Rafet ULUTÜRK
Radev’in Hamleleri, Peevski’nin Siyasi Gücü ve Bulgaristan’ın Görünmeyen İktidar Mücadelesi
Bir ülkede belediye başkanları sorgulanmaya, siyasi güç merkezleri sarsılmaya ve devlet kurumları harekete geçmeye başladığında, asıl soru kimin tutuklandığı değil, devletin kimin elinde olduğudur.
Bulgaristan’da son günlerde yaşanan gelişmelere yalnızca bir yolsuzluk soruşturması olarak bakarsak, büyük resmi göremeyiz.
Çünkü mesele birkaç belediye başkanının sorgulanmasından çok daha derindir.
Mesele, Bulgaristan’da yıllardır tartışılan görünmeyen güç ilişkilerinin, siyasi nüfuz ağlarının, ekonomik çıkar çevrelerinin ve devlet kurumları üzerindeki hâkimiyet mücadelesinin yeniden gündeme gelmesidir.
Rumen Radev’in Sungurlare’deki gelişmelerin yalnızca başlangıç olduğunu söylemesi, sıradan bir siyasi açıklama değildir.
Bu sözlerin arkasında çok daha büyük bir soru bulunmaktadır:
Bulgaristan’da devlet, siyasi ve ekonomik güç odakları karşısında yeniden otorite mi kurmaya çalışıyor, yoksa eski güç merkezlerinin yerini yenileri mi alıyor?
İşte Bulgaristan’ın geleceğini belirleyecek temel mesele budur.
DEVLETİN İÇİNDE DEVLET OLURSA, GERÇEK DEVLET ZAYIFLAR
Bir devletin en büyük tehlikesi her zaman dışarıdan gelmez.
Bazen en büyük tehlike, devletin kendi kurumlarının içinde oluşan denetimsiz güç ilişkileridir.
Bir ülkede siyasi kararların arkasında sürekli aynı iş çevrelerinin, aynı çıkar gruplarının ve aynı siyasi aracılarının bulunduğu yönünde yaygın bir kanaat oluşmuşsa, vatandaşların devlete güveni zedelenir.
Vatandaş zamanla şu soruyu sormaya başlar:
Benim ülkemde kararları seçilmiş yöneticiler mi veriyor, yoksa seçilmiş yöneticileri etkileyen görünmeyen güç merkezleri mi?
Bu sorunun sorulmaya başlanması bile demokratik sistem açısından ciddi bir uyarıdır.
Bulgaristan’da Delyan Peevski etrafında yıllardır süren siyasi nüfuz tartışmaları da bu çerçevede değerlendirilmelidir.
Ancak herhangi bir kişi veya siyasi çevre hakkındaki iddialarla mahkemelerce kanıtlanmış suçları birbirinden ayırmak zorundayız.
Gerçek devlet, kişiler üzerinden değil, hukuk ve kurumlar üzerinden güçlenir.
Devletin içinde ayrı bir güç odağı oluşursa, zamanla vatandaş kime güveneceğini şaşırır.
RADEV’İN HAMLESİ: YOLSUZLUKLA MÜCADELE Mİ, GÜÇ DENGELERİNİN DEĞİŞMESİ Mİ?
Radev’in açıklamaları, Bulgaristan’da yeni bir siyasi dönemin başlangıcı olarak yorumlanabilir.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrıntı vardır.
Bir siyasi lider, devletin imkânlarını kullanarak yolsuzlukla mücadele ettiğini söylediğinde, vatandaşların bu mücadeleyi desteklemesi anlaşılabilir.
Fakat aynı liderin siyasi rakipleri de soruşturmaların hedefi haline geliyorsa, süreç doğal olarak siyasi tartışmalara yol açar.
Burada iki farklı ihtimal bulunmaktadır.
Birincisi, devlet kurumları gerçekten bağımsız biçimde çalışıyor ve geçmişte dokunulmaz görülen kişiler hakkında hukuki işlemler yürütüyordur.
İkincisi ise siyasi güç dengeleri değişirken devlet kurumlarının bu mücadelenin bir parçası haline gelme riski ortaya çıkıyordur.
Bu iki ihtimal arasındaki farkı belirleyecek olan siyasi açıklamalar değil, bağımsız yargının ortaya koyacağı deliller ve kararlar olacaktır.
