Asıl Mesele: Bir Millet Kendi Hukukunu ve Kendi Kurumlarını Kurabiliyor mu?
Mahmut Esat Bozkurt’un hayatına çoğu zaman etkileyici bir fedakârlık hikâyesi üzerinden bakıyoruz: Avrupa’da eğitim gören genç bir hukukçu, Milli Mücadele başlayınca Anadolu’ya dönüyor ve mücadeleye katılıyor.
Elbette bu çok değerlidir.
Fakat ben meseleye başka bir pencereden bakmak istiyorum.
Mahmut Esat Bozkurt’un asıl önemi cepheye gitmesinden çok, cepheden sonra ne yaptığıdır.
Çünkü bir ülkeyi kurtarmak başka şeydir; kurtarılan ülkeyi yeniden kurmak başka şey.
Ve tarih bize gösteriyor ki bazen devleti kurmak, savaşı kazanmaktan daha zordur.
ZAFERDEN SONRAKİ EN ZOR SORU: ŞİMDİ NE YAPACAĞIZ?
Savaş bittiğinde silahlar susabilir.
Fakat devletin sorunları bitmez.
Tam tersine asıl büyük mücadele o zaman başlar.
Nasıl bir hukuk sistemi kurulacak?
Nasıl bir eğitim düzeni oluşturulacak?
Ekonomi hangi esaslarla yönetilecek?
Vatandaş ile devlet arasındaki ilişki nasıl tanımlanacak?
Kadınların ve erkeklerin hukuk karşısındaki konumu ne olacak?
Mahkemeler nasıl işleyecek?
Yeni devlet eski düzenin hangi kurumlarını sürdürecek, hangilerini değiştirecek?
Cumhuriyet’in kuruluş kuşağının karşısındaki devasa mesele buydu.
Mahmut Esat Bozkurt’u önemli yapan da burada ortaya çıkar.
Silahlı mücadeleden kurumsal mücadeleye geçebilen bir kuşağın temsilcisidir.
TÜRKİYE’NİN GERÇEK BAĞIMSIZLIK MESELESİ
Bağımsızlık yalnızca sınırların yabancı askerlerden temizlenmesi değildir.
Ekonominiz tamamen başkalarına bağlıysa bağımsızlığınız eksiktir.
Teknolojiniz tamamen başkalarına bağlıysa bağımsızlığınız eksiktir.
Savunmanız dışarıya bağımlıysa bağımsızlığınız eksiktir.
Bilginizi başkaları üretiyorsa bağımsızlığınız eksiktir.
Ve hukuk düzeninizi çağın ihtiyaçlarına göre geliştiremiyorsanız devlet kapasiteniz de eksik kalır.
Bu nedenle Cumhuriyet’in hukuk hamlesini yalnızca bir “kanun değişikliği” olarak görmek doğru değildir.
Mesele daha büyüktür:
Yeni devlet kendi kurumları üzerinde egemen olmak istemektedir.
Mahmut Esat Bozkurt’un Adalet Bakanlığı dönemindeki hukuk dönüşümlerine bu geniş çerçeveden bakmak gerekir.
BİR ÜLKE KANUN İTHAL EDEBİLİR; ADALET İTHAL EDEMEZ
Burada üzerinde düşünmemiz gereken hassas bir nokta daha vardır.
Türkiye Cumhuriyeti kuruluş döneminde Avrupa hukukundan kapsamlı biçimde yararlandı. 1926 Türk Medeni Kanunu hazırlanırken İsviçre Medeni Kanunu temel kaynaklardan biri oldu.
Ancak bundan yüz yıl sonra bizim sorumuz artık başka olmalıdır:
Türkiye yalnızca dünyadaki başarılı modelleri alan bir ülke mi olacak, yoksa dünyaya model üreten bir ülke mi?
İşte Mahmut Esat Bozkurt’u 21. yüzyıldan okumak tam burada anlam kazanıyor.
O dönemde ihtiyaç hukuk sisteminin hızlı biçimde modernleştirilmesiydi.
Bugün ise Türkiye’nin önündeki görev daha ileridedir:
Yeni çağın hukukunu üreten ülkelerden biri olmak.
YAPAY ZEKÂ ÇAĞININ MEDENİ KANUNUNU KİM YAZACAK?
Belki de önümüzdeki yılların en önemli sorularından biridir.
Yapay zekâ bir insan hakkında karar verdiğinde sorumluluk kime ait olacak?
Bir yapay zekâ sistemi ekonomik zarara neden olduğunda kim hesap verecek?
İnsanların biyometrik verileri kime ait olacak?
