Biz bugün Anıtkabir’e geçmişimizle övünmeye değil, geleceğe karşı sorumluluğumuzu yeniden hatırlamaya; Türkiye Cumhuriyeti’nin bir vatandaşı olarak üzerimize düşeni ömrümüz yettiğince yapacağımıza söz vermeye geldik.
Rafet ULUTÜRK
Bugün BULTÜRK ve BGSAM olarak Atatürk’ün manevi huzurundayız.
Fakat bu defa başka bir duyguyla geldik.
Buraya yaptığımız işleri sıralamaya gelmedik.
Kaç toplantı düzenlediğimizi, kaç ülkeye gittiğimizi, kaç kitap çıkardığımızı, kaç konferans verdiğimizi anlatmaya hiç gelmedik.
Çünkü insan Atatürk’ün huzuruna çıktığında önce kendisine başka bir soru sormalıdır:
“Ben daha ne yapamadım?”
Bugün bizim sorumuz budur.
Milletimiz için daha ne yapamadık?
Cumhuriyet için üzerimize düşen hangi görevleri tamamlayamadık?
Gençlerimize yeterince sahip çıkabildik mi?
Türkçemizi, kültürümüzü ve tarihî hafızamızı gelecek nesillere aktarabilecek kadar güçlü kurumlar kurabildik mi?
Bilime, eğitime ve üretime gereken önemi verebildik mi?
Balkanlardan Anadolu’ya uzanan tarihî mirasımızı yeterince kayıt altına alabildik mi?
Ve en önemlisi:
Bizden sonra gelecek nesle nasıl bir Türkiye bırakıyoruz?
Bugün Atanın huzuruna biraz da bunları düşünmeye geldik.
“YAPTIK” DEMEYE DEĞİL,
“DAHA YAPACAK ÇOK İŞİMİZ VAR” DEMEYE GELDİK
İnsan hayatında zaman zaman durup kendisine hesap vermelidir.
Kurumlar da vermelidir.
Milletler de.
Çünkü geçmişte yapılanlarla sürekli övünmek insana rahatlık verebilir; fakat gelecek rahat insanların değil, sorumluluk taşıyan insanların omuzlarında yükselir.
Biz bugün Anıtkabir’de kendimizi alkışlamaya değil, kendimizi sorgulamaya geldik.
Atatürk ve Cumhuriyet’i kuran nesil kendi döneminin şartlarında üzerine düşeni yaptı.
Şimdi mesele bizim ne yaptığımızdır.
Bizim savaşımız onların savaşıyla aynı olmak zorunda değildir.
Çünkü çağ değişti.
Bugünün mücadelesi eğitimde, bilimde, teknolojide, ekonomide, kültürde, sanatta ve bilgi üretiminde veriliyor.
O hâlde Atatürk’ün yolundan yürümek yalnızca geçmişte söylediği sözleri tekrar etmek değildir.
O sözlerin arkasındaki düşünceyi anlamak ve çağın şartları içerisinde geliştirebilmektir.
ATATÜRK’Ü ANLAMAK, ONU GEÇMİŞE HAPSETMEMEKTİR
Atatürk’ü yalnızca tarihin belirli bir dönemine ait bir lider olarak okumak eksik kalır.
Onun düşünce dünyasının önemli taraflarından biri akla, bilime, eğitime ve çağdaşlaşmaya verdiği önemdi.
Dolayısıyla Atatürk’ün gösterdiği yolda yürümek, 1930’ların dünyasını olduğu gibi bugüne taşımak anlamına gelmez.
Tam tersine:
2026’nın dünyasını doğru okuyabilmek demektir.
Bugün yapay zekâ var.
Dijital ekonomi var.
Siber güvenlik var.
Uzay teknolojileri var.
Biyoteknoloji var.
Yeni enerji kaynakları var.
Dünyanın güç dengelerini değiştiren yeni ekonomik ve teknolojik merkezler var.
Atatürk bugün yaşasaydı hangi teknolojiyi kullanırdı diye tartışmaktan daha anlamlı olan soru şudur:
Biz onun akla, bilime ve bağımsız düşünceye verdiği önemi kendi çağımızda ne kadar hayata geçiriyoruz?
İşte bizim yeni dönem yürüyüşümüzün esas sorusu budur.
BİZE DÜŞEN, FİKİRLERİ DONDURMAK DEĞİL GELİŞTİRMEKTİR
Bir fikre gerçek bağlılık onu ezberlemek değildir.
Onu anlamaktır.
