Türk Olmak Bir Kimlik, Müslüman Olmak Bir İnançtır; İkisinin Hakkını Vermek İse İnsanlığa Karşı Tarihî Bir Sorumluluktur
Dünya değişiyor.
Hem de insanlık tarihinin en büyük dönüşümlerinden birinin eşiğinde bulunuyoruz.
Devletlerin güç dengeleri değişiyor. Ekonomik sistemler yeniden şekilleniyor. Yapay zekâ insan hayatının her alanına giriyor. Teknoloji sınırları ortadan kaldırırken insanlık, belki de hiç olmadığı kadar büyük bir ahlak ve vicdan sınavından geçiyor.
Dünyanın her köşesinde yeni bir düzenin arayışı var.
Fakat herkes yeni dünyanın teknolojisini, ekonomisini, ordularını ve siyasi gücünü konuşurken çok önemli bir soruyu ihmal ediyor:
Bu yeni dünyada nasıl insanlar yaşayacak?
Daha zengin ama daha mutsuz insanlar mı?
Daha bilgili ama daha vicdansız insanlar mı?
Daha güçlü ama daha merhametsiz yöneticiler mi?
Yoksa bilgiyi ahlakla, gücü adaletle, zenginliği paylaşmayla ve teknolojiyi insanlıkla buluşturan yeni bir nesil mi?
İşte bugün Türk dünyasının ve Müslüman toplumların üzerinde düşünmesi gereken en büyük mesele budur.
Ben inanıyorum ki Türk milletinin tarihî devlet tecrübesiyle İslam’ın güzel ahlak anlayışını birleştiren, bilime açık, vicdan sahibi ve insanlığa hizmet etmeyi hayatının amacı kabul eden bir nesil, yeni dünyanın şekillenmesine büyük katkılar sağlayabilir.
Ancak bunun için geçmişle övünmeyi bırakıp geleceği inşa etmeye başlamalıyız.
Çünkü yeni dünya düzeninde yer almak isteyenler, önce o dünyaya yakışacak insanları yetiştirmek zorundadır.
Tarihimiz Büyük, Peki Geleceğimizi Kim İnşa Edecek?
Biz Türkler tarih boyunca büyük devletler kurduk.
Asya bozkırlarından Anadolu’ya, Balkanlar’dan Kafkasya’ya kadar geniş coğrafyalarda yaşadık.
Farklı milletlerle karşılaştık. Farklı dinlerle, kültürlerle ve medeniyetlerle etkileşim içinde olduk.
Göktürklerden Selçuklulara, Osmanlılardan Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar uzanan tarihimizde devlet kurma, teşkilatlanma, mücadele etme ve yeniden ayağa kalkma konusunda büyük tecrübeler kazandık.
Fakat bugün kendimize çok önemli bir soru sormamız gerekiyor:
Atalarımızın kurduğu devletlerle övünürken, onların sahip olduğu çalışma disiplinini, bilgiye verdiği değeri ve sorumluluk anlayışını çocuklarımıza ne kadar aktarabiliyoruz?
Fatih Sultan Mehmet’i anlatıyoruz.
Ama onun ilme, teknolojiye ve farklı kültürleri tanımaya verdiği önemi yeterince öğretiyor muyuz?
Mimar Sinan’ın eserleriyle gurur duyuyoruz.
Ama onun mühendislik anlayışını, sabrını, estetik düşüncesini ve çalışma disiplinini gençlerimize örnek gösterebiliyor muyuz?
Yusuf Has Hacib’i, Ahmed Yesevî’yi, Yunus Emre’yi ve Mevlânâ’yı anıyoruz.
Ama onların adalet, hikmet, insan sevgisi ve ahlak üzerine bıraktığı mirası bugünün hayatına taşıyabiliyor muyuz?
Tarih yalnızca hatırlanmak için değildir.
Tarih, geleceği inşa etmek için öğrenilir.
