Bu Düzen Böyle Devam Edebilir mi?

Rafet ULUTÜRK

Bir ülke düşünün…
Bayrağı var, tarihi var, inancı var.
Ama insanının içinde büyüyen bir soru da var:
“Ben bu devlete hâlâ güvenebilir miyim?”

Asıl mesele tam da budur.

Bugün sokakta konuşulan öfke, sosyal medyada büyüyen haykırış, kahvelerde fısıltıyla söylenen cümleler hep aynı yere çıkar:
Bir şeyler yanlış gidiyor ve biz bunun neden düzelmediğini sorguluyoruz.

Sorun yalnızca “kötü insanlar” mı?
Yoksa kötülüğü mümkün kılan, besleyen, koruyan bir düzen mi var?

Eğer bir kamu görevlisi, aldığı maaşla açıklanamayacak bir hayat sürebiliyorsa…
Eğer bu soru sorulmuyorsa ya da sorulsa bile cevapsız kalıyorsa…
Orada yalnızca bir kişinin değil, bir sistemin problemi vardır.

Şunu sormak zorundayız:
Bu devlet, evladına mı hesap soruyor, yoksa evladını mı koruyor?

Aslında çözüm çok karmaşık değil.
Ne büyük sloganlara ne de sert nutuklara ihtiyaç var.
Sadece sade, net ve adil bir soruya:

“Bu malı, bu varlığı, bu hayatı hangi gelirle edindin?”

Eğer cevap varsa, mesele yok.
Ama cevap yoksa…
O zaman susmak, görmezden gelmek, “şimdi sırası değil” demek zulmün ta kendisi olmaz mı?

Bazıları bu çağrıyı sert bulabilir.
Ama asıl sert olan nedir:
Haksız kazancı sorgulamak mı, yoksa milletin hakkının sessizce yenmesine alışmak mı?

Daha da acı olan şu değil mi?
Namuslu olanın kendini savunmak zorunda kalması,
Şüpheli olanın ise güçlü bağlantılarla korunması…

İşte güveni asıl yıkan budur.

Oysa adalet, bağırarak değil;
herkes için aynı şekilde işlediğinde güçlüdür.

Bir ülkede sistem şöyle çalışıyorsa:
– Denetim düzenliyse
– Kurallar netse
– Kimse dokunulmaz değilse

O ülkede ahlaksızlık cesaret ister, dürüstlük ise doğal hale gelir.

Ve sonra refah gelir.
Sessizce ama kalıcı biçimde.

Dünya, süslü sözlere değil;
“Bu ülkede hukuk işler mi?” sorusuna bakar.
Gençler, vaatlere değil;
“Bu ülkede emeğimin karşılığı var mı?” sorusuna cevap arar.

Biz de kendimize sormalıyız:
Bu topraklar bize miras mı, emanet mi?
Eğer emanetse, neden bu kadar kolay harcıyoruz?

Artık bir ayrım yapılmalı.
İyi kötüden, helal haramdan, adalet zulümden ayrılmalı.
Bu ayrım sloganla değil, sistemle olur.
Ama sistemi kuracak irade de vicdanla doğar.

Belki de korkmamız gereken temizlik değil…
Temizliğin hiç başlamaması.

Çünkü bir ülke, adaletle yüzleşmeden kalkınamaz.
Bir millet, sorgulamadan onurunu koruyamaz.

Soru hâlâ ortada duruyor:
Bu düzen böyle devam edebilir mi?

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

four × three =