Üniversiteliler başka bir gelecek aradı, hayatın okulundan mezun olanlar huzuru tercih etti
Rafet ULUTÜRK
BULTÜRK Derneği Genel Başkanı
Bulgaristan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra açıklanan bir tabloya uzun uzun baktım.
Bir daha baktım. Sonra kendi kendime sordum:
Acaba Bulgaristan’ı kim daha iyi tanıyor? Üniversite sıralarında yıllarını geçirenler mi, yoksa bu ülkenin bütün acılarını yaşayarak öğrenenler mi?
O tabloda yalnızca yüzdeler yoktu. O tabloda bir milletin geçmişi vardı.
Bir annenin gözyaşı, bir babanın nasırlı elleri, bir emeklinin sessiz çığlığı vardı.
O tabloda Bulgaristan’ın köyleri vardı.
Boşalmış evler, kapanmış okullar, çocuklarını Avrupa’ya uğurlamış anneler vardı.
Ve o tabloda benim gördüğüm çok önemli bir gerçek vardı: Bulgaristan’da hayatın yükünü en ağır taşıyan insanlar, bu defa sandıkta huzura ve tecrübeye daha fazla güvenmişti.
Bir köylünün gördüğünü üniversite mezunu neden göremedi?
Paylaşılan araştırmaya göre üniversite mezunlarının yüzde 50’si Andrey Gürov’u, yüzde 46’sı İliyana Yotova’yı tercih etmiş.
Ortaöğretim mezunlarının yüzde 53’ü, ilköğretim ve daha düşük eğitim düzeyindeki seçmenlerin ise yüzde 51’i Yotova’ya oy vermiş.
60 yaş üzerindeki seçmenlerde Yotova’nın desteği yüzde 63’e ulaşmış.
İşte beni en fazla düşündüren rakam budur.
Çünkü o yüzde 63’ün içerisinde bir ömür vardır.
Komünist dönemi yaşamış insanlar vardır.
Korkuyu tanımış, baskıyı görmüş, yokluğu öğrenmiş insanlar vardır.
1989’da parçalanan aileleri hatırlayanlar vardır.
Evlatlarını gurbete göndermiş anneler, torunlarını yılda bir kez görebilen dedeler vardır.
Onlar siyaseti yalnızca kitaplardan öğrenmediler.
Onlar siyasetin bedelini kendi hayatlarıyla ödediler.
Bu nedenle onların tercihine sadece yaşlıların tercihi diyerek bakamayız.
Bu, yaşanmışlıkların da sandığa yansımasıdır.
O yaşlı anne ne istedi, biliyor musunuz?
Bulgaristan’ın herhangi bir köyünü düşünün.
Sabah erkenden uyanan yaşlı bir anne…
Evinin önünü süpürüyor.
Kapısının önündeki çiçekleri suluyor.
Sonra telefonunu eline alıyor.
Almanya’daki oğlunu arıyor.
İngiltere’deki kızının sesini duymaya çalışıyor.
Türkiye’deki torununun fotoğrafına bakıyor.
Bir zamanlar çocuk sesleriyle dolu olan ev şimdi sessiz.
Sokakta oynayan çocuk kalmamış.
Komşu evlerin kapıları kapanmış.
Köyün okulu kapanmış.
Otobüs seferleri azalmış.
O anne Cumhurbaşkanından ne istiyor?
Büyük siyasi nutuklar mı?
Yeni meydan kavgaları mı?
Televizyonlarda birbirine bağıran siyasetçiler mi?
Hayır!
O anne yalnızca şunu istiyor:
“Yeter artık! Bu memlekette huzur olsun. Çocuklarımız geri dönsün. Torunlarımız kendi topraklarında büyüsün.”
İşte sandıktaki yaşlı seçmenin tercihini anlamak isteyenler önce o annenin evine gitmelidir.
Çünkü bazen bir annenin duasında, yüz siyasi programdan daha derin bir gelecek özlemi vardır.
Bir an düşünün: Gürov kazansaydı Bulgaristan nereye gidecekti?
Şimdi hep birlikte bir an duralım.
Gözlerimizi kapatalım.
Andrey Gürov’un Cumhurbaşkanı seçildiğini düşünelim.
Acaba ertesi sabah Bulgaristan’da nasıl bir siyasi hava oluşacaktı?
Cumhurbaşkanlığı ile hükümet arasında yeni çekişmeler başlayacak mıydı?
Siyasi partiler yeniden cepheleşecek miydi?
Devlet kurumları arasında yeni anlaşmazlıklar ortaya çıkacak mıydı?
Meydanlarda yeni protestolar, televizyonlarda yeni suçlamalar mı izleyecektik?
Bunların yaşanacağını kesin olarak kimse söyleyemez.
Ama Bulgaristan’ın geçmiş yıllarda yaşadığı siyasi krizleri hatırladığımızda bu soruları sormak hakkımızdır.
Çünkü bu ülke artık yoruldu.
Gerçekten yoruldu!
Sürekli seçimlerden yoruldu.
Sürekli değişen hükümetlerden yoruldu.
