Rafet ULUTÜRK
BULTÜRK Genel Başkanı
Bulgaristan’da son günlerde ortaya çıkan gelişmeler, sıradan bir adli operasyon olarak görülmemelidir. Çünkü mesele yalnızca bir evde bulunan kayıt cihazı, sökülmüş teknik parçalar veya güçlü bir GPS karıştırma sistemi değildir.
Asıl mesele şudur:
Devletin stratejik bir sınır kapısının çevresinde, yıllarca kimler ne yaptı, kimler gördü, kimler görmezden geldi ve kimler korudu?
İçişleri Bakanı İvan Demerciev’in açıklamalarına göre Kapitan Andreevo yakınındaki bir evde, çevredeki güvenlik kameralarının görüntülerini kaydeden bir cihaz ele geçirildi. Bakanlık aynı operasyonlar kapsamında Sofya’nın Dragalevtsi bölgesinde güçlü bir GPS sinyal karıştırma sistemi bulunduğunu, sistemin bir yıldan uzun süre çalıştığına dair veriler olduğunu ve hava araçlarının sinyallerini etkilemek amacıyla kullanılmış olabileceğinin araştırıldığını açıkladı.
Bu açıklama tek başına bile Bulgaristan açısından çok ciddi sorular doğurmaktadır.
KAPITAN ANDREEVO BİR SINIR KAPISINDAN FAZLASIDIR
Kapitan Andreevo, Bulgaristan-Türkiye sınırının en önemli geçiş noktalarından biridir.
Ama stratejik açıdan bakıldığında burası yalnızca iki ülke arasındaki bir kapı değildir.
Burası;
Türkiye ile Avrupa arasındaki kara ticaretinin,
uluslararası taşımacılığın,
gümrük hareketlerinin,
insan dolaşımının,
güvenlik zincirinin
ve Avrupa Birliği’nin dış sınırlarından birinin düğüm noktasıdır.
Dolayısıyla böyle bir bölgede kurulan her yasa dışı teknik sistem, yalnızca yerel suç meselesi değildir.
Bu, ulusal güvenlik meselesidir.
Dahası, Avrupa güvenliği meselesidir.
Bugün Bulgaristan makamlarının önünde duran görev, birkaç kişiyi gözaltına almakla bitecek bir görev değildir.
Devlet bütün ağı ortaya çıkarmak zorundadır.
KAMERALARI KİM, NEDEN KAYDETTİ?
İçişleri Bakanı Demerciev’in açıklamalarındaki en dikkat çekici ayrıntılardan biri, Kapitan Andreevo yakınındaki evde bulunan cihazın, tesisi koruyan çok sayıdaki kameranın görüntülerini kaydettiğinin belirtilmesidir. Bakan, cihazdaki kayıtların incelenmesinden “ilginç bilgiler” çıkabileceğini ifade etti.
Burada kamuoyunun sorması gereken sorular vardır:
Bu kameralar neyi görüntülüyordu?
Kimlerin giriş çıkışlarını kaydediyordu?
Bu görüntüler yalnızca güvenlik amacıyla mı tutuluyordu?
Yoksa yıllar içinde insanların, araçların, devlet görevlilerinin veya ticari hareketlerin takip edildiği özel bir bilgi arşivi mi oluşturuldu?
Eğer böyle bir arşiv varsa kimlerin eline geçti?
Kimler bundan yararlandı?
Bunların tamamı bağımsız biçimde araştırılmalıdır.
Çünkü modern dünyada bilgi, para kadar değerlidir.
Bazen paradan da değerlidir.
Bir insanın nerede bulunduğunu bilmek, hangi araçla geçtiğini görmek, kimlerle görüştüğünü takip etmek büyük bir güçtür.
Bu nedenle kamera kayıtlarının araştırılması olayın belki de en önemli boyutlarından biridir.
GPS KARIŞTIRICI DAHA BÜYÜK BİR TEHLİKEYİ GÖSTERİYOR
Sofya’daki operasyonlarda bulunan güçlü GPS karıştırma sistemine ilişkin açıklamalar ise meseleyi başka bir seviyeye taşımaktadır.
