BULTÜRK, kültürel hafızayı canlı tutmak ve genç nesillere Balkanlar’daki Türk varlığını doğru bir perspektifle aktarmak amacıyla Tekirdağ’da anlamlı bir programa imza attı. Tekirdağ Anadolu İmam Hatip Lisesi ve Uluslararası Şehit Münür Alkan Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencileriyle gerçekleştirilen etkinlikte, tarih ile hafıza arasında güçlü bir köprü kuruldu.
Program kapsamında Bulgaristan tarihi, Bulgaristan Türklerinin yaşadığı zorlu süreçler ve özellikle 1984–1989 yılları arasında uygulanan asimilasyon politikaları üzerine kapsamlı ve etkileyici bir söyleşi gerçekleştirildi. Ardından, “Kırcaali Efsanesi” belgeseli öğrencilerle buluşturularak anlatılan tarihsel süreç görsel bir anlatımla pekiştirildi.
Programa BULTÜRK Genel Başkanı Rafet Ulutürk ve Genel Sekreter Aysu Akbaş katılırken, Trakya Rumeli Balkan Dernekleri Federasyonu Başkanı Nihat Efe de programa eşlik ederek destek verdi.
Etkinlik, okul müdürleri Yunus Oruç ve Rıdvan Dinç’in katkı ve ev sahipliğinde gerçekleştirildi.
Bulgaristan Türkleri ve 1984–1989 Süreci Tüm Boyutlarıyla Anlatıldı
Söyleşide özellikle 1984–1989 yılları arasında Bulgaristan’da Türklere yönelik sistematik şekilde uygulanan asimilasyon politikaları detaylı biçimde ele alındı. Zorla isim değiştirme uygulamaları, Türkçe konuşmanın yasaklanması, dini ve kültürel kimliğe yönelik baskılar ve nihayetinde yaşanan zorunlu göç süreci, tarihsel bağlamı ve insani yönleriyle öğrencilere aktarıldı.
Bu dönemin yalnızca siyasi bir süreç olmadığı; aynı zamanda bir kimlik mücadelesi ve temel insan hakları ihlali olduğu vurgulandı. Gençlere, anlatılanların uzak bir geçmişe değil, hâlâ canlı tanıklıklarla hatırlanan yakın tarihe ait olduğu hatırlatılarak tarih bilincinin önemi özellikle vurgulandı.
Program boyunca öğrencilerle interaktif bir iletişim kuruldu; sorular cevaplandı, merak edilen konular samimi bir ortamda ele alındı. Böylece etkinlik, tek yönlü bir anlatımın ötesine geçerek karşılıklı bir öğrenme ve farkındalık sürecine dönüştü.
“Kırcaali Efsanesi” Belgeseli Yoğun İlgi Gördü
Programın devamında gösterilen “Kırcaali Efsanesi” belgeseli, Bulgaristan’daki Türk varlığının tarihsel derinliğini ve kültürel zenginliğini etkileyici bir görsel anlatımla öğrencilere sundu. Belgesel, yalnızca geçmişi anlatmakla kalmayıp, kimlik ve aidiyet duygusunun nasıl şekillendiğini de gözler önüne serdi.
Gösterimin ardından öğrenciler duygu ve düşüncelerini paylaşarak etkinliğe aktif katılım sağladı. Belgeselin özellikle gençler üzerinde güçlü bir etki bıraktığı gözlemlendi.
Teşekkür ve Anlamlı Hediyeler
Programın sonunda okul yönetimine katkılarından dolayı teşekkür edildi. Okul müdürleri Yunus Oruç ve Rıdvan Dinç’e, Trakya Rumeli Balkan Dernekleri Federasyonu Başkanı Nihat Efe’ye BULTÜRK tarafından kupa plaket, “Kırcaali Efsanesi” kitabı ve takvim takdim edildi.
Gelecek Nesillere Aktarılan Bir Miras
Toplu fotoğraf çekimi ve iyi dileklerle sona eren program, yalnızca bir etkinlik olmanın ötesine geçerek tarih, kimlik ve kültürel mirasın genç kuşaklara aktarılması açısından önemli bir adım oldu.
