Rafet ULUTÜRK
Cumhurbaşkanlığı Seçimlerine Üç Gün Kala Yaşanan Gelişmeler: Yolsuzlukla Mücadele mi, Siyasi Hesaplaşma mı, Yoksa Devlet İçinde Yeni Bir Güç Dengesi mi?
STRATEJİK ANALİZ VE KÖŞE YAZISI | 22 Ekim 2026
Bulgaristan, yalnızca bir cumhurbaşkanlığı seçimine değil, devlet kurumlarının bağımsızlığının, siyasi güç merkezlerinin etkisinin ve demokratik düzenin geleceğinin tartışıldığı kritik bir döneme giriyor.
25 Ekim seçimlerine sayılı günler kala ortaya atılan gözaltı, soruşturma ve dokunulmazlık iddiaları, ülkede siyasi mücadelenin yalnızca sandıkta yürütülmediği yönündeki tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Bir tarafta Rumen Radev’in siyasi çevresi, diğer tarafta Delyan Peevski’nin etkisiyle ilişkilendirilen yapılar, üçüncü tarafta ise savcılık, güvenlik teşkilatları ve yargı kurumlarının bağımsızlığına ilişkin ciddi sorular bulunuyor.
Bu gelişmelerin merkezinde aslında tek bir soru var:
Bulgaristan’da devlet kurumları hukukun üstünlüğü için mi çalışıyor, yoksa siyasi güç merkezleri arasındaki mücadelenin araçlarına mı dönüşüyor?
Bu sorunun cevabı yalnızca seçim sonuçlarını değil, Bulgaristan’ın önümüzdeki yıllarda nasıl bir devlet olacağını da ilgilendiriyor.
Burada önemli bir ayrım yapılmalıdır: Kamuoyuna yansıyan siyasi iddialar, kesinleşmiş yargı kararları değildir. Bir belediye başkanının gözaltına alınması suçlu olduğunu kanıtlamadığı gibi, bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılmasının istenmesi de suçun işlendiği anlamına gelmez.
Ancak soruşturmaların zamanlaması, kurumların karar alma süreçleri ve siyasi aktörlerin açıklamaları demokratik denetime açıktır.
- ÜÇ BELEDİYE, ÜÇ OPERASYON VE SİYASİ DENGELERİ SARSAN SORULAR
Son günlerde Bulgaristan’da üç belediye başkanı üzerinden yaşanan gelişmeler ülke siyasetinin gündemine yerleşti. Beliçe Belediye Başkanı Radoslav Revanski ile Sungurlare Belediye Başkanı Dimitar Gavazov hakkında, nüfuz ticareti amacıyla suç işlemek üzere anlaşma iddiasıyla soruşturma yürütülüyor.
22 Ekim akşamı Burgaz Bölge Mahkemesi, iki belediye başkanının tutukluluk hâlinin devamına karar verdi. Bu, henüz mahkûmiyet kararı anlamına gelmiyor.
Kırcaali Belediye Başkanı Erol Mümün ise aynı gün polis tarafından sorguya götürüldü. Mümün, İçişleri Bakanlığının siyasi amaçlarla kullanıldığını ileri sürdü. Bu iddia da ayrıca araştırılmayı gerektiriyor. Burada dikkat çeken husus, operasyonların seçimlere çok kısa bir süre kala gerçekleşmesidir. Soruşturmaların hukuki dayanakları kadar zamanlamaları da kamuoyunda tartışılmaktadır.
Elbette seçim yaklaşırken suç soruşturmaları durdurulamaz. Devletin görevi, seçim takviminden bağımsız olarak hukuku uygulamaktır.
Fakat aynı ilkenin diğer tarafı da geçerlidir: Devlet, hukuku uygularken siyasi tarafsızlığı konusunda toplumda güven oluşturmak zorundadır.
Bir soruşturmanın gerçek amacı suçun ortaya çıkarılmasıysa deliller, usuller ve kararlar şeffaf biçimde incelenebilmelidir.
