Bursa Killiler Derneğine Ziyaret

Bir Kahvenin Hatırında Kalan Bir Ziyaret
BULTÜRK’ten Bursa Killiler Derneği

Bursa’da bir kapıdan içeri girdik; ama aslında bir derneğe değil, bir hafızaya, bir geçmişe, bir gönül dünyasına adım attık.
Killiler Derneği’nin kapısından girer girmez, daha ilk anda fark ettik ki burada duvarlar bile konuşuyordu.

Duvarlarda, Bulgaristan’ın Killiler ilçesine bağlı tüm köylerinin fotoğrafları yer alıyordu. Her kare bir köyü, her köy bir hayatı anlatıyordu. O fotoğraflar sessizdi ama derindi; bakanlara değil, anlayanlara sesleniyordu. Kimi bir çocukluğun geçtiği sokak, kimi bir evin bacasından tüten son duman, kimi de geride bırakılmış ama hiç unutulmamış bir yuvaydı. Daha salona geçmeden, insan şunu hissediyordu:
Burası bir dernek binası değil, bir hafıza mekânıydı.

Yönetim Kurulu Üyesi Mümin Güler beyefendinin içten ev sahipliğinde bizleri karşılayan bu mekânda, çok kısa sürede kendimizi misafir değil; aynı hikâyenin farklı yerlerinden yürümüş insanlar gibi hissettik. Bizler BULTÜRK Derneği olarak bir ekip hâlinde gerçekleştirdiğimiz bu ziyarette, gönülden gönüle kurulan bir bağa tanıklık ettik.

Dernek binası, belediyenin de katkılarıyla oluşturulmuştu ama onu ayakta tutan asıl güç beton değil, emek, vefa ve sahiplenmeydi. “Bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır” sözü, ikram edilen Türk kahveleriyle birlikte sadece söylenen bir cümle olmaktan çıktı; yaşanan bir hakikate dönüştü. O fincanlarda yalnızca kahve değil, geçmişin hatırası vardı.

Mümin Güler beyefendi anlatmaya başladığında, zaman sanki biraz yavaşladı. Bulgaristan’da yolun bile olmadığı bir köyden söz etti…
Yok olmaya yüz tutmuş evlerden, sessizliğe terk edilmek üzere olan sokaklardan…
Ama en çok da vazgeçmeyen yüreklerden bahsetti. Gidip o evleri onardıklarını, köye yol yaptırdıklarını, hayatı yeniden çağırdıklarını anlattı. Eskiden tapusu bile olmayan evlerin bugün tapularına kavuşmuş olması, sadece bir resmî işlem değildi; “Biz buradayız ve buraya aitiz” demenin belgesiydi. O an anladık ki bu hikâye bir köyün değil, bir kimliğin ayağa kalkma hikâyesiydi.

Masaya bırakılan takvimlerin kapağında “Türkkan Bebeği” vardı. Küçük bir yüz, büyük bir anlam…
“Bunları İstanbul’da dağıtırsanız çok mutlu oluruz” dediler. O anda fark ettik ki bize verilen şey bir takvim değil; bir emanet, bir hatıra, bir sesti.

Biz de boş gelmemiştik. Kırcaali’de at üzerinde tasvir edilen bir takvim, Çanakkale Köprüsü’nü anlatan bir diğeri…
Yanında “Dünden Bugüne Bulgaristan” ve “Turan – Kızılelma Yoluna Adanmış Bir Ömür” kitapları… Bunları takdim ederken aslında tek bir şey söylüyorduk:
“Biz aynı hikâyenin farklı sayfalarını yazıyoruz.”

Sohbet ilerledikçe sayılar konuşuldu; 2000’ler, 3500’ler…
Bursada BALGÖÇ Derneğinin 2000 üyesi bulunurken Killiler derneğinin 3500 olduğunu öğrenmiş olduk. Ama biz o an şunu hissettik: Asıl sayı, gönüllerdeki yerdi.
İsimler değişebilirdi, tabelalar çoğalabilirdi ama insanı kucaklayan, derdi dinleyen, el uzatan yerler kalıcıydı. Halk bunu bilir; sessizce tartar ve gönlüyle karar verir.

Ziyaretin sonunda “Kırcaali Efsanesi” belgeselinden söz ettik. 2026 yılının başında Bursa’da bir gösterim, ardından geçmişi anlatan bir konferans…
Mümin Güler beyefendinin gözlerindeki mutluluk her şeyi anlattı.
“Burası sizin yeriniz” dediğinde, bunun bir nezaket cümlesi değil; bir gönül daveti olduğunu hissettik.

Ayrılırken teşekkür ettik, İstanbul’daki derneğimize davet ettik.
Kapıdan çıkarken bir kez daha dönüp duvarlara baktık. Fotoğraflar hâlâ oradaydı… Sessiz ama canlı.

Ve içimizden şu geçti:

Geçmiş, sadece geride kalan değildir.
Bazen bir duvarda asılı durur,
bazen bir kahve fincanında karşına oturur,
bazen de sana “unutma” diye fısıldar.

Bu ziyaretten, yüreğimiz dolu, hafızamız taze, umudumuz diri bir şekilde ayrıldık.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

6 − three =