Bulgaristan makamları, sistemin en az bir yıldır çalıştığına ilişkin veriler bulunduğunu ve hava araçlarının sinyallerinin engellenmesi ihtimalinin araştırıldığını açıkladı.
Bir GPS karıştırıcı sıradan bir cihaz değildir.
Bugün GPS teknolojisi;
uçaklarda,
lojistik sistemlerinde,
araç takip sistemlerinde,
askerî yapılarda,
haberleşmede,
acil müdahale operasyonlarında
ve kritik altyapılarda kullanılmaktadır.
Dolayısıyla yüksek güçlü bir sinyal karıştırıcının varlığı şu soruyu doğurur:
Kim, neden böyle bir kapasiteye ihtiyaç duydu?
Bunun cevabı bulunmadan dosya kapanmamalıdır.
ASIL SORU: BU SİSTEM NASIL BU KADAR UZUN SÜRE ÇALIŞTI?
Bence olayın en kritik noktası budur.
Bir cihazın bulunması önemlidir.
Ama çok daha önemli soru şudur:
Bu cihaz daha önce neden bulunmadı?
İçişleri Bakanı Demerciev, geçmişte bazı yerlerin önünde polis aracının bulunduğunu belirterek siyasi koruma ihtimaline yönelik son derece ağır bir değerlendirme yaptı. Bakan ayrıca belirli kişilerin dokunulmaz kabul edildiği dönemin sona erdiğini söyledi.
Bu açıklama Bulgaristan için büyük bir devlet meselesidir.
Çünkü suç örgütlerinden daha tehlikeli olan bir şey vardır:
Suçun devlet içerisindeki koruma mekanizmalarıyla birleşmesi.
Suç kendi başına belirli bir kapasiteye sahiptir.
Ama suç;
siyasetten,
bürokrasiden,
polisten,
gümrükten
veya adalet sisteminden koruma görmeye başlarsa,
artık organize suç olmaktan çıkar.
Paralel bir güç merkezine dönüşür.
Devletlerin çürümesi de tam olarak burada başlar.
“SİYASİ ŞEMSİYE” İDDİASI SONUNA KADAR ARAŞTIRILMALI
“Siyasi şemsiye” ifadesi kolay kullanılacak bir ifade değildir.
Eğer böyle bir iddia devletin İçişleri Bakanı tarafından dile getiriliyorsa, gereği yapılmalıdır.
Kim korudu?
Kim talimat verdi?
Kim denetimleri engelledi?
Hangi kurumlar görevlerini yapmadı?
Hangi polisler gözlerini kapattı?
Hangi bürokratlar dosyaları bekletti?
Hangi siyasiler devreye girdi?
Bunların isim isim ortaya çıkarılması gerekir.
Çünkü demokratik bir devlette hesap sormak kişisel intikam değildir.
Hukukun gereğidir.
“PEPİ EUROTO” BAĞLANTISI AYDINLATILMALIDIR
İçişleri Bakanının açıklamalarında kamuoyunda “Pepi Euroto” olarak bilinen Petyo Petrov’un da adı gündeme geldi. Demerciev, söz konusu bölgeyi bu kişinin geçmişte ortadan kaybolmasıyla bağlantılı olarak da dikkat çekici bir yer şeklinde değerlendirdi.
Burada da spekülasyon değil, delil konuşmalıdır.
Kim kimle bağlantılıdır?
Hangi tarihte kim nerede bulunmuştur?
Kamera kayıtlarında ne vardır?
Para hareketleri nedir?
Telefon bağlantıları nedir?
Araç hareketleri nedir?
Hepsi incelenmelidir.
Devletin gücü söylentiden değil, delilden gelir.
BULGARİSTAN İÇİN TARİHİ BİR FIRSAT
Bu operasyon başka bir açıdan da okunabilir.
Bulgaristan yıllardır yolsuzluk, organize suç, siyasi nüfuz ve devlet kurumlarının bağımsızlığı konularını tartışıyor.