Geliştirmektir.
Yeni şartlara uygulamaktır.
Ve gerektiğinde yeni çözümler üretebilmektir.
Çünkü dünya değişirken düşünce üretmeyen toplumlar başkalarının ürettiği geleceğin içerisinde yaşamaya mahkûm olur.
Bu nedenle gençlerimize sadece:
“Atatürk’ü öğrenin.”
demek yetmez.
Onlara:
“Atatürk’ün neden bilime önem verdiğini anlayın. Araştırın. Sorgulayın. Üretin. Dünyayı okuyun ve kendi çağınızın meselelerine çözüm bulun.”
demeliyiz.
İşte fikrin yaşaması budur.
BİR TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞI OLARAK…
Bugün Anıtkabir’de benim için en ağır kelime makam değildi.
Genel Başkanlık değildi.
Unvan değildi.
En ağır ve en değerli ifade şuydu:
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak.
Çünkü vatandaşlık yalnızca bir kimlik kartında yazan hukukî aidiyet değildir.
Vatandaşlık sorumluluktur.
Bu ülkenin geleceği için çalışmaktır.
Vergisini vermekten kanunlara uymaya, çocuklarını iyi yetiştirmekten çevresine karşı sorumluluk taşımaya, bilgisini toplum yararına kullanmaktan Cumhuriyet’in kurumlarına sahip çıkmaya kadar geniş bir görev alanıdır.
Ve insan bazen kendisine sormalıdır:
“Bu devlet bana ne verdi?” sorusunun yanında,
“Ben bu devlete ve topluma ne veriyorum?”
Bugün Atatürk’ün huzurunda benim kendime sorduğum soru budur.
“ÖMRÜM YETTİĞİNCE GÖREVİMİN BAŞINDAYIM”
İnsan ömrünün ne kadar olduğunu bilmiyor.
Fakat insanın elinde bugün vardır.
Çalışabilecek gücü varsa çalışmalıdır.
Konuşabilecek sözü varsa söylemelidir.
Yazabilecek kalemi varsa yazmalıdır.
Bir gencin elinden tutabiliyorsa tutmalıdır.
Bir tarihî eseri kurtarabiliyorsa kurtarmalıdır.
Bir öğrencinin eğitimine katkı sağlayabiliyorsa sağlamalıdır.
Bir kitap bırakabiliyorsa bırakmalıdır.
Bir kurum kurabiliyorsa kurmalıdır.
Çünkü hayatın sonunda insana sorulacak en ağır sorulardan biri belki de şudur:
“Sana verilen zamanı ne yaptın?”
Ben bugün Atatürk’ün huzurunda kendi adıma bu soruyu düşündüm.
Ve cevabım nettir:
Ömrümüz ve gücümüz yettiğince bu ülke için çalışmaya devam edeceğiz.
BALKANLARDAN GELEN BİR VATANDAŞLIK HİKÂYESİ
Biz Balkan Türkleri için Cumhuriyet kelimesinin ayrıca güçlü bir anlamı vardır.
Çünkü ailelerimizin hafızasında göç vardır.
Sınırlar vardır.
Geride bırakılmış köyler vardır.
Ayrılıklar vardır.
Anadolu’ya gelip yeniden hayat kuran insanlar vardır.
Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı bizim için yalnızca resmî bir statü olarak görülmemelidir.
Aynı zamanda nesillerin yaşadığı büyük tarihî yolculuğun bugünkü durağıdır.
Tam da bunun için Cumhuriyet’ten sürekli bir şey beklemek yerine Cumhuriyet’e ne katabileceğimizi de konuşmalıyız.
Balkanların tecrübesini Türkiye’nin birikimiyle buluşturmalıyız.
Türkiye ile Balkanlar arasında kültür, eğitim, bilim ve ekonomi köprüleri kurmalıyız.
Gençlerimizi yetiştirmeliyiz.
Türk dünyasıyla ilişkilerimizi geliştirmeliyiz.
Vatandaşlığı seyirci olmak değil, sorumluluk almak olarak görmeliyiz.
BULTÜRK VE BGSAM’IN YENİ DÖNEMİ:
KENDİMİZİ DEĞİL, EKSİKLERİMİZİ KONUŞACAĞIZ
İşte BULTÜRK ve BGSAM’ın yeni sezonuna bu anlayışla başlamak istiyoruz.
