Rafet ULUTÜRK
Bulgaristan’daki seçimleri yalnızca Rumen Radev’in zaferi olarak okumak, sandığın verdiği asıl mesajı eksik bırakır. Çünkü bu seçimde seçmen sadece bir siyasi tercih yapmadı; yılların birikmiş hayal kırıklığını, öfkesini ve tükenmişliğini sandığa taşıdı.
Ortaya çıkan tablo bir hükümet değişiminden fazlasıdır. Bu, eski düzenin reddidir. Ama bu hikâyenin bir de daha sessiz, daha derin ve daha az konuşulan bir tarafı var: sandığa gitmeyenler ve yön değiştirenler.
Seçmen “istikrar” değil, güven istiyor
Bulgaristan yıllardır koalisyon krizleri, kısa ömürlü hükümetler ve yolsuzluk tartışmalarıyla anılıyor. Siyaset, çözüm üretmekten çok kendi krizini yeniden üreten bir döngüye sıkışmış durumda.
Bu yüzden seçmen artık “istikrar” söylemine mesafeli. Çünkü bu kelime, zamanla değişimin ertelenmesinin bahanesine dönüştü. Halkın talebi daha açık: temiz, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim.
Bu talep, seçim sonucunu belirledi. Ama katılım ve oy dağılımı incelendiğinde, toplum içindeki kırılmalar da net biçimde ortaya çıkıyor.
Eski güç merkezlerine açık itiraz
Boyko Borisov ve Delyan Peevski ile özdeşleşen siyasi yapıların gerilemesi, seçmenin eski düzene olan güvenini kaybettiğini açıkça gösteriyor.
Bu sadece bir seçim yenilgisi değil; bir anlam kaybıdır. Seçmen artık aynı isimlerin farklı koalisyonlarla geri dönmesini istemiyor. Siyasetin yeniden kurulmasını talep ediyor.
Ancak bu değişim talebi, özellikle Türk ve Müslüman seçmen davranışında daha farklı ve dikkat çekici bir biçimde ortaya çıktı.
Türk bölgelerinde sandığa küskünlük: rakamlar ne söylüyor?
Türk nüfusun yoğun olduğu bölgelerde katılım oranları ülke ortalamasının oldukça altında kaldı:
Kırcaali: %23,34
Şumnu: %29,51
Razgrad: %28,28
Tırgovişte: %31
Pazarcık: %32
Dobriç: %30
Filibe: %33
Bulgaristan genelinde ise katılım yaklaşık %50 civarında.
Bu tablo, Türk seçmenin önemli bir bölümünün sandığa gitmediğini açıkça ortaya koyuyor. Ancak daha dikkat çekici olan sadece katılımın düşüklüğü değil; oy davranışındaki yön değişimi.
Türk seçmen neden kendi partisinden uzaklaştı?
Hak ve Özgürlükler Hareketi uzun yıllar boyunca Türklerin ve Müslümanların ana siyasi temsilcisi olarak görüldü. Ancak son dönemde bu partiyle ilgili algı ciddi biçimde değişti.
Özellikle Delyan Peevski’nin partinin başında olması, Türk seçmenin önemli bir kesimi tarafından kabul görmüyor.
Bu rahatsızlığın temelinde birkaç neden var:
Türk ve Müslüman seçmen, kendi kimliğini temsil eden bir partinin başında “Bulgar kimliğiyle öne çıkan” bir figürü görmek istemiyor
Partinin zamanla tabanından koparak güç odaklarının parçası hâline geldiği düşünülüyor
Temsilin sembolik değil, gerçek olması gerektiğine dair beklenti artmış durumda
Bu nedenle mesele sadece bir lider tartışması değil; kimlik, aidiyet ve temsil meselesidir.
İlk kez bu kadar güçlü bir yön değişimi
Bu seçimde dikkat çeken en önemli kırılmalardan biri şu:
Türk seçmenin bir bölümü ilk kez bu ölçekte doğrudan bir Bulgar partisine yöneldi.
Ve bu yönelimin adresi büyük ölçüde Rumen Radev oldu.
Bu durum birkaç açıdan tarihsel öneme sahip:
Türk seçmen, sadece sandığa gitmeyerek değil, oy tercihini değiştirerek tepki gösterdi
“Kendi partisi” olarak görülen yapıya alternatif arayışı ilk kez bu kadar belirginleşti
Kimlik temelli oy verme davranışında kırılma yaşandı
Bu aslında çok net bir mesaj içeriyor:
“Temsil edilmiyorsam, başka bir yerde temsil ararım.”
Bu bir kopuş mu, yoksa yeniden arayış mı?
Türk seçmenin bu davranışı iki şekilde okunabilir:
Birincisi, Hak ve Özgürlükler Hareketi’nden bir kopuş.
İkincisi ise daha derin bir şey: yeni bir temsil arayışı.
Seçmenin bir kısmı sandığa gitmeyerek sistemden uzaklaşırken, bir kısmı da doğrudan farklı bir siyasi aktöre yöneliyor. Bu ikili davranış, aslında aynı duygunun iki farklı ifadesi:
Güvensizlik.
Radev’in önündeki en kritik sınav: kapsayıcılık
Rumen Radev güçlü bir yetkiyle iktidara geliyor. Ancak bu güç, sadece kendisine oy verenlerin değil, sisteme mesafe koyanların da sorumluluğunu içeriyor.
Türk ve Müslüman seçmenin bir kısmı ona yönelmiş olabilir. Ancak bu yönelim kalıcı bir siyasi aidiyete dönüşmüş değil; daha çok mevcut düzene karşı bir tepki.
Bu nedenle Radev’in önündeki en kritik sınavlardan biri şu:
Bu güveni kalıcı hâle getirebilecek mi?
Bunun yolu da açık:
Eşit vatandaşlık duygusunu güçlendirmek
Devlet kurumlarında ayrımcılık algısını ortadan kaldırmak
Siyasi temsilin gerçekten kapsayıcı olduğunu göstermek
Sonuç: Sandık sadece kazananı değil, kaybedilen bağı da gösterdi
Bu seçimde Bulgaristan halkı güçlü bir mesaj verdi: eski düzeni reddetti.
Ama aynı zamanda başka bir gerçeği de ortaya çıkardı: toplumun bazı kesimleri ile siyaset arasındaki bağ zayıflamış durumda.
Türk seçmenin bir kısmı sandığa gitmeyerek, bir kısmı ise yön değiştirerek bu kopuşu görünür kıldı.
Bu yüzden bu seçim sadece bir iktidar değişimi değil; bir temsil krizinin açık ifadesidir.
Sandık konuştu.
Ama bu kez sadece oy verenler değil, yön değiştirenler ve sandığa gitmeyenler de konuştu.
Ve belki de en güçlü cümle, onların sessizliğinde saklı.