Rafet ULUTÜRK
Günümüz dünyasında herkes bir yerlere “ait” olma telaşında. Kimisi bir partinin rozetine tutunuyor, kimisi bir menfaat ağının gölgesine sığınıyor. Oysa biz, ait olmayı değil, sahip çıkmayı seçenlerin yolundayız. Biz kimiz mi?
Biz, kalabalıkların gürültüsünde kaybolmayan, vicdanını hiçbir dünyevi teraziye tarttırmayan, vatan sevgisini “can” ile “canan” arasında bir köprü kılanlarız.
Bizim milliyetçiliğimiz bir slogan değil, bir secayedir. Biz, bayrağı direklere asmadan önce ruhuna giydirmiş, devletini “ebed-müddet” bir sevda ile sevmiş, hiçbir siyasi ikbalin satın alamayacağı o sarsılmaz iradenin sahipleriyiz.
Bir Mekândan Fazlası: Ruhun Sığınağı Olarak Ocak
Burası sadece taştan, duvardan ibaret bir bina değildir. Burası bir Dava Ocağı’dır. Peki, nedir ocak? Ocak, sönmek üzere olan közü yeniden harlayan, soğukta kalmış yürekleri ısıtan, çiğ olanı pişiren yerdir. Bizim ocağımızda nefretin dumanı tütmez; burada sevginin, hikmetin ve vatan aşkının ateşi yanar.
Bu ocağın mayası, Pir-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevî’nin dergâhından süzülüp gelen o kadim hikmettir. Yesevî bize şunu fısıldar: “Gönül kırmak, Kâbe yıkmaktan beterdir.” İşte bu yüzden bizim davamız, birilerini ezmek ya da birilerine üstünlük taslamak değil; her bir bireyi “insan-ı kâmil” kılma mücadelesidir. Bizim ocaklarımız, Ahmet Yesevî yolunda çoğaldıkça, bu toprakların bereketi ve huzuru da artacaktır.
Sessizliğin En Gür Sesi
Dünya, büyük haksızlıkların küçük menfaatler uğruna görmezden gelindiği bir “sükût suikastı” yaşıyor. İnsanlar korkuyor, sinmiş durumda. İşte tam bu noktada bizim farkımız ortaya çıkıyor: Herkesin sustuğu yerde konuşan olmak. Bu, sadece bir hitabet meselesi değildir; bu bir duruş meselesidir. Hiç kimsenin cesaret edemediği işleri yapabilmek, en fırtınalı günde gemiyi terk etmemek ve doğrunun hatırını her şeyin üstünde tutmak… Bizim cesaretimiz, arkamızdaki bir örgütten ya da partiden değil, göğsümüzdeki imandan ve vatanımıza olan saf sadakatimizden gelir.
“Karanlığa küfretmektense bir mum yakmak evladır” derler. Biz mum yakmakla yetinmiyoruz; biz ocağı harlıyor, karanlığı boğacak o büyük şafağı bekliyoruz.
Küresel Karanlığa Türk’ün Çerağı
Bugün insanlık, sadece ekonomik ya da siyasi bir kriz içinde değil, derin bir ruh krizi içindedir. Maddeciliğin pençesinde kıvranan dünya, yeniden merhamete, adalete ve karşılıksız hizmete muhtaçtır.
İddia ediyoruz: Dünyayı kurtaracak olan, bu Yesevî ocaklarından yükselecek olan ahlak devrimidir. Kendi nefsini yenemeyen, dünyayı yenemