Bulgaristan Türklerinin acıları ortaktır, tarihi ortaktır, fakat vicdanları ve oyları kimsenin mülkü değildir!
Bir afiş gördüm…
Üzerinde bir cumhurbaşkanı adayının fotoğrafı vardı.
Altında ise insanın yüreğine dokunan, düşündüren, geçmişin acılarını yeniden hatırlatan bir ifade yazıyordu:
“Bulgaristan Türklerinin Ortak Adayı.”
Uzun uzun baktım o afişe.
Sonra gözlerimin önüne başka görüntüler geldi.
1984 yılının karanlık kış günleri…
İsimleri zorla değiştirilen babalarımız…
Türkçe konuştuğu için korkuyla etrafına bakan annelerimiz…
Evlerinden koparılan ailelerimiz…
1989 yılında bir bavula bütün hayatını sığdırarak yollara düşen insanlarımız…
Ve kendi kendime sordum:
Biz bunca acıyı, bunca mücadeleyi, bunca ayrılığı, bir gün başkaları yeniden bizim adımıza karar versin diye mi yaşadık?
BİZ İSMİMİZİ KORUMAK İÇİN MÜCADELE ETTİK, İRADEMİZİ TESLİM ETMEK İÇİN DEĞİL!
Biz kolay günlerden gelmedik.
Bizim tarihimiz yalnızca seçimlerden, partilerden ve siyasetçilerden ibaret değildir.
Bizim tarihimiz, bir annenin çocuğuna Türkçe ninni söyleyebilmek için verdiği mücadeledir.
Bizim tarihimiz, mezar taşındaki babasının ismini korumaya çalışan evlatların tarihidir.
Bizim tarihimiz, sınır kapılarında geride bıraktığı evine son kez bakan insanların gözyaşlarıdır.
Biz o günlerde insanın yalnızca isminin değil, iradesinin de ne kadar kıymetli olduğunu öğrendik.
Bugün birileri çıkıp bütün Bulgaristan Türkleri adına bir aday ilan ettiğinde, işte bu yüzden itiraz ediyoruz.
Adayın kim olduğundan bağımsız olarak itiraz ediyoruz.
Çünkü mesele bir isim değildir.
Mesele, bir toplumun kendi adına konuşma hakkının kimde olduğudur.
35 YILDIR EN ÇOK NEYİ EKSİK BIRAKTIK?
Demokrasi geldi.
Partiler kuruldu.
Seçimler yapıldı.
Sandıklar açıldı, kapandı.
Liderler değişti.
Fakat bir soru hep içimizde kaldı:
Biz gerçekten kendi kararlarımızı vermeyi öğrendik mi?
Yıllar boyunca seçmenlerin belirli partilere veya liderlere bağlılık üzerinden değerlendirildiği dönemler yaşandı.
Kimi zaman insanlar farklı düşündüklerini söylemekten çekindi.
Kimi zaman siyasi tercih, toplumsal aidiyetin ölçüsü gibi gösterildi.
Oysa insanın özgürlüğü yalnızca oy kullanabilmesi değildir.
İnsanın özgürlüğü, kendi toplumundan dışlanma korkusu yaşamadan farklı düşünebilmesidir.
Bir Türk başka bir Türk’ten farklı bir adayı desteklediğinde, aralarındaki kardeşlik neden zedelensin?
Bizim kardeşliğimiz bir seçimden mi ibaret?
Bizim ortak tarihimiz bir oy pusulasına mı sığacak?
ANNELERİMİZ BİZE KORKMAYI DEĞİL, ONURLU YAŞAMAYI ÖĞRETTİ
1989’u hatırlayın.
Evlerin önündeki kalabalıkları…
Yollara düşen insanları…
Ayrılık anında birbirine sarılan kardeşleri…
Bir daha görüşüp görüşemeyeceğini bilmeyen anneleri…
O gün annelerimiz çocuklarına yalnızca bir vatan hatırası bırakmadı.
Onlara insan olmanın, kimliğini korumanın ve kendi kararını verebilmenin değerini de bıraktı.
Bugün onların torunlarına söyleyeceğimiz söz ne olmalı?
“Büyükleriniz kime oy veriyorsa siz de ona oy verin” mi?
Yoksa:
“Evladım, araştır, öğren, düşün, vicdanına danış ve kararını kendin ver” mi?
