İnsanlık Sınavında Kaldık

Bugün Avustralya’da bir kalabalık ayağa kalktı.
Sidney’in caddeleri öfke, hüzün ve vicdanla doldu.
Sebebi ne mi?

Binlerce kilometre ötede, Gazzeli bir çocuğun çığlığına kulak verdiler.

Oysa o çığlık önce komşu Arap ülkelerine ulaşmalıydı.
Sonra Müslüman coğrafyalara yayılmalıydı.
Ama olmadı.

Gazze yanarken, birçok ülke bu yangına benzin taşıdı.
Bazıları sessiz kaldı, bazıları ise ihaneti giyinip mazlumu suçladı.

Bugün Avustralya’da yüzbinler yürüdü.
Ve ne acı ki; Arap başkentlerinde yaprak kıpırdamadı.
Petrol için pazarlık yapanlar, çocukların kanına bakmadan yoluna devam etti.
Gazze’deki yıkımı konuşmak, diplomatik nezaketi aşan bir konu haline geldi!

Peki bu ne demek?

Bu, insanlığın coğrafyaya hapsedilemeyeceğinin kanıtı.
Bu, vicdanın milliyeti olmadığının, merhametin pasaporta sığmadığının ispatı.

Ama aynı zamanda bu bir tokattır:
Ey ümmet diye böbürlenen dünya,
neden Gazzeli çocuklara Avustralyalılar ağlıyor?

Bugün bizden olmayanlar insanlık dersi veriyor.
Bizden olduğunu söyleyenler ise gözlerini kaçırıyor.

Gazze sadece bir yerin adı değil artık.
Gazze, insanlığın utandığı aynadır.
Oraya bakınca kim ne olduğunu görüyor.

Zengin Arap ülkeleri, gökdelen yarışındayken,
çocuklar yerin altına gömülüyor.
Devletler silah alımında rekor kırarken,
anneler bir lokma ekmek için sıraya giriyor.
Ve Batı’nın ‘medeni’ yüzü, ‘stratejik denge’ bahanesiyle
soykırıma üç maymunu oynuyor.

Ama Avustralyalı bir kadın, çocuğunu sırtına alıp
Filistin bayrağıyla yürüyorsa,
orada hâlâ umut vardır.

Sahi, insan olmak nedir?

Düşmanına bile adalet göstermek mi?
Uzakta bile olsa acıya sessiz kalmamak mı?
Yoksa sadece kendi kimliğini taşıyanlara mı ağlamaktır insanlık?

Gazze’de olanlar karşısında kimlik değil, karakter sınavı veriyoruz.

Ve ne yazık ki, bu sınavda pek çoğumuz sınıfta kaldık.

Belki de sorulması gereken soru şu:
Bu dünyada insanlar var ama gerçekten insan var mı?

Artık göz yaşının dini yok,
mazlumun ırkı yok,
vicdanın dili yok!

Bir çocuk bombayla ölürken hangi milletten olduğunun önemi yok.
Ölen bir insanın dini, inancı, kimliği sorulmaz.
Sadece bir gerçek vardır:
Bir zulüm varsa, ona karşı çıkmak gerekir.
Ve o zulmün karşısında susmak, zalim olmaktır.

Dünyayı adalet kurtarmaz belki,
ama susmayan bir vicdan kurtarabilir.


Rafet ULUTÜRK
“Gazze’yi savunmak, bir halkı değil, insanlığı savunmaktır.”

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2 × four =