20 Sandıktan 78 Sandığa: Cumhurbaşkanlığı Vaatleri, Emekli Maaşları ve 36 Yıllık Siyasi Hafızanın Hesabı
Sayın GÜROV BİR AFİŞLE BİR HALKIN İRADESİNE SAHİP ÇIKILAMAZ!
Bulgaristan’da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turuna giderken kamuoyunda dikkat çekici bir afiş dolaşıma sokuldu. Afişte cumhurbaşkanı adayı Andrey Gürov’un fotoğrafı bulunuyor ve altında şu ifade yer alıyor:
“Bulgaristan Türklerinin Ortak Adayı.”
Hatta Türkiye’de yaşayan Bulgaristan Türklerinin de ortak adayı olduğu ileri sürülüyor. Peki, kim karar verdi buna? Kırcaali’deki Türk’e kim sordu?
Mestanlı’daki emekliye, Cebel’deki çiftçiye, Eğridere’deki esnafa, Şumnu’daki öğretmene, Razgrad’daki gence kim danıştı? İstanbul’da, Bursa’da, İzmir’de, Tekirdağ’da yaşayan Bulgaristan Türklerinin ortak iradesi hangi toplantıda belirlendi? Hangi demokratik temsil mekanizmasıyla böyle bir karar alındı? Bir siyasi kuruluşun veya kişinin bir adayı desteklemesi demokratik bir haktır. Ancak bütün bir halkın adına konuşmak farklı bir sorumluluktur. Bulgaristan Türkleri bir siyasi partinin arka bahçesi değildir. Bir adayın seçim hesabında kullanılacak hazır oy deposu değildir. Bir derneğin, bir liderin veya bir siyasi çevrenin tapulu malı hiç değildir.
Bulgaristan Türkleri, kendi iradesiyle karar veren, tarihî hafızası olan, onurlu ve özgür vatandaşlardır.
20 SANDIK MESELESİ: DEMOKRASİNİN GERÇEK SINAVI
Bugün Türklerin desteğinden söz eden herkesin önüne yakın geçmişte yaşanan sandık meselesini koymak gerekir. Şubat 2026’da Bulgaristan Parlamentosu, Avrupa Birliği dışındaki ülkelerde diplomatik ve konsolosluk temsilcilikleri dışında açılabilecek sandık sayısını 20 ile sınırlandıran düzenlemeyi sözde Türk partisinin oyları ile kabul etti.
Bu düzenleme özellikle Türkiye’de yaşayan Bulgaristan vatandaşlarının seçimlere katılımı bakımından tartışma yarattı. Çünkü sandık yalnızca bir masa, bir mühür ve bir oy pusulası değildir.
Sandık, vatandaşın devletle kurduğu demokratik bağdır. İstanbul’da yaşayan yaşlı bir insanın oy kullanmak için uzun yolculuk yapmak zorunda kalması, Bursa’da çalışan bir işçinin izin alamaması, Tekirdağ’daki bir ailenin ulaşım masraflarını karşılayamaması seçimlere katılımı zorlaştırır. Sandığa ulaşmak güçleştiğinde oy hakkı kâğıt üzerinde varlığını korusa bile fiilen kullanılması zorlaşabilir.
Bu nedenle sandık sayısının sınırlandırılması sıradan bir idari mesele değildir.
Bu mesele eşit vatandaşlık ve demokratik katılım meselesidir.
HÖH VE DİĞER PARTİLER: SİYASİ SORUMLULUK KİME AİT?
Sandık sınırlamasının parlamentoda kabul edilmesi, Bulgaristan Türklerinin siyasi temsilini de yeniden tartışmaya açtı. Yıllardır Türklerin haklarını savunduğunu söyleyen siyasi yapılar, bu toplumun taleplerini ne ölçüde karşılayabildi? Sözde Türk partisi HÖH/DPS çevresindeki milletvekillerinin sandık sınırlaması konusundaki tutumları aynı değildi. Bu nedenle bütün HÖH milletvekillerini tek bir kararın destekçisi olarak göstermek doğru olmaz fakat onların da oyları bulunuyordu.
Ancak asıl soru daha geniştir. Otuz altı yıldır Bulgaristan Türklerinin temsilini üstlendiğini söyleyen partiler, neden hâlâ aynı sorunları tartışıyor?