Soruşturmalar siyasi rakipleri zayıflatmak için kullanılıyorsa bu, demokrasinin temel kurumlarına zarar verir. İki ihtimalin birbirinden ayrılması ancak bağımsız yargı ve somut delillerle mümkündür. - RADEV–PEEVSKİ GERİLİMİ: DEVLET İÇİNDE GÜÇ MÜCADELESİ Mİ?
Bulgaristan siyasetinin son yıllardaki önemli tartışmalarından biri, seçilmiş siyasi yöneticiler ile devlet kurumları üzerinde etkili olduğu iddia edilen gayriresmî güç ağları arasındaki ilişkidir.
Rumen Radev ve Delyan Peevski çevresinde yoğunlaşan siyasi gerilim, bu tartışmanın merkezinde bulunuyor. Paylaşılan Bulgarca değerlendirmede Radev’in güvenlik kurumları üzerinden Peevski’nin etkisini azaltmaya çalıştığı, Peevski’nin ise savcılık içindeki bağlantıları aracılığıyla karşılık verdiği öne sürülüyor.
Ancak bu yorumların kanıtlanmış bir kurumsal kontrol ilişkisi olarak sunulması doğru olmaz. Aynı şekilde operasyonların Amerika Birleşik Devletleri’nin onayıyla gerçekleştirildiği iddiası için de güvenilir ve bağımsız doğrulama bulunmuyor.
Stratejik açıdan asıl önemli olan, Bulgaristan’ın siyasi sisteminde böyle bir mücadele algısının neden bu kadar güçlü hâle geldiğidir. Çünkü bir ülkede vatandaşlar polis operasyonlarının arkasında hangi siyasetçinin bulunduğunu, savcıların hangi siyasi merkeze yakın olduğunu veya mahkemelerin hangi grubun etkisinde kaldığını tartışmaya başlıyorsa ortada ciddi bir kurumsal güven sorunu vardır.
Demokratik devlette polis bir siyasi liderin, savcılık başka bir liderin, mahkemeler ise üçüncü bir güç merkezinin kurumu olamaz.
Devlet kurumları kişilere değil, anayasaya ve hukuka bağlı olmak zorundadır. - BOJİDAR BOJANOV DOSYASI: HUKUKİ SÜREÇ Mİ, SEÇİM ÖNCESİ MESAJ MI?
22 Ekim’de dikkat çeken bir başka gelişme, milletvekili Bojidar Bojanov’un dokunulmazlığının kaldırılması talebi oldu. Başsavcılık görevini vekâleten yürüten Vanya Stefanova, Sofya Şehir Savcılığının önerisi üzerine parlamentoya başvurdu.
Talebin gerekçesi, Bojanov hakkındaki mevcut ceza yargılamasının devam ettirilmesiydi. Dosya, milletvekilinin yeniden dokunulmazlık kazanması nedeniyle durmuştu.
Bojanov ise bu gelişmeye sert tepki gösterdi. Davanın siyasi amaçlarla yürütüldüğünü savundu, dokunulmazlığından yeniden vazgeçmeye hazır olduğunu açıkladı ve yargılamanın mahkemede sürdürülmesini istedi.
Burada birbirinden ayrılması gereken iki konu var.
Birincisi, savcılığın yürüttüğü soruşturmanın hukuki geçerliliğidir.
İkincisi ise işlemin seçimlerden üç gün önce gerçekleştirilmesinin kamuoyunda oluşturduğu siyasi etkidir.
Hukuken gerekli bir işlem siyasi açıdan tartışmalı bir tarihte yapılmış olabilir. Bunun tek başına kötü niyeti kanıtlamadığı açıktır. Ancak kamu otoritelerinin, özellikle seçim dönemlerinde, kararlarının gerekçelerini daha açık anlatmaları demokratik güven açısından önem taşır.