Bence geçmişte çekilen acılara en büyük saygı, yeni nesillerin özgür iradesine sahip çıkmaktır.
BİZİM ORTAK ADAYIMIZ DEĞİL, ORTAK DAVAMIZ VARDIR!
Bizim ortak davamız vardır.
Ana dilimizin yaşaması…
Kimliğimizin korunması…
Eşit vatandaşlık…
Adalet…
Hukukun üstünlüğü…
Gençlerimizin geleceği…
Köylerimizin boşalmaması…
Türkiye’de ve Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımızın haklarının korunması…
Bunlar herhangi bir adayın veya partinin tekelinde değildir.
Bu meselelerde farklı siyasi görüşlere sahip insanlar birlikte çalışabilir.
Bir toplumun birliği, herkesin aynı siyasi tercihte bulunması demek değildir.
Asıl birlik, farklı oy kullanan iki kardeşin seçimden sonra da birbirine kardeşim diyebilmesidir.
BİR GÜN TORUNLARIMIZ BİZE SORACAK
Bir gün çocuklarımız büyüyecek.
Torunlarımız yanımıza oturacak.
Ve bize soracaklar:
“Dedeciğim, sizin zamanınızda demokrasi vardı. Peki siz gerçekten özgür müydünüz?”
O gün vereceğimiz cevap yalnızca hangi adayı desteklediğimiz olmayacak.
Şunu da anlatabilmeliyiz:
Biz birbirimizin iradesine saygı duyduk.
Biz farklı düşüneni düşman görmedik.
Biz kimsenin etnik kimliğimiz üzerinden oylarımız üzerinde hak iddia etmesine razı olmadık.
Biz siyasetin gelip geçici, insan onurunun ise kalıcı olduğunu öğrendik.
İşte torunlarımıza bırakabileceğimiz en değerli miras budur.
BU AFİŞİ HAZIRLAYANLARA BİR SÖZÜM VAR
Kardeşlerim…
Bir adayı sevmeniz mümkündür.
Ona inanmanız, onu desteklemeniz, onun için çalışmanız da demokratik hakkınızdır.
Ama lütfen kendi tercihinizi bütün bir toplumun tercihi gibi göstermeyin.
Bulgaristan Türkleri yalnızca bir siyasi görüşten oluşmuyor.
Kırcaali’deki yaşlı bir annenin de, Şumnu’daki bir gencin de, Bursa’daki bir göçmenin de, İstanbul’daki bir işçinin de, Avrupa’daki bir öğrencinin de kendi düşüncesi vardır.
Bu insanların her birinin iradesi değerlidir.
Onların adına konuşmak istiyorsanız önce onları dinleyin.
Onların ortak temsilcisi olduğunuzu iddia ediyorsanız bu yetkiyi nereden aldığınızı açıklayın.
Çünkü bir toplumun kimliği ortak olabilir ama siyasi iradesi zorunlu olarak ortak değildir.
BİZİM EN BÜYÜK ZAFERİMİZ ÖZGÜR İNSAN YETİŞTİRMEK OLACAK
Bizim büyüklerimiz kimliklerini korumak için ağır bedeller ödedi.
Bugün bize düşen, o mücadelenin hatırasını demokratik bir olgunluğa dönüştürmektir.
Ne bir adayı destekleyen insanı küçümseyelim ne de başka bir adayı destekleyeni toplumumuzun dışına itelim.
Seçimler bitecek.
Afişler indirilecek.
Siyasetçiler gelip geçecek.
Ama biz yine aynı köylerin çocukları, aynı türkülerin sahipleri, aynı tarihî hafızanın mirasçıları olacağız.
Bir gün gerçekten özgür bir toplum olduğumuzu göstermek istiyorsak, bunun ölçüsü herkesin aynı kişiye oy vermesi değil, herkesin kendi kararını korkmadan verebilmesidir.
Ve artık şu cümleyi bütün açıklığıyla söyleyebilmeliyiz:
Bizim adımıza konuşmayın. Bizi dinleyin. Bizim yerimize karar vermeyin. Kararımıza saygı duyun.
Çünkü bizim ortak geçmişimiz var.
Ortak acılarımız var.
Ortak geleceğimiz var.
Ama oyumuzun sahibi yalnızca kendi vicdanımızdır!
Rafet ULUTÜRK
BULTÜRK – Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği
Genel Başkanı