Yazan: Rafet ULUTÜRK
Hırsızlık denince akla genelde para, mal ya da mülk gelir. Oysa bugünün dünyasında en büyük hırsızlık, kimsenin farkına varmadığı bir yerden yapılıyor: ZAMAN. Ve bu öyle bir suç ki, ne affı var ne de telafisi.
Bir eşya çalınabilir, yerine konur. Para gider, tekrar kazanılır. Ama zaman çalındığında geri alınamaz. Bu yüzden zaman hırsızlığı günahların en büyüğüdür. Çünkü bir saniye bile geri dönmez, bir an bir daha yaşanmaz.
Modern çağın hırsızları maske takmıyor. Ellerinde silah yok. Bildirimlerle, sonsuz ekranlarla, boş tartışmalarla, bitmeyen toplantılarla ya da anlamsız meşguliyetlerle hayatımızdan saatleri çalıyorlar. Ve en kötüsü… biz de buna izin veriyoruz.
Toplum, meşgul olmayı üretkenlik sanıyor. “Çok yoğunum” demek bir övünç ifadesine dönüşmüş durumda. Oysa çoğu zaman, kendi önceliklerimizi değil, başkalarının gündemlerini yaşıyoruz. Kendi zamanımızın efendisi değil, kiracısıyız.
Zaman hırsızlığı sadece başkalarına değil, kendimize karşı da işlediğimiz bir suçtur. Çünkü zaman, yaşamın ta kendisidir. Onu boşa harcamak, aslında kendi hayatımızdan çalmaktır.
Belki de en büyük direniş, bu sessiz hırsızlara “dur” diyebilmektir. Gereksiz olanı reddetmek, değerli olanı korumaktır. Çünkü bir gün geriye dönüp baktığımızda, kaybolan yılları değil; çalınan zamanı hatırlayacağız.