Birbirine düşman gibi davranan siyasetçilerden yoruldu.
Her seçimde büyük vaatler duyup ertesi gün unutulmaktan yoruldu.
Bulgaristan’ın artık yeni bir siyasi savaşa değil, yaralarını saracak bir devlet anlayışına ihtiyacı var.
Kavgadan kim kazanıyor, kaybeden kim?
Bulgaristan’da yıllardır siyasetçiler kavga ediyor.
Partiler birbirini suçluyor.
Hükümetler kuruluyor, dağılıyor.
Seçim bitmeden yenisinin hesabı yapılıyor.
Peki bu kavgaların sonunda kim kazanıyor?
Köylü mü?
Emekli mi?
İşçi mi?
Gençler mi?
Bulgaristan Türkleri mi?
Hayır!
Kaybeden hep aynı insan oluyor.
Sabah erkenden işe giden işçi.
Toprağını ekmeye çalışan çiftçi.
Maaşını ay sonuna yetiştiremeyen emekli.
Ülkesinde gelecek bulamadığı için valizini hazırlayan genç.
Siyasi istikrarsızlık ülkeyi zayıflattığında bundan yararlanmak isteyen dış çevreler de bulunabilir.
Ama asıl sorumluluğu dışarıda aramadan önce içerideki siyasi anlayışı sorgulamak zorundayız.
Bir ülkeyi bazen dışarıdan gelen düşman değil, içeride bitmeyen kavgalar tüketir.
Gürov’un televizyon tartışmasında göremediğim şey
Ben Cumhurbaşkanı adaylarına yalnızca söyledikleri sözler üzerinden bakmıyorum.
Nasıl konuştuklarına, nasıl dinlediklerine, nasıl tepki verdiklerine de bakıyorum.
Çünkü Cumhurbaşkanlığı sıradan bir siyasi makam değildir.
Cumhurbaşkanı gerektiğinde öfkesini yutabilen, kendisine karşı olanı da dinleyebilen, milletin tamamını kucaklayabilen insan olmalıdır.
Gürov’un televizyon tartışmasındaki performansı bende bu konuda yeterli güven oluşturmadı.
Ben orada ülkenin bütün kesimlerini birleştirecek tecrübeyi ve siyasi olgunluğu yeterince göremedim.
Başkaları farklı değerlendirebilir. Ona oy veren gençlerin ve eğitimli insanların da değişim ve reform beklentilerini küçümsemiyorum.
Fakat benim aradığım şey yalnızca değişim sözü değildi.
Benim aradığım şey devletin yeniden huzur bulacağına dair güvendi.
Ey Bulgaristan’ın aydınları! Halkınızı küçümsemeyin
Buradan üniversite mezunlarına, akademisyenlere, gazetecilere ve siyasi yorumculara seslenmek istiyorum.
Diplomanız olabilir.
Yabancı dil biliyor olabilirsiniz.
Avrupa’nın en büyük üniversitelerinde okumuş olabilirsiniz.
Ama bir köylünün hayatını bilmiyorsanız, bir emeklinin derdini dinlemiyorsanız, bir annenin evlat hasretini anlamıyorsanız, eğitiminizin eksik kalan bir tarafı vardır.
Çünkü insan yalnızca kitap okuyarak aydın olmaz.
İnsan dinleyerek, anlayarak, vicdanıyla düşünerek de aydın olur.
Bir çiftçinin elindeki nasır, onun cehaletinin değil, emeğinin işaretidir.
Bir yaşlının yavaş konuşması, onun az bildiği anlamına gelmez.
Bir köylünün üniversite diplomasının olmaması, devletin geleceğini düşünemeyeceği anlamına gelmez.
Diploma duvara asılır; hayat tecrübesi insanın yüreğine yazılır.
Ama burada başka bir gerçeği de unutmayalım.
Gençler de bu ülkenin geleceğidir.
Onların değişim istemesi yanlış değildir.
Üniversite mezunlarının Gürov’u tercih etmesi de onları Bulgaristan’ın huzuruna karşı insanlar yapmaz.
Asıl sorun, toplumun farklı kesimlerinin birbirlerini anlamaktan uzaklaşmasıdır.
Bulgaristan’ın ihtiyacı olan şey, eğitimli insanla hayatın okulundan mezun olmuş insanın birbirini küçümsemesi değil, birbirinin tecrübesinden yararlanmasıdır.
Bulgaristan Türkleri korkunun ne demek olduğunu çok iyi bilir
Biz Bulgaristan Türkleri için huzur kelimesinin anlamı başkadır.
Biz korkuyu biliriz.
Kapının gece çalınmasının ne demek olduğunu biliriz.
İnsanların kendi isimlerini kullanamadığı dönemleri biliriz.
Ana dilini konuşmanın bile baskıya konu olduğu yılları unutmadık.
1984–1989 yılları arasında yaşanan asimilasyon politikalarının ailelerimizde açtığı yaralar hâlâ kapanmadı.
Biz yalnızca ekonomik kriz yaşamadık.
Kimlik mücadeleleri verdik.