BULTÜRK yetkilileri, Bulgaristan Türklerinin tarihini, yaşanmışlıklarını ve kültürel değerlerini gelecek nesillere aktarmaya kararlılıkla devam edeceklerini belirterek, bu tür buluşmaların artarak süreceğini ifade etti.



Rafet ULUTÜRK’ün konuşması;
Sevgili Gençler, Değerli Hocalarım ve Kıymetli Misafirler;
Bugün burada yalnızca bir konuşma yapmak için bulunmuyorum.
Bugün burada bir hakikati hatırlatmak için bulunuyorum.
Belki de zamanla en çok ihmal ettiğimiz, en çok uzaklaştığımız hakikati…
Kendi hikâyemizi.
Kendi köklerimizi.
Kendi kimliğimizi.
İzninizle çok net bir soruyla başlamak istiyorum:
Biz gerçekten kendi hayatımızın ve kendi tarihimizin öznesi miyiz?
Yoksa başkalarının yazdığı bir hikâyenin içinde, bize biçilen rolü mü yaşıyoruz?
Çünkü unutmayın:
Tarihi siz yazarsanız özne olursunuz.
Başkası yazarsa nesne olursunuz.
Siz yazarsanız yön verirsiniz.
Başkası yazarsa yönlendirilirsiniz.
Siz düşünürseniz inşa edersiniz.
Başkası düşünürse, onun kurduğu dünyanın içinde sadece yer bulmaya çalışırsınız.
İşte tam da bu yüzden bugün burada bulunuyoruz.
Sadece geçmişi anmak için değil…
Sadece birkaç güzel cümle kurmak için değil…
Sadece bir hatırayı yaşatmak için değil…
Tarihimizi yeniden kendi irademizle anlamak, anlatmak ve geleceğe taşımak için buradayız.
Ve daha da önemlisi…
Kırcaali’yi yeniden ayağa kaldırmak için buradayız.
Ama bu mesele yalnızca bir şehir meselesi değildir.
Bu mesele yalnızca bir bina, bir sokak, bir meydan meselesi değildir.
Bu mesele, bir hafıza meselesidir.
Bir kimlik meselesidir.
Bir medeniyet bilinci meselesidir.
Sevgili gençler,
Kırcaali sadece bir yer değildir.
Kırcaali sadece haritada görülen bir nokta değildir.
Kırcaali, bir yolculuktur.
Buhara’dan başlayan…
Ahlat’tan geçen…
Çanakkale’den güç alan…
Ve Kırcaali’ye ulaşan büyük bir yolculuk…
Ama bu sıradan bir yolculuk değildir.
Bu, sadece insanların bir yerden başka bir yere gidişi değildir.
Bu, bir medeniyet yürüyüşüdür.
Bu yolculukta yalnızca adımlar yoktur; fikirler vardır.
Yalnızca yollar yoktur; anlam vardır.
Yalnızca insanlar yoktur; onların taşıdığı bir ruh, bir inanç, bir ideal vardır.
Bu yolculuk;
İmam Maturidi’nin aklıdır.
Ahmet Yesevi’nin irfanıdır.
Bu yürüyüş, sadece bir toprağa yerleşmenin yürüyüşü değildir.
Bu yürüyüş, bir fikrin taşınmasıdır.
Bir ahlakın taşınmasıdır.
Bir medeniyet tasavvurunun nesilden nesile aktarılmasıdır.
Ve bu yolculuğun bir adı vardır:
Turan’dır.
Kızılelma’dır.
Yani bitmeyen hedeftir.
Yani vazgeçilmeyen idealdir.
Yani şartlar ne olursa olsun, yürümekten vazgeçmemektir.
Sevgili gençler,
Tarih bize sadece geçmişte ne yaşandığını anlatmaz.
Tarih, aynı zamanda nasıl düşünmemiz gerektiğini öğretir.
Nasıl ayakta kalacağımızı öğretir.
Nasıl yeniden doğrulacağımızı öğretir.
Eğer bir toplum tarihini bilmezse, yönünü kaybeder.
Eğer tarihini yazmazsa, başkalarının yazdığı bir hayatı yaşamaya mahkûm olur.
Eğer geçmişini anlamazsa, başkalarının yön verdiği bir dünyada savrulur gider.
