Biz İliyana YOTOVA’nın Sözlerinde Neyi Gördük?

Dr. Nedim BİRİNCİ

Smolyan’dan Plevne’ye, Kırcaali’den Rodopların Köylerine… Bir Halkın Hafızası, Bir Ülkenin Vicdanı ve Geleceğe Uzanan Umut
Bazen bir siyasetçinin söylediği bir cümle, yıllardır susan insanların yüreğinde yankılanır. Çünkü bazı sözler yalnızca kulakla duyulmaz; geçmişin acılarıyla, yaşanmışlıklarla ve gelecek nesillerin umutlarıyla dinlenir.
Biz İlyana Yotova’nın açıklamalarını değerlendirirken yalnızca bugünün siyasi gelişmelerine bakmıyoruz.
Biz o sözleri tarihin içinden dinliyoruz.
Rodopların dağ köylerinden, Kırcaali’nin sokaklarından, Mestanlı’nın meydanlarından, Eğridere’nin hatıralarından ve Bulgaristan’dan Türkiye’ye uzanan göç yollarından bakıyoruz.
Çünkü bizim hafızamızda yalnızca güzel günler yok.
Ayrılıklar var.
Hasretler var.
Yarım kalan çocukluklar, geride bırakılan evler, kapanan kapılar, unutulamayan acılar var.
Ama bütün bunların yanında hâlâ sönmeyen bir umut da var.
Bir gün insanların isimlerinden, dillerinden, inançlarından ve kökenlerinden dolayı birbirlerinden ayrılmadığı bir Bulgaristan görmek istiyoruz.
İşte Yotova’nın demokrasi, eşitlik, hoşgörü ve toplumsal uzlaşma üzerine yaptığı açıklamaları bu yüzden önemsiyoruz.
Çünkü biz artık ayrıştıran değil, birleştiren sözler duymak istiyoruz.
Smolyan: Rodopların Sessizliği İçinde Duyulmayı Bekleyen İnsanlar
Smolyan…
Rodop Dağları’nın kucağında, ormanların ve dağların arasında yaşayan insanların şehri.
Bu topraklarda farklı dillerin, inançların ve geleneklerin izleri vardır.
Aynı dağların eteklerinde doğmuş, aynı yağmurların altında ıslanmış, aynı kışların soğuğunu yaşamış insanlar…
Birbirlerinden farklı olabilirler ama hayatın ortak zorluklarını paylaşırlar.
Yotova’nın Smolyan’da herkes için aynı kuralların geçerli olması, devletin vatandaşlarını koruması ve gençlerin ülkelerinde gelecek kurabilmesi gerektiği yönündeki açıklamaları bizim için bu nedenle anlamlıdır.
Çünkü Rodoplarda yaşayan bir annenin beklentisi çok büyük değildir.
O, çocuğunun iyi bir okulda okumasını ister.
Genç yaşta iş bulmasını ister.
Memleketinden ayrılmak zorunda kalmamasını ister.
İnsan yerine konulmasını ister.
Devletin kapısını çaldığında kimliğinin değil, hakkının sorulmasını ister.
Bir anne için demokrasi bazen anayasa kitaplarında yazılan uzun cümleler değildir.
Demokrasi, çocuğunun geleceğinden korkmadan uyuyabilmesidir.
Biz Smolyan’da dile getirilen eşitlik sözlerini, işte o annenin yüreğinden okuyarak değerlendiriyoruz.
Plevne: Birbirimize Düşman Olmadan Yaşayamaz mıyız?
Plevne, Balkan tarihinin derin izlerini taşıyan şehirlerden biridir.
Tarih boyunca savaşların, mücadelelerin ve büyük değişimlerin yaşandığı bu topraklar, insanlığın önemli bir gerçeğini de hatırlatır:
Savaşları devletler ve ordular yapar; acılarını ise çoğu zaman sıradan insanlar taşır.
Bir anne evladını kaybettiğinde onun hangi dili konuştuğunun ne önemi vardır?
Bir çocuk babasız kaldığında onun hangi milletten olduğunun ne önemi vardır?
Bir ev yıkıldığında, o evde edilen duaların hangi dilde olduğunun ne önemi vardır?
İnsan acısı, milliyetlere göre değişmez.
İlyana Yotova’nın Plevne’de nefret, bölünme ve çatışma yerine diyalog ve uzlaşmaya vurgu yapan açıklamalarını bu nedenle önemli buluyoruz.
