mıydı kimdi onlar; işte hain Ahmet Doğan ve etrafındaki hainler tayfasıdır. Bunu artık herkes görmeye başladı.

Şunu önemle belirtmemiz yerinde olur. 2020 yılında HÖH partisi 1989-1990 bilincini taşıyan kahramanlar tarafından yönetilmiyor. 1993 yılında halkçı ve milliyetçi Türk kadroların partiden temizlenmesi başlanmıştır. 1996 yılında 10 bin Türk direnişçi, özgürlük militanı HÖH’ten zorla atılmıştır. Bu arada Bulgar istihbaratı “DS” HÖH yönetimi için yeni nesil kadrolar yetiştirmiştir. Onların arasından olup, hain A. Doğan çizgisinden yürümeyen Güner Tahir, Mehmet HOCA, Osman Oktay, Kasim Dal, Lütfi Mestan ve daha birçok belediye örgütlerinde aktif Türk kadro partiden atılmış ve kendilerine politik alanda nefes alma hakkı dahi tanınmamıştır.

1990’da ilk programda parti, Türkçe eğitim ve öğretim, anadilini kullanma, Türk gelenekleriyle yaşama, din özgürlüğü, adalet, demokratikleşme uğruna başkaldırırken, irademiz iki zeytin dalı ile simgelenirken, barış ve bereket istediğini herkese duyurdu. Bulgaristan’a kokan gül demetinde bir gonca hakkı bile alamadı. Çünkü Doğan (DC-KGB) ve çevresi her zaman ve her yerde engel oldu. Kişisel çıkarlarını parti menfaatlerinin üstüne çıkardılar. Para için birbirlerine tabanca çektiler. Bu nedenle 35 yıl önce başlayan mücadelemiz halen devam etmektedir ve 2020 itibarıyla bu Mücadelenin başında BULTÜRK bulunuyor.

27.  Bulgaristan’da gelecek yıl seçimler var bu konuda kimi desteklemeyi düşünüyorsunuz? Yine GERB’i mi destekleyeceksiniz?

2021’de Bulgaristan’da Cumhurbaşkanı ve parlamento seçimleri var. Politik bir yıl mayalanıyor daha şimdiden. Gerçekler ve atılımlar siyasi kavgada parlar. Bultürk olarak kimi destekleyeceğimizi seçim programlarını görmeden söylemek zordur. Biz önce seçim yasasının değiştirilmesinde ısrarlıyız. Makine ile oy vermenin seçim cümbüşü olacağı görüşündeyim. Bulgaristan’da yaşlıların % 47’si bilgisayar kullanmıyor. Bulgaristan’da elektronik ve mekanik kültür yetersiz durumdadır. Geçen yıl yapılan yerel seçimlerde beş oydan biri geçersizdi. Bu oran artacaktır. Şimdiki sistemlerde gurbetçiler siyaset dışı kalıyor. Vatandaş haklarını kullanamıyor – seçemiyor, seçilemiyorlar, kendi temsilcilerini Sofya meclisine gönderemiyorlar. Her seçimde HÖH partisinin bir baskıcı ve özgürlükleri kısıtlı parti olduğunu görebiliyoruz. Adayların Başkan tarafından değil, görev süresi çoktan dolmuş  “fahri başkan” tarafından onaylanması, değişik anlamlar sergiliyor, demokrasi ilkesine terstir. Çoğulcu seçim sisteminden vaz geçip, en fazla oy alan meclise gider (majoriter) seçim sistemine geçme zamanı gelmiştir. Cumhurbaşkanlığı ve yerel seçimlerde başarılı uygulanıyor. Seçmenin tercihli oy kullanmasını HÖH politik yönetiminin kabul etmemesi, sertleşen diktatörlük ortamına kanıttır.

Biz Bultürk olarak, Türkiye’deki seçmen soydaşlarımıza aday olma ve aday gösterme hakkı istiyoruz. 600 binden fazla seçmenimiz var. 30 bin oy bir milletvekili yapsa, 20 vekilli bir meclis grubu oluşturup haklarımız uğruna yasal ve barışçı mücadelemize devam edebiliriz.  En gerçekçi oy kullanma usulü seçmenin oyunu posta ile göndermesidir. ABD, Almanya, İngiltere, Avusturya, Polonya ve başka ülkelerde devamlı kullanılıyor. Makinaya, korumaya, gözeticiye, komisyona vb gerek kalmayacak.

Öte yandan vatandaşlarının yarısı gurbetçi olan Bulgaristan’da bir dış ülkelerdeki Bulgar Vatandaşları Bakanlığı kurulması zamanı geldiği kanısındayım

28.  Ayrıca 2021 yılında Cumhurbaşkanı seçimi de var yine aday çıkaracak mısınız?

Bu konuda henüz karar almadık. Bu bir yönetim kararı olacak. Henüz erken. Belirtiyorum. Bulgaristan Türklerinin oylarının ona buna hediye edilmesine kesinlikle karşıyım. Ahmet Doğan seçimle iş başına gelmemiştir, kürsüden atılmış ve tekmelenmiş biridir ve kitlemizi temsil edemez. Bu önümüzde seçimlerde yine bir ilk yapmayı düşünüyoruz bu seçimde Bir Türk Cumhurbaşkanı yardımcısı göreceksiniz şimdiden herkese müjdemiz olsun…

–   Son olarak üyelerinize ve okuyucularımıza ne demek istersiniz

Korona virüs belasından millet olarak el ele verip, tüm istemlere titizlikle uyarak kurtulmamız kalpten temennimdir. Kalpten selam ve dileklerim gerçek olsun.

Artık el ele verelim. Büyük şehirlerimiz doldu taştı. Virüs bizi çok sıkıştırdı. Çift vatandaşlar artık geri topraklarımızı çalışmaya dönmeliler. Göçleri tersine çevirelim ve geriye göç Bulgaristan yolunu tersine açalım. Bu bahar çiçek kokuları oradan geliyor. Vatandır, bizi bekler. Gidip bir koklayalım… Tüm okuyucularınıza sağlıklı günler dilerim.

Bu önemli röportaj imkânını bana veren Fatih Bey başta olmak üzere tüm 59Haber Gazetesi çalışanlarına teşekkür eder ve sağlıklı günler dilerim…

Alıntı: http://59haber.com/haber/bulturk_baskani_ile_bulgaristan_uzerine-17516.html

Paylaş:
Share

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

3 × 4 =