FİLİBE – PLOVDİV GEZİMİZ

Değerli okurlarımız; seri halde sizlere arz ettiğimiz “DÜNDEN BUGÜNE PAYLAŞIM” projemiz kapsamında Bulgaristan’ın çeşitli kentlerine yapmış olduğumuz Sosyal ve Kültürel amaçlı ziyaretlerimizin bu sayımızda Bulgaristan’ın önemli kentlerinden FİLİBE-PLOVDİV ile ilgili notlarımız.
Genelde Türkiye için Üsküp neyse biliriz ki Filibe’de odur. Kerkük gibi, Musul, Halep, Mezari Şerif, Saraybosna gibi ismi geçtiğinde bir yürek sızısı sarar bedeni. Hepsinin hikâyesi ayrıdır, ama ortak bir noktada birleşirler buda gönül coğrafyamızın birer gönül duraklarıdırlar. Bu şehirlerden geçerken bir kapıyı çalsak içinden muhabbet akacak kardeşlerimiz vardır. Osmanlı devleti fethettiği hiç bir şehri talan etmemiş, tam aksine dünya medeniyetinin en âlâsı var etmiştir oralarda. İşte bu şehirlerden biridir Plovdiv-Filibe… Kültürlerin harmanlandığı farklı renkleri içinde barındıran bir şehirdir Plovdiv-Filibe.
Bulgaristan’da yaşayan Türkler ile birlikte azınlıklar ve Bulgaristan halkının kültürel, sosyolojik, ekonomik, ticari sanayi ve tarım-hayvancılık ile ilgili olarak bir birilerine dayanışma ve yardımlaşma kültürlerinin gelişerek kuvvetlenmesine hız verip katma değer kazandırarak destek verecek gezilerimize Filibe-Plovdiv ile devam ediyoruz.
Bu kapsamda, gezimize Plovdiv’in Asenovgrad ilçesinden başladık. Filibe-Plovdiv şehir merkezine bağlı ve çok yakın İlçe merkezi olan Asenovgrad’a (Istanıbaka) geçtik. Burada ilk durağımız Asenova Krepost (Asen Kalesi), Asenovgrad yakınlarındaki Asenova Krepost, bir dağ tepesindeki yüksek konumda, çok iyi korunmuş yapısı ile etkileyici bir yer. Akabinde Baçkovski Manastırıne geçtik. Burası yemyeşil bir doğanın ortasındaki hemen altından geçen dere ve Baçkovski Manastırı ile ilgili tarihçesini de çok büyük ilgi ile dinleyerek ardından bol bol fotoğraflar çektirdik.
Çevreyi gezdikten sonra Asenovgrad şehrinin merkezine geçildi. Bu şirin ve mütevazı ilçe merkezinde küçük ama her yönüyle ecdadı Osmanlı’yı hatırlatan köprünün hemen başında “ESKİ CAMİİ”yi ziyaretimizle burada bulunan cemaatle sohbetler edildi.
Ardından yapımına 2011 yılında başlanarak 2020 yılında bitirilip ibadete açılan, günümüz mimarisinin temsilcisi olan “YENİ CAMİİ”yi ziyaret ettik. Avrupa’nın ve Hıristiyan âleminin bunca baskısına, yıkım projelerine rağmen yapılan bu yeni ve ihtişamlı eserler bizlere geleceğimizle ilgili büyük moral verdi.
Bu eserler için emek verip ter dökenleri Türkiye Cumhuriyeti yetkililerini (TİKA) şahsım ve BULTÜRK adına tebrik ediyor takdirlerimizi iletiyoruz.
Plovdiv – Filibe Şehri
“FİLİBE BULGARİSTAN’IN KÜLTÜR BAŞKENTİNE GECTIK”.
Yaklaşık 700 bin nüfusuyla Bulgaristan’ın, Başkent Sofya’dan sonra ikinci en büyük şehri olan Plovdiv (Filibe), Bulgaristan’ın ortalarında bulunmaktadır. Geçmişin ruhunu bugünle uyum içinde geleceğe taşıyan Filibe-Plovdiv, müzeleri, konser salonları ve tiyatro binaları ile bugün Bulgaristan’ın “kültür ve sanat başkenti” olarak anılıyor. Kendinizden çok şey bulabileceğiniz bu şehirde Osmanlı eserlerinin yanı sıra Roma’nın da bıraktığı eşsiz eserlerin kalıntılarını görebilirsiniz.
Osmanlı döneminde Kuzey Ege ve Trakya bölgesinden Yörük Türkmenler bu bölgeye göç ettirilmiştir. Bu gün hala azınsanmayacak ölçüde Türk-Müslüman nüfus bulunmaktadır. Osmanlının önem verdiği Plovdiv-Filibe’de Osmanlıdan kalma çok tarihi eser Osmanlı mimarisi rastlamanız mümkündür.
Plovdiv-Filibe, Bulgaristan’ın en büyük ikinci şehri olup başkent Sofya’ya 130 km uzaklıktadır. Edirne’ye ise 160 km mesafede yer alır. Bulgaristan’ın ekonomik, kültürel ve eğitim anlamında merkezidir. Şehrin güneyinden Meriç Nehri kıvrım kıvrım akarak Edirne’ye oradan da Egeye ulaşmaktadır.
Bulgaristan Cumhuriyeti’nin siyasi başkenti Sofya, kültürel başkenti ise Filibe’dir. Meriç nehri kıyısında bulunan Filibe, Gazi Osman Paşa’nın Osmanlı’nın yıkılış döneminde en büyük destanı yazdığı Plevne’ye 300 km mesafededir, aynı zamanda Rumeli Beylerbeyliği’nin ilk başkentiydi.
Seyahatimiz esnasında bizlerle birlikte olan yolcularında inanç ve kültürlerine uygun olarak tarihi kimliğe sahip ibadethaneler, tarihi yerler ve müzeler özellikle ziyaret edilmiştir.
Aracımızı Ramada Hotel’in önüne otoparka bırakıp şehrin meşhur Knez Alexander I Caddesi’nde yürüyüşe başlamadan önce hemen yanı başınızda M.S. I. yüzyıla tarihlenen ve Roma Döneminin kamu ve ticaret merkezi diyebileceğimiz Roma Forum’un kalıntılarını görebilirsiniz.

