Rafet ULUTÜRK
Dünya siyaseti sessiz ama derin bir dönüşümden geçiyor. Bu dönüşüm tankların, uçakların ya da savaş cephelerinin gürültüsüyle değil; daha çok masaların kurulduğu şehirlerle okunuyor. Bir zamanlar küresel krizlerin kaderi Londra, Paris ve Berlin gibi Batı başkentlerinde çizilirdi. Bugün ise aynı krizlerin müzakere adresleri İstanbul ve İslamabad gibi şehirler oluyor.
Bu değişim basit bir coğrafya kayması değil; küresel güç mimarisinin yeniden yazılmasıdır.
Masanın Yeri Değişirse, Gücün Anlamı da Değişir
Rusya-Ukrayna Savaşı sırasında kritik görüşmelerin İstanbul’da yapılması, ardından ABD ile İran gibi iki büyük aktörün İslamabad’da temas kurması bize şunu söylüyor:
Artık dünya sadece “nerede savaş çıkıyor?” sorusuyla değil, “nerede konuşuluyor?” sorusuyla da anlaşılmalı.
Çünkü diplomasi mekânı değiştiğinde, güç algısı da değişir. Eskiden Batı sadece güçlü değildi; aynı zamanda tek meşru karar verici merkezdi. Bugün ise bu tekel kırılıyor.
“Amerika çöküyor” mu, yoksa sadece yalnız mı kalıyor?
Son yıllarda sıkça duyduğumuz bir iddia var: “Amerikan imparatorluğu çöküyor.”
Gerçek bu kadar basit değil.
Evet, Amerika Birleşik Devletleri artık eskisi gibi her krizi tek başına yönetemiyor.
Evet, Çin yükseliyor, bölgesel güçler daha görünür hale geliyor.
Evet, Ortadoğu’dan Avrasya’ya kadar birçok alanda ABD’nin belirleyiciliği tartışılıyor.
Ama aynı anda şu gerçekler de değişmedi:
- Küresel finans sistemi hâlâ ABD Doları etrafında dönüyor
- En büyük askerî güç hâlâ ABD
- NATO hâlâ Washington merkezli
- Teknoloji ve inovasyonun kalbi büyük ölçüde ABD’de atıyor
Yani ortada bir çöküş yok. Ama çok net bir şey var:
Amerika artık rakipsiz değil.
Yeni Dönem: Tek Kutupluluktan Dağınık Güce
Soğuk Savaş sonrası dünya düzeni uzun süre tek kutuplu olarak tanımlandı. ABD, hem sert gücü hem de sistem kurucu kapasitesiyle zirvedeydi.
Bugün ise tablo farklı:
- Hindistan ekonomik ve demografik güç olarak yükseliyor
- Türkiye krizlerde arabulucu rol üstleniyor
- Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri diplomasi sahnesinde daha aktif
Bu tablo bize şunu anlatıyor:
Güç el değiştirmiyor, dağılıyor.
İstanbul ve İslamabad: Yeni Dünyanın Diplomatik Kavşakları
Bugün İstanbul’da yapılan bir görüşme ya da İslamabad’da kurulan bir masa, sadece o anki krizle ilgili değildir. Bu şehirler artık yeni dünyanın ara bulucu merkezleri, yani jeopolitik kavşaklarıdır.
Bu ne anlama geliyor?
- Büyük güçler doğrudan birbirine güvenmiyor
- Tarafsız ya da “herkesle konuşabilen” aktörlere ihtiyaç artıyor
- Diplomasi Batı dışına taşarak çok merkezli hale geliyor
Bu yüzden İstanbul ve İslamabad yalnızca şehir değil, yeni dünya düzenin sembolleridir.
Gerçek Soru: Dünya kimin olacak değil, nasıl olacak?
Bugün yapılan en büyük hata, meseleyi “ABD gidiyor, yerine kim geliyor?” şeklinde okumak.
Oysa gerçek dönüşüm çok daha karmaşık:
– Yeni dünyada tek bir hegemon olmayabilir
– Birden fazla güç merkezi aynı anda var olabilir
– Diplomasi, askerî güç kadar belirleyici hale gelebilir
Çöküş değil, çözülme
Son tahlilde şunu söylemek gerekir:
Amerika çöküşte değil.
Ama Amerikan düzeni çözülüyor.
Bu çözülme;
- gücün paylaşılması,
- diplomasinin yayılması,
- ve yeni aktörlerin sahneye çıkması anlamına geliyor.
Ve belki de en önemli gösterge şudur:
Bir zamanlar dünyanın kaderi Batı başkentlerinde yazılırdı.
Bugün ise o kader, İstanbul’da bir masada, İslamabad’da bir odada yeniden müzakere ediliyor.
Tarih bazen gürültüyle değil, adres değiştirerek yazılır.