Bir millet geçmişinin büyüklüğünü sürekli anlatabilir. Fakat kendi çağının ihtiyaçlarına cevap verecek insanları yetiştiremiyorsa, o büyüklük yalnızca hatıralarda kalır.
Biz geçmişin kahramanlarını anlatırken geleceğin kahramanlarını yetiştirmeyi unutmamalıyız.
Müslümanlığın En Büyük Meselesi: İnancı Ahlaka Dönüştürebilmek
İslamiyet bize adaleti öğütledi.
Merhameti öğütledi.
Kul hakkını korumayı öğütledi.
Emanete sadakati, doğruluğu, yardımlaşmayı ve insan onurunu korumayı öğütledi.
Peki bugün bu değerleri ne kadar yaşayabiliyoruz?
Müslüman toplumların camileri var.
Üniversiteleri var.
Vakıfları, dernekleri, dinî kurumları var.
Milyonlarca kitap basılıyor. Binlerce konferans düzenleniyor. Televizyonlarda saatlerce din anlatılıyor.
Fakat bütün bunların sonunda kendimize şu soruyu sormalıyız:
Dünyaya örnek gösterebileceğimiz güzel ahlak sahibi insanları yeterince yetiştirebildik mi?
Elbette yetiştirdik.
Dürüst bilim insanlarımız, fedakâr öğretmenlerimiz, merhametli doktorlarımız, adaletli yöneticilerimiz ve sessizce iyilik yapan milyonlarca insanımız var.
Ama bunların sayısını, görünürlüğünü ve toplum üzerindeki etkisini artırmak zorundayız.
Çünkü Müslümanlık yalnızca bir kimlik beyanı değildir.
Müslümanlık, insanın davranışlarında görünmesi gereken ahlaki bir sorumluluktur.
Bir insan namaz kılıyor ama ticaretinde hile yapıyorsa burada ciddi bir çelişki vardır.
Bir insan dinî bilgiler anlatıyor ama komşusunun hakkını yiyorsa anlattığı değerleri hayatına taşıyamamış demektir.
Bir insan merhametten söz ediyor ama kendisinden farklı düşünen insanlara haksızlık yapıyorsa kendi ahlakını sorgulamalıdır.
İslam’ın güzel ahlakını dünyaya anlatmak istiyorsak önce onu hayatımızda göstermeliyiz.
Çünkü bazen dürüst bir Müslümanın tek davranışı, yüzlerce konuşmadan daha etkili olabilir.
Türk’ün Töresi, İslam’ın Ahlakı: Yeni Dünyaya Sunulabilecek Büyük Bir Birikim
Türk tarihindeki töre anlayışı; toplum düzeni, sorumluluk, dayanışma ve adalet düşüncesi bakımından önemli bir mirastır.
İslam ise bu ahlaki sorumluluğu evrensel ilkelerle güçlendirmiştir.
Türk-İslam medeniyetinin tarihî gelişiminde bu iki birikimin karşılaşması önemli bir rol oynamıştır.
Fakat bu mirası bugüne taşırken bir gerçeği unutmamalıyız:
Türk olmak, başka milletlerden üstün olduğunu iddia etmek değildir.
Müslüman olmak, başka inanç sahiplerinin haklarını görmezden gelmek değildir.
Kendi kimliğine güvenen insan, başkasının kimliğinden korkmaz.
İnancını bilinçle yaşayan insan, adaletin yalnızca kendisi için değil herkes için gerekli olduğunu bilir.
İşte bizim yetiştirmek istediğimiz nesil bu anlayışa sahip olmalıdır.
Öyle bir Türk-Müslüman genç yetiştirmeliyiz ki;
Türklüğünü bir üstünlük iddiası değil, tarihî ve kültürel sorumluluk olarak görsün.
Müslümanlığını yalnızca sözle değil, güzel ahlakla yaşasın.
Gücü elde ettiğinde adaletten ayrılmasın.