Çünkü Balkanlar artık yeni düşmanlıklar üretmemelidir.
Biz çocuklarımıza geçmişte yaşananları anlatmalıyız.
Ama onları geçmişin kinleriyle büyütmemeliyiz.
Tarihi öğretmeliyiz.
Fakat tarih öğretirken komşusundan nefret eden nesiller yetiştirmemeliyiz.
Bir Bulgar çocuğuyla bir Türk çocuğunun aynı okulda birbirlerinin kültürlerini öğrenerek büyümesi, siyasetin ulaşabileceği en değerli başarılardan biridir.
Gerçek barış, insanların birbirine katlanması değil; birbirinin varlığını gönülden kabul etmesidir.
Kırcaali: Biz Bu Topraklarda Yalnızca Yaşamadık, Bir Tarih Bıraktık
Kırcaali denildiğinde benim aklıma yalnızca bir şehir gelmez.
Bir tarih gelir.
Bir halkın hafızası gelir.
Göç yolları gelir.
Evlerinin kapılarını son kez kapatırken arkalarına dönüp bakan insanlar gelir.
Bir daha göremeyeceği komşusuna sarılan anneler gelir.
Doğduğu toprağı terk etmek zorunda kalan babalar gelir.
Ve en çok da çocuklar gelir.
Ne olduğunu tam anlayamadan büyüklerin gözyaşlarına şahit olan çocuklar…
1989 göçünü yaşayan ailelerin hatıralarında bunların izleri vardır.
Kimileri yıllarca biriktirdiği emeğini geride bıraktı.
Kimileri mezarlarını ziyaret edemediği büyüklerinin hasretiyle yaşadı.
Kimileri iki ülke arasında bölünmüş aile bağlarını yeniden kurmaya çalıştı.
Biz bu acıları unutmadık.
Unutmamalıyız da.
Çünkü unutulan acılardan ders çıkarılamaz.
Ancak bir gerçeği de kabul etmeliyiz:
Geçmişi hatırlamak, gelecekte aynı acıların yeniden yaşanmasını istememek demektir.
Yotova’nın Kırcaali’de farklılıkların çatışma sebebi olmaması, hoşgörü ve karşılıklı anlayış üzerine yaptığı açıklamaları bu tarihî hafızanın ışığında değerlendiriyoruz.
Bizim beklentimiz çok açıktır.
Bir Türk çocuğu kendi ana dilini öğrendiğinde kimse bundan rahatsız olmamalıdır.
Bir Bulgar çocuğu kendi kültürüyle gurur duyduğunda herkes buna saygı göstermelidir.
Bir Müslüman camisine, bir Hristiyan kilisesine huzur içinde gidebilmelidir.
Kimse kendi kimliğini saklamak zorunda hissetmemelidir.
Çünkü bir devletin büyüklüğü, vatandaşlarını birbirine benzetmesinde değil; farklılıklarıyla birlikte eşit ve özgür yaşatabilmesindedir.
Eğridere, Mestanlı, Koşukavak: Köylerde Kalan Son Işıklar Sönmesin
Bulgaristan’ın bazı köylerine gittiğinizde insanın yüreği burkulur.
Bir zamanlar çocuk sesleriyle dolu sokaklar bugün sessizdir.
Okulların bahçelerinde eskisi kadar çocuk yoktur.
Bazı evlerin kapıları yıllardır açılmamıştır.
Bahçelerde yaşlı insanlar oturur.
Gözleri yoldadır.
Belki çocukları gelecek.
Belki torunları kapıyı çalacak.
Belki yıllardır hasretini çektikleri sesleri yeniden duyacaklar.
Bu manzara yalnızca Bulgaristan Türklerinin meselesi değildir.
Bulgaristan’ın ortak meselesidir.
Çünkü göç eden her genç, ülkenin geleceğinden eksilen bir imkândır.
Kapanan her okul, bir köyün geleceğinin biraz daha zayıflamasıdır.
Terk edilen her ev, yalnızca dört duvarın boşalması değildir.
Bir aile tarihinin sessizleşmesidir.
İşte bu nedenle gençlerin ülkelerinde eğitim, iş ve yaşam imkânı bulması gerektiği yönündeki açıklamalar önemlidir.
Ama sözler yeterli değildir.
Köylere yatırım yapılmalıdır.
Okullar korunmalıdır.
