Birlik Üzerine Yeniden Düşünmek: Doğu Türkistan’ın Tarihî Tecrübesinden Türk Dünyasına Çıkan Büyük Ders

İsa Yusuf Alptekin Vakfı’nın Turan Sohbetleri’nin 27’nci programındayız.

Tarih, çoğu zaman bugünü anlamak için bir rehber olarak görülür; oysa bazı dönemler vardır ki yalnız bir rehber değil, adeta bir uyarı levhası, geleceğe dair işaret fişeğidir. İsa Yusuf Alptekin Vakfı’nın gerçekleştirdiği Turan Sohbetleri’nin 27’nci programında anlatılanlar, işte o türden bir tarihsel ışığı yeniden önümüze koydu. İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Müdür Yardımcısı ve vakfın Mütevelli Heyeti Üyesi Prof. Dr. Ömer Kul’un titizlikle ve duru bir dille aktardığı 1931 ve 1951Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyetleri, sadece bir dönemin siyasi atmosferini değil, Türk dünyasının bugüne dek süregelen en büyük meselesini bütün açıklığıyla yansıtıyordu: Birlik meselesi.

Geçmişten Gelen Bir Ses: “Biz Nerede Yanıldık?”

Sohbet sırasında dile getirilen her tarihsel ayrıntı, bugünün Türk dünyasına da dokunan bir sızı gibiydi. 1930’lu ve 1940’lı yıllar Doğu Türkistan’ın kader çizgisinde büyük bir dönemeçti. Millet iradesi, hürriyet isteği ve İslâmî-millî kimliğin korunması noktasında sergilenen kararlılık; belki o dönemin siyasi şartlarına göre beklenmedik derecede güçlüydü. Ancak aynı dönemin içinde saklı bir eksik vardı:

Ortak hedefte birleşememek…

O yıllarda Doğu Türkistan halkı kendi içlerinde “Bu toprakları savunacak gücümüz var, imanımız var, irademiz var. Peki nasıl oldu da tek bilek olamadık?” diye soruyordu. Yani sorun sadece karşılarındaki zulmün gücü değildi; asıl mesele içerideki koordinasyon eksikliği, parçalı duruş ve birlik şuurunun sık sık yara almasıydı.

Bugün aradan bir asra yakın süre geçmiş olmasına rağmen, aynı soru hâlâ Türk dünyasının pek çok coğrafyasında yankılanıyor:
Birlik olmadan yükseliş mümkün mü?

İki Cumhuriyetin Hikâyesi ve Bir Büyük Gerçek

Doğu Türkistan’ın 1933 ve 1944’te kurulan iki Cumhuriyeti, hem bir milletin kararlılığını hem de dış baskıların ağırlığı altında ne kadar kırılgan hâle gelebileceğini gösteren canlı örneklerdir. Her iki cumhuriyet de kısa ömürlüdür; fakat bu kısa ömürlü oluşların ardında sadece dış güçlerin politik hesapları yoktur. İçerideki hiziplilik, farklı düşüncelerin çatışması ve ortak yol haritasının belirlenememesi, bu süreci daha da zorlaştırmıştı.

Bu durum bize şunu gösteriyor:

Bir millet ne kadar büyük bir cesaretle ayağa kalkarsa kalksın, ortak hedefe kilitlenmedikçe o cesaret uzun ömürlü olamaz.

Bu sadece Doğu Türkistan’ın değil; tarihte Kür Şad’ın 40 çerisiyle giriştikleri istiklal hareketinden, Osmanlı’nın son dönemine kadar pek çok Türk topluluğunun yaşadığı ortak bir kaderdir.

Bugün İçin Yüksek Sesle Sorulması Gereken Soru

Günümüzde Türk dünyasının elindeki imkânlar belki tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar güçlüdür. Bağımsız devletlerin artması, ekonomik kapasitenin yükselmesi, iletişim kanallarının genişlemesi, kültürel dayanışmanın artması… Bu tablo umut vericidir. Ancak tüm bu imkânların anlamlı bir güce dönüşebilmesi için tek bir sorunun cevaplanması gerekiyor:

Biz bugün gerçekten “birlik bilinci” taşıyor muyuz?