Ana dil meselesi neden tam anlamıyla çözülemedi? Türklerin yoğun yaşadığı bölgelerde ekonomik kalkınma neden yeterli düzeye ulaşamadı? Gençler neden köylerini, kasabalarını ve ailelerini bırakarak başka ülkelerde gelecek arıyor? Vatandaşlık ve konsolosluk işlemleri neden hâlâ insanların hayatını zorlaştırabiliyor? Halkın oyları ile söz sahibi oluyorlar ve siyasi baskılarla vize vatandaşlık işleri ile zengin oluyor. Bu soruların cevabını yalnızca bir partiden değil, Bulgaristan’da yıllardır iktidar ve muhalefet sorumluluğu üstlenen bütün siyasi yapılardan istemek gerekir.
YOTOVA’NIN VETOSU VE 78 SANDIĞA UZANAN SÜREÇ
11 Şubat 2026 tarihinde Saygıdeğer Cumhurbaşkanı Hanımefendi İliyana Yotova, yurt dışında yaşayan Bulgaristan vatandaşlarının sandığa erişimini sınırlandıran düzenlemeyi veto ederek önemli bir anayasal sorumluluk üstlendi.
O gün aldığı karar, yalnızca siyasi bir tercih değil, eşit vatandaşlık ve demokratik hakların korunması adına sergilenmiş kararlı bir duruştu. Siyasi riskleri göze alarak ortaya koyduğu bu tavır, Bulgaristan Türklerinin hafızasında yerini almıştır.
Çünkü Bulgaristan Türkleri kendilerine yapılan haksızlıkları da haklarını savunanları da unutmaz.
Bu toplumun hafızasında vefa vardır, adalet vardır, onur vardır.
Türkler kimseye borçlu kalmaz; kendilerine gösterilen samimiyeti de yapılan iyiliği de unutmaz.
Bu, cumhurbaşkanının anayasal yetkisi çerçevesinde gerçekleştirdiği somut bir işlemdi.
Parlamento daha sonra vetoyu aşmış olsa da Yotova’nın tutumu resmî kayıtlara geçti.
Temmuz ayında sandık sınırlaması parlamentoda Türk oyları ile kaldırıldı.
25 Ekim 2026 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ise Başbakan Ruman Radevin önerisi ile Türkiye’de 78 sandık açıldı.
Bu süreçte farklı parti temsilcileri vardı. Kanuni değişiklik parlamentonun, seçim organizasyonu ise yetkili seçim kurumlarının sorumluluğundaydı.
Ancak gelişmeler önemli bir gerçeği ortaya koymaktadır:
Hukuki engeller kaldırıldığında ve gerekli organizasyon yapıldığında vatandaşların sandığa erişimi genişletilebilmektedir.
Şimdi bütün siyasetçilere aynı soruyu sormak gerekir:
Bu hakların genişletilmesi için hangi somut girişimlerde bulundunuz?
SAYIN GÜROV, GEÇİCİ BAŞBAŞKANLIK DÖNEMİNİZDE NE YAPTINIZ?
Sayın Andrey Gürov,
Bugün Bulgaristan Türklerinin sorunları hakkında açıklamalar yapmanız doğaldır.
Ancak siz daha önce geçici başbakanlık görevinde bulundunuz.
Bu nedenle vatandaşların geçmişteki icraatlarınızı sorgulaması da doğaldır.
Türkiye’de yaşayan Bulgaristan vatandaşlarının konsolosluk işlemlerini kolaylaştırmak için hangi kararları aldınız? Vatandaşlık başvurularındaki gecikmeleri azaltmak amacıyla hangi idari tedbirleri geliştirdiniz? Yurt dışında oy kullanma imkânlarının genişletilmesi konusunda hangi girişimleri yaptınız? Hiç birini…
Türklerin yoğun yaşadığı bölgelerde işsizlik, göç ve ekonomik kalkınma sorunlarına ilişkin hangi programları başlattınız?
Bunların belgelerini, tarihlerini ve sonuçlarını açıklayabilir misiniz?
Elbette geçici başbakanlık görevinin süresi ve yetkileri sınırlıdır. Parlamento tarafından kabul edilen bir kanunu başbakan tek başına değiştiremez.
Ancak kamu görevinde bulunan bir siyasetçinin neyi yapabildiği, neyi yapamadığı ve hangi girişimlerde bulunduğu açıklanabilir.
Bugün verilen vaatlerin geçmişteki icraatlarla karşılaştırılması, demokratik hesap verebilirliğin gereğidir.
İSTANBUL’DAN VİZE VE VATANDAŞLIK VAATLERİ: HANGİ YETKİYLE?