Şimdi ülkenin önünde bir fırsat bulunmaktadır.
Eğer soruşturmalar gerçekten sonuna kadar götürülürse, Bulgaristan çok önemli bir mesaj verebilir:
“Devletten daha güçlü hiç kimse yoktur.”
Ama birkaç operasyon yapılıp konu unutulursa, eski düzen kendisini yeniden üretir.
Bu nedenle soruşturmanın siyasi takvimlerden bağımsız yürütülmesi gerekir.
Savcılık, İçişleri Bakanlığı, DANS, gümrük kurumları ve gerekli diğer devlet mekanizmaları koordinasyon içerisinde çalışmalıdır.
KAPITAN ANDREEVO TAM BİR ŞEFFAFLIK BÖLGESİNE DÖNÜŞTÜRÜLMELİ
Ben burada daha ileri bir öneride bulunuyorum.
Kapitan Andreevo gibi stratejik sınır noktaları için tamamen yeni bir güvenlik modeli oluşturulmalıdır.
Kamera sistemleri tek merkezden denetlenmeli.
Gümrük işlemleri dijital olarak kayıt altına alınmalı.
Görevlilerin rotasyonu düzenli yapılmalı.
Şüpheli mal varlıkları araştırılmalı.
Kritik görevlerde bulunan personelin çıkar ilişkileri denetlenmeli.
Sınır çevresindeki elektronik frekans hareketleri sürekli kontrol edilmeli.
Kaçak GPS karıştırıcıları veya benzeri sistemler otomatik olarak tespit edilebilmelidir.
Çünkü sınır güvenliği artık yalnızca tel örgü ve polis değildir.
Sınır güvenliği aynı zamanda teknoloji güvenliğidir.
TÜRKİYE DE GELİŞMELERİ YAKINDAN TAKİP ETMELİDİR
Kapitan Andreevo’nun karşı tarafında Türkiye vardır.
Her gün binlerce insan, araç ve yük bu güzergâhı kullanmaktadır.
Dolayısıyla bölgede ortaya çıkabilecek büyük bir suç veya teknoloji ağı Türkiye’yi de ilgilendirir.
Ankara ile Sofya arasında özellikle;
sınır güvenliği,
kaçakçılık,
organize suç,
gümrük,
elektronik güvenlik
ve uluslararası suç ağları
konusunda daha güçlü bilgi paylaşımı yapılmalıdır.
Suçun milliyeti yoktur.
Sınır tanımaz.
Bu nedenle mücadele de sınırlar ötesi olmak zorundadır.
DEVLETİN İTİBARI SINIR KAPISINDA BAŞLAR
Bir ülkeye girdiğinizde ilk gördüğünüz yer sınır kapısıdır.
Devletin düzenini,
otoritesini,
ciddiyetini
ve kurumsal gücünü orada hissedersiniz.
Kapitan Andreevo’da ortaya çıkan gelişmeler bu yüzden yalnızca Bulgaristan’ın iç meselesi değildir.
Bu olay devlet otoritesinin sınavıdır.
Şimdi Bulgaristan’ın önünde iki yol vardır.
Birinci yol:
Birkaç isim açıklanır, birkaç operasyon yapılır ve dosya zaman içinde unutulur.
İkinci yol:
Kamera kayıtlarından mali ilişkilere, siyasi bağlantılardan bürokratik korumalara kadar bütün yapı ortaya çıkarılır.
Bulgaristan ikinci yolu seçmelidir.
Çünkü devlet suçun arkasından koşan değil, suçtan önce gören kurum olmalıdır.
Ve belki bugün sorulması gereken en önemli soru şudur:
Kapitan Andreevo’daki kameralarda yalnızca insanlar mı kaydedildi, yoksa yıllardır Bulgaristan’ın görmek istemediği bir düzenin görüntüleri mi biriktirildi?
Cevabı bulunması gereken asıl soru budur.
Çünkü bir cihazı ele geçirmek kolaydır; asıl mesele o cihazın yıllarca çalışmasına izin veren sistemi ortaya çıkarmaktır.