BULTÜRK Genel Başkanı olarak şahsımın yanı sıra Ankara Temsilcimiz İsmail Cingöz, BGSAM Başkan Yardımcımız Arzu Ünal, BULTÜRK Genel Sekreterimiz Aysu Akbaş, Av. Mevzi Turan, üyelerimiz ve gönül dostlarımızla Anıtkabir’de gerçekleştirdiğimiz resmî törenin bizim için anlamı tam olarak budur.
Çelengimizi sunduk.
Fakat çelenkle birlikte görevimizi bırakmadık.
Tam tersine, görevimizi yeniden hatırladık.
Yeni dönemde kendimize şu soruları daha fazla soracağız:
Türkçemiz için ne yapamadık?
Gençlerimiz için ne yapamadık?
Balkanlardaki tarihî mirasımız için ne yapamadık?
Bilim ve akademi için ne yapamadık?
Türkiye ile Balkanlar arasında kurulması gereken hangi köprüleri henüz kuramadık?
Türk dünyasına hangi katkıları sunamadık?
Çünkü ilerlemenin başlangıcı “Her şeyi yaptık.” demek değil;
“Daha yapmamız gereken çok iş var.” diyebilmektir.
HER NESİL CUMHURİYETİ KENDİ ÇAĞINDA YENİDEN GÜÇLENDİRMEK ZORUNDADIR
Cumhuriyet bir defa kurulup sonsuza kadar kendi kendine çalışan bir mekanizma değildir.
Her nesil onu kendi döneminin şartlarında eğitimle, hukukla, bilimle, üretimle, kültürle ve güçlü kurumlarla geliştirmek durumundadır.
Cumhuriyet’in kurucu neslinin karşısındaki meselelerle bugünkü neslin meseleleri aynı değildir.
Ama temel sorumluluk değişmemiştir:
Ülkeyi kendimizden sonraki nesle aldığımızdan daha güçlü bırakmak.
Bizim kuşağımızın tarih karşısındaki sınavı da budur.
ATANIN HUZURUNA “YOLA DEVAM” DEMEYE GELDİK
Bu nedenle bugünkü ziyaretimiz benim için tek bir cümlede anlam kazanıyor:
Atam, sana yaptıklarımızı anlatmaya gelmedik.
Yapamadıklarımızı hatırlamaya geldik.
Eksiklerimizi görmeye geldik.
Üzerimize düşen görevi yeniden düşünmeye geldik.
Bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, ömrümüz ve gücümüz yettiğince ülkemize hizmet edeceğimize söz vermeye geldik. Senin döneminin şartlarını taklit etmeye değil; akıl, bilim, eğitim, bağımsızlık ve üretim anlayışını kendi çağımızın şartları içerisinde geliştirmeye geldik.
Çocuklarımıza daha güçlü bir gelecek bırakmaya geldik.
Ve en önemlisi: Yarım bırakmaya niyetimiz olmadığını söylemeye geldik.
BİZİM İÇİN ANITKABİR BİR BİTİŞ DEĞİL, YENİDEN BAŞLANGIÇTIR
Çelengimizi bıraktık.
Saygımızı sunduk.
Başımızı eğdik.
Ama Anıtkabir’den başımız eğik ayrılmıyoruz.
Çünkü önümüzde yapılacak işler var.
Yeni kitaplar yazılacak.
Yeni araştırmalar yapılacak.
Gençler yetiştirilecek.
Balkanların hafızası kayıt altına alınacak.
Türkçe gelecek kuşaklara taşınacak.
Bilim ve teknolojiye yatırım yapan gençlere alan açılacak.
Türkiye ile Balkanlar ve Türk dünyası arasında yeni köprüler kurulacak. Ve bütün bunların sonunda tekrar Atatürk’ün huzuruna çıktığımızda, yaptıklarımızla övünmek yerine yine aynı soruyu soracağız:
“Daha ne yapamadık?”
Çünkü görev bitmedi.
Çünkü Cumhuriyet yaşayan bir emanettir.
Çünkü gelecek henüz yazılmadı.
Ve çünkü bizim söyleyecek bir cümlemiz daha var:
ATAM, YOLA DEVAM EDİYORUZ.
Senin gösterdiğin istikameti geçmişte dondurmadan, akıl ve bilimin ışığında günümüzün şartlarıyla yeniden okuyarak…
Düşünerek.
Araştırarak.
Üreterek.
Gençler yetiştirerek.
Eksiklerimizi görerek.
Ve bu ülkenin bir vatandaşı olmanın sorumluluğunu taşıyarak…
Ömrümüz yettiğince görevimizin başındayız.
Yola devam ediyoruz.