“Bulgaristan’ın Unutulan Atatürk’ü: Stefan Stambolov Neden Yeniden Doğmak Zorunda?”

Rafet ULUTÜRK

Bulgaristan’ın bugün yaşadığı özgüven kırılmasının, siyasal kalite sorunlarının, dış bağımlılığın ve “küçük devlet psikolojisinin” nedeni son 10 veya 20 yıl değildir.
Bu kırılma çok daha eskiye; 3 Temmuz 1895’te bir Sofya sokağında Stefan Stambolov’un kanının kaldırıma aktığı ana dayanır.

Stambolov’un öldürülmesi sadece bir suikast değil, Bulgaristan’ın geleceğine atılan bir zincirdi.
O zincir, bugün hâlâ kırılmadı.

Daha acısı:
Bu millet kendi en büyük modernleşmecisini unutarak o zinciri gönüllü taşır hâle geldi.

  1. Unutulan Bir Lider, Küçülen Bir Toplum

Bugün Bulgaristan’ın okullarında Stambolov’dan yüzeysel bir paragrafla bahsedilir.
Gençler onun nasıl bir devlet adamı olduğunu bilmez.
Onu anlatan kapsamlı ve heyecan verici bir kitap bulmak bile zordur.

Oysa Stambolov:

modern Bulgar devlet aklının kurucusuydu,

Rusya karşısında bağımsız diplomasi yürütmüştü,

Makedonya meselesine gerçekçi çözümler aramıştı,

Avrupa’ya yönelen bir modernleşme vizyonu sunmuştu.

Bugün gerçekçi olalım:
Bu coğrafyada onun ölçüsünde devlet adamı parmakla sayılacak kadar azdır.

Peki neden hatırlatmıyoruz?
Neden Bulgaristan’ın Atatürk’ü olabilecek bir figür tarihte gölgede bırakılıyor?

Bu sorunun cevabı bizi Bulgaristan’ın en derin ruhsal yarasına götürür.

  1. Stambolov’u Hatırlamak Cesaret İster — Çünkü Bizi Zayıflığımızla Yüzleştirir

Bir topluma büyük liderleri hatırlatmak onu büyütür.
Ama aynı zamanda ona acı bir soru sorar:

“Madem böyle bir geçmişiniz vardı, bugün neden böyle değilsiniz?”

Stambolov’un hatırlatılması:

bugünkü siyaseti kalitesiyle,

toplumun özgüveniyle,

devletin bağımsızlık refleksiyle

acı bir karşılaştırmaya zorlardı.

Bu yüzden hem eski rejimler hem de bugünün bazı siyasal çevreleri Stambolov’u “rahatsız edici bir ayna” olarak görmüş, onu bilinçli şekilde kenara itmiştir.

Daha da önemlisi:
Bir toplum uzun süre kendini küçük görmeye alıştıysa, büyük figürler onu korkutur.

Stambolov’un unutturulması sadece politik değil; psikolojik bir savunma mekanizmasıdır.

  1. Korku Kültürünün Ardında Saklanan Tarih

Bulgaristan’ın siyasal kültürü, tarih boyunca güçlü dış aktörlere yaslanmış, kendi ayakları üzerinde durmayı riskli görmüştür.
Rusya’ya bağımlılık, sonra Avrupa’ya tutunma…
Toplum bu bağımlılığı normalleştirmiştir.

Stambolov ise bunun tam tersini savunuyordu:

“Bulgaristan kendi kaderini kendi belirlemelidir.”

“Dışa bağımlılık kültürü milletin ruhunu çürütür.”

“Batılı anlamda bir devlet, güçlü ve özgüvenli bir toplum ister.”

Bu fikir bugün bile Bulgar siyasetinde rahatsızlık yaratır.

O yüzden Stambolov’u öğretmek, sadece geçmişi öğretmek değildir.
Bulgaristan’a kendi başına ayakta durmayı öğretmektir.

Bu da bazı zayıf yapıları tehdit eder.

  1. Toplumsal Travma: Kendi Kahramanını Öldüren Millet

Stambolov’un yüzüne bıçaklarla saldırarak öldürülmesi, sıradan bir cinayet değildir.
Bu, Balkan geleneğinde “bir kimliği silme”, “bir dönemi kapatma” ritüelidir.

Stambolov’un yüzü parçalanırken gerçekte öldürülen şey:

bağımsız Bulgar dış politikası,

modern, güçlü ve iddialı devlet fikri,

kendine güvenen bir millet ihtimaliydi.

Bu travma toplumun bilinçaltına yerleşti.
Aradan 130 yıl geçmesine rağmen Bulgaristan hâlâ kendi liderini, kendi gücünü, kendi potansiyelini hatırlamaktan korkuyor.

Bir millet kendi kahramanını öldürürse, kahraman olmayı da unutur.

Bugün Bulgar toplumundaki özgüven eksikliği tam olarak buradan besleniyor.

  1. Stambolov Neden Yeniden Anılmalı?

Çünkü Bulgaristan’ın kendine inanması için önce kendi büyük adamlarını hatırlaması gerekir.

Türkiye, Atatürk’ü unutmadığı için güçlü bir devlet aklı geliştirdi.
Fransa, De Gaulle’ü hatırladığı için özgüvenini korudu.
İngiltere, Churchill’i unutturmadığı için kriz anlarında ayakta kaldı.

Peki Bulgaristan?

En büyük devlet adamını gölgede bırakarak kendi gücünü küçülttü.

Bu yüzden bugün Stambolov’un yeniden yazılması, yeniden okutulması, gençlere tanıtılması bir tarih çalışması değil:

Bir özgüven rehabilitasyonudur.

Bir toplum önce kendi kahramanına inanır, sonra kendine.

  1. Bulgaristan Stambolov’u Kitaplarına Koymalıdır

— Çünkü Bu Adam Bulgaristan’ın Atatürk’ü Olabilir**

Burada Stambolov’u Atatürk’le eşitlemek bir abartı değildir.
İki liderin buluştuğu yer şudur:

kendi milletinin özgüvenini yeniden inşa etmek,

dış baskılara rağmen bağımsız düşünmek,

devleti modernleştirmek,

çağdaş uygarlık seviyesine yaklaşmak,

güçlü ve bağımsız bir ulus fikrini savunmak.

Atatürk, bu vizyonu başarıyla tamamladı.
Stambolov ise tamamlayamadan öldürüldü.

Bugün Bulgaristan’ın en büyük eksikliği, Stambolov’u da Atatürk gibi kurucu modernleşmeci bir figür olarak tanımamasıdır.

Bu sadece Stambolov’a değil, Bulgaristan’ın kendisine yapılan bir haksızlıktır.

Tarih kitapları bunu düzeltmediği sürece:

millet özgüvenini bulamayacak,

siyaset derinleşmeyecek,

devlet bağımsız reflekslerini kazanamayacak.

Stambolov’u Hatırlamak Bir Zorunluluktur**

Stefan Stambolov, Bulgaristan’ın sadece geçmişi değil; geleceğidir.

Onu unutturmak, bu milletin kendi kendini unutturmasıdır.
Onu anlatmak, yeniden ayağa kalkmanın ilk adımıdır.

Bugün Bulgaristan’ın en çok ihtiyaç duyduğu şey:

Stambolov’un adını, ruhunu ve vizyonunu gençlere geri vermektir.

Çünkü bir toplum kendi kahramanını hatırladığı gün, kendini de hatırlar.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

seventeen − one =