Rafet ULUTÜRK
Ezilen toplumlarda egemen, yöneten ve yönlendiren bilincin ve kimliğin inşası, Bulgaristan Türkleri arasında yürütülen çalışmalarda artık belirgin biçimde öne çıkmaktadır. Günümüzün ve geleceğin en büyük görevi, eğitim yoluyla nitelikli kadrolar yetiştirmektir. XXI. yüzyıl Bulgar tarihinde kader belirleyici unsur bu olacaktır.
Asıl sorumluluğumuz, Bulgaristan Türkleri arasından toplumu ve devleti yönetebilecek ruha, zihniyete ve donanıma sahip kadrolar çıkarmaktır. Bu kadrolar yalnızca Bulgaristan’da değil; Türkiye’de ve Batı üniversitelerinde de yetiştirilmelidir. Bu süreci erteleme lüksümüz yoktur; işe derhal başlanmalıdır. Arap ülkelerinde yetişmiş, yerel tarih ve toplumsal dinamiklerden kopuk din adamlarıyla toplumsal öncülük kurulamaz.
Yol yordam bilmeyenle yürümek zordur.
Bulgaristan Siyaseti ve Türklerin Konumu
Bulgaristan siyaseti, dört anayasa, yedi referandum, yetmiş ikisi erken olmak üzere çok sayıda genel ve yerel seçim ile on dokuz cumhurbaşkanlığı seçimi yaşamıştır. Demokrasi, seçimlerle yönetici üretir; fakat toplumsal düzeni belirleyen asıl unsur, seçilenlerin entelektüel ve ahlaki kapasitesidir. Bu kapasite geçmişi bilmekten, bugünü analiz etmekten ve geleceği öngörmekten beslenir; adaletle anlam kazanır.
Ne yazık ki Bulgaristan Türkleri, tarihsel süreçte kendi içlerinden güçlü, bağımsız ve vizyoner milli liderler çıkaramamıştır. Toplum içinden sivrilen isimler çoğu zaman sistem tarafından satın alınmış ya da etkisizleştirilmiştir. Bunun en ağır örneği, yükselen bir halk hareketinin başına Ahmet Doğan gibi bir figürün yerleştirilmesiyle yaşanmıştır. HÖH’ün varlığı dahi uzun süre bu yapıya bağlanmış, halktan kopuk bir liderlik anlayışı dayatılmıştır. Bu siyasi tıkanıklık hâlen tam anlamıyla aşılamamıştır.
Tarihsel Arka Plan: III. Bulgar Devleti ve Türkler
1879’da kurulan III. Bulgar Devleti 142 yıllık bir geçmişe sahiptir. Monarşi döneminde Bulgaristan’da iki prens ve üç çar hüküm sürmüş, ülke ağır siyasal krizlerden geçmiştir. I. ve II. Dünya Savaşları, darbeler, ayaklanmalar ve otoriter yönetimler, Türk azınlığı da derinden etkilemiştir.
Müslüman Türkler hiçbir dönemde iktidarın gerçek ortağı olamamış; buna karşın mecliste sembolik temsil düzeyinde yer almışlardır. 1913’te 17 Türk milletvekili seçilmesine rağmen dil engeli ve sistematik dışlama nedeniyle azınlık sorunları parlamentoya taşınamamıştır.
1920’li yıllarda Türk seçmen büyük ölçüde Çiftçi Partisi ve Komünist Parti gibi sol hareketleri desteklemiş; anti-faşist mücadelede aktif rol almıştır. Bu süreçte çok sayıda Türk aydını ve emekçisi faşist rejimler tarafından idam edilmiş, hapsedilmiş ya da sürgüne gönderilmiştir.
Devlet İnşası ve Türksüzleştirme Politikaları
Bulgaristan’da Osmanlı mirasının tasfiyesi bilinçli ve sistematik bir politika olarak uygulanmıştır. 1876’da ülkede bulunan binlerce cami, medrese, tekke ve Müslüman mahallesi yıkılmış veya işlevsizleştirilmiştir. Sofya’da onlarca camiden yalnızca Banya Başı Camii ayakta kalabilmiştir. Yer adları Bulgarlaştırılmış, vakıf malları yağmalanmış, Türk eğitim kurumları kapatılmıştır.
Amaç açıktı: Türk toplumunu eğitimsiz, örgütsüz ve kimliksiz bırakmak.
Uyanış ve Kemalist Etki
Balkan Savaşları ve Dünya Savaşları sonrası Bulgaristan Türkleri, ümmet bilincinden modern Türk ulus bilincine geçiş sürecine girmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu, Atatürk devrimleri ve çağdaşlaşma hamleleri Bulgaristan Türkleri için güçlü bir ilham kaynağı olmuştur.
1921’de Sofya’da düzenlenen Birinci Türk Kültür Grupları Konferansı, bu uyanışın sembolüdür. Aynı dönemde yüzü aşkın Türkçe gazete ve dergi yayımlanmış; Türk kimliği, sosyal adalet ve özgürlük düşüncesi geniş kitlelere taşınmıştır.
Spor kulüpleri, gençlik örgütleri, öğretmen birlikleri ve kültür dernekleri aracılığıyla tabanda güçlü bir örgütlenme ağı kurulmuş; “Turan Birliği”, “Altın Ordu”, Türk Öğretmenler Birliği gibi yapılar Türk kimliğinin çağdaş ve milli bir çerçevede yeniden inşasında önemli rol oynamıştır.
Sonuç: Gelecek İçin Dersler
Bulgaristan Türklerinin tarihi, sadece baskı ve kayıpların değil; aynı zamanda direnç, örgütlenme ve uyanışın da tarihidir. Bugün yapılması gereken, bu tarihsel birikimi doğru okuyarak yeni bir vizyon inşa etmektir.
Eğitimli, özgüvenli, çağdaş ve bağımsız kadrolar yetiştirilmeden ne toplumsal temsil güçlenir ne de siyasal irade oluşur. Gelecek, ancak bu bilinçle kurulabilir.