Rafet ULUTÜRK
Sofya’nın merkezinde günlerdir yaşananlar, Bulgaristan’ın yalnızca bugünkü siyasetini değil, yarınını da ilgilendiren ağır bir tabloyu önümüze koyuyor. Bütçe 2026’ya karşı düzenlenen protestolar, artık basit bir bütçe tartışmasının çok ötesine geçmiş durumda. Sokaklardaki öfke, yıllardır biriken güvensizlik, yolsuzluk iddiaları, mafyatik yapılar ve kurumsal çürüme algısıyla birleşince, ortaya hem siyasal hem de toplumsal bir kriz çıkıyor.
Cumhurbaşkanı Rumen Radev’in sözleri bu krizin sertliğini özetliyor:
“Bu, polisle protestocuların çatışması değil; ikisini karşı karşıya getirmeyi amaçlayan mafya provokasyonu.”
Ve ardından gelen net mesaj:
“Bulgarlar bu iktidara ‘hayır’ dedi. Çıkış yolu sadece bir: istifa ve erken seçim.”
Ancak bugün Sofya’da yaşananlar, yalnızca iktidar–muhalefet eksenine sıkıştırılamayacak kadar karmaşık.
Bütçe Protestosundan Sokak Savaşı Senaryosuna
Bütçe 2026’ya karşı başlayan protestoların ilk motivasyonu ekonomik: insanlar, geleceği kısılan, sosyal adaleti sorgulanan bir bütçeye itiraz ediyor. Fakat protesto büyüdükçe, sahneye yeni aktörler çıkmaya başlıyor.
Merkezde şöyle bir manzara oluşuyor:
Yüzleri maskeli, kapüşonlu, siyah giyimli agresif gruplar;
Polisle sürekli gerilim hâlinde,
Taş, şişe, çeşitli cisimler, bıçak gibi metal objeler fırlatıyorlar,
Çöp konteynerlerini devriyor, bazılarını ateşe veriyorlar,
DПС–“Ново начало” parti merkezinin çevresinde ve GERB–Оборище kulübünün önünde camlar indiriliyor,
GERB kulübünü yakmaya kalkışan birkaç kişi, bizzat protestocular tarafından, “Üst katlarda insanlar yaşıyor!” denilerek engelleniyor.
Bu sahne çok kritik bir ayrımı gösteriyor:
Bir yanda demokratik hakkını kullanmak için sokakta olan yurttaşlar,
diğer yanda protestoyu bir şiddet şovuna çevirmek isteyen karanlık gruplar.
“Продължаваме Промяната” Değişime Devam hareketinin sosyal medyadan yaptığı uyarı da resmin tamamlayıcı parçası:
“Ağitkalar geldi, dikkatli olun! Elektriğin olmadığı Vasil Levski bulvarından uzak durun.”
Elektriğin olmadığı sokaklar, maskeli gruplar, koordineli saldırılar… Bunların hepsi, protestonun doğal akışını aşan, organize bir karartma ve kaos girişimi izlenimi veriyor.
Devlet Nerede Bitiyor, Mafya Nerede Başlıyor?
Cumhurbaşkanı’nın kullandığı “mafya provokasyonu” ifadesi, sadece bir polemik değil; Bulgaristan’ın son yıllarda boğuştuğu en temel sorunun adı: Devlet ile mafyatik yapılar arasındaki sınırın bulanıklaşması.
Eğer bir ülkede:
Protestolar bu kadar kolay manipüle edilebiliyorsa,
Sokaklara bırakılan şiddet grupları, demokratik eylemin üstüne gölge düşürebiliyorsa,
Polis, haklı öfkeyle provokasyon arasında sıkışıyorsa,
o zaman asıl mesele “kim iktidarda?” sorusunun ötesine geçiyor.
Asıl mesele şu oluyor:
Bu ülkenin gerçek gücü kimde? Demokratik kurumlarda mı, yoksa perdenin arkasındaki yapılarda mı?
Radev’in erken seçim vurgusu, iktidarın meşruiyeti üzerine bir tartışma açıyor; fakat sokaktaki tablo bize daha derin bir şey söylüyor:
İktidar değişse bile, eğer devlet ile mafya arasındaki kılcal damarlar kesilmezse, aynı filmi tekrar tekrar izleme riskimiz var.
Kırılgan Devlet, Yalnızlaşmış Vatandaş
Sofya’daki gelişmeler, Bulgaristan’da devlet ile vatandaş arasındaki güven sözleşmesinin ne kadar aşındığını gösteriyor.