Sayın Gürov’un İstanbul’dan televizyon bağlantısıyla vize ve vatandaşlık sorunlarına ilişkin açıklamalarda bulunduğu belirtiliyor.
Bu açıklamaların tam içeriğinin kamuoyuna sunulması önemlidir.
Çünkü burada çok temel bir anayasal mesele bulunmaktadır.
Bulgaristan parlamenter bir cumhuriyettir.
Cumhurbaşkanı devletin başıdır, ülkenin birliğini temsil eder ve anayasanın kendisine verdiği görevleri yerine getirir.
Başbakan ise hükümetin çalışmalarını yönetir ve koordine eder.
Vize işlemleri ağırlıklı olarak hükümet, dışişleri ve konsolosluk makamlarının yetki alanındadır. Avrupa Birliği mevzuatı da bu işlemlerin bir bölümünü belirler.
Vatandaşlık konusunda ise cumhurbaşkanının doğrudan anayasal yetkileri bulunmaktadır. Bulgaristan Anayasası’nın 98. maddesi, kanunda belirlenen usule göre vatandaşlık verilmesi, vatandaşlıktan çıkarılma ve vatandaşlığın yeniden kazanılmasıyla ilgili yetkiler tanır.
Ancak cumhurbaşkanı vatandaşlık kanununu tek başına değiştiremez.
Bu nedenle Sayın Gürov’a soruyoruz:
Vize sorunlarını hangi yetkiyle çözeceksiniz?
Vatandaşlık işlemlerinde hangi düzenlemeleri yapabileceksiniz?
Hangi konularda parlamentonun kararına ihtiyaç duyacaksınız?
Hangi konularda hükümetle iş birliği yapmanız gerekecek?
Başbakan Rumen Radev ile bu konularda bir görüşmeniz veya mutabakatınız var mı?
Varsa açıklayın. Yoksa vaatlerinizi hangi hukuki ve kurumsal mekanizmalarla gerçekleştirmeyi planlıyorsunuz? Konuştuklarınız sandalye için yalan olduğu ortadadır.
Cumhurbaşkanı adayı olmak, başbakanın bütün yetkilerine sahip olmak anlamına gelmez.
Devlet yönetiminde iyi niyet kadar yetki bilgisi de önemlidir.
CUMHURBAŞKANININ GÖREVLERİNİ VATANDAŞLAR MI HATIRLATACAK?
Bulgaristan Anayasası devlet başkanı ile hükümetin görevlerini birbirinden ayırmıştır.
Cumhurbaşkanı kanunları veto edebilir, devleti temsil edebilir, belirli vatandaşlık kararlarını alabilir ve anayasal görevlerini yerine getirebilir.
Hükümet ise ülkenin iç ve dış politikasını yürütür, kamu idaresini yönetir ve bütçe politikalarının uygulanmasında temel sorumluluğu taşır.
Bu nedenle bir cumhurbaşkanı adayının seçim vaatleri üç soruya cevap vermelidir:
Ne yapacağım? Hangi yetkiyle yapacağım? Nasıl gerçekleştireceğim?
Bu soruların cevapları verilmeden vatandaşların beklentilerini yükseltmek doğru değildir.
EMEKLİ MAAŞLARI: VATANDAŞIN HAKKI SEÇİM PAZARLIĞI OLAMAZ
Şimdi de emekli maaşları meselesi gündeme geliyor.
Kamuoyunda, Gürov’un seçilmemesi durumunda emekli maaşlarının kesileceği veya ödemelerin tehlikeye gireceği yönünde sözler söylendiği iddia ediliyor.
Bu iddianın doğrulanması gerekir.
Sayın Gürov’a soruyoruz:
Böyle bir açıklamanız oldu mu?
Olduysa hangi hukuki ve ekonomik gerekçeye dayanıyor?
Cumhurbaşkanlığı seçiminin sonucuyla emekli maaşlarının ödenmesi arasında nasıl bir ilişki bulunuyor?
Bulgaristan’da emekli maaşları sosyal güvenlik mevzuatı ve kamu maliyesi çerçevesinde ödenmektedir.
Cumhurbaşkanı emekli maaşlarını kişisel kararıyla dağıtan veya seçim sonucuna göre kesen bir makam değildir.
Emeklilik hakkı, yıllarca çalışmış ve sosyal güvenlik sistemine katkıda bulunmuş insanların hukuki güvencesidir.
Bir emekli sabah uyandığında hangi adayın kazandığına göre maaşının ödenip ödenmeyeceğinden korkmamalıdır.
Emekli maaşlarının artırılması için ekonomik program açıklanabilir.