Zenginleştiğinde yoksulu unutmasın.
Bilgi sahibi olduğunda kibirlenmesin.
Farklı kültürlerle karşılaştığında kendi değerlerini korurken başkalarının onuruna da saygı göstersin.
Yeni dünyaya sunabileceğimiz en büyük değerlerden biri, kimliğine bağlı ama insanlığa açık, inançlı ama adaletten ayrılmayan, güçlü ama merhametli insan modelidir.
Dünyanın Her Şeyi Var, Ama İnsanlık Hâlâ Güzel Ahlakı Arıyor
Bugün dünyanın teknolojisi var.
Sermayesi var.
Büyük üniversiteleri var.
Gelişmiş hastaneleri var.
Güçlü orduları var.
Uzaya gönderdiği araçları var.
Fakat bütün bu gelişmelere rağmen savaşlar, yoksulluk, sömürü, ayrımcılık ve adaletsizlik devam ediyor.
Demek ki yalnızca teknolojik ilerleme, insanlığın bütün sorunlarını çözmeye yetmiyor.
Bilgi önemlidir ama bilginin hangi amaçla kullanıldığı da önemlidir.
Güç önemlidir ama gücün kimin yararına kullanıldığı da önemlidir.
Zenginlik önemlidir ama o zenginliğin nasıl kazanıldığı ve nasıl paylaşıldığı da önemlidir.
İşte bu noktada yeni dünyanın en önemli meselelerinden biri ortaya çıkıyor:
İnsanlık teknoloji üretirken ahlakı da geliştirebilecek mi?
Bir gün yapay zekâ birçok mesleğin çalışma biçimini değiştirebilir.
Robotlar fabrikaları yönetebilir.
Dijital sistemler ekonominin önemli bir bölümünü şekillendirebilir.
Ama bir yetimin hakkını koruyacak adalet anlayışını, bir annenin gözyaşına değer verecek merhameti ve insanın onurunu savunacak vicdanı toplumsal hayatın merkezine yerleştirmek yine insanların sorumluluğundadır.
Bu nedenle bizim yetiştireceğimiz gençler yalnızca teknoloji kullanmayı öğrenmemelidir.
Teknolojiyi insanlığın yararına kullanmanın sorumluluğunu da öğrenmelidir.
Yeni Dünya Düzeninde En Büyük Güç, Yetiştirilmiş İnsan Gücü Olacaktır
Geleceğin dünyasında yalnızca petrolü, doğal gazı, toprağı veya büyük orduları olan devletler değil; bilgiyi üreten, teknolojiyi geliştiren ve kurumlarına güven duyulan toplumlar da önemli bir konuma sahip olacaktır.
Bu nedenle bir ülkenin en büyük stratejik yatırımlarından biri insan yetiştirmektir.
Bir mühendis yetiştirmek önemlidir.
Ama dürüst bir mühendis yetiştirmek daha büyük bir toplumsal kazanımdır.
Bir doktor yetiştirmek önemlidir.
Ama mesleğini insan sevgisiyle yapan bir doktor yetiştirmek daha değerlidir.
Bir devlet adamı yetiştirmek önemlidir.
Ama makamını kişisel çıkarları için değil, halkın yararına kullanan bir devlet adamı yetiştirmek toplumun geleceğini etkiler.
Bir bilim insanı yetiştirmek önemlidir.
Ama buluşlarını insanlığın yararına kullanmayı düşünen bir bilim insanı yetiştirmek medeniyete katkıdır.
Bizim hedefimiz yalnızca başarılı gençler değil, başarısını ahlakla birleştiren gençler yetiştirmek olmalıdır.
Çünkü bilgi ile ahlak birbirinden ayrıldığında ortaya büyük tehlikeler çıkabilir.
Bilgili ama vicdansız insan, sahip olduğu bilgiyi başkalarına zarar vermek için kullanabilir.
Güçlü ama adaletsiz yönetici, elindeki yetkiyi baskı aracına dönüştürebilir.
Zengin ama sorumsuz insan, ekonomik gücünü toplumun zararına kullanabilir.
Bu nedenle geleceğin eğitim anlayışı yalnızca meslek kazandırmaya değil, karakter geliştirmeye de odaklanmalıdır.
Balkan Türklerinin Tarihinden Çıkan Ders: Kimlik, İnanç ve İnsan Onuru
Biz Balkan Türkleri kimliğin, dilin ve inancın ne kadar önemli olduğunu tarihimizin acı dönemlerinde öğrendik.
Bulgaristan’da isimlerimizin değiştirilmek istendiği günleri yaşadık.
Dilimizin ve kültürümüzün baskı altında kaldığı dönemleri gördük.
İnancımızı özgürce yaşamak için mücadele ettik.
1989 yılında yüz binlerce insanın evini, köyünü, hatıralarını ve sevdiklerini geride bırakarak Türkiye’ye göç etmek zorunda kaldığı tarihî acıları unutmadık.
Fakat bütün bu yaşananlardan çıkaracağımız ders yalnızca geçmişin acılarını hatırlamak olmamalıdır.
Biz kendi kimliğimizin değerini öğrendiysek başkalarının kimliğine de saygı göstermeliyiz.
Kendi dilimizi korumak için mücadele ettiysek başkalarının da ana dilini yaşatma hakkını savunmalıyız.
Kendi inancımızı özgürce yaşamak istiyorsak herkesin vicdan özgürlüğünü önemsemeliyiz.
Çünkü adalet yalnızca kendimiz için istediğimizde değil, başkaları için de savunduğumuzda gerçek anlamını bulur.
Bu tarihî tecrübe, yeni nesillere aktarılması gereken çok değerli bir mirastır.
Biz çocuklarımıza yalnızca nasıl acı çektiğimizi değil, o acılardan nasıl insanlık dersleri çıkardığımızı da öğretmeliyiz.
Bir Örnek Türk-Müslüman Genç, Binlerce İnsanın Düşüncesini Değiştirebilir
Bir genç düşünün.
Almanya’da mühendis olarak çalışıyor.
İşini en iyi şekilde yapıyor.
Kimseyi aldatmıyor.
Verdiği sözü tutuyor.
İnsanlara dinine, diline veya milliyetine göre farklı davranmıyor.
Bir başka genç düşünün.
Londra’da doktor olmuş.
Hastalarına merhametle yaklaşıyor.
Bilimsel gelişmeleri takip ediyor.
Mesleğini yalnızca kazanç kapısı olarak görmüyor.
Bir başka genç düşünün.
Amerika’da yapay zekâ üzerine araştırma yapıyor.
Geliştirdiği teknolojinin insan haklarına ve toplumsal adalete katkıda bulunması için çalışıyor.
Bir başka genç Balkanlar’da yaşıyor.
Türkçesini koruyor.
Müslüman kimliğini yaşıyor.
Bulgar komşusuyla, Hristiyan arkadaşıyla, farklı kültürlerden insanlarla barış içinde çalışıyor.
İşte böyle gençler yetiştirebilirsek, kimliğimizi ve inancımızı yalnızca sözlerle değil, davranışlarımızla da temsil etmiş oluruz.
Dünyanın her yerinde güvenilir, bilgili, çalışkan ve merhametli Türk-Müslüman gençlerin bulunması, toplumlarımız için büyük bir manevi ve kültürel kazanım olacaktır.
Ancak bunu kendiliğinden gerçekleşecek bir hayal olarak görmemeliyiz.
Bu gençleri yetiştirmek için çalışmalıyız.
Artık Bir Nesil Yetiştirme Seferberliği Başlatmalıyız
Bugün Türk dünyasının önünde tarihî bir fırsat bulunmaktadır.
Türkiye’de, Azerbaycan’da, Kazakistan’da, Kırgızistan’da, Özbekistan’da, Türkmenistan’da, Balkanlar’da ve Avrupa’daki Türk topluluklarında milyonlarca genç yaşıyor.
Bu gençlerin her biri büyük bir potansiyel taşıyor.
Fakat potansiyel, eğitim ve emek olmadan kendiliğinden başarıya dönüşmez.
Bu nedenle ailelerin, eğitim kurumlarının, üniversitelerin, iş dünyasının ve sivil toplum kuruluşlarının birlikte çalışacağı uzun vadeli bir gençlik programına ihtiyaç vardır.
Ben bu çalışmanın adının Türk-Müslüman Güzel Ahlak ve Gelecek Nesiller Seferberliği olmasını öneriyorum.
Bu seferberliğin amacı yalnızca tarihini bilen gençler yetiştirmek olmamalıdır.
Aynı zamanda geleceği anlayan, bilim üreten, insanlığa hizmet eden ve güzel ahlakıyla örnek olan gençler yetiştirilmelidir.
Programın temelinde beş ana hedef bulunmalıdır:
Birinci hedef: Kimlik ve tarih bilinci. Gençler kendi tarihlerini, kültürlerini, dillerini ve medeniyet birikimlerini öğrenmelidir.
İkinci hedef: İnanç ve güzel ahlak. Gençler doğruluk, merhamet, kul hakkı, emanete sadakat, adalet ve sorumluluk gibi değerleri günlük hayatlarında uygulamayı öğrenmelidir.
Üçüncü hedef: Bilim ve teknoloji. Gençler matematik, mühendislik, yapay zekâ, sağlık bilimleri ve yeni teknolojiler alanında desteklenmelidir.
Dördüncü hedef: Dünya ile iletişim. Gençler yabancı diller öğrenmeli, farklı kültürleri tanımalı ve uluslararası ortamlarda kendilerini ifade edebilmelidir.
Beşinci hedef: İnsanlığa hizmet. Her genç, eğitiminin bir parçası olarak toplumsal yarar sağlayan bir projede sorumluluk üstlenmelidir.
Bütün bunlar bir araya geldiğinde yalnızca diplomalı değil, donanımlı ve sorumluluk sahibi insanlar yetiştirebiliriz.
İlk Adım: 100 Örnek Genç, Ardından Binlerce Gönül Elçisi
Büyük hedefler küçük ama kararlı adımlarla başlar.
Neden bugün 100 gençle başlamayalım?
Türkiye’den, Balkanlar’dan, Orta Asya’dan ve Avrupa’daki Türk topluluklarından seçilecek gönüllü gençlerle bir eğitim ve gelişim programı oluşturulabilir.
Bu gençlere akademisyenler, bilim insanları, öğretmenler, girişimciler ve alanında başarılı meslek sahipleri rehberlik edebilir.
Gençler bir yıl boyunca tarih, kültür, ahlak, bilim, teknoloji, iletişim ve sosyal sorumluluk alanlarında eğitim alabilir.
Her katılımcı bir toplumsal fayda projesi hazırlayabilir.
Her genç bir başka gence rehberlik edebilir.
Her mezun, öğrendiklerini kendi çevresindeki gençlerle paylaşabilir.
Böylece ilk 100 genç yalnızca bir programın katılımcısı değil, yeni bir eğitim ve dayanışma ağının öncüleri olabilir.
Elbette böyle bir çalışmanın başarısı yalnızca katılımcı sayısıyla ölçülmemelidir.
Gençlerin ürettikleri projeler, geliştirdikleri beceriler, eğitimlerine devam etme oranları ve topluma sağladıkları katkılar düzenli olarak değerlendirilmelidir.
Bizim amacımız bir nesli sloganlarla yetiştirmek değil, bilgiyle, emekle ve güzel ahlakla donatmaktır.
Anneler ve Öğretmenler: Yeni Dünyanın İlk Mimarları Sizlersiniz
Bir çocuğun karakteri yalnızca okulda oluşmaz.
Evde başlar.
Annesinin davranışlarında şekillenir.
Babasının sözlerinde gelişir.
Öğretmeninin adaletinde güçlenir.
Çevresindeki insanların örnekleriyle olgunlaşır.
Bu nedenle yeni nesil yetiştirme seferberliğinin ilk adımı ailelerden başlamalıdır.
Çocuklarımızın dürüst olmasını istiyorsak önce biz dürüst olmalıyız.
Onların kitap okumasını istiyorsak önce biz okumalıyız.
Onların insanlara saygı göstermesini istiyorsak önce biz saygılı davranmalıyız.
Onların çalışkan olmasını istiyorsak önce biz çalışmanın değerini göstermeliyiz.
Çünkü çocuklar yalnızca söylenenleri değil, yaşananları da öğrenir.
Bir annenin fedakârlığı, bir babanın dürüstlüğü ve bir öğretmenin adaleti bazen bütün kitaplardan daha güçlü bir eğitim olabilir.
Özellikle Türk dünyasının kadınlarının tarih boyunca aileyi, dili ve kültürü korumakta üstlendikleri rol unutulmamalıdır.
Balkanlar’da kimliğini koruyan annelerimiz, göç yollarında ailesini ayakta tutan kadınlarımız ve yeni ülkelerinde çalışarak çocuklarını okutan annelerimiz bu konuda çok değerli örneklerdir.
Ancak yeni nesil yetiştirme sorumluluğunu yalnızca kadınlara yükleyemeyiz.
Babalar, öğretmenler, kurumlar ve toplumun bütün kesimleri bu sorumluluğu paylaşmalıdır.
Dünyayı Yönetmekten Önce Dünyaya Örnek Olmayı Öğrenmeliyiz
Bugün herkes yeni dünya düzenini konuşuyor.
Kim güçlü olacak?
Kim dünyayı yönetecek?
Hangi devletler öne çıkacak?
Hangi teknolojiler geleceği belirleyecek?
Fakat ben başka bir sorunun daha önemli olduğunu düşünüyorum:
Dünyaya kim güzel ahlakıyla örnek olacak?
Çünkü dünya yalnızca güçlü devletlerin değil, güvenilir insanların da varlığına ihtiyaç duyuyor.
Bir milletin itibarı yalnızca askerî veya ekonomik gücünden doğmaz.
O milletin insanlarının dünyanın farklı yerlerinde bıraktığı izlenim de önemlidir.
Bir Türk iş insanı dürüstlüğüyle tanınıyorsa bu yalnızca kendisinin başarısı değildir.
Bir Türk doktor merhametiyle örnek oluyorsa bu yalnızca mesleki başarısı değildir.
Bir Türk bilim insanı insanlığa yararlı bir buluş gerçekleştiriyorsa bu yalnızca kişisel başarısı değildir.
Bunların her biri toplumumuzun dünyaya sunduğu değerlerin görünür hâle gelmesidir.
İşte bizim hedefimiz böyle bir insanlık mirası oluşturmak olmalıdır.
Dünyaya güzel ahlakı anlatmanın en güçlü yolu, güzel ahlakı yaşayan insanlar yetiştirmektir.
Stratejik Bakış: Gelecek Yirmi Yılı Bugünden Planlamalıyız
Bir milletin geleceği yalnızca seçim dönemleriyle, kısa vadeli ekonomik kararlarla veya günlük siyasi tartışmalarla şekillenmez.
Gerçek gelecek, uzun vadeli insan yetiştirme politikalarıyla kurulur.
Bugün on yaşında olan bir çocuk, yirmi yıl sonra otuz yaşında olacaktır.
O gün bir öğretmen, mühendis, doktor, girişimci, akademisyen veya kamu yöneticisi olabilir.
İşte bugün o çocuğa verdiğimiz eğitim, yirmi yıl sonraki toplumun niteliğini belirleyen unsurlardan biri olacaktır.
Bu nedenle Türk dünyasının ve Müslüman toplumların önünde uzun vadeli bir insan yetiştirme stratejisi bulunmalıdır.
İlk beş yılda eğitim programları ve örnek gençlik merkezleri kurulabilir.
İkinci beş yılda üniversiteler, araştırma kurumları ve sivil toplum kuruluşları arasında uluslararası iş birlikleri geliştirilebilir.
Üçüncü beş yılda bilim, teknoloji, kültür ve sosyal sorumluluk alanlarında ortak projeler yaygınlaştırılabilir.
Dördüncü beş yılda ise yetiştirilen gençlerin yeni nesillere rehberlik ettiği sürdürülebilir bir eğitim ağı oluşturulabilir.
Bu yaklaşımın temelinde tek bir düşünce bulunmalıdır:
İnsana yapılan yatırım, bir medeniyetin geleceğine yapılan yatırımdır.
Bizim Aradığımız Gençlik Nasıl Bir Gençliktir?
Biz öyle bir gençlik yetiştirmeliyiz ki;
Türk olduğunu bilsin ama başka milletlere saygı göstersin.
Müslüman olduğunu bilsin ama inancını başkalarına karşı üstünlük taslama aracı hâline getirmesin.
Tarihinden gurur duysun ama tarihin hatalarından da ders çıkarsın.
Bilim öğrensin ama vicdanını kaybetmesin.
Zenginleşsin ama yoksulu unutmasın.
Güçlensin ama güçsüzü ezmesin.
Başarılı olsun ama kibirlenmesin.
Dünyayı tanısın ama köklerinden kopmasın.
İnancını yaşasın ama insanlara karşı merhametini kaybetmesin.
Kendi toplumuna hizmet etsin ama bütün insanlığın ortak sorunlarına da duyarlı olsun.
İşte benim hayalimdeki Türk-Müslüman gençliği budur.
Böyle bir nesil yetiştirebilirsek, yalnızca kendi toplumlarımız için değil, dünyanın geleceği için de değerli bir katkı sağlamış oluruz.
BİR ÖRNEK İNSAN DÜNYAYI DEĞİŞTİREBİLİR!
Ey Türk dünyasının anneleri, babaları, öğretmenleri, akademisyenleri, iş insanları ve gençleri!
Artık yeni bir dönemin kapısındayız.
Geçmişimizden aldığımız büyük bir miras var.
Tarihimizden öğrendiğimiz büyük dersler var.
İnancımızın bize hatırlattığı büyük sorumluluklar var.
Fakat bütün bunları geleceğe taşıyacak insanları yetiştiremezsek elimizde yalnızca hatıralar kalacaktır.
Bir gün çocuklarımız bize soracak:
“Dünya değişirken siz ne yaptınız?”
“Yeni teknolojiler gelişirken bizi nasıl hazırladınız?”
“İnsanlık yeni sorunlarla karşılaşırken bize hangi değerleri öğrettiniz?”
“Bize yalnızca geçmişin kahramanlarını mı anlattınız, yoksa kendi çağımızın sorunlarını çözebilecek bilgi ve cesareti de verdiniz mi?”
İşte o gün başımız dik cevap verebilmek için bugün çalışmaya başlamalıyız.
Bir çocuğa kitap verelim.
Bir gence burs sağlayalım.
Bir öğrenciye bilim öğretelim.
Bir gencin yabancı dil öğrenmesine yardımcı olalım.
Bir çocuğa doğruluğu anlatalım.
Bir gence adaletin önemini gösterelim.
Bir öğrencinin hayalini gerçekleştirmesine destek olalım.
Ama bütün bunlardan önce kendi hayatımızla örnek olalım.
Çünkü güzel ahlak yalnızca anlatılarak değil, yaşanarak öğrenilir.