Vatandaş devlete şöyle bakıyor:
Eylem yaparsam beni koruyacak mı?
Provokatörleri durdurabilecek mi?
Yoksa barışçıl protestoyu bile kriminalize mi edecek?
Devlet ise topluma şüpheyle bakıyor:
Her kalabalığı potansiyel tehdit olarak görüyor,
Bütçe itirazını, rejim saldırısı gibi algılayabiliyor,
Sokaktaki sesi anlamaya çalışmak yerine bastırmaya yönelebiliyor.
Aradaki bu güvensizlik, mafyatik gruplar için altın değerinde bir boşluk. Çünkü bu boşlukta:
Provokasyon yapmak kolaylaştır,
Sokak bir anda “güvenlik sorunu”na indirgenir,
Haklı talepler “vandallık” görüntülerinin arkasında kaybolur.
Tam da bu yüzden, provokasyonların en büyük zararı yalnızca polise atılan taşlar, yakılan çöp kutuları değil; toplumun kendi gücüne ve protesto hakkına olan inancının zayıflatılmasıdır.
Siyaset Kurumu: Sınav Zamanı
Bulgaristan’da siyaset kurumu şu anda çok kritik bir sınavdan geçiyor.
Bu sınavın soruları basit ama ağır:
Protesto hakkını güvence altına alabilecek misiniz?
Devlet şiddeti ile mafya şiddetini aynı anda reddedebilecek misiniz?
Kurumların tarafsızlığını koruyabilecek misiniz?
Provokasyonları sadece propaganda malzemesi yapmak yerine gerçekten engelleyebilecek misiniz?
Siyasetçiler için asıl mesele, kimin daha çok slogan attığı değil; kimin sorumluluk aldığıdır.
Ve burada senin eklediğin o cümle, bu tablonun omurgasını oluşturuyor:
Siyasetçiler görevini yapmazlarsa halk onları cezalandırır.
Bu cezalandırma:
Sandıkta olur,
Sokağın hafızasında olur,
Tarihin sayfalarında olur.
Bugün kendini dokunulmaz sanan her siyasi aktör, yarın unutulmuş, hatta lanetle anılan bir figüre dönüşebilir. Çünkü demokratik sistemin nihai hakemi, ne parti liderleridir ne de kulislerdeki koalisyon hesaplarıdır; nihai hakem halktır.
Halk Uyanıyor: Tehlike mi, Şans mı?
“Halk uyanıyor, Bulgaristan’ın geleceği tehlikede” cümlen aslında ikili bir anlam taşıyor.
Evet, halk uyanıyor:
– İnsanlar sokakta,
– Sosyal medyada daha yüksek sesle konuşuyor,
– Yolsuzluğu, adaletsizliği, mafyatik ilişkileri daha açık sorguluyor.
Ama aynı zamanda Bulgaristan’ın geleceği gerçekten tehlikede:
– Kurumsal zafiyet,
– Siyasetin sorumluluktan kaçışı,
– Mafyanın gölge gücü,
– Toplumsal kutuplaşma,
– Şiddetin normalleşmesi…
Tüm bunlar ülkeyi daha da kırılgan hale getiriyor.
Fakat unutmamak gerekiyor:
Krizler sadece çöküşün değil, yeniden doğuşun da başlangıcı olabilir.
Eğer:
Şiddet net biçimde reddedilir,
Provokasyonlar açığa çıkarılır,
Barışçıl protesto korunur,
Siyasetçiler sorumluluk alır,
Devlet ile halk arasındaki sözleşme yeniden yazılırsa,
bugünkü protestolar, Bulgaristan için karanlık bir dönemin başlangıcı değil, daha demokratik, daha şeffaf bir geleceğin ilk kıvılcımı olabilir.
Sofya’nın sokaklarında bugün atılan sloganlar, yarın parlamentonun duvarlarına çarpacak.
Bu ses ya ciddiye alınacak ve ülke gençliğini, geleceğini, demokrasisini koruma yoluna girecek;
ya da kulak tıkanacak ve Bulgaristan, devlet ile mafyanın, halk ile siyasetçinin tamamen koptuğu daha sert bir döneme savrulacak.
Bir ülkenin geleceği, bir gecede belirlenmez.
Ama bazı geceler vardır ki,
tarihin yönünü değiştirir.
Bulgaristan, işte tam da böyle bir gecenin sabahına uyanmak üzere.
Ve o sabahın nasıl olacağına, son tahlilde yine halk karar verecek