Bir liderin güçlü olması devleti güçlü yapmaz. Devleti güçlü yapan, o lider görevden ayrıldığında da kurumların aynı adaletle çalışabilmesidir.
PEЕVSKİ’NİN SİYASİ GÜCÜ NEDEN TARTIŞILIYOR?
Bulgaristan siyasetinde Delyan Peevski’nin adı yalnızca bir parti lideri olarak gündeme gelmemektedir.
Peevski’nin siyasi etkisi, medya geçmişi, ekonomik ilişkileri ve devlet kurumları üzerindeki nüfuzuna ilişkin tartışmalar uzun yıllardır kamuoyunun gündemindedir.
Bu nedenle onunla bağlantılı siyasi çevreleri ilgilendiren soruşturmalar, ülkenin güç dengeleri açısından önem taşımaktadır.
Ancak burada asıl mesele Peevski’nin şahsından daha büyüktür.
Diyelim ki bugün Peevski’nin siyasi etkisi azaldı.
Peki yarın ne olacak?
Onun yerine başka bir lider aynı yöntemlerle güç kazanırsa Bulgaristan ne elde etmiş olacaktır?
Hiçbir şey.
Yalnızca isimler değişmiş olacaktır.
Oysa Bulgaristan’ın ihtiyacı isim değişikliği değil, yönetim anlayışının değişmesidir.
Kamu kaynakları şeffaf kullanılmalı, belediyeler denetlenmeli, kamu ihaleleri rekabete açık olmalı ve siyasi finansman hesap verebilir hale gelmelidir.
Bir siyasi ağın dağılması demokratikleşmenin başlangıcı olabilir; fakat onun yerine başka bir siyasi ağın kurulması yalnızca iktidarın el değiştirmesidir.
KIRCAALİ MESELESİ: TÜRKLERİN OYLARI KİMİN GÜCÜNE DÖNÜŞTÜ?
Bu gelişmelerin Bulgaristan Türkleri açısından ayrı bir önemi vardır.
Kırcaali, Bulgaristan Türklerinin tarihî ve kültürel merkezlerinden biridir.
Buradaki siyasi gelişmeler yalnızca belediye yönetimini değil, Türk toplumunun siyasi temsil anlayışını da doğrudan ilgilendirmektedir.
Yıllardır Bulgaristan Türklerinin oyları üzerinden büyük siyasi güçler oluşturuldu.
Fakat bugün sormamız gereken soru şudur:
Türklerin verdiği oylar, Türk toplumunun hayatında neyi değiştirdi?
Köylerde nüfus azalıyor.
Gençler iş bulmak için başka ülkelere gidiyor.
Bazı yerleşim yerlerinde ekonomik imkânlar yetersiz kalıyor.
Ana dilde eğitimin geleceği konusunda ciddi endişeler bulunuyor.
Peki bu meseleler neden hâlâ çözülemiyor?
Siyasi temsilin gerçek başarısı yalnızca kazanılan belediye başkanlıklarıyla veya parlamentodaki sandalye sayısıyla ölçülemez.
Başarı, vatandaşın hayatındaki iyileşmeyle ölçülmelidir.
Türk toplumunun oyları, herhangi bir siyasi liderin kişisel gücünü artırmak için değil, toplumun ortak geleceğini güçlendirmek için kullanılmalıdır.
Burada özellikle vurgulamak istiyorum:
Bulgaristan Türkleri hiçbir siyasi partinin tapulu malı değildir.
Türk vatandaşlar özgür iradeleriyle siyasi tercihler yapabilen, kendi geleceğine karar verme hakkına sahip eşit Bulgaristan vatandaşlarıdır.
EN BÜYÜK TEHLİKE: TÜRK TOPLUMUNUN SİYASİ HESAPLAŞMAYA ALET EDİLMESİ
Bulgaristan’ın yakın tarihini bilen herkes, Türk toplumunun siyasi krizlerden nasıl etkilenebildiğini de bilir.
1984-1989 yıllarında yaşanan zorla isim değiştirme politikaları, kültürel baskılar ve 1989 göçü, toplumun hafızasında derin izler bırakmıştır.
Bu nedenle bugün Türklerin yoğun yaşadığı bölgelerde yürütülen siyasi ve hukuki süreçlerde büyük bir hassasiyet gösterilmelidir.
Ancak hassasiyet, hukuki dokunulmazlık anlamına gelmez.