Sağlık hizmetleri geliştirilmelidir.
Gençlere iş imkânları sunulmalıdır.
Çünkü bir ülkeyi yaşatmak istiyorsanız önce insanlarını yaşadıkları topraklarda umutla tutabilmelisiniz.
Bir Türk Annesinin Duasıyla Bir Bulgar Annesinin Duası Arasında Ne Fark Var?
Hiç düşündünüz mü?
Kırcaali’de yaşayan bir Türk annesiyle Plevne’de yaşayan bir Bulgar annesi, çocukları için ne ister?
İkisi de sağlık ister.
İkisi de huzur ister.
İkisi de çocuklarının iyi eğitim almasını ister.
İkisi de savaş olmasın ister.
İkisi de evlatlarının gurbet yollarında kaybolmasını istemez.
Dualar farklı dillerde edilebilir.
Ama annelerin yüreğindeki dilekler birbirine çok benzer.
İşte siyaset bu ortak insanlık duygusunu görebildiğinde anlam kazanır.
Bizim ihtiyacımız olan siyaset, insanların korkularından beslenen değil, umutlarını büyüten siyasettir.
İnsanların geçmişte yaşadığı acıları siyasi çıkar için kullanan değil, o acılardan ders çıkaran bir anlayıştır.
Bir topluluğun haklarını savunurken diğer topluluğun haklarını yok saymayan bir devlet yönetimidir.
Çünkü adalet yalnızca bizim için istendiğinde eksik kalır.
Adalet, bizden farklı olan insan için de aynı samimiyetle savunulduğunda gerçek anlamını bulur.
Stratejik Bakış: Bulgaristan’ın Geleceği Ortak Vatandaşlık Bilincindedir
Bugün Bulgaristan’ın önünde yalnızca siyasi sorunlar bulunmamaktadır.
Nüfus kaybı, ekonomik eşitsizlikler, gençlerin göçü, kurumlara güven ve toplumsal kutuplaşma gibi meseleler de ülkenin geleceğini etkilemektedir.
Bu sorunların çözümü yalnızca seçim kazanmak değildir.
Topluma güven verebilmektir.
Devlet ile vatandaş arasındaki bağı güçlendirebilmektir.
Her vatandaşın kendisini ülkenin geleceğinde söz sahibi hissedebilmesini sağlamaktır.
Burada cumhurbaşkanlığı makamına önemli bir sorumluluk düşmektedir.
Cumhurbaşkanı yalnızca siyasi bir makamın temsilcisi olmamalıdır.
Toplumun ortak vicdanını da temsil edebilmelidir.
Farklı kesimleri dinleyebilmelidir.
Tarihî mağduriyetleri görmezden gelmemelidir.
Hukukun üstünlüğünü savunabilmelidir.
Ve gerektiğinde kendi siyasi çevresinin yanlışlarına da karşı çıkabilmelidir.
Bizim demokrasi anlayışımız budur.
Bu nedenle Yotova’nın açıklamalarını değerlendirirken üç temel ölçütü esas alıyoruz: Söyledikleri demokratik değerlere uygun mu? Bu sözler bütün vatandaşları kapsıyor mu? Ve en önemlisi, bu ilkeler somut uygulamalara dönüşüyor mu?
Çünkü demokrasi yalnızca güzel cümlelerden ibaret olamaz.
Demokrasi, vatandaşın günlük hayatında karşılığını bulmalıdır.
Biz Kimsenin Karşısında Değil, Eşit Vatandaşlığın Yanındayız
Biz Bulgaristan’ın Türkleriyle Bulgarlarını birbirinden ayıran bir gelecek istemiyoruz.
Biz ortak vatanın bütün vatandaşlarına eşit davranılmasını istiyoruz.
Biz bir halkın geçmişte yaşadığı acıların başka bir halka karşı düşmanlık gerekçesine dönüştürülmesini istemiyoruz.
Biz çocuklarımızın birbirine güvenmesini istiyoruz.
Bu nedenle bir siyasetçinin sözlerini değerlendirirken onun kimliğinden önce savunduğu ilkelere bakıyoruz.
İlyana Yotova’nın demokrasi, toplumsal uzlaşma ve eşit vatandaşlık yönündeki açıklamalarını önemli bulmamızın sebebi de budur.
Bu yaklaşım, her sözünü koşulsuz kabul ettiğimiz anlamına gelmez.