Bu soru sadece devletlerin siyasî ilişkileri üzerinden değil, toplumların iç dinamikleri üzerinden de düşünülmelidir. Sosyal medyada başlayan tartışmalardan diaspora topluluklarının örgütlenme şekline, akademik çevrelerin üretiminden sivil toplum çalışmalarına kadar pek çok alanda aynı manzara kendini gösteriyor: Birleşmek yerine ayrışmaya meyilli bir ruh hâli.

Hâlbuki tarihin bize söylediği çok net bir gerçek var:
Birlik, ölümden başka her şeyi çözer.
Dağınıklık ise yalnızca çöküşe zemin hazırlar.

Turan İdealinin Kalbi: Birlik ve Hikmet

Turan fikri, sadece bir coğrafyayı birleştirme düşüncesi değildir; bir ruh birliğidir, bir kader ortaklığıdır.
Bu idealin gerçekleşmesi, dış şartlardan önce iç bütünlüğe bağlıdır. Doğu Türkistan’ın yaşadığı tecrübeler bize bu idealin ancak üç temel üzerine inşa edilebileceğini gösteriyor:

1. Ortak Hedef Bilinci

Her topluluk kendi iç gündemine sıkıştığında, küresel ölçekte bir millet olmanın yolu tıkanır. Bugün Türk dünyasının ortak bir dil, ortak bir tarih bilinci ve ortak siyasi refleksler geliştirmesi hayati önemdedir.

2. Kardeşlik Hukukuna Bağlılık

Tarihin ağır zamanlarında en fazla yara alan şey kardeşliktir. Oysa kardeşlik hukuku; kırgınlıkları aşmayı, küçük hesaplardan vazgeçmeyi ve büyük hedefe bağlılığı gerektirir.

3. Bilgi ve Bilincin Güçlendirilmesi

Doğu Türkistan’ın 20 yıllık hürriyet mücadelesinin unutulmuş olması bile tek başına büyük bir eksikliktir. Bilinç zayıfsa, birlik de zayıf olur. Bu nedenle akademi, medya, kültür kurumları ve sivil toplum, bilgi üretimini sürekli artırmalıdır.

Bugünün Sorumluluğu: Geçmişin Bedelini Hafifletmek

Tarihte yaşanan acıların en büyük anlamı, bugün tekrar edilmemeleridir. Milletlerin bilinç sıçraması da işte o anda gerçekleşir. Prof. Dr. Ömer Kul’un anlattıkları, bir tarih dersinden çok daha fazlasıydı; bu bir çağrıydı, bir uyarıydı, bir hatırlatmaydı:

Eğer birlik olmazsak, tarihin tekerrür etmesine engel olamayız.

Bugün Doğu Türkistan hâlâ zulmün en ağır şartları altında yaşam mücadelesi veriyor. Onların sesi bastırılmaya çalışılsa da bu ses, Türk dünyasının vicdanında yankılanmaya devam ediyor. Bu nedenle birlik meselesi sadece bir ideal değil; bir zorunluluktur.

Geleceğe Dair Bir Dua ve Bir Tavır

İsa Yusuf Alptekin Vakfı Başkanı Saygıdeğer Cahit Dak Beyefendi’nin liderliğinde yürütülen çalışmalar ve Prof. Dr. Ömer Kul’un ilmî katkıları, bu bilinci diri tutmak için önemli adımlardır. Fakat bu mücadele sadece birkaç kişinin değil; bütün bir milletin omuzlamak zorunda olduğu bir görevdir.

Çünkü birlik sadece bir slogan değildir;
bir yaşam biçimi, bir duruş, bir sorumluluktur.

Ve son söz olarak:

Birliğimiz daim olsun, dirliğimiz daim olsun; devletimiz ebediyen var olsun.
Ama bu duası yapılan değerlerin ayakta kalması için hepimizin aynı doğrultuda yürümesi, tarihten ders alması ve büyük hedefte birleşmesi şarttır.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

14 − 5 =