Rafet ULUTÜRK
15 Temmuz…
Bu tarih, bir takvim yaprağından çok daha fazlasıdır.
Bu tarih, milletin kendi kaderine sahip çıktığı, ihanetin zincirlerini kırdığı ve tarihin yönünü değiştirdiği bir diriliş gecesidir.
Dünyada bazı tarihler vardır; sadece bir milletin değil, tüm insanlığın hafızasına kazınır.
15 Temmuz 2016, işte böyle bir gecedir.
O gece, sadece bir darbe girişimi değil, yüzyıllık vesayet planı bozguna uğratıldı.
Çıplak eller tankların önünde durdu, göğüsler kurşunlara siper oldu, irade ihanete karşı dimdik ayakta durdu.
Ve dünya bir şeyi ilk defa gördü:
Halk, devleti korumak için sokağa inmişti.
Birilerinin hâlâ anlamadığı, hatta alay ettiği bir sahne var:
“Uçağa kafa atan halk…”
Evet, biz buyuz!
Biz sadece direnen değil, gerektiğinde devleti kuran; bozulursa yeniden yapan; tarihe yön veren aziz bir milletiz.
Biz, “Devletin sahibi millettir” sözünü sadece anayasa kitapçığına değil, sokağın taşına, tankın önüne, tarih sayfasına kendi kanımızla yazan bir milletiz.
O gece sadece bir kalkışma bastırılmadı…
Halk, küresel vesayet düzenine, NATO planlarına, FETÖ eliyle yürütülen işgal senaryosuna “YETER!” dedi.
Sadece bir hükümete değil; bir milletin varlığına kasteden karanlık güçlere karşı ayağa kalktı.
Ve unutulmaz sahneler yaşandı o gece:
Makamında oturan ve “Sizi burada koruyamayız” sözlerine,
“O zaman şehit oluruz” diyerek karşılık veren MHP Lideri Devlet Bahçeli,vmilletin gözünde bir kararlılığın sembolü oldu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Beni buraya halk getirdi, ancak halk götürür” diyerek halkın arasına İstanbul’a indi.
“Cumhurbaşkanı milleti sokaklara inin” dedi ve halkı sokaklara çıktı.
Milletin lideriyle birleştiği o an, tarihin dönüm noktasıydı.
İşte bu yüzden 15 Temmuz, sadece bir gece değil;
Türkiye’nin yeniden doğduğu bir milattır.
1950’den bu yana ilk kez halk, kurşunlara rağmen “Yeter artık!” diye haykırdı. Tarihimi kanımla ben yazarım dedi.
“Yeter, sizin yazdığınız tarih!
Bu defa biz yazacağız!” dedi.
Ve o gece kalem halkın eline geçti.
Tarihi yeniden yazmaya başladık.
Korkmadan, çekinmeden…
Tankların altına yatan, sela ile dirilen bir halk olduk.
15 Temmuz sadece bir direniş değil, bir uyanıştır.
Türkiye, kendi milletine yaslanan, kendi göğsüyle kendini savunan bir ülke olarak yepyeni bir yüzyıla yürümeye başladı.
Adını koyduk: Türkiye Yüzyılı.
O geceden sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmadı.
Çünkü biz sadece bir darbeyi değil, yüzyıllık prangaları da yırtıp attık.
Ayağa kalktık.
Sadece kalkmakla kalmadık, yürümeye başladık.
Şimdi koşuyoruz.
Koşuyoruz, çünkü biliyoruz:
Dünya yeniden kurulacaksa,
Bu adaletle kurulmalı.
Mazlumlar için kurulmalı.
İnsanlık onuruyla kurulmalı.
Ve o inşanın öncüsü Türkiye olacak!
Bir zamanlar “hasta adam” dedikleri Türkiye,
Artık dünyanın nabzını tutan lider ülke konumuna geldi.
Ortadoğu’da, Afrika’da, Asya’da, Balkanlar hatta Avrupa’da bir adım atılacaksa, önce Türkiye’nin duruşuna bakılıyor.
Çünkü Türkiye artık susmayan, yön veren, oyun kuran bir devlettir.
Ve evet…
Biz geliyoruz!
Sessizlerin sesi, mazlumların umudu, zalimlerin korkusu olarak geliyoruz.
Adım adım, sabırla, planla…
Bir çağın kapanıp yeni bir çağın açıldığı bu yolda yürümeye devam ediyoruz.
Bu millet susturulamaz.
Bu yürüyüş durmaz.
Bu kervan geri dönmez.
Çünkü Türk Milleti, sıradan bir millet değil,
Tarihin yükünü taşıyan özel bir millettir.
Bugün Ortadoğu’da halklar, Türkiye’nin sesiyle yeniden ayağa kalkıyor.
Türk Milleti sadece kendisi için değil, tüm insanlık için yürümeye devam ediyor.
Ve unutmayın:
Zaferin adı Türkiye’dir, çünkü geleceğin adı da Türkiye’dir!
Bu yüzyıl bizim Türk’ün yüzyılımızdır.
Adaletin, direnişin, yeniden dirilişin yüzyılı…
Türkiye Yüzyılı başlıyor…