Tam tersine, bu açıklamaların hayata geçirilmesini beklediğimiz anlamına gelir.
Çünkü destek kadar eleştiri de demokrasinin parçasıdır.
Bir devlet yöneticisine duyulan güven, eleştirme hakkından vazgeçmek değildir.
Gençlere Sesleniş: Bizim Yaşadığımız Acıları Siz Yaşamayın
Sevgili gençler,
Bizim neslimiz çok şey gördü.
Göç gördü.
Ayrılık gördü.
Kimlik mücadeleleri gördü.
Kimi zaman susmak zorunda kalan insanları gördü.
Kimi zaman doğduğu topraklardan uzaklaşan aileleri gördü.
Ama bütün bunlara rağmen umudumuzu kaybetmedik.
Sizden istediğimiz, geçmişimizi unutmanız değildir.
Tam tersine, geçmişinizi çok iyi öğrenin.
Dedelerinizin neden göç ettiğini bilin.
Ninelerinizin hangi hatıraları sakladığını öğrenin.
Ana dilinizi koruyun.
Bulgarcayı da en iyi şekilde öğrenin.
Bilimle, sanatla, kültürle, hukukla ve demokrasiyle kendinizi geliştirin.
Kimliğinizle gurur duyun ama başka insanların kimliklerine de saygı gösterin.
Çünkü sizin göreviniz yalnızca geçmişi hatırlamak değildir.
Bizim başaramadıklarımızı başarmaktır.
Bizim kuramadığımız köprüleri kurmaktır.
Bizim yaşadığımız korkuların bir daha yaşanmayacağı bir toplum oluşturmaktır.
Unutmayın: Geçmişinizi bilmezseniz köklerinizi kaybedersiniz. Geleceğinizi kurmazsanız çocuklarınıza bırakacak bir umudunuz kalmaz.
Son Söz: Bir Gün Kırcaali’de Bütün Çocuklar Aynı Umutla Büyüsün
Ben bir gün Kırcaali’nin sokaklarında yürürken çocukların hangi milletten olduğunu düşünmek istemiyorum.
Onların mutlu olup olmadığını görmek istiyorum.
Smolyan’da bir okulun önünden geçerken öğrencilerin hangi dili konuştuğunu değil, nasıl bir eğitim aldığını merak etmek istiyorum.
Plevne’de bir anneyle karşılaştığımda onun hangi inanca mensup olduğunu değil, evladının geleceğinden umutlu olup olmadığını bilmek istiyorum.
Eğridere’de, Mestanlı’da, Koşukavak’ta kapalı evlerin yeniden açıldığını görmek istiyorum.
Köy meydanlarında çocuk sesleri duymak istiyorum.
Yaşlıların yalnız kalmadığı, gençlerin gelecek aramak için mecburen uzaklara gitmediği bir Bulgaristan görmek istiyorum.
Bizim özlemimiz budur.
İlyana Yotova’nın açıklamalarında değerli bulduğumuz şey, bu ortak gelecek arayışıyla örtüşen demokrasi, eşitlik ve toplumsal barış vurgularıdır.
Ancak asıl başarı, bu sözlerin seçim meydanlarında kalmayıp insanların hayatında karşılık bulması olacaktır.
Çünkü tarih, yalnızca verilen sözleri değil, o sözlerin arkasında durulup durulmadığını da kaydeder.
Ve gün gelecek çocuklarımız bize soracak:
“Siz geçmişte yaşanan acılardan sonra nasıl bir gelecek kurdunuz?”
İşte o gün başımızı öne eğmeden cevap verebilmeliyiz:
Biz nefretin değil, sevginin yanında durduk.
Biz ayrımcılığın değil, eşit vatandaşlığın yanında durduk.
Biz geçmişin acılarını unutmadık ama geleceği o acılara mahkûm etmedik.
Çünkü bizim arzumuz yalnızca bugün daha iyi yaşamak değil, yarın çocuklarımıza daha adil bir ülke bırakmaktır.
Ve unutmayalım:
Bir ülkeyi gerçekten büyük yapan, sınırlarının genişliği değil; bütün vatandaşlarına açabildiği kucağın genişliğidir.

Not: Bulgaristan Türklerinin tarihî hafızasından, ortak vatandaşlık idealinden ve Balkanların geleceğine duyulan sorumluluktan hareketle kaleme alınmış bir değerlendirme.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

six + 15 =