8 MART KADINLAR GÜNÜ

Son 6 bin yıldır ATAERKİL düzene geçen insanoğlu, milyonlarca yıl ANAERKİL topluluklarda yaşamını sürdürdüğü tarih kayıtlarında mevcuttur. Hala yakın zamana kadar birçok toplumlarda ANAERKİL düzenin devam ettiği bilinmektedir.
İnsanlığın avcı toplayıcı dönemlerinde erkek nüfusun temel görevi avlanmak ve savaşmaktı. Getirilen av etlerini yemeğe dönüştürmek, et olmadığı dönemlerde topladığı otlardan yemekler yapıp ailesini doyurmak kadının görevi idi.
Yani yemek çeşitlerini üreten kadındır. Kalan etleri saklayıp muhafaza etmek ve bu konudaki yetenekleri geliştiren kadındır.
Bunun yanı sıra getirilen av hayvanlarının derisinden elbise yapmak yani terziliğin gelişmesini sağlayan da kadın olmuştur.
Belli yaşlara kadar çocuk bakımı ve eğitimi kadar kadının görevi olmuştur, dolayısıyla toplumun en önemli işlevlerinden olan eğitim kadından başlayarak gelişmiştir.
Erkekler avlanmaya gittiğinde kalan kadın ve çocukların geçimini, barışını, anlaşmasını temin eden yine kadınlar olmuştur.
Allah tarafından doğurganlıkta kadına verilmiştir. Bu nedenle ve buna benzer birçok konuda kadının toplumdaki yeri önemlidir. O yüzden hayatımızdaki önemli figürler hep ANA ön ekiyle isimlendirilmiştir.
Bu nedenle yol tarif ederken ANAYOL deriz, vatan yurdumuza ANADOLU, bilgisayarın en önemli kısmına ANAKART deriz. ANADİL deriz, ANAYASA deriz, ANAOKULU deriz, ANAPARA deriz, bunları çoğaltmak mümkün. Yani tarih süresince ANA olan kadının yeri hep önemli olmuştur.
Türk kadını da tarihte erkeğinin hep yanında olmuş, atın üstünde çocuğunu emzirirken savaşmış, eşit şekilde ailenin temel en önemli figürü olmuştur.
Oysa Modern denilen toplumların oluşumunda kadına verilen rol bilinçli olarak gitgide azaltılmış, kadını erkeğin gölgesine çekerek neredeyse sadece doğurganlık, annelik ve cinselliğe indirgenmiştir.
Tarım toplumundan endüstri toplumuna geçişte kadın artık fabrikalarda çalışmaya başlamış ama hep 2. sınıf emekçi muamelesi görmüştür.
8 Mart aslında kadın direnişin öyküsüdür.
Kadınların kapitalist sömürüye karşı durma mücadelesidir.
Kadınlar, 8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde 40.000 kadın dokuma işçisi “eşit işe eşit ücret”, çalışma saatlerinde azalma ve doğum izni istemiyle greve başlar, grev esnasında çıkan yangında fabrikaya kilitlenen 129 kadın işçi yaşamını yitirir. Bu bir katliamdır bu bir kadın soykırımıdır ve bu asla unutulamaz.  Unutulmaması için kutlanır her 8 MART’ ta KADINLAR GÜNÜ…
Bulgaristan’da, dünya çapında dayanışma günü olarak kutlanan 8 Mart, kadın hakları için bir aile bayramı olarak kutlanmaktadır. Her 8 Mart, analarımızın, kadınlarımızın ailede, toplumda ve politikada oynadığı rolü hatırlamak, takdir etmek ve onlara sonsuz sevgi ve saygımızı ifade etmek için mükemmel bir fırsattır.