Çünkü tarih, yalnızca dün değildir.
Tarih, bugünü anlamanın anahtarıdır.
Ve yarını kurmanın pusulasıdır.
Ama şunu da çok açık söylemek gerekir:
Mesele sadece geçmiş değildir.
Asıl mesele, bugün ne yaptığımızdır.
Geçmişle övünmek kolaydır.
Geçmişi anlatmak kolaydır.
Asıl mesele, geçmişten aldığımız ilhamla bugün ne ürettiğimizdir.
Ne inşa ettiğimizdir.
Nasıl bir gelecek hazırladığımızdır.
Şimdi sizden bir şey istiyorum.
Bakın şu kitaba…
“Kırcaali Boyama Kitabı”
Bunu kim yaptı biliyor musunuz?
Sizin gibi bir öğrenci…
Beril kardeşiniz…
Bu çok kıymetli bir örnektir.
Çünkü bize şunu gösteriyor:
Üretmek için yaşın büyük olması gerekmez.
Bir şey ortaya koymak için mükemmel şartların oluşmasını beklemek gerekmez.
Faydalı olmak için “Bir gün” demek gerekmez.
Daha küçük yaşta…
Hem üretiyor…
Hem öğreniyor…
Hem de başkalarına öğretiyor…
İşte gerçek kıymet budur.
Çünkü üretmek, sadece ortaya bir eser koymak değildir.
Üretmek; sorumluluk almaktır.
Üretmek; ben de varım demektir.
Üretmek; içinde yaşadığım topluma katkı sunuyorum demektir.
Bu yüzden artık şu cümleyi hayatınızdan çıkarmanızı istiyorum:
“Ben ne yapabilirim?”
Çünkü bu soru bazen insanı beklemeye iter.
Bazen geri çeker.
Bazen sorumluluğu erteler.
Onun yerine şu soruyu sorun:
“Ben ne yapmalıyım?”
Çünkü “yapabilirim” diyen ihtimalleri düşünür.
Ama “yapmalıyım” diyen harekete geçer.
“Yapabilirim” diyen uygun zamanı bekler.
“Yapmalıyım” diyen zamanı anlamlı hale getirir.
Sevgili gençler,
Bugün dünyanın en büyük gücü nedir diye sorsam, birçok kişi farklı cevaplar verebilir.
Silah mı?
Para mı?
Teknoloji mi?
Hayır.
Bunların hepsi önemlidir.
Ama bunların hepsinden önce gelen, daha köklü bir güç vardır:
Üretmek.
Bilgi üretmek.
Fikir üretmek.
Çözüm üretmek.
Değer üretmek.
Medeniyet üretmek.
Çünkü dünya artık sadece güçlü olanların dünyası değildir.
Dünya, üretenlerin dünyasıdır.
Sadece tüketen toplumlar bir süre sonra bağımlı hale gelir.
Sadece başkalarının ürettikleriyle yaşayan toplumlar, bir süre sonra başkalarının hedeflerine hizmet eder.
Ama üreten toplumlar kendi yolunu çizer.
Kendi sesini kurar.
Kendi geleceğini belirler.
Fakat burada çok önemli bir noktaya dikkat etmeliyiz:
Bilgi tek başına yetmez.
Doğru zamanda kullanılmayan bilgi, bir yük haline gelir.
Harekete dönüşmeyen fikir, sadece zihinde kalan bir tasarıdır.
Cesaretle desteklenmeyen potansiyel ise zamanla kaybolur.
Bu yüzden size çok net bir gerçek söylemek istiyorum:
Eğer siz üretmezseniz, tüketirsiniz.
Eğer siz yazmazsanız, başkaları yazar.
Eğer siz düşünmezseniz, başkaları sizin yerinize düşünür.
Ve o zaman sizin hikâyeniz, sizin cümlelerinizle değil; başkalarının kalemiyle şekillenir.
Sevgili gençler,
Sizden sadece başarılı olmanız beklenmiyor.
Sizden sadece iyi bir meslek sahibi olmanız da beklenmiyor.
Sizden beklenen daha büyük bir şey var:
Fark oluşturmanız.