Bir ülkede adaletin yalnızca gerçekleşmesi yetmez; toplumun adaletin tarafsız biçimde gerçekleştiğine de inanması gerekir. - YARGI KURULU SEÇİMİ: ASIL MÜCADELE KURUMLARIN GELECEĞİ ÜZERİNE
Gelişmelerin bir diğer boyutu, Yüksek Yargı Kurulu (Висш съдебен съвет – ВСС) çevresindeki tartışmalardır. Bulgaristan’da yargı yönetimi ve savcılık sisteminin geleceği bakımından bu kurulun yapısı büyük önem taşıyor. Çünkü yargı kurumlarının kimler tarafından, hangi ölçütlerle yönetildiği, yalnızca bugünün davalarını değil, gelecekteki bütün hukuki süreçleri etkiler.
Burada stratejik bir ayrım yapılmalıdır.
Bir siyasi mücadelede belediye başkanları değişebilir, bakanlar görevden ayrılabilir, hükümetler düşebilir. Fakat yargı kurumlarının bağımsızlığı zayıflarsa bunun sonuçları çok daha uzun süre devam eder. Dolayısıyla tartışmanın yalnızca hangi savcının hangi siyasi gruba yakın olduğu üzerinden yürütülmesi yetersizdir.
Asıl sorular şunlardır: Savcıların atanmasında liyakat nasıl güvence altına alınacak? Yargı yöneticileri siyasi baskıdan nasıl korunacak? Savcılık kararları hangi denetim mekanizmalarına tabi olacak? Vatandaşların hukuka güveni nasıl yeniden kurulacak?
Bunlar cevaplanmadan siyasi güç merkezlerinin değişmesi, tek başına kurumsal reform anlamına gelmez. - KIRCAALİ VE TÜRKLERİN YAŞADIĞI BÖLGELER NEDEN ÖNEMLİ?
Kırcaali, Bulgaristan’ın sıradan bir seçim bölgesi değildir.
Bölge, Bulgaristan Türklerinin tarihî hafızasında, kültürel kimliğinde ve demokratik temsil mücadelesinde önemli bir yere sahiptir. 1980’li yıllardaki asimilasyon politikaları, 1989 göçü ve sonrasında yaşanan siyasi dönüşümler, bu bölgenin toplumsal hafızasında derin izler bırakmıştır. Bugün Kırcaali Belediye Başkanı hakkında yürütülen polis işlemlerinin de bu tarihî ve toplumsal hassasiyetlerden bağımsız değerlendirilmesi mümkün değildir.
Ancak burada özellikle dikkat edilmesi gereken bir ilke vardır:
Hiçbir siyasetçi etnik kimliği nedeniyle suçlamalardan muaf tutulamaz; hiçbir vatandaş da etnik kimliği nedeniyle siyasi veya hukuki baskıya maruz bırakılamaz. Bulgaristan Türklerinin çıkarı, herhangi bir siyasi liderin dokunulmazlığı değil, hukukun herkes için eşit uygulanmasıdır. Türklerin yoğun yaşadığı bölgelerde belediye yönetimlerinin şeffaf olması, kamu kaynaklarının denetlenmesi, vatandaşların hizmetlere eşit erişmesi ve seçilmiş yöneticilerin hukuki güvencelerinin korunması birlikte ele alınmalıdır. Aksi hâlde siyasi tartışmaların etnik gerilimlere dönüşme riski doğar.
Bulgaristan’ın geleceği açısından Türkler ve Bulgarlar arasında güvenin korunması, siyasi hesaplaşmaların üzerinde tutulması gereken bir devlet sorumluluğudur. - CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ: DEVLETİN YÖNÜNÜ BELİRLEYEN KURUMSAL TERCİHLER