Çocuklarımızın dijital verileri nasıl korunacak?
Otonom araçların yaptığı kazalarda hukuki sorumluluk nasıl belirlenecek?
Yapay zekânın ürettiği eserin sahibi kim olacak?
Robotların, algoritmaların ve insanın birlikte çalıştığı bir ekonominin çalışma hukuku nasıl kurulacak?
Bunlar geleceğin hukuk meseleleridir.
Dolayısıyla Türkiye’nin yeni Mahmut Esatları yalnızca mevcut kanunları ezberleyen hukukçular olmamalıdır.
Henüz kanunu yazılmamış dünyanın hukukunu düşünen insanlar olmalıdır.
1920’LERDE TOPRAK İŞGAL EDİLİYORDU, BUGÜN ZİHİNLER VE VERİLER İÇİN REKABET VAR
Çağ değişti.
Bir ülkeyi kontrol etmek için her zaman ordularla sınırdan geçmek gerekmiyor.
Verisini kontrol edebilirsiniz.
Teknolojisini kontrol edebilirsiniz.
Finans sistemini etkileyebilirsiniz.
İletişim altyapısını kontrol edebilirsiniz.
Algoritmalar üzerinden toplumunun ne gördüğünü etkileyebilirsiniz.
Nitelikli insanlarını kendi ekonominize çekebilirsiniz.
Bu nedenle 21. yüzyılın bağımsızlık anlayışı çok daha kapsamlıdır.
Toprak bağımsızlığı + teknoloji bağımsızlığı + ekonomik dayanıklılık + veri egemenliği + hukuk kapasitesi + insan kaynağı.
Bunlardan biri eksik olduğunda ülkenin stratejik hareket alanı daralır.
BUGÜN BİR MAHMUT ESAT BOZKURT NE YAPARDI?
Bence üzerinde düşünülmesi gereken soru budur.
1920’lerin şartlarını 2026’ya kopyalamak tarihçilik değildir.
Bugünün Mahmut Esat Bozkurt’u belki siper kazmayacaktır.
Fakat Lahey’de Türkiye’nin tezlerini savunacaktır.
Brüksel’de düzenlenen bir teknoloji mevzuatının Türkiye üzerindeki sonuçlarını analiz edecektir.
Cenevre’de uluslararası müzakerelere katılacaktır.
Türk şirketlerini uluslararası tahkim davalarında savunacaktır.
Ankara’da yapay zekâ hukukunu hazırlayacaktır.
İstanbul’da küresel ölçekte bir hukuk ve strateji merkezi kuracaktır.
Türk dünyasının ortak ekonomik ve hukuki altyapısının oluşturulmasına katkı sağlayacaktır.
Çünkü çağ değiştiğinde vatan hizmetinin araçları da değişir.
TÜRK DÜNYASININ ORTAK HUKUK AKLI
Meseleyi daha da büyütelim.
Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Türk dünyasının diğer coğrafyaları arasındaki ilişkiler gelişiyor.
Fakat kalıcı birlik yalnızca kültürel yakınlıkla kurulmaz.
Ticaretin hukuku gerekir.
Yatırımın hukuku gerekir.
Ulaştırmanın hukuku gerekir.
Enerjinin hukuku gerekir.
Dijital ekonominin hukuku gerekir.
Üniversiteler arası hareketliliğin kuralları gerekir.
Girişimcilerin ülkeler arasında rahat hareket edebileceği sistemler gerekir.
Gelecekte Türk dünyasının önündeki en stratejik projelerden biri bu nedenle ortak hukuk ve kurum altyapısının yakınlaştırılması olabilir.
Ortak tarih bizi birbirimize yaklaştırır.
Ortak kurumlar ise bizi geleceğe taşır.
TÜRKİYE’NİN YENİ “HUKUK ORDUSU”
Türkiye’nin önümüzdeki 25 yıl için çok ciddi bir insan yetiştirme programına ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.
Binlerce sıradan hukuk mezunu yetiştirmekten söz etmiyorum.
Uluslararası hukuk bilen, birkaç yabancı dili kullanabilen, ekonomi okuyan, teknoloji anlayan, tarih bilen ve devlet stratejisini kavrayabilen seçkin kadrolardan söz ediyorum.
Bir genç yalnızca hukukçu olmayacak.
Hukuk + teknoloji + ekonomi + diplomasi + yabancı dil bileşimini taşıyacak.
Başka bir genç:
Hukuk + enerji + denizcilik.
Bir başkası:
Hukuk + yapay zekâ + siber güvenlik.
Bir diğeri:
Hukuk + Türk dünyası + uluslararası ticaret.
Geleceğin büyük devletleri böyle kadrolarla yönetilecek.
ÜNİVERSİTELER DİPLOMA FABRİKASI DEĞİL DEVLETİN GELECEK KARARGÂHLARI OLMALI
Mahmut Esat Bozkurt’un hikâyesinin beni götürdüğü bir başka sonuç da budur.
Üniversite yalnızca gençlere meslek kazandıran yer değildir.
Üniversite bir ülkenin geleceği önceden düşündüğü merkez olmalıdır.
2050’nin hukukunu kim araştırıyor?
2050’nin nüfus yapısını kim hesaplıyor?
2050’nin su sorununu kim çalışıyor?
2050’nin yapay zekâ ekonomisini kim tasarlıyor?
2050’de Türk dünyasının hangi noktada olacağını kim planlıyor?
Üniversitelerimiz bu soruların cevaplarını üretmiyorsa geleceği başka merkezlerin hazırladığı senaryolar içerisinde yaşamak zorunda kalabiliriz.
EN BÜYÜK MESELE: KAHRAMAN YETİŞTİRMEK DEĞİL, KADRO YETİŞTİRMEK
Tarih anlatımımızda bazen tek tek büyük isimlere fazlasıyla odaklanıyoruz.
Oysa güçlü devlet yalnızca büyük şahsiyetlerle kurulmaz.
Kadrolarla kurulur.
Bir Mahmut Esat yetiştirmek değerlidir.
Fakat Türkiye’nin asıl hedefi;
100 Mahmut Esat,
100 büyük mühendis,
100 stratejist,
100 diplomat,
100 bilim insanı,
100 teknoloji girişimcisi yetiştirebilecek sistemi kurmak olmalıdır.
Çünkü devletlerin kaderi tesadüfen çıkan kahramanlara bırakılamaz.
Kahramanlık istisnadır.
Kurum ise sürekliliktir.
GENÇLERE “VATAN İÇİN ÖL” DEMEKTEN ÖNCE “VATAN İÇİN YETİŞ” DEMELİYİZ
Belki de meseleye en farklı bakış buradadır.
Gençlerimize yıllardır kahramanlık hikâyeleri anlatıyoruz.
Bunları elbette anlatacağız.
Fakat yeni nesle başka bir cümle daha söylemeliyiz:
Vatanın senin bilgine ihtiyacı var.
İyi yetiş.
Dil öğren.
Dünyayı dolaş.
Rakiplerini tanı.
Bilim öğren.
Teknoloji öğren.
Tarih öğren.
Ekonomi öğren.
Hukuk öğren.
Sonra bütün bunları ülken için üretime dönüştür.
Çünkü vatan için fedakârlık yalnızca ölmek değildir.
Vatan için yaşamak, çalışmak, üretmek ve dünya çapında başarılı olmak da vatanseverliktir.
MAHMUT ESAT’I ANMAK DEĞİL, ONUN GİBİ İNSAN YETİŞTİREBİLMEK
Mahmut Esat Bozkurt’u her yıl anlatabiliriz.
Fotoğraflarını paylaşabiliriz.
Kahramanlıklarını yazabiliriz.
Fakat bütün bunlardan daha önemli bir soru vardır:
Bugünkü eğitim ve devlet sistemimiz, onun gibi dünya bilgisine sahip fakat ülkesinin meselelerine karşı sorumluluk hisseden insanlar yetiştirebiliyor mu?
Asıl sınavımız budur.
Cumhuriyet’in ilk yüzyılında görev devleti kurmaktı.
İkinci yüzyıldaki görev ise o devleti bilim, teknoloji, hukuk, ekonomi ve insan gücü bakımından dünyanın belirleyici ülkelerinden biri haline getirmektir.
Mahmut Esat Bozkurt’un hikâyesine bu nedenle sadece geçmişin kahramanlığı olarak bakmıyorum.
Onu bir insan yetiştirme modeli olarak okuyorum.
Çünkü Türkiye’nin gelecekteki en büyük stratejik silahı ne petrol olacaktır ne maden ne de yalnızca askeri teknoloji.
En büyük güç;
dünyayı bilen, kendi milletini tanıyan, bağımsız düşünebilen, ahlak sahibi, liyakatli ve gerektiğinde kişisel rahatlığını ülkesinin geleceğinin gerisine koyabilecek yetişmiş insan olacaktır.
Türkiye’nin yeni hedefi de budur:
Kahraman bekleyen ülke olmaktan çıkıp, nitelikli insan yetiştiren bir medeniyet olmak.
Rafet ULUTÜRK
BULTÜRK Genel Başkanı