Kaynak gösterilebilir.
Kanun değişikliği önerilebilir.
Ancak emeklilerin geçim kaygıları üzerinden korku oluşturabilecek ifadeler kullanılıyorsa bunların açıklığa kavuşturulması gerekir.
Emekli maaşı bir siyasetçinin hediyesi değil, vatandaşın hakkıdır.
36 YILDIR AYNI SORUNLAR: SİYASİ TEMSİLİN MUHASEBESİ
Sayın Gürov,
Bulgaristan Türklerinin siyasi geçmişini anlamadan bu toplumun bugünkü beklentilerini anlamak mümkün değildir.
1989’dan sonra Bulgaristan Türkleri demokrasiye büyük umutlarla sarıldı.
İsimlerini geri aldılar.
Kimliklerini yeniden açıkça ifade etmeye başladılar.
Siyasi temsil yoluyla haklarının korunacağını düşündüler.
Uzun yıllar kendilerini temsil ettiğine inandıkları siyasi yapılara destek verdiler.
Bu güvenin karşılığında bazı kazanımlar elde edildi; ancak pek çok temel sorun da çözüm beklemeye devam etti.
Bugün Türklerin yoğun yaşadığı bölgelerde gençlerin göçü, işsizlik, ekonomik fırsat eksikliği ve kültürel haklar hâlâ gündemdedir.
Bu durum geçmiş siyasi tercihlerden ders çıkarılması gerektiğini gösterir.
Ancak geçmişte bir siyasi partiye uzun süre güvenmiş olmak, bir toplumun kolayca yönlendirilebileceği anlamına gelmez.
Bir halkın güveninin karşılık bulmamış olması, o halkın aklının veya iradesinin bulunmadığı anlamına gelmez.
BİZİM HASAN’I TANIYOR MUSUNUZ?
Sayın Gürov,
Size bir önerimiz var.
Bir gün seçim mitingi için değil, insanları gerçekten tanımak için Kırcaali’ye gidin.
Mestanlı’da bir kahvehaneye oturun.
Cebel’de yaşlı bir çiftçiyle konuşun.
Eğridere’de emekli bir işçinin hayatını dinleyin.
Razgrad’da, Şumnu’da, Silistre’de, Deliorman’ın köylerinde insanların neden göç ettiğini sorun.
Orada bizim Hasan’la tanışın.
Hasan belki üniversite bitirmemiştir.
Belki siyaset bilimi kitapları okumamıştır.
Belki televizyon ekranlarında uzun uzun konuşamaz.
Ama Hasan’ın bildiği başka şeyler vardır.
Toprağın ne zaman ürün vereceğini bilir.
Hangi komşusunun zor gününde kapısını çalacağını bilir.
Hangi siyasetçinin ne söylediğini ve yıllar sonra hangi sözlerin yerine getirilmediğini hatırlar.
1989’un acısını bilir.
İsim değiştirme baskısını, göç yollarını, sınır kapılarındaki bekleyişleri bilir.
Hasan’ın hafızasında yalnızca siyasi partiler yoktur.
Kaybettiği yıllar vardır.
Geride bıraktığı topraklar vardır.
Çocuklarına anlatamadığı acılar vardır.
Ve bütün bunlara rağmen koruduğu bir insanlık onuru vardır.
Bizim Hasan’ın bilgeliği, hayatın içinde kazanılmış bir tecrübedir. Bu tecrübeyi hiçbir siyasetçi küçümsememelidir.
Bir insanı tanımak için onun oyunu sormak yetmez.
Sofrasına oturmak gerekir.
Derdini dinlemek gerekir.
Hayatını anlamak gerekir.
TÜRK DOSTLUĞU SEÇİM GÜNÜ DEĞİL, GÖREV GÜNÜ BELLİ OLUR
Bulgaristan Türkleriyle dostluk kurmak isteyen bir siyasetçinin önünde geniş bir çalışma alanı vardır.
Ana dil ve kültürel hakların korunması.
Din ve vicdan özgürlüğü.
Türk nüfusun yoğun yaşadığı bölgelerde ekonomik kalkınma.
Vatandaşlık işlemlerinde şeffaflık.
Konsolosluk hizmetlerine kolay erişim.
Yurt dışında yaşayan vatandaşların oy kullanma hakkının güçlendirilmesi.
Emeklilerin ekonomik güvenliği.
Gençlerin ülkelerinde gelecek kurabilmesi.
Bütün bunlar seçimden seçime hatırlanacak meseleler değildir.