25 Ekim 2026 tarihinde Bulgaristan cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılacak.
İliyana Yotova ve cumhurbaşkanı yardımcısı adayı Kiril Vılçev’in adaylığı Merkez Seçim Komisyonu tarafından resmen kaydedildi. Seçim sürecinin, yargı operasyonları ve siyasi güç mücadeleleriyle aynı döneme denk gelmesi, adayların devlet kurumları hakkındaki yaklaşımlarını daha önemli hâle getiriyor. Ancak cumhurbaşkanının anayasal yetkileriyle hükümetin ve bağımsız yargının yetkileri birbirinden ayrılmalıdır. Bulgaristan’ın ihtiyacı, bütün kurumların tek bir siyasi merkez tarafından kontrol edilmesi değil, farklı anayasal organların ortak devlet çıkarları doğrultusunda, kendi yetki sınırlarına saygı göstererek çalışabilmesidir. Cumhurbaşkanı ile başbakan arasında görüş ayrılığı bulunması demokratik sistemlerde olağandır. Önemli olan bu farklılıkların kurumsal çatışmaya, hukuksuzluğa veya devlet işleyişinin felce uğramasına dönüşmemesidir.
Güçlü devlet, bütün makamların aynı düşünceyi savunduğu devlet değildir. Güçlü devlet, farklı düşüncelere rağmen kurumların hukuk içinde çalışabildiği devlettir. - KARADENİZ, BALKANLAR VE AVRUPA: BULGARİSTAN’IN İÇ İSTİKRARI NEDEN STRATEJİK?
Bulgaristan’daki siyasi gelişmeler yalnızca ülkenin iç meselesi olarak görülemez.
Bulgaristan, Avrupa Birliği ve NATO üyesidir. Karadeniz’e kıyısı vardır. Balkanlar üzerinden Avrupa ile Türkiye arasında önemli ulaştırma, ticaret ve enerji bağlantıları üzerinde yer alır. Rusya-Ukrayna savaşı, Karadeniz güvenliği ve Avrupa’nın savunma politikalarındaki dönüşüm, Bulgaristan’ın kurumsal istikrarını daha da önemli hâle getirmiştir. Böyle bir coğrafyada siyasi istikrarsızlık yalnızca hükümet krizlerinden ibaret değildir. Yatırım güvenini, uluslararası ilişkileri, sınır güvenliğini, enerji politikalarını ve vatandaşların geleceğe bakışını da etkileyebilir.
Bu nedenle Bulgaristan’da yaşanan her siyasi gerilimin stratejik bir maliyeti bulunabilir. Ancak güvenlik gerekçesiyle demokratik denetimin zayıflatılması da çözüm değildir. Tam tersine, dış baskılara karşı dayanıklı bir devletin en önemli özelliklerinden biri bağımsız kurumlara sahip olmasıdır. - EN BÜYÜK TEHLİKE: VATANDAŞIN DEVLETE OLAN GÜVENİNİ KAYBETMESİ
Bir ülkede seçimler düzenli yapılabilir. Partiler kurulabilir. Mitingler düzenlenebilir.
Televizyonlarda saatlerce siyasi tartışmalar gerçekleştirilebilir.
Fakat vatandaş, oy verdikten sonra devlet kurumlarının kendi iradesinden bağımsız güçler tarafından yönetildiğine inanıyorsa demokratik temsil ciddi bir güven sorunuyla karşı karşıyadır.
İşte Bulgaristan’ın üzerinde düşünmesi gereken temel mesele budur.
Vatandaş sandığa gittiğinde yalnızca bir adayın kazanmasını veya kaybetmesini düşünmemelidir.
Kendisini yöneten devletin hangi ilkelerle çalışacağını da sorgulayabilmelidir.
Bugün bir siyasi aktöre uygulanan hukuki işlem, yarın başka bir siyasi aktöre uygulanabilir. Önemli olan kişilerin değişmesi değil, hukukun değişmeyen ölçütlerle uygulanmasıdır. Devletin gücü, vatandaşın korkmasından değil, kurumlarına güvenmesinden doğar. - YOLSUZLUKLA MÜCADELE SİYASİ HESAPLAŞMAYA DÖNÜŞMEMELİ
Yolsuzlukla mücadele, demokratik devletin vazgeçilmez görevlerinden biridir.
Kamu ihalelerinin denetlenmesi, belediye bütçelerinin incelenmesi, nüfuz ticareti iddialarının araştırılması ve kamu kaynaklarının korunması siyasi kimlikten bağımsız yürütülmelidir. Ancak bu mücadele seçici biçimde uygulanırsa toplumda adalet duygusu zayıflar. Bir belediye başkanının soruşturulması için hangi delil ölçütü kullanılıyorsa başka bir belediye başkanı için de aynı ölçüt geçerli olmalıdır.
Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması isteniyorsa hukuki gerekçeler açık olmalıdır. Bir savcının tarafsızlığı tartışılıyorsa bu tartışma söylentilerle değil, denetlenebilir işlemlerle ele alınmalıdır.
Gerçek reformun ölçüsü, kaç kişinin gözaltına alındığı değil; soruşturmaların ne kadar hukuka uygun yürütüldüğü, mahkemelerin ne kadar bağımsız karar verebildiği ve vatandaşların haklarının ne kadar korunduğudur. - BULGARİSTAN’IN ÖNÜNDEKİ STRATEJİK SINAV
Bulgaristan’ın karşı karşıya bulunduğu sorunlar yalnızca siyasi aktörlerin rekabetinden ibaret değildir.
Nüfus kaybı, gençlerin göçü, bölgesel kalkınma farklılıkları, ekonomik rekabet, kamu yönetiminin etkinliği ve toplumsal güven gibi uzun vadeli meseleler çözüm bekliyor.
Bu sorunlar karşısında siyasi kurumların sürekli çatışma içinde bulunması, devletin çözüm üretme kapasitesini sınırlayabilir.
Bulgaristan’ın önünde üç temel kurumsal görev bulunuyor.
Birincisi, yargının bağımsızlığını güçlendirmek ve kamuoyunun soruşturmalara güvenini artırmaktır.
İkincisi, siyasi rekabetin devlet kurumlarının günlük işleyişini zedelemesini önlemektir.
Üçüncüsü ise Bulgar, Türk, Roman ve diğer bütün vatandaşların eşit haklarla ülkenin geleceğine katılabilmesini sağlamaktır.
Bu hedefler birbirinin alternatifi değildir. Adalet olmadan istikrar kalıcı olamaz.
Eşit vatandaşlık olmadan toplumsal güven güçlenemez.
Bağımsız kurumlar olmadan siyasi kararlılık sürdürülebilir bir devlet kapasitesine dönüşemez.
DEVLET BİR SİYASİ GRUBUN DEĞİL, BÜTÜN VATANDAŞLARIN ORTAK EMANETİDİR
Bulgaristan’da bugün yaşanan gelişmeler, seçim dönemlerinde devlet kurumlarının nasıl davranması gerektiğine ilişkin önemli sorular ortaya çıkarıyor.
Beliçe ve Sungurlare’deki soruşturmalar, Kırcaali’deki polis işlemleri, Bojidar Bojanov’un dokunulmazlığı konusundaki gelişmeler ve yargı yönetimine ilişkin tartışmalar, farklı hukuki süreçlerdir.
Bunların tek merkezden yönetilen bir siyasi hesaplaşmanın parçaları olduğu iddiası, ancak somut delillerle değerlendirilebilir. Buna karşılık bütün bu gelişmelerin aynı seçim haftasında yaşanmasının kamuoyunda endişe yaratması anlaşılabilir bir durumdur. Demokratik bir devlette temel ölçü açıktır:
Savcılar siyasi liderlere değil hukuka, polisler siyasi gruplara değil kanuna, seçilmiş yöneticiler ise kişisel çıkarlara değil kamu yararına hizmet etmelidir.
25 Ekim’de sandıktan hangi sonuç çıkarsa çıksın, Bulgaristan’ın uzun vadeli geleceği bu ilkelerin ne ölçüde hayata geçirileceğine bağlı olacaktır. Çünkü bir devletin gerçek gücü, rakiplerini etkisizleştirebilmesinde değil; vatandaşlarının tamamına güven veren, adil ve işleyen kurumlar oluşturabilmesindedir. Bir ülkeyi ayakta tutan yalnızca seçimleri kazananlar değildir. O ülkeyi ayakta tutan, seçimlerden sonra da herkes için geçerli olan hukuktur.