Bir belediye başkanı hakkında somut yolsuzluk delilleri varsa elbette soruşturulmalıdır.
Ama aynı zamanda o kişinin etnik kimliği veya temsil ettiği toplum, siyasi propaganda malzemesi haline getirilmemelidir.
Türklerin haklarını savunmak, herhangi bir belediye başkanını veya parti liderini koşulsuz savunmak değildir.
Tam tersine, Türk toplumunun geleceğini siyasi kişiliklerden bağımsız şekilde güvence altına almaktır.
Çünkü liderler gelir geçer
Partiler kurulur, bölünür, kapanır.
Ama toplum kalır.
Bizim korumamız gereken, siyasi liderlerin makamları değil; Bulgaristan Türklerinin onuru, hakları ve geleceğidir.
BULGARİSTAN’DA ASIL SORUN SİYASETİN DEVLETTEN BÜYÜK HALE GELMESİDİR
Demokratik bir ülkede siyasi partiler devleti yönetmek için yarışır.
Ancak devlet, herhangi bir siyasi partinin mülkü değildir.
Siyasetin görevi devlet kurumlarını ele geçirmek değil, halkın verdiği yetki çerçevesinde kamu hizmeti üretmektir.
Eğer her hükümet değişikliğinde devlet kurumları da siyasi sadakat temelinde yeniden şekillendiriliyorsa, ülkede kalıcı kurumsal güven oluşturmak zorlaşır.
Bulgaristan’ın bugün ihtiyacı olan şey, siyasi mücadeleyi ortadan kaldırmak değildir.
Çünkü siyasi rekabet demokrasinin doğal parçasıdır.
Asıl ihtiyaç, bu rekabetin devlet kurumlarını zayıflatmasını önlemektir.
Başbakanlık, cumhurbaşkanlığı, parlamento ve yargı farklı görevler üstlenebilir. Aralarında görüş ayrılıkları da bulunabilir.
Ancak bütün kurumların ortak sorumluluğu Bulgaristan Cumhuriyeti’nin anayasal düzenini, güvenliğini ve vatandaşlarının haklarını korumaktır.
Devletin kurumları birbirini denetlemeli, fakat birbirini felç etmemelidir.
AVRUPA BULGARİSTAN’I KURTARACAK MI?
Bulgaristan’ın geleceği üzerine düşünürken Avrupa Birliği faktörünü de doğru değerlendirmek zorundayız.
Bulgaristan Avrupa Birliği üyesidir.
Bu üyelik ekonomik, siyasi ve hukuki açıdan önemli fırsatlar sağlamaktadır.
Ancak Avrupa Birliği üyeliği, ülkenin bütün iç sorunlarının kendiliğinden çözüleceği anlamına gelmez.
Avrupa kurumları hukukun üstünlüğünü destekleyebilir, mali denetim mekanizmaları oluşturabilir ve reform süreçlerine katkı sağlayabilir.
Fakat Bulgaristan’ın demokratik kurumlarını güçlendirmek öncelikle Bulgaristan’ın kendi sorumluluğudur.
Dışarıdan gelen destek, içerideki siyasi iradenin ve kurumsal kapasitenin yerini tutamaz.
Karadeniz’deki güvenlik riskleri, Ukrayna savaşı, enerji politikaları ve Avrupa ekonomisindeki belirsizlikler dikkate alındığında Bulgaristan’ın kendi devlet kapasitesini güçlendirmesi daha da önemli hale gelmektedir.
Bir ülkenin gerçek güvencesi, yalnızca üyesi olduğu ittifaklar değil; kendi vatandaşlarının devletine duyduğu güvendir.
25 EKİM SEÇİMLERİ: SANDIKTAN SONRA HANGİ BULGARİSTAN DOĞACAK?
Bulgaristan, 25 Ekim’de cumhurbaşkanlığı seçimleri için sandık başına gitmeye hazırlanıyor.
Bu seçimlerin önemini yalnızca adaylar üzerinden değerlendirmek eksik olur.
Asıl soru şudur:
Seçimlerden sonra Bulgaristan nasıl bir devlet olacak?
Siyasi kurumlar arasında iş birliği güçlenecek mi?
Yolsuzlukla mücadele kişilere göre değil, hukuka göre mi yürütülecek?
