Rafet ULUTÜRK
22 Aralık 1914…
Takvim yapraklarında sıradan bir tarih gibi duran bu gün,
Türk milletinin hafızasında beyaz bir kefene bürünmüş bir destanın başlangıcıdır.
Sarıkamış’ta silahlar düşmandan önce susmuş, mermilerden önce soğuk konuşmuştur.
Eksi derecelerde, imkânsızlıklar içinde, üstünde doğru dürüst bir kaputu bile olmadan yürüyen Mehmetçik; ne geri dönmeyi düşünmüş ne de kaderinden şikâyet etmiştir.
Çünkü onun yüreğinde, ayazdan daha yakıcı bir ateş vardı: vatan ve mukaddesat aşkı.
Onlar, donarak şehit olmayı yenilgi saymadılar.
Çünkü Sarıkamış’ta ölenler, aslında ölmedi.
Onlar; bu toprakların bağımsızlığına, ezanına ve bayrağına hayat verdi.
Bugün sıcak odalarda Sarıkamış’ı anarken, aslında kendi vicdanımızla yüzleşiyoruz.
O gençlerin çoğu, daha sakalı bile terlememişti.
Annesinin elini son kez öpemeden, evladının adını bile bilmeden yola çıktılar.
Arkalarında yarım kalmış hayaller, önlerinde ise tam bir teslimiyet vardı.
Sarıkamış Harekâtı, sadece bir askerî operasyon değildir.
O; ihmalin, yanlış planlamanın ve çaresizliğin ağır bedelidir.
Ama aynı zamanda, Türk askerinin şartlar ne olursa olsun vazgeçmeyen ruhunun adıdır.
Bu yüzden Sarıkamış, yalnızca bir acı değil; aynı zamanda bir ibret levhasıdır.
Unutulursa, sadece şehitler değil; onların uğruna can verdiği değerler de yavaş yavaş kaybolur.
22 Aralık 1914’te Sarıkamış’ta, yüreklerindeki vatan ve mukaddesat aşkıyla şehit olan
kahraman Mehmetçiklerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyorum.
Yüce Allah, bize bu kutlu vatanı yurt kılmak için canından geçen tüm şehitlerimizden gani gani razı olsun.
Sarıkamış’ı hatırlamak;
sadece karı, soğuğu ve ölümü değil,
emaneti hatırlamaktır.