Az ileride eski postanenin karşısında bugün büyük bir park haline getirilmiş, eski Türk mezarlığı olduğunu grubun içerisinde bilen olmadığı gibi Filibe’de de herkes tarafından unutulmuş olduğunu gördük.
Burada ayrıca Osmanlı Mahallesi de bulunmaktadır. Arnavut kaldırımlı ve dar sokaklı kentte bulunan Hisar Kapı, Antik Roma Tiyatrosu, Filibe Mevlevihanesi, Stariyad Grand heykelleri, çeşmeler, camiler, kiliseler, Arkeoloji Müzesi, Etnografya Müzesi, Havacılık Müzesi, Balabanov Evi, Klianti Evi, Lamartine Evi, Roma Stadyumu, Nebet Tepesi’ndeki Antik Kale bölgenin simgeleri ve en önemli turizm merkezleridir. Eski Osmanlı Hamamı, Sveti Bogoroditza Kilisesi, Nazım Hikmet Kütüphanesi ve Kültür Merkezini de ziyaret ederek bunlar ile ilgili tarihi bilgiler de aldık. Plovdiv Tarihi Müzesi ise şehrin en çok ziyaret edilen müzesidir.
Bugün halen geri alamadığımız Türk-İslam vakfı şehrin merkezinde GALERİ olarak kullanılan binanın önünden geçiyoruz. Caddenin sonuna geldiğinizde karşınızda heybeti ile Muradiye – Cuma Camii’ni görmeye başlıyorsunuz ki işte o sırada hemen önünüzde sıra sıra basamakların olduğu bir stadyum kalıntısı. Bir zamanlar buranın ihtişamlı bir Roma şehri olduğunu da hatırlatıyor. M.S. 138 yılında İmparator Hadrian tarafından yaptırılan bu stadyumun 240 metre uzunluğunda ve yaklaşık 30 bin kişilik olduğu söyleniyor. Aynı zamanda M.S 1. yüzyılda inşa edilen Antik Roma Tiyatrosu, dünyanın en iyi korunmuş antik tiyatrolarından biridir. 3500 kişilik kapasitesi bulunan tiyatro, bugün çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapmaktadır.
Osmanlı hâkimiyeti döneminde Balkanlar’daki önemli şehirlerarasında yer alan, aynı zamanda cami, medrese gibi yapılarıyla ve burada yetişen ilim adamlarıyla önde gelen Türk-İslâm merkezlerinden biri olan Filibe, Yukarı Trakya ovasında Meriç nehrinin iki yakasında kurulmuş nezih bir şehir FİLİBE (Plovdiv). Şehrin eski merkezi, geniş bir alanın ortasında kayalıklardan oluşan beş tepenin üzerinde yer almaktadır.
1877-1878 Rus-Türk Savaşı, nam-ı diğer 93 Harbi sonrasında imzalanan Berlin Antlaşması ile Filibe Osmanlıya bağlı statüde kalan Doğu Rumeli Vilayetinin idari merkezi olmuş. Ardından da 1885’te Doğu Rumeli’nin Bulgar Prensliği ’ne bağlanması, daha sonra 1908 yılında bağımsızlığın ilanıyla, kent bağımsız Bulgaristan topraklarına katılmıştır. Rus Generalinin Filibe girişinde bir tepenin üzerinden Filibe şehrine bakar şu cümleleri söyler: “Bu minareler ile ormanı yok etmeliyiz” der.
Osmanlı kültürünün etkisi altındaki Filibe‘de çok sayıda Türk-İslam eserleri vardı. Bu gün ise koskoca Filibe-Plovdiv şehrinde sadece iki camimiz ayakta kalmıştır. Bunlardan da Muradiye Camii açıktır.
I.Murat tarafından Filibe Lala Şahin Paşa tarafından alındıktan sonra 1367 yılında inşa edilen cami, 9 kubbeli ve Osmanlı’dan günümüze kalan en ihtişamlı yapı, hala aktif olarak kullanılıyor. Hüdavendigar Camii (Muradiye veya Cuma Camii) olarak da bilinir. Klasik Osmanlı ilk dönem tarzı dediğimiz taş ve tuğla kullanılarak inşa edilmiş bir camiidir. Mimari açıdan ilk dönem Osmanlı camileri özelliklerini taşıyıp kesme taş ve tuğla ile karma teknikte inşa edilmiştir. Osmanlı döneminde önemli bir dini merkez ve eğitim merkezi olan Filibe Mevlevihanesi ise 1410 yılında inşa edilmiştir. Günümüze ulaşan diğer bir Osmanlı eseri, 16. yüzyılda inşa edilen Saat Kulesi’dir. Minareyi andıran bu kule, Doğu Avrupa’nın en eski kulelerindendir.
Filibe’nin tarihi ve ören yerleri ile birlikte ecdat yadigârı vakıf eserleri ve mezarlıkları ziyaret edilerek bazen hüzünlü bazen de sevinçli anları kafilemizde bulunan hazirunla birlikte yaşadık. Duygulandık.
İşte bu nedenle Balkanlar’da TİKA gibi kurumların önemi büyük. Bulgaristan’da TİKA’nın Ofisi olmamasına rağmen Balkanlardaki 801. projesini Bulgaristan’da uyguladı. TİKA, Balkanlar ve Doğu Avrupa daire başkanı Mahmut Çevik, Razgrad’da bu eğitim projesi açılışında bir Bulgar atasözü ile atıfta bulunmuştu “Torbanızda ne varsa Çorbanızda da o vardır!”
Gelecek sayımızda Filibe şehrinin Fatihi Lala Şahin Paşa’nın yaptırdığı cami ile devam edeceğiz.