Ben inanıyorum ki Türk kimliğinin tarihî sorumluluğunu ve İslam’ın güzel ahlak anlayışını bir araya getiren, bilimle donanmış ve insanlığa hizmet etmeyi amaç edinmiş bir gençlik, yeni dünyanın inşasında önemli bir rol üstlenebilir.
Bunun için ne başka milletleri küçümsememize ne de dünyadan kopmamıza gerek vardır.
Tam tersine, kendi değerlerimize sahip çıkarak dünyayı tanımamız, öğrenmemiz, üretmemiz ve insanlığa katkı sunmamız gerekir.
Bir Türk-Müslüman genç yetiştirelim ki bilgisiyle dünyayı aydınlatsın.
Bir Türk-Müslüman genç yetiştirelim ki dürüstlüğüyle insanlara güven versin.
Bir Türk-Müslüman genç yetiştirelim ki merhametiyle mazlumun yanında olsun.
Bir Türk-Müslüman genç yetiştirelim ki gücünü adalet için kullansın.
Bir Türk-Müslüman genç yetiştirelim ki kimliğini korurken bütün insanlığın onurunu savunsun.
Ve unutmayalım:
Bir insan bir aileyi değiştirebilir.
Bir aile bir mahalleyi değiştirebilir.
Bir öğretmen bir neslin hayatına dokunabilir.
Bir nesil bir milletin geleceğini değiştirebilir.
Güzel ahlakla, bilimle ve sorumlulukla yetişmiş bir nesil ise insanlığın geleceğine büyük katkılar sağlayabilir.
Türk olmak bir kimliktir.
Müslüman olmak bir inançtır.
Türk ve Müslüman olmanın hakkını vermek ise bu iki değeri insanlığa hizmet eden bir karakterde buluşturmaktır.
Bugün çocuklarımızı yetiştirelim ki yarın dünyanın neresine giderlerse gitsinler kendilerini yalnızca sözleriyle değil, davranışlarıyla tanıtsınlar.
Öyle bir nesil yetiştirelim ki insanlar onların kim olduğunu sormadan önce güvenilir olduklarını görsün.
Öyle bir nesil yetiştirelim ki İslam’ın güzel ahlakını yalnızca kitaplarda okumakla kalmasın, onların hayatında da görebilsin.
Öyle bir nesil yetiştirelim ki Türk milletinin tarihî birikimini geçmişin hatırası olarak değil, geleceğin sorumluluğu olarak taşısın.
Çünkü yeni dünya düzenini yalnızca güçlü devletler değil, yetişmiş insanlar da şekillendirecektir.
Ve bizim bugün vereceğimiz en büyük karar şudur:
Yeni dünyayı bekleyen bir nesil mi olacağız, yoksa yeni dünyaya adalet, bilim, merhamet ve güzel ahlak kazandıracak nesli mi yetiştireceğiz?
Ben ikinci yolu seçmemiz gerektiğine inanıyorum.
Çünkü geleceğin dünyasına bırakabileceğimiz en büyük miras, yalnızca inşa ettiğimiz binalar, kurduğumuz kurumlar veya kazandığımız servetler değildir.
En büyük mirasımız, yetiştirdiğimiz iyi insanlardır.
Bugün başlayalım.
Bir gençle başlayalım.
Bir sınıfla başlayalım.
Bir aileyle başlayalım.
Bir gönüllüyle başlayalım.
Ama mutlaka başlayalım!
Çünkü dünya yeni bir düzene hazırlanırken bizim görevimiz, o düzene güzel ahlakıyla örnek olacak Türk-Müslüman neslini bugünden yetiştirmektir.
Yolumuz ilim, rehberimiz güzel ahlak, gücümüz adalet, hedefimiz insanlığa hizmet olsun!
Rafet ULUTÜRK
BULTÜRK Genel Başkanı
29 Ekim 2026