Eşit Vatandaşlık Zamanı: Sandıkta Özgürlük, Hayatta Adalet

Rafet ULUTÜRK

Türkiye’de seçim dönemleri yaklaştıkça, en çok konuşulan kavramlardan biri “özgür irade” oluyor. Ancak artık şu soruyu daha yüksek sesle sormanın zamanı gelmedi mi: Gerçekten herkes eşit şartlarda, özgürce oy kullanabiliyor mu? Yoksa bazı vatandaşlar hâlâ kendilerini ikinci sınıf muamelesi görüyormuş gibi mi hissediyor?

Yıllardır süregelen bir gerçek var: Türkiye’de farklı kimliklere, farklı yaşam tarzlarına ve farklı düşüncelere sahip insanlar, zaman zaman eşit yurttaşlık hissinden uzaklaşabiliyor. Oysa demokrasinin özü, yalnızca sandığın kurulması değil; herkesin o sandığa eşit koşullarda, baskı hissetmeden ve gerçekten özgür bir iradeyle gidebilmesidir. Sandık başında atılan oy kadar, o oyu atarken hissedilen özgürlük de önemlidir.

Bugün toplumun önemli bir kesimi “yeter artık” diyor. Bu sadece bir siyasi tepki değil; aynı zamanda bir var olma, tanınma ve eşit kabul edilme talebidir. İnsanlar, kimlikleri, düşünceleri ya da tercihleri nedeniyle ayrıştırılmak istemiyor. Hiç kimse, bu ülkenin vatandaşı olduğu halde kendini “ikinci sınıf” gibi hissetmek istemez. Bu duygu, sadece bireysel bir kırgınlık değil; toplumsal birlik açısından da ciddi bir risk taşır.

Eşit vatandaşlık talebi, herhangi bir grubun ayrıcalık istemesi değildir. Tam tersine, herkesin aynı haklara, aynı saygıya ve aynı değere sahip olmasını istemektir. Hukuk önünde eşitlik, ifade özgürlüğü, adil temsil ve güven içinde oy kullanma hakkı, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Bu talepler ne abartılıdır ne de yeni; bunlar zaten olması gereken temel ilkelerdir.

Seçim dönemleri bu anlamda bir fırsattır. Siyaset kurumunun, toplumun tüm kesimlerine kulak vermesi, farklı sesleri bastırmak yerine anlamaya çalışması gerekir. Çünkü güçlü bir demokrasi, yalnızca çoğunluğun değil, azınlıkta kalanların da kendini güvende hissettiği bir düzendir. Eğer bir vatandaş bile kendini dışlanmış hissediyorsa, orada üzerinde düşünülmesi gereken bir sorun vardır.

Artık insanlar sadece vaat duymak istemiyor; saygı görmek istiyor. Sadece seçimden seçime hatırlanmak değil, her zaman eşit yurttaş olarak kabul edilmek istiyor. Bu yüzden “özgür oy” çağrısı, aslında daha büyük bir talebin parçasıdır: Onurlu, eşit ve adil bir yaşam.

Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, kutuplaşmayı derinleştiren bir dil değil; ortak zemini güçlendiren bir anlayıştır. İnsanları kategorilere ayırmak yerine, ortak bir vatandaşlık bilinci etrafında buluşturmak gerekir. Çünkü bu ülke, farklılıklarıyla bir bütündür ve bu bütünlük ancak eşitlik duygusuyla korunabilir.

Sonuç olarak, mesele sadece sandıkta kimin kazanacağı değildir. Asıl mesele, herkesin kendini bu ülkenin eşit ve onurlu bir parçası olarak hissedip hissetmediğidir. Eğer bir ülkede insanlar “yeter artık” diyorsa, bu ses duyulmalı ve ciddiye alınmalıdır. Çünkü demokrasi, en çok da o sesi duymakla güçlenir.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

4 × 2 =