Devletin sürekli sorumluluk alanlarıdır.
Bu nedenle bir siyasetçinin Türk dostu olduğunu söylemesi kadar, hangi somut kararları aldığı ve hangi sorunları çözmeye çalıştığı da önemlidir.
SAVAŞ SÖYLEMLERİ DEĞİL, DEVLET AKLI
Bulgaristan bugün Avrupa’nın hassas güvenlik ortamlarından birinde bulunuyor.
Ukrayna’daki savaş, Karadeniz’deki askerî riskler, NATO yükümlülükleri ve Avrupa Birliği’nin güvenlik politikaları Bulgaristan’ı yakından ilgilendiriyor.
Bu nedenle cumhurbaşkanı adaylarının savaş ve barış konusundaki gerçek politikaları dikkatle değerlendirilmelidir.
Bir adayın açıklamaları doğrulanmadan ona savaş istediği veya Bulgar askerlerini cepheye göndermeyi planladığı yönünde suçlamalar yöneltmek doğru değildir.
Ancak bütün adaylardan diplomasi, savunma ve ulusal güvenlik konularında açık bir yol haritası beklenebilir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözü devlet yönetiminde önemli bir ilkeyi hatırlatmaktadır:
“Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça harp bir cinayettir.”
Bulgaristan’ın ihtiyacı, güvenliğini korurken diplomatik imkânları da sonuna kadar değerlendiren bir devlet anlayışıdır.
BULGARİSTAN TÜRKLERİNİN ORTAK ADAYI DEĞİL, ORTAK HAKLARI OLMALIDIR
Bulgaristan Türkleri farklı siyasi görüşlere sahip olabilir.
Bir vatandaş İliyana Yotova’yı destekleyebilir.
Bir başkası Andrey Gürov’u tercih edebilir.
Başka biri iki adaya da eleştirel yaklaşabilir.
Bu farklılıklar toplumun zayıflığı değil, demokratik özgürlüğünün göstergesidir.
Ancak siyasi tercihler farklı olsa da temel vatandaşlık hakları ortaktır.
Sandığa eşit erişim hakkı ortaktır.
Ana dilin ve kültürel kimliğin korunması ortaktır.
Hukuk önünde eşitlik ortaktır.
Ekonomik fırsatlardan adil yararlanma hakkı ortaktır.
Devlet hizmetlerine ayrımcılık olmadan erişim ortaktır.
Bu nedenle tartışmanın merkezine bir adayın bütün Türkleri temsil ettiği iddiasını değil, bütün adayların vatandaşlara karşı sorumluluklarını koymak gerekir.
BİR HALKIN GÜVENİ İSTENEBİLİR, İRADESİNE SAHİP OLUNAMAZ!
Bulgaristan Türklerinin tarihî hafızasında çok ağır yıllar bulunmaktadır.
1984–1989 döneminde yaşanan asimilasyon politikaları, isim değiştirme baskıları, ana dil ve dinî hayat üzerindeki kısıtlamalar, 1989’daki büyük göç ve parçalanmış aileler unutulmadı. Bu acılar siyasi kampanyaların malzemesi yapılmamalıdır.
Bu geçmiş, devletin bütün vatandaşlarının haklarını koruma sorumluluğunu hatırlatmalıdır. Bugün Bulgaristan Türkleri hakkında konuşan herkesin bilmesi gereken bir gerçek vardır: Bu toplumun ortak bir hafızası vardır ama tek bir siyasi iradesi yoktur. Her vatandaş kendi kararını verir. Her vatandaşın oy hakkı eşittir.
Hiçbir parti, dernek veya aday bu iradeyi kendiliğinden sahiplenemez.
Sayın Gürov’a ve bütün siyasi adaylara yöneltilecek temel sorular açıktır:
Geçmişte ne yaptınız?
Bugün ne vaat ediyorsunuz?
Bu vaatlerin hangisi anayasal yetkiniz içindedir?
Hangisi hükümetin veya parlamentonun kararını gerektiriyor?
Ve hangi somut sonuçlarla vatandaşların karşısına çıkacaksınız?
Türk dostluğu bir afişe yazılacak unvan değildir. Türk dostluğu, eşit vatandaşlık haklarına saygı göstermek ve bu hakların korunması için somut sorumluluk üstlenmektir.
Bulgaristan Türklerinin oyları kimsenin tapulu malı değildir.
Bir halkın güveni istenebilir; fakat iradesine el konulamaz.
Rafet ULUTÜRK
BULTÜRK – Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği Genel Başkanı
30 Ekim 2026