.

Filibe, Bulgaristan’ın Sofya’dan sonra ikinci büyük şehri. Osmanlı hâkimiyeti döneminde Balkanlardaki önemli şehirlerimiz arasında olup; cami, medrese gibi yapılarıyla ve burada yetişen ilim adamlarıyla önde gelen İslâm merkezlerinden biridir.

FİLİBE ile ilgili gözlem ve Değerlendirme notlarımıza devam ediyoruz.

Seyahatimiz kapsamında ziyaret ettiğimiz bölgelerde yaşayan halklarla sohbet etme imkânı bulduk, dertleştik, kardeşlik ve dostluğumuzu yeniden ihya ettik.

Birlikte gittiğimiz dostlarımız arasında birkaç defa Filibe’ye geldikleri halde imaret camisinden haberdar olmayan yolcularımız böyle bir tarihi eseri bu seyahatte öğrendiklerinden mutluluk duyduklarını belirterek ecdat yadigârları emanetleri görmek bizleri de mutlu ve bahtiyar etti diyerek memnuniyetlerini hep bir ağızdan belirtmişlerdir.

Tanınan imkân ve destekten dolayı, BULTÜRK’ÜN şahsında İçişleri Bakanlığımıza teşekkür ederek bu tür organizasyonların sık ve Bulgaristan’ın tamamına yönelik olmasını istediler.

Bu kısacık fakat anlamca büyük olan seyahatimizde Bulgaristanlı oldukları halde doğup büyüdükleri yerlerden ve mekânlardan bu kadar uzak ve habersiz olduklarını üzülerek anlatılar.

BULTÜRK’E buralarını görme ve tanıtma fırsatı verdiği için tarihe bir not düşmek adına teşekkür ettiler. Gezilip görülen yerler arasında mezarlıklar, Mevlevihaneler, imarethaneler, cami, tarihi hamam ve köprüler kısacası ecdadın yaptığı eseler ve onların şahsında ecdat kokusu olanlar olmazsa olmazımızdır.

Filibe’yi Ziyaretimiz devam ediyor bölgede adı ESKİŞEHİR (Stariya Plovdiv) diye anılan Osmanlı Mahallesini ve içinde bulunan çeşitli tarihi konaklar, Roma’dan kalma stad toplantı mekânları ile Osmanlı’dan kalma evleri ziyaret ederek çok sayıda fotoğraf ve Videolarını kayıt ederek bu gün ayakta olanları belgeledik.

Ziyaretlerimize FİLİBE ŞEHRİNİN FATİHİ LALA ŞAHİN PAŞA’nın şehri aldıktan sonra şehirde yapmış olduğu imar ve düzenleme çalışmalarından en önemlisi olan ve MERİÇ nehri üzerinde bulunan tarihi köprüyü ziyaret ederek köprünün ayağına yakınında bulunan ŞEHABETTİN İMARET Camiini ziyaret ettik. Bugün itibarı ile cami yerinde olmasına rağmen yanında türbe mezarlar bakımsız ve eski mezar taşları toplanmış bir köşesine üst üste dizilmişler. Bu taşlar hepsi okunmalı ve bir mezarlık şeklinde (Türkçe-Bulgarca) olarak buraya veya başka bir yere sergilenmelidir. Tarihi olmayan Milletler yok olmaya mahkümdur…

“ŞEHABETTİN İMARET CAMİİ” Banisi olan, “LALA ŞEHABETTİN PAŞA’nın ve ecdadımızın FİLİBE”‘de yaptırmış olduğu çok sayıda eserler den onca zorluk ve yıkımdan talandan kurtularak ayakta kalabilmiş nadir eserlerden birisidir. Lala Şahin Paşanın Çirmen savaşı kahramanlıklarını da ayrı bir yazımızda anlatırız. AKINCILAR şiiri bu 800 atlı için yazıldığını da…

Hatta bu CAMİİ 1970’li yıllarda restore edilmiş Ülkede komünist rejimin yıkılması ile birlikte 1992 yılında şahsımızda FİLİBEDE “VAKIF MÜDÜRÜ” olarak görev yaptığımız dönemde 1993’te burası ibadete açılarak hizmete alınması şerefini yüce Allah (cc) bizlere nasip etti. Şükürler Olsun.