İnsanlık onurumuzu korumaya çalıştık.
Evlerimizi, mezarlarımızı, hatıralarımızı geride bırakarak göç etmek zorunda kaldık.
Bu yüzden bizler için devletin güçlü olması kadar adaletli olması da önemlidir.
Çünkü adaleti olmayan güç, vatandaşa güven vermez.
Biz Bulgaristan’da artık hiçbir çocuğun kimliğinden dolayı korkmadığı, hiçbir annenin evladının geleceği için endişelenmediği bir ülke istiyoruz.
İliyana Yotova’nın Cumhurbaşkanlığı döneminden beklentimiz de budur.
Türk’üyle, Bulgar’ıyla, Müslüman’ıyla, Hristiyan’ıyla herkesin eşit vatandaş olarak yaşadığı bir Bulgaristan.
Bir annenin şefkati devletin kapısından içeri girebilecek mi?
Bulgaristan ilk kadın Cumhurbaşkanı İliyana Yotova ile yeni bir döneme giriyor.
Ben bu gelişmeye yalnızca siyasi bir sonuç olarak bakmak istemiyorum.
Bir umut olarak bakmak istiyorum.
Bir annenin evlatlarına yaklaşırken gösterdiği şefkatin, devlet yönetiminde de karşılık bulmasını istiyorum.
Elbette bir kadının Cumhurbaşkanı olması tek başına merhametli ve başarılı bir yönetimin garantisi değildir.
Bunu sağlayacak olan Yotova’nın kararları, adalet anlayışı ve bütün vatandaşlara yaklaşımı olacaktır.
Ama bu tarihî dönemin bir fırsata dönüşmesini umut etmek hepimizin hakkıdır.
İstiyorum ki Bulgaristan’da devlet artık vatandaşına korkuyla değil, güvenle yaklaşsın.
İstiyorum ki Cumhurbaşkanlığı makamı siyasi hesaplaşmaların değil, toplumsal barışın adresi olsun.
İstiyorum ki köylerde yaşayan yaşlılar kendilerini unutulmuş hissetmesin.
İstiyorum ki gençler Bulgaristan’dan kaçmayı değil, Bulgaristan’da yaşamayı hayal etsin.
Ve en önemlisi, istiyorum ki Bulgaristan Türkleri artık seçimden seçime hatırlanan bir toplum olmasın.
O sandıkta bir milletin yorgun kalbi konuştu
Bu seçim tablosuna bir kez daha bakın.
Yüzde 63…
60 yaş üzerindeki seçmenlerin Yotova’ya verdiği destek.
Ben bu rakama yalnızca istatistik olarak bakamıyorum.
O rakamın arkasında hayatlar görüyorum.
Savaş sonrası yoklukları hatırlayan insanlar…
Komünist dönemin baskılarını yaşamış aileler…
1989 göçünün acısını taşıyanlar…
Evlatları Avrupa’ya dağılmış anneler…
Ömrünü Bulgaristan’a vermiş, şimdi sessiz bir köy evinde yaşayan babalar…
Elbette bu insanların tamamının aynı sebeple oy verdiğini söyleyemeyiz.
Ama onların yaşanmışlıklarını da yok sayamayız.
İşte bu nedenle bu seçimden çıkaracağım en büyük ders şudur:
Bir milletin aklı yalnızca üniversitelerinde değil, yaşlılarının hafızasında, annelerinin duasında, çiftçilerinin emeğinde ve halkının vicdanında da yaşar.
Bulgaristan’ın eğitimli insanları ile köylüleri birbirinin rakibi değildir.
Bu ülkeyi ancak birlikte ayağa kaldırabilirler.
Fakat herkesin önce anlaması gereken bir gerçek var:
Halk, siyasetçilerin bitmeyen kavgalarından bıkmıştır.
Halk, her altı ayda bir seçim konuşmak istemiyor.
Halk artık yaşamak istiyor.
Huzur istiyor.
Adalet istiyor.
Güven istiyor.
Ve belki de en önemlisi, çocuklarını yeniden yanında görmek istiyor.
Bulgaristan’ın geleceğini belirleyecek olan, kimin daha çok diploması bulunduğu değil, kimin bu milletin gözyaşını dindirebildiği olacaktır.
Şimdi görev İliyana Yotova’nındır.
Kendisine güvenenlerin umutlarını boşa çıkarmamak, kendisine oy vermeyenlerin de güvenini kazanmak zorundadır.
Çünkü sandık kazanmak bir başarıdır.
Ama kırılmış bir milletin kalbini kazanmak çok daha büyük bir başarıdır.
Bulgaristan artık kavga eden siyasetçilerin değil, huzur bekleyen insanların ülkesi olmalıdır.
Ve tarih bir gün bu dönemi yazarken, belki de şöyle diyecektir:
Bulgaristan’ın kaderini değiştiren yalnızca siyasetçilerin sözleri değildi. Yıllardır acı çeken insanların artık huzur istemesiydi.
Rafet ULUTÜRK
BULTÜRK Derneği Genel Başkanı