Mühendis olun… ama insan hayatını kolaylaştırın.
Sanatçı olun… ama kalplere dokunun.
Bilim insanı olun… ama hakikatin peşinden gidin.
Öğretmen olun… ama sadece bilgi değil, ufuk verin.
Yazar olun… ama kelimeleriniz bir nesli ayağa kaldırsın.
Çünkü gerçek başarı, sadece kişisel yükseliş değildir.
Gerçek başarı, başkalarının hayatına dokunabilmektir.
İnsanı büyüten, toplumu iyileştiren, geleceğe umut veren bir iz bırakabilmektir.
Ve şunu asla unutmayın:
İnsan, bu dünyanın en büyük değeridir.
Bu dünyada gördüğünüz her şey, insanın eseridir.
Medeniyet de insanla kurulur, çöküş de insanla gelir.
İyilik de insan eliyle büyür, kötülük de insan eliyle yayılır.
İnsan olmazsa ne olur?
Gelişme olmaz.
Üretim olmaz.
Medeniyet olmaz.
Sanat olmaz.
Bilim olmaz.
Gelecek olmaz.
Ama burada yine çok önemli bir uyarıyı yapmak zorundayım:
Her değişim doğru değildir.
Değişim her yöne olabilir.
İnsan da değişir, toplum da değişir, dünya da değişir.
Ama önemli olan sadece değişmek değildir.
Önemli olan, doğru yöne değişmektir.
İşte bu yüzden sadece gelişmek yetmez.
Doğru gelişmek gerekir.
Sadece hız yetmez.
İstikamet gerekir.
Çünkü pusulanız yoksa, hızınızın hiçbir anlamı yoktur.
Sevgili gençler,
Siz sıradan olmak için burada değilsiniz.
Siz, bir fikrin taşıyıcısısınız.
Siz, bir geleceğin kurucususunuz.
Siz, bir medeniyetin devamısınız.
Siz, geçmişten güç alıp geleceğe yön verecek bir nesilsiniz.
Bu yüzden size son bir soru sormak istiyorum:
Bu dünyada sadece var olmak için mi bulunuyorsunuz…
Yoksa iz bırakmak için mi?
Sadece yaşamak için mi geldiniz…
Yoksa yaşadığınız zamana anlam katmak için mi?
Çünkü hayat sizi beklemiyor.
Zaman akıp gidiyor.
Fırsatlar da herkese eşit görünse bile, aslında en çok hazır olanlara kapı açıyor.
O yüzden bugün karar verin:
Bekleyen mi olacaksınız?
Yoksa harekete geçen mi?
Şartların düzelmesini bekleyen mi?
Yoksa şartları değiştirmek için sorumluluk alan mı?
Ve son sözüm şudur:
Geçmişte büyük zorlukları aşanlar nasıl kararlıysa,
siz de bugünün engellerini aynı kararlılıkla aşmak zorundasınız.
Ama bunun yolu sadece çok çalışmak değildir.
Aynı zamanda:
Ahlaklı olmaktır.
Doğru düşünmektir.
Bilinçli yaşamaktır.
Köklerine sahip çıkmaktır.
İnsana değer vermektir.
Hakikatin yanında durmaktır.
Çünkü başarı, karakterle birleşmediğinde eksik kalır.
Bilgi, vicdanla birleşmediğinde tehlikeli hale gelir.
Güç, ahlakla birleşmediğinde yıkıma dönüşebilir.
Bu yüzden sizden isteğim şudur:
Çalışın…
Okuyun…
Araştırın…
Üretin…
Ama bütün bunları yaparken kim olduğunuzu asla unutmayın.
Ve unutmayın…
Bugün bayrak sizin elinizde.
Yarın bu dünyayı siz yöneteceksiniz.
Ama sadece isteyenler değil…
Hazır olanlar yönetecek.
O halde hazır olun.
Zihninizi hazırlayın.
Vicdanınızı hazırlayın.
Karakterinizi hazırlayın.
Hedeflerinizi hazırlayın.
Çünkü gelecek, bekleyenlerin değil…
Onu inşa edenlerin olacaktır.
Hepinizi saygıyla, sevgiyle ve muhabbetle selamlıyorum.