ŞEHABETTİN İMARET CAMİİ

Adından da anlaşılacağı gibi sadece namazgâh olarak değil, sosyal aktivitelerini yerine getiren bir imaret, aşevi olarak düzenlenerek insanlığın hizmetine sunulmuş olmasına rağmen, Bulgaristan’da bundan önceki ziyaretlerimizde de görüp şahit olduğumuz gibi Kültürel soykırıma uğrayan eserlerin durumuna düşmesi artık an meselesi gibi görünüyor. Bu külliye Balkanlar’ın en büyük zâviyeli-cami tipini teşkil eder. Burası on iki öğrenci odası bulunan büyük bir medrese, bir hamam, büyük bir han ve bir mutfak binasından meydana gelmektedir. 

Çünkü İMARET’den geriye sadece mescit bölümü kalmış diğer eserler yıkılmış yağma edilmiş olmakla beraber, “LALA ŞAHİN PAŞA”nın türbesi de bakımsız olarak kaderiyle baş başa bırakılarak adeta yıkılan İMARET’İN aş evi bölümünün kaderine terk edilmiş olması bizleri yürekten ızdıraba gark etmiştir. Ecdat yadigârı bu tür Kültürel ve Türk-İslam mühürlü eserlerin tamamen sahipsiz, bakımsız olarak yıkıma ve ortadan kalkmasına rıza gösteren bölgede vazifeli tüm yetkili mercileri şiddetle kınıyoruz.

Ziyaretlerimizin duygusal boyutundan sıyrılarak üzüntü ve Kederimizi arkada bırakıp “MURADİYE (halk arasında CUMA) CAMİİ’ne geçtik…

Bu camii 1425 civarında II. Murat tarafından inşa edilmiştir. Cami 1199’da (1785) I. Abdülhamit tarafından yeniden yaptırılmış ve bu sırada II. Murat kitâbesi yerine I.Abdülhamit kitabesi yerleştirilmiştir. Caminin orijinal minaresi, ilk dönem Osmanlı mimarisinin özelliğini yansıtan eşkenar dörtgen iki renkli tuğlalardan yapılmıştır.

Zelzele (deprem) sırasında tahrip olan iç nakışlar, Edirneli Seyyid Nakşibendî Mustafa Çelebi tarafından 1234’te (1818-19) Osmanlı barok stilinde yeniden boyanmış olup halen bu haliyle korunmaktadır.

Bu ziyaretlerimiz bizleri oldukça sevindirip gururlandırdı. Bu güne kadar yaptığımız ziyaretlerimiz ve incelemelerimiz içinde en bakımlı ve insan eli değdiği belli olan bu ecdat yadigârı eserin restore edilerek, 05 Eylül 2008 tarihinde açılışının resmen yapılmasındaki imzanın “İstanbul büyük şehir belediyesi” Olmasını bölge halkından memnuniyetlerini ifade ederek dinledik.

Bizlerde büyük onur ve gurur duyduk. Emekleri geçenlerden Allah (cc) razı olsun.

Avrupa’nın ve Hıristiyan âleminin bunca baskısına, yıkım projelerine rağmen yapılan bu yeni ve ihtişamlı eserler bizlere geleceğimizle ilgili büyük moral verdi. Bu eserler için emek verip ter dökenleri şahsım ve BULTÜRK adına tebrik ediyor takdirlerimizi iletiyoruz.

“İç işleri Bakanlığımızın, tensipleri ile düzenlemiş olduğumuz kültürel ve sosyal yönden Bulgaristan’ı tanıtma ile ilgili kültürel gezilerimize projemiz dâhilinde devam etmekteyiz.

Merak edip ilgi duyanlara HASSETEN İLANEN DUYURULUR.

Saygılarımızla.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

five × two =