Baba çalışıyorken evde konuşmayı da yürümeyi de, çiş demeyi de Ana’dan öğrendik. Belki de bu nedenle çocuk düştüğünde çözümü “O” bulacak diye ANA diye ağlar, Türkülerde boşuna demiyorlar “AĞLARSA ANAM AĞLAR” diye. İlk öğretmenimiz, ilk doktorumuz, ilk eczacımız, ilk NİNNİ söyleyenimizdir
Ana. Hayat boyu koruyanımız, ömür boyu ÖĞRETMENİMİZ, rehberimiz olmuştur.
Eğitim felsefesinde, en başarılı öğretmen, öğrencisinin hatalarını ve yanlışlarını bulup onu eleştirebilecek duruma gelmiş olan öğretmendir. Bu, karşılıklı hoşgörü ve tolerans gerektiren bir eğitim felsefesiyle başlar. Bu ilk dersler genellikle ana kucağında alınır.
Eğitim ve ANADİL demişken Bulgaristan’da somut koşullarında, okullarımızda ana dilde eğitim ve öğretimin zorunlu hale getirilmesi sorunu henüz çözülebilmiş değildir.
Bu nedenle, çocuklarımızın anadillerini öğrenmeleri ve kültürlerine sahip çıkmaları için annelerin büyük rolü göz önünde bulundurularak somut adımlar atılmalıdır.
Bulgaristan Türkleri arasında, annelerle başlayan yeni bir aydınlanma hareketinin bir an önce başlatılması gerekmektedir. Zamanın ruhunu en iyi okuyan anneler arasında, Bulgaristan Türkleri Tarihi’nde adları altın harflerle yazılmış kadınlar da vardır.
Özellikle 1984-1990 yılları arasında, Todor Jivkov zulmüne dayanan ve “Belene” ölüm kampında bile ismini değiştirmeyen kahraman kadınlarımızı gururla anıyoruz.
Onlardan biri Mestanlı’nın Hayranlar köyünden Hayriye Hanım’dır. O, öldüğü zannedilerek morga atıldı, ancak aslında hayattaydı ve Türklüğümüzü yaşattı. Kadınlarımız hakkında “doğa gibidirler, üretkendirler, bir fidandan orman yaratan onlardır” derken, her zaman ve her yerde onurlanıyoruz.
Kadınlarımız cömerttir, erkeklerine yaratıcılık kaynakları ve gönül bahçeleri sunarlar.
8 Mart’ı kutlarken, 21. yüzyılın aradığı ve hayata davet ettiği kadın tipine de değinmek önemlidir.
O, problemleri doğru algılayan ve başarılı bir şekilde çözen kişi olacaktır. Aile içinde eleştirel düşünen ve doğru yönlendiren kadınlar, hayatın her alanında yaratıcı olurlar. Yeni tip insan, hoşgörülü olup iş birliği kurabilen kişidir.
Hem ana dilinde hem de vatan dilinde hem evde hem de işte verimli iletişim kurabilendir.
Saygıya ve sevgiye layık olan sevilen kişidir.
Ayrıca, gayet sabırlı, cesur ve yürekli olması da önemlidir.
1984-1989 yıllarını hatırlamak, geçmişteki acıları ve zorlukları anlamak için önemlidir. Totalitarizmin yıkılmasıyla birlikte, geçmişte yaşanan acılar hala belleklerimizdedir. Geleceğin dersleri, bu zorlu dönemden çıkarılmalıdır.
Kökleri sökülenler bizlerdik, en büyük acıyı çeken analarımızdı.
Geleceğin dersleri o acı dönemden çıkarılıyor.
Bizler, bu inançla yol alıyoruz.
Analar, en büyük eğitmen ve öğretmenlerdir.
Toplumlar onlarla daha adil, daha, güzel daha barış dolu olacaktır.
HER KADIN HAM BİR MERMER GİBİDİR. ANCAK O MERMERDEKİ MUHTEŞEM KADIN HEYKELİNİ, CEVHERİ ÇIKARMAK hepimiz için TOPLUMSAL bir GÖREVDİR.
Saygılarımla,

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

12 − five =