Türkler, Bulgarlar, Romanlar ve ülkedeki diğer bütün vatandaşlar eşit haklardan yararlanabilecek mi?
Gençlerin ülkelerine güveni yeniden tesis edilebilecek mi?
Yatırımcılar, hukuki güvenceye inanabilecek mi?
Kırsal bölgelerde yaşayan insanlar geleceğe umutla bakabilecek mi?
Cumhurbaşkanlığı makamı, bu sorunların tamamını tek başına çözemez.
Ancak cumhurbaşkanı, anayasal yetkileri çerçevesinde kurumlar arası diyaloğu güçlendirebilir, toplumsal uzlaşmaya katkıda bulunabilir ve devletin ortak değerlerini temsil edebilir.
Bu nedenle seçimlerin gerçek önemi, sandık gecesinden sonra başlayacaktır.
STRATEJİK BAKIŞ: BULGARİSTAN İÇİN ÜÇ OLASI GELECEK
Bugünkü gelişmeler Bulgaristan’ın önünde üç farklı yol bulunduğunu düşündürüyor.
Birinci yol: Gerçek kurumsal reform.
Yolsuzluk soruşturmaları bağımsız şekilde yürütülür, kamu yönetimi şeffaflaşır, siyasi finansman denetlenir ve hukuk devleti güçlenirse Bulgaristan yeni bir güven ortamı oluşturabilir.
İkinci yol: Siyasi güçlerin yer değiştirmesi.
Mevcut nüfuz ağları zayıflar fakat onların yerine başka siyasi gruplar geçerse sistemin temel sorunları devam eder.
Üçüncü yol: Kurumsal çatışmanın derinleşmesi.
Siyasi rekabet devlet kurumlarının işleyişini engelleyecek düzeye ulaşırsa ekonomik güven azalabilir, toplumsal kutuplaşma artabilir ve ülkenin stratejik karar alma kapasitesi zayıflayabilir.
Bulgaristan’ın geleceği açısından en doğru yol, kişilerin değil kurumların güçlendiği bir demokratik düzendir.
DEVLET UYANACAKSA HERKES İÇİN UYANMALIDIR
Radev’in açıklamalarından sonra Bulgaristan’da önemli bir tartışma başlamıştır.
Ancak bugün kimin siyasi olarak kazandığından daha önemli bir mesele vardır
Bulgaristan halkı bu süreçten ne kazanacaktır?
Eğer sonuç daha güçlü hukuk, daha şeffaf yönetim ve daha eşit vatandaşlık olacaksa, bu bütün ülkenin kazanımıdır.
Ama sonuç yalnızca bir siyasi grubun zayıflaması ve başka bir grubun güçlenmesi olacaksa, Bulgaristan aynı sorunları yaşamaya devam edecektir.
Biz Bulgaristan Türkleri olarak tarih boyunca çok şey gördük.
Siyasi rejimler değişti.
Liderler değişti.
Partiler kuruldu, parçalandı.
Sınırlar açıldı, kapandı
Ama bizim temel beklentimiz değişmedi:
Kendi ana dilimizi, kültürümüzü ve kimliğimizi koruyarak eşit vatandaşlar olarak yaşamak.
Devletin adaletinden herkesin eşit yararlanması.
Çocuklarımızın geleceklerini korkmadan kurabilmesi.
Ve Bulgaristan’ın bütün vatandaşlarının ortak vatanı olması.
Bu nedenle bugün söylememiz gereken söz açıktır:
Biz kişilerin güçlü olduğu bir Bulgaristan değil, kurumların güçlü olduğu bir Bulgaristan istiyoruz.
Biz siyasi intikam değil, bağımsız adalet istiyoruz.
Biz korkuya dayanan yönetim değil, vatandaşına güven veren bir devlet istiyoruz.
Çünkü gerçek devlet, kendisine karşı çıkan vatandaşından korkmaz.
Gerçek devlet, kendi yöneticilerini de denetler.
Gerçek devlet, etnik kimliğine veya siyasi tercihine bakmadan bütün vatandaşlarına aynı hukuk güvencesini sunar.
Ve en önemlisi:
Bir ülkede devlet gerçekten uyanmışsa, bunun ilk işareti siyasi rakiplerin korkması değil, sıradan vatandaşların kendilerini daha güvende hissetmesidir.
Bulgaristan’ın ihtiyacı olan uyanış işte budur.
23 Ekim 2026