Hamiyet ÇAKIR
Bazı tarihler vardır, sadece bir rakam değil; bir halkın kaderinin büküldüğü kırılma noktalarıdır.
24 Aralık 1984, Bulgaristan Türkleri için tam olarak böyle bir tarihtir.
Asimilasyonun karanlık perdesinin açıldığı o günün üzerinden onlarca yıl geçti. Bugünün yetişkinleri olarak önümüzde zor bir ödev var:
Bu hikâyeyi, o günlerin içinde doğan veya o günleri masal gibi dinleyen çocuklarımıza nasıl anlatmalıyız?
Onları korkutmadan ama gerçeği de eğip bükmeden anlatmanın bir yolu var mı? Evet, var. Bu dersi bir “intikam” değil, bir “hafıza ve haysiyet” dersi olarak kurguladığımızda gerçeğe ulaşırız.
1. Bu Bir “Kaçış” Değil, Bir “Tercih” Hikâyesidir
Çocuklara şunu açıkça söylemeliyiz: Biz buraya sadece “daha iyi bir hayat” için gelmedik. Biz, kendimiz kalabilmek için yola çıktık. İsimlerin değiştirildiği, dilin yasaklandığı o günlerde, kimliğimizi bir yük gibi bırakmak yerine onu korumak için göçü göze aldık.
Bu onlara şunu öğretir: Kimliğin, her türlü konfordan daha değerlidir. Göç bir ayıp değil; bir mecburiyet, bir onur yolculuğudur.
2. Yarım Kalan Hayatlar Bir “Hata” Değildi
Bir gecede okullarını, arkadaşlarını ve oyuncaklarını bırakan bir neslin torunlarına; yaşanan zorlukların bir “uyum sorunu” olmadığını anlatmalıyız. Onlar, yarım bırakılmış hayatların içine doğdular. Onlara şunu demeliyiz: “Senin bugün bu dili konuşuyor olman, dedelerinin sessizliğe karşı kazandığı bir zaferdir.”
3. Öfkeyi Değil, Adaleti Beslemek
En büyük görevimiz, çocukların kalbine nefret tohumu ekmemektir. Bu yaşananlar sıradan bir halkın değil, bir devlet politikasının sonucuydu.
Komşulukların nasıl devam ettiğini, iyi insanların her yerde olduğunu mutlaka vurgulamalıyız.
Bu ayrım, çocuğu gelecekte ayrımcı biri olmaktan korur; ona sistemleri eleştirmeyi ama insanı sevmeyi öğretir.
4. Asimilasyon Sessizlikle Beslenir
Asimilasyon sadece isimle olmaz; insan susunca, geçmişini anlatamayınca da asimile olur. Bizim bugün 24 Aralık’ı konuşuyor olmamız, “unutturma” çabasına verilmiş en güçlü cevaptır. Anlatmak, iyileşmektir.
Çocuklarımıza Basa Basa Verilecek Mesaj:
Kimliğiniz omuzlarınızda bir yük değil, ruhunuzdaki bir hazinedir.
Yaşananları bilmek nefret etmek için değil, aynı şeylerin tekrar etmemesi içindir.
Unutmak huzur getirmez; anlamak ve hatırlamak getirir.
Yarını Hatırlamak
Sevgili çocuklar; biz size acıyı miras bırakmak istemiyoruz.
Ama gerçeği saklarsak, eksik büyürsünüz.
24 Aralık 1984’ü bilin ama onunla hapsolmayın.
O günü hatırlayın ama hayatınızı o günün karanlığı üzerine değil, bugünün hürriyeti üzerine kurun.
Bizim görevimiz geçmişi size bir yük olarak yüklemek değil, bu tertemiz hafızayı bir emanet olarak kalbinize bırakmaktır.
İsimlerinize, dilinize ve en çok da “kendiniz olma” hakkınıza sahip çıkın.