Bazı geceler vardır; takvim yapraklarında sıradan görünür ama insanın iç dünyasında sessiz bir dönüm noktasına dönüşür. Regaib Kandili, işte bu gecelerden biridir. Ne yalnızca dini bir ritüel, ne de alışkanlıkla tekrarlanan bir gelenek… Regaib, insanın hem Allah katında hem de kendi vicdanında hatırlandığını hissettiği özel bir zaman dilimidir.
“Bol ihsan ve lütuf” anlamına gelen Regaib, sadece gökten rahmetin indiği değil, insanın içine dönmesi için kapıların aralandığı bir gecedir. Günlük hayatın hızı içinde çoğu zaman ihmal edilen kalp, bu gece söz ister. İnsan durur, susar ve kendine şu soruyu sorar: Neredeyim, nereye gidiyorum, neyi kaybettim?
Modern çağ insanı yorgun. Sadece bedenen değil; ruhen de. Görülme, fark edilme ve değerli olma ihtiyacı her zamankinden daha derin. Regaib Kandili, tam da bu noktada güçlü bir hatırlatma yapar: İnsan, yalnızca kalabalıkların değil, Allah’ın da nazarındadır. Kimsenin bilmediği sabırlar, sessizce yapılan iyilikler, içten dökülen dualar boşa gitmez.
Bu gece dua, sadece kelimelerden ibaret değildir. Dua, insanın kendisiyle yüzleşmesidir. Kırdığı kalpleri, ertelediği iyilikleri, unuttuğu şükürleri fark etmesidir. Regaib, geçmişin yüküyle ezilmek yerine, geleceğe yeniden yönelme cesareti sunar. Çünkü bu gece “artık çok geç” diyen iç sese karşı güçlü bir cevaptır.
Regaib aynı zamanda umudun gecesidir. Hayat ne kadar karışık, insan ne kadar yorgun olursa olsun; ilahi rahmetin dışında kalan hiçbir hikâye yoktur. Bazen bir samimi niyet, bir içten “Allah’ım” deyişi, bir ömürlük dönüşümün başlangıcı olabilir.
Bu mübarek gece bize şunu öğretir: İnsanı yücelten, sahip oldukları değil; yöneldiği kapıdır. Eller semaya açıldığında, kalp de hafifler. Belki her şey bir anda düzelmez; ama insan yükleriyle baş edebilecek bir sükûnete kavuşur.
Regaib Kandili, insanın kendini değersiz hissettiği yerde, “sen değerlisin” denilen gecedir. Ve bazen bu hatırlanma duygusu, bir ömrü yeniden ayağa kaldırmaya yeter.
Dualarımız kabul, Regaib Kandilimiz mübarek olsun.