Neden İliyana YOTOVA?

36 Yıl Sonra İlkeler Üzerinden Yeni Bir Siyasi Akıl
Rafet ULUTÜRK’ün Kaleminden

Bulgaristan Cumhurbaşkanlığı seçimine giderken tartışmayı yalnızca adayların isimleri üzerinden yürütmenin eksik olduğuna inanıyorum.
Asıl sorumuz şudur:
Nasıl bir Bulgaristan istiyoruz?

Geçmişin korkuları, etnik ayrışmaları ve siyasi bağımlılıklarıyla yoluna devam eden bir Bulgaristan mı?

Yoksa hukuk, demokrasi ve eşit vatandaşlık temelinde bütün insanlarını ortak bir gelecek etrafında buluşturabilen bir Bulgaristan mı?
Ben meseleye buradan bakıyorum.

Bu nedenle bana sorulan “Neden İliyana Yotova?” sorusuna vereceğim cevap da yalnızca bir kişinin adıyla açıklanamaz.

Çünkü benim için asıl mesele Yotova değil; onun temsil etmesini beklediğimiz devlet anlayışıdır.

BİZİM TERCİHİMİZDEN ÖNCE İLKELERİMİZ VAR

Siyasette kişiler değişir.
Partiler büyür, küçülür.
İktidarlar gelir, gider.

Fakat devlet kalır.
Bu nedenle siyasi tercihlerimizi kişilere bağlı sadakat üzerinden değil, kalıcı ilkeler üzerinden kurmalıyız.
Bizim ölçümüz açıktır:

Demokrasi, hukukun üstünlüğü, eşit vatandaşlık, özgür seçim, azınlık haklarına saygı, yurt dışında yaşayan Bulgaristan vatandaşlarının anayasal haklarının korunması, liyakat ve Bulgaristan-Türkiye arasında karşılıklı saygıya dayalı güçlü komşuluk.

İliyana Yotova’yı da bu ölçüler üzerinden değerlendiriyorum.

Onun geçmişteki her kararını doğru bulmak zorunda değiliz. Bir siyasetçiye destek vermek, eleştiri hakkından vazgeçmek anlamına gelmez.

Tam tersine demokratik destek, beraberinde demokratik denetimi getirir.

Bizim aradığımız bağlılık değil, güvenilirliktir; slogan değil, devlet ciddiyetidir.

TÜRKLERİN TALEBİ AYRICALIK DEĞİL, EŞİT VATANDAŞLIKTIR

Bulgaristan Türkleri olarak talebimiz aslında son derece basittir.
Biz kimseden ayrıcalık istemiyoruz.

Bir Bulgar vatandaşının hakkının azaltılıp bize verilmesini de istemiyoruz.

İstediğimiz, aynı devletin vatandaşları olarak aynı hukukla karşılaşmaktır.

Bir Türk genci devlet kurumunun kapısından girdiğinde soyadı değil liyakati konuşulmalıdır.

Bir Bulgar’a hangi hukuk uygulanıyorsa Türk’e de aynı hukuk uygulanmalıdır.

Bir Müslümanın ibadethanesi de bir Hristiyanın ibadethanesi kadar devletin koruması altında olmalıdır.

Türk dili, kültürü ve tarihî mirası bir tehdit olarak değil, Bulgaristan’ın tarihî ve kültürel zenginliğinin bir parçası olarak görülmelidir.

Çünkü biz Bulgaristan’da misafir değiliz.
Atalarımızın mezarları bu topraklardadır.
Hatıralarımız burada.
Acılarımız burada.
Çocukluğumuz burada.
Biz bu devletin vatandaşlarıyız.

Devletin bize göstereceği eşit muamele bir lütuf değil, vatandaşlık hukukunun gereğidir.

36 YIL SONRA KENDİMİZLE DE YÜZLEŞMELİYİZ

1989’dan sonra Bulgaristan Türkleri yeni bir döneme girdi.

Zorla isim değiştirme politikalarının yaralarını taşıdık.
Göçü yaşadık.
Aileler parçalandı.

İnsanlarımız doğdukları köyleri, evlerini, komşularını geride bıraktı.
Bu hafıza silinemez ve silinmemelidir.

Fakat geçmişte yaşadığımız haksızlıkları hatırlamakla, bütün geleceğimizi geçmişin korkularına teslim etmek arasında büyük fark vardır.

36 yılı aşkın süre sonra artık yalnızca başkalarını değil, kendi siyasi temsilimizi de sorgulayabilecek olgunluğa ulaşmalıyız.

Türk toplumunu temsil ettiğini söyleyen siyasetçilere sormak hakkımızdır:

Gençlerimiz neden göç ediyor?
Köylerimiz neden boşalıyor?

Türklerin yoğun yaşadığı bölgelerde kalkınma neden yeterince hissedilmiyor?

Neden toplumumuz seçim dönemlerinde çok değerli, seçimlerden sonra daha az görünür hâle geliyor?

Ve neden yüz binlerce insanın siyasi iradesi zaman zaman birkaç kişinin kontrolündeymiş gibi sunuluyor?

Bu soruları sormak herhangi bir partiye düşmanlık değildir.
Bu, demokratik hesap sorma kültürüdür.

Ayrıca bir siyasetçinin Türk olması, tek başına Türk toplumuna hizmet ettiği anlamına gelmez.

Bundan sonra ölçümüz soyadı değil; liyakat, dürüstlük, hizmet ve sonuç olmalıdır.

BİZ KİMSENİN OY DEPOSU DEĞİLİZ

Belki de 36 yıllık siyasi tecrübeden çıkarılması gereken en önemli ders budur.

Bulgaristan Türkleri hiçbir siyasi partinin tapulu seçmeni değildir.

Hiçbir parti genel merkezi seçimlerden önce Türk oylarını kendi hanesine yazmamalıdır.

Hiçbir yerel yönetici, yüzlerce veya binlerce vatandaşın siyasi iradesini kendi gücüymüş gibi pazarlayamamalıdır.
Türk seçmen artık şunu söyleyebilmelidir:
“Benim oyumun sahibi benim.”

Araştıracağım.
Soracağım.
Karşılaştıracağım.
Adayın geçmişine bakacağım.
Verdiği sözleri kaydedeceğim.
Ve kararımı kendi vicdanımla vereceğim.

Türk toplumunun siyasi gücü de bundan sonra tek bir partiye kaç oy verdiğiyle ölçülmemelidir.

Gerçek siyasi güç; kaç eğitimli genç yetiştirdiğiniz, kaç liyakatli insanı kamu hayatına kazandırdığınız, bölgelerinize ne kadar yatırım çektiğiniz, kültürel haklarınızı ne kadar kurumsallaştırdığınız ve seçtiğiniz insanlardan ne kadar hesap sorabildiğinizle ölçülür.
Yeni siyasi akıl budur.

ÖZGÜR OY, DEMOKRASİNİN NAMUSUDUR

Oy satın alma tartışmasına da bu çerçeveden bakmalıyız.
Mesele yalnızca birkaç banknot değildir.

İş vaadiyle, makamla, korkuyla, ekonomik bağımlılıkla veya yerel güç ilişkileriyle insan iradesini yönlendirmek de demokrasiyi zayıflatır.

Bir oyun gerçek değeri kaç leva karşılığında satın alınabileceği değildir.
Asıl değer, satın alınamamasıdır.

Çünkü oy yalnızca sandığa atılan bir kâğıt değildir.
İnsanın iradesidir.
Haysiyetidir.
Çocuklarının geleceği adına verdiği karardır.

Bu nedenle devletin görevi özgür seçimi güvence altına almak, vatandaşın görevi ise kendi iradesine sahip çıkmaktır.

NEDEN YOTOVA?

Tam burada başlangıçtaki soruya dönüyorum.

İliyana Yotova’yı değerlendirirken benim için bazı somut siyasi davranışlar önemlidir.

2026’da yurt dışında yaşayan Bulgaristan vatandaşlarının oy kullanma imkânlarını sınırlayan seçim kanunu değişikliklerini veto etmesi bunlardan biridir.

Yotova, vatandaşların nerede yaşarsa yaşasın seçme hakkının korunması gerektiğini savundu.
Bu bizim açımızdan önemlidir.

Çünkü İstanbul’da veya Bursa’da yaşayan Bulgaristan vatandaşının anayasal hakkı, Sofya’da yaşayan vatandaşın hakkından daha küçük değildir.

Vatandaşlık sınır kapısında sona ermez.
Yotova’nın uzun yıllar Cumhurbaşkanlığı kurumunda görev yapmış olması da ona önemli bir devlet tecrübesi kazandırmıştır.
Fakat geçmiş tecrübe geleceğin garantisi değildir.

Bizim için asıl soru bundan sonra başlayacaktır:
Bu tecrübe eşit vatandaşlığa, hukukun üstünlüğüne, toplumsal barışa ve bütün vatandaşları kucaklayan bir Cumhurbaşkanlığı anlayışına dönüşecek mi?
Biz bunun takipçisi olacağız.

İLK KADIN CUMHURBAŞKANININ TARİHÎ SORUMLULUĞU

İliyana Yotova’nın Bulgaristan’ın ilk kadın Cumhurbaşkanı olması ayrıca tarihî ve sembolik bir önem taşımaktadır.
Fakat bunu da doğru yere oturtmak gerekir.

Bir insanı iyi Cumhurbaşkanı yapan kadın veya erkek olması değildir.
Onu devlet insanı yapan;
adaleti, liyakati, vicdanı, hukuk anlayışı ve kriz anlarında aldığı kararlardır.

Bununla birlikte kadınların ve annelerin toplumsal hayattaki birleştirici rolünden siyasetin öğrenebileceği çok şey olduğuna inanıyorum.

Hepimizi bir kadın dünyaya getirdi.
Erkeği de kadın yetiştirdi.
Devlet adamını da.
Öğretmeni de.
Komutanı da.
Doktoru da.
Çocuk çoğu zaman paylaşmayı, merhameti ve vicdanı ilk kez annesinin yanında öğrenir.

Bulgaristan’ın da bugün böyle bir devlet anlayışına ihtiyacı vardır:
Bir ana gibi kucaklayıcı; bir devlet kadar tarafsız ve adaletli.

Ancak merhamet hukukun yerine geçmemelidir.
Tam tersine devletin merhameti, adaletinin insan yüzü olmalıdır.

BU DEVLETİN ÜVEY EVLADI OLMAMALI

Benim Cumhurbaşkanlığı makamından temel beklentim budur.

Cumhurbaşkanı yalnız kendisine oy verenlerin Cumhurbaşkanı değildir.
Kırcaali’deki Türkün de Cumhurbaşkanıdır.
Sofya’daki Bulgarın da.
Razgrad’daki vatandaşın da.
Rodoplar’daki Pomakın da.
Romanın da.
Müslümanın da.
Hristiyanın da.
Ülkede yaşayanın da, yurt dışında hayat kurmuş Bulgaristan vatandaşının da.
Devletin evlatları arasında üvey evlat olmamalıdır.

Birleştirici Cumhurbaşkanlığı anlayışından kastettiğim tam olarak budur.

DESTEĞİMİZ AÇIK ÇEK DEĞİLDİR

Bu nedenle siyasi desteğin anlamını da yeniden tanımlamalıyız.
Destek, biat değildir.
Destek, eleştiri hakkını teslim etmek değildir.

Destek:
“Ne yaparsan yap arkandayız”
demek hiç değildir.
Bizim anlayışımızda destek, ilkeler üzerinde kurulmuş demokratik bir mutabakattır.

Bugün eşit vatandaşlık diyorsa yarın bunun uygulanıp uygulanmadığını soracağız.

Bugün özgür seçim diyorsa sandığın özgürlüğünü savunup savunmadığını takip edeceğiz.

Bugün yurt dışındaki vatandaşların hakkını koruyorsa yarın da aynı yerde durmasını bekleyeceğiz.

Bugün Türk toplumuna değer veriyorsa seçimden sonra da aynı kapının açık olup olmadığını göreceğiz.

Çünkü demokratik siyasette vatandaşın görevi seçim günü bitmez.
Sandık kapandığında demokratik denetim başlar.

YENİ MODEL: ÖNCE İLKE, SONRA DESTEK, ARDINDAN TAKİP

Bulgaristan Türklerinin bundan sonraki siyasi stratejisini üç aşamalı görüyorum:
Önce ilke. Sonra tercih. Ardından takip.

Eski modelde parti karar verir, yerel yapı duyurur, seçmenden uygulaması beklenirdi.

Yeni demokratik modelde ise vatandaş sorar, aday cevap verir, taahhüt ortaya konur, seçmen karar verir ve seçimden sonra toplum uygulamayı takip eder.

Bu zihniyet değişikliği gerçekleştiğinde Türk seçmenin siyasi ağırlığı azalmaz.

Tam tersine artar.
Çünkü bilinçli seçmen hiçbir partinin cebinde değildir.
Her siyasetçi onun güvenini yeniden kazanmak zorundadır.

BULGARİSTAN–TÜRKİYE İLİŞKİLERİ GELECEĞE BAKMALIDIR

Bir diğer stratejik ölçümüz Türkiye-Bulgaristan ilişkileridir.
Coğrafyayı değiştiremeyiz.
Türkiye ile Bulgaristan komşudur ve komşu kalacaktır.

Tarihimizin zor dönemleri vardır; fakat geleceğimizi yalnız geçmişteki ihtilaflarla inşa edemeyiz.

Ticaret, enerji, ulaştırma, güvenlik, turizm, kültür ve Balkanların istikrarı iki ülkenin karşılıklı saygıya dayalı işbirliğini gerektiriyor.
Bulgaristan Türkleri burada sorun değil, köprü olabilir.

İki ülkeyi birbirinden uzaklaştıran değil, birbirine yaklaştıran bir toplumsal güç olabilir.

Bu potansiyeli doğru kullanmak Bulgaristan’ın da Türkiye’nin de çıkarınadır.

ARTIK SORUMUZ DEĞİŞMELİDİR

Yıllarca:
“Türkler kime oy verecek?”
diye soruldu.
Ben artık sorunun değişmesi gerektiğine inanıyorum:
Korkulardan kurtulmaliyiz.
“Türkler nasıl bir Bulgaristan istiyor?”
İki soru arasında büyük fark vardır.

Birincisi bizi yalnızca oy sayısına indirger.
İkincisi bizi devletin geleceği hakkında söz söyleyen eşit vatandaşlar hâline getirir.

Bizim istediğimiz Bulgaristan açıktır:
Hukukun üstün olduğu,
seçimlerin özgür yapıldığı,
insanların kimlikleri nedeniyle ayrımcılığa uğramadığı,
liyakatli insanların devlet yönetimine katılabildiği,
azınlıkların kültürlerinin korunduğu,
yurt dışındaki vatandaşların unutulmadığı,
Türkiye ile karşılıklı saygıya dayalı ilişkilerin geliştirildiği,

Cumhurbaşkanlığının bütün toplumu kucakladığı demokratik bir Bulgaristan.

KİŞİLER DEĞİŞİR, İLKELER KALIR

36 yılı aşkın siyasi tecrübeden sonra artık daha olgun bir cümle kurmanın zamanıdır.

Geçmişimizi unutmayacağız.
Ama geçmişin korkularıyla yönetilmeyeceğiz.

Kimliğimizden vazgeçmeyeceğiz.
Ama kimliğimizi siyasi esarete de dönüştürmeyeceğiz.

Bir partiden kopup başka bir partinin oy deposu olmayacağız.
Bir lidere kızıp başka bir lidere kayıtsız şartsız teslim olmayacağız.
Kendi aklımızla düşüneceğiz.

İliyana Yotova’yı da bu anlayışla değerlendiriyorum.
Olumlu gördüğümüz adımları söyleyeceğiz.

Eksik gördüklerimizi eleştireceğiz.
Verilen sözlerin takipçisi olacağız.
Çünkü bizim sadakatimiz kişilere değil;
demokrasiye, hukuka, eşit vatandaşlığa ve Bulgaristan’ın ortak geleceğine olmalıdır.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz yeni siyasi anlayışın özeti de budur:

Kişiye bağlılık değil, ilkeye bağlılık.
Peşin teslimiyet değil, demokratik takip.
Oy deposu olmak değil, bilinçli vatandaş olmak.
Ayrışmak değil, eşitlik temelinde birlikte yaşamak.

Bulgaristan hepimizin ortak evidir.
Bu evde Türk de Bulgar da kendisini güvende hissetmelidir.

Bu evin hiçbir evladı üvey olmamalıdır.
Ve Cumhurbaşkanlığı makamında kim oturursa otursun bizim değişmeyecek talebimiz şu olmalıdır:
Adaletli devlet.
Özgür vatandaş.
Eşit hukuk.
Ortak gelecek.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

18 − five =