RAFET ULUTÜRK
Hayat bazen insanı yorar, bazen susturur, bazen de bütün kapıları yüzüne kapatır. Fakat unutmayalım ki insanı ayakta tutan, geride bıraktığı acılar değil, içinde yaşatabildiği umutlardır.
Her Sabah, Hayatın Bize Verdiği Yeni Bir Fırsattır
Sabahın ilk ışıkları karanlığı dağıtırken güneş kimseye dün ne yaşadığını sormaz. Kimlerin ağladığını, kimlerin kırıldığını, kimlerin hayallerinden vazgeçtiğini bilmeden yeniden doğar.
Çünkü güneşin bir görevi vardır: Aydınlatmak.
İnsanın da hayatta bir görevi vardır: Bütün zorluklara rağmen yeniden ayağa kalkmak, yeniden inanmak ve yeniden yürümek. Bazen bir sabah uyanırsınız ve içinizde tarif edemediğiniz bir yorgunluk hissedersiniz. Ne bedeniniz yorulmuştur ne de ayaklarınız. Yorulan, kalbinizdir. İnsan bazen çalışmaktan değil, anlaşılmamaktan yorulur. Bazen mücadele etmekten değil, mücadelesinin kıymetinin bilinmemesinden yorulur.
Bazen yıllarca emek verdiği insanların bir gün kendisine yabancılaşmasından yorulur.
İşte böyle zamanlarda insanın kendisine sorması gereken en önemli soru şudur:
Ben neden hâlâ beni yaralayan yerde bekliyorum?
İnsan En Çok Değer Verdiği Yerden Yaralanır
Hayatın en ağır yükü, sırtımızda taşıdığımız sorumluluklar değildir. Bazen en ağır yük, kalbimizde taşıdığımız hayal kırıklıklarıdır. İnsan yabancıların söylediklerini unutabilir. Fakat sevdiği bir insanın söylediği tek bir sözü yıllarca unutamayabilir.
Bir yabancının kapıyı kapatması fazla acıtmaz. Ama yıllarca aynı yolda yürüdüğünüz birinin sizi kapının dışında bırakması, insanın iç dünyasında derin izler oluşturur. Çünkü insan, en çok güvendiği yerde incinir.
Ancak burada önemli bir gerçek vardır:
Bir insanın size verdiği değersizlik duygusu, sizin değersiz olduğunuz anlamına gelmez.
Birilerinin sizi anlamaması, anlatacak sözünüzün kalmadığını göstermez.
Birilerinin sizi terk etmesi, yolunuzun bittiği anlamına gelmez.
Bazen hayat, yanlış insanları yolumuzdan çıkararak bize en büyük iyiliği yapar. Biz bunu başlangıçta kayıp zannederiz. Oysa yıllar sonra anlarız ki bazı ayrılıklar, insanın kendisine yeniden kavuşmasının başlangıcıdır.
Geçmiş Bir Öğretmendir, Ömür Boyu Yaşanacak Bir Hapishane Değil
Hepimizin geçmişinde keşke dediği günler vardır.
Keşke o sözü söylemeseydim.
Keşke o insana güvenmeseydim.
Keşke o yola girmeseydim.
Keşke biraz daha sabretseydim.
Fakat hayat, keşkelere teslim edilmek için fazla kıymetlidir.
Dün yaşananları değiştiremeyiz. Ama dünün bizi nasıl bir insana dönüştüreceğine karar verebiliriz.
Acılarımız bizi öfkeli, kırgın ve umutsuz bir insana da dönüştürebilir; daha anlayışlı, daha sabırlı ve daha güçlü bir insana da. Bu seçim, büyük ölçüde bizim elimizdedir.
Geçmişi unutmak zorunda değiliz. Çünkü geçmiş, insanın hafızasıdır. Ancak geçmişin acılarını sürekli yeniden yaşayarak geleceğimizi karartmak zorunda da değiliz. Hatırlamak başka şeydir, geçmişin esiri olmak başka.
İnsan geçmişinden ders almalı, fakat geleceğinin kapılarını geçmişin korkularıyla kapatmamalıdır.
Bazen En Büyük Cesaret Yeniden Başlayabilmektir
Toplumumuzda güçlü insan denildiğinde çoğu zaman hiç ağlamayan, hiç yorulmayan, hiç pes etmeyen insanlar akla gelir. Oysa gerçek güç bu değildir.
Gerçek güç, ağladıktan sonra gözyaşlarını silip yeniden yürüyebilmektir.
Gerçek güç, ihanete uğradıktan sonra bütün insanlara düşman olmamaktır.
Gerçek güç, başarısızlıktan sonra hayallerinden vazgeçmemektir.
Ve bazen gerçek güç, artık size zarar veren bir yerde kalmamak için cesaret gösterebilmektir. Her mücadele sonuna kadar sürdürülmek zorunda değildir. Her kapının önünde ömür tüketilmez. Her insana kendimizi anlatmak zorunda değiliz. Bazen susmak, bazen uzaklaşmak, bazen de yepyeni bir yol seçmek gerekir. Çünkü insanın ömrü, kendisini anlamak istemeyen insanlara kendisini anlatmakla geçmeyecek kadar değerlidir.
Umut, Karanlıkta Bile Yolunu Bulabilen Işıktır
Bir ağacın sonbaharda yapraklarını dökmesine bakıp onun öldüğünü düşünür müsünüz?
Hayır.
Çünkü biliriz ki ağacın kökleri yaşamaya devam etmektedir.
Kış gelir, kar yağar, dallar çıplak kalır. Fakat bahar geldiğinde o ağaç yeniden yeşerir.
İnsan da böyledir.
Hayatımızın bazı dönemleri sonbahara benzer. Dostluklar biter, hayaller yıkılır, umutlar azalır. Kendimizi yapraklarını kaybetmiş bir ağaç gibi hissederiz.
Fakat önemli olan dallarımızda kaç yaprak kaldığı değil, köklerimizin ne kadar sağlam olduğudur.
İnsanın kökleri; inancıdır, vicdanıdır, karakteridir, ailesidir, değerleridir ve yaşama iradesidir.
Kökleri sağlam olan insan, en sert fırtınalardan sonra bile yeniden filiz verebilir.
Unutmayalım:
Bir yaprağın düşmesi, ağacın bittiğini göstermez. Bazen yeni bir bahara hazırlanmanın işaretidir.
İnsan Yalnız Kendisi İçin Değil, Başkalarına Umut Olmak İçin de Yaşar
Hayatta hepimizin sorumlulukları vardır.
Bir babanın evlatlarına, bir annenin ailesine, bir öğretmenin öğrencilerine, bir yöneticinin toplumuna karşı sorumlulukları vardır. Ancak bütün bu sorumlulukların temelinde insan olmak vardır.
Bazen bir insana verilen samimi bir selam, onun bütün gününü değiştirebilir.
Bazen içten söylenen bir “Nasılsın?” sorusu, yıllardır kendisini yalnız hisseden bir insanın kalbine dokunabilir.
Bazen küçük bir yardım, bir insanın hayata yeniden tutunmasını sağlayabilir.
Çünkü iyilik, büyüklüğüyle değil, dokunduğu kalpte bıraktığı izlerle değer kazanır.
Bugün toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri de budur: Birbirimizin yükünü artırmak yerine hafifletmek. İnsanları kırmak kolaydır. Onarmak ise sabır, merhamet ve emek ister.
Bir insanın kalbinde yara açmak birkaç saniye sürebilir. Fakat o yaranın iyileşmesi bazen yıllar alır.
Bu yüzden sözlerimizi seçerken, kararlarımızı verirken ve insanlara davranırken daha dikkatli olmalıyız.
Belki de bir insanın hayatındaki en büyük iyilik, ona yeniden umut verebilmektir.
Hayatın En Büyük Zenginliği Huzurlu Bir Kalptir
İnsan gençliğinde başarıyı, makamı, parayı ve itibarı çok önemli görebilir.
Yıllar geçtikçe başka gerçekleri fark eder. Sağlığın değerini hastalanınca, zamanın değerini yaş ilerleyince, dostluğun değerini yalnız kalınca daha iyi anlarız.
Ve sonunda görürüz ki insanın en büyük zenginliği, başını yastığa koyduğunda vicdanının rahat olmasıdır.
Çünkü insan dünyadaki her şeyi kazanabilir ama iç huzurunu kaybetmişse kazandıklarının tadını çıkaramaz.
Huzur, her şeyin yolunda gitmesi değildir.
Huzur, her şeye rağmen insanın kendi vicdanıyla barışık kalabilmesidir.
Kırgınlıklarını hayatının merkezine koymaması, öfkesinin esiri olmaması ve geleceğe güvenle bakabilmesidir.
Affetmek de bazen bu huzurun bir parçasıdır. Affetmek, yapılan yanlışı doğru kabul etmek değildir. Yaşanan acının hayatımız üzerindeki hâkimiyetini azaltabilmektir.
İnsan gerektiğinde sınırlarını koruyarak da affedebilir.
Bugün Yeniden Başlamak İçin Geç Değil
Kaç yaşında olduğunuzun, kaç defa başarısız olduğunuzun veya kaç kez hayal kırıklığı yaşadığınızın önemi yok.
Önemli olan, içinizde hâlâ yeni bir başlangıca yer olup olmadığıdır.
Altmış yaşında yeni bir kitap yazabilirsiniz.
Yetmiş yaşında yeni bir dostluk kurabilirsiniz.
Seksen yaşında bir çocuğun hayatına dokunabilirsiniz.
Çünkü hayatın değeri yalnızca yaşadığımız yılların sayısıyla değil, o yılların içine sığdırdığımız anlamla ölçülür.
Bugün birini arayın. Uzun zamandır ihmal ettiğiniz bir dostunuzun hâlini sorun. Bir büyüğünüzün duasını alın. Bir çocuğun yüzünü güldürün. Ve kendinize de biraz merhamet gösterin.
Her şeyi yetiştirmek, herkesi memnun etmek, bütün sorunları tek başınıza çözmek zorunda değilsiniz.
Siz de insansınız.
Yorulabilirsiniz.
Üzülebilirsiniz.
Dinlenebilirsiniz.
Ama umudunuzu bütünüyle kaybetmeyin.
Çünkü insanın içindeki umut yaşadığı sürece, yeni bir başlangıcın ihtimali de yaşamaya devam eder.
Güneş Dün İçin Değil, Bugün İçin Doğar
Sevgili dostlarım,
Hayat, bazen bize istediğimiz insanları, beklediğimiz fırsatları ve hayalini kurduğumuz günleri vermez.
Fakat çoğu zaman yeni kapılar açar. Yeter ki biz gözlerimizi sürekli kapanan kapılara çevirmeyelim.
Bugün geçmişin bütün kırgınlıklarını bir anda silemeyebilirsiniz.
Ama onlara hayatınızı yönetme hakkını vermemeyi seçebilirsiniz.
Bugün bütün sorunlarınızı çözemeyebilirsiniz.
Ama ilk adımı atabilirsiniz.
Bugün bütün yaralarınızı iyileştiremeyebilirsiniz.
Ama iyileşmeye başlayabilirsiniz.
Ve unutmayın:
Hayat, bizi kıranların hikâyesiyle değil, bizim yeniden ayağa kalkma cesaretimizle anlam kazanır.
Güneş her sabah yeniden doğuyorsa, insanın da yeniden başlayabilmek için bir sebebi vardır.
Kalbinizin yorulduğu yerde ömür tüketmeyin.
Sevginin, saygının, iyiliğin ve umudun olduğu yere doğru yürüyün.
Çünkü bazen en güzel yarınlar, en zor dünlerin ardından gelir.
Kalbinizin yorulduğu yerden değil, umut ettiğiniz yerden başlayın bugün.
Yeni gününüz, yeni umutlara; yeni umutlarınız, güzel yarınlara vesile olsun.
Günaydın. Gönlünüz aydın, yolunuz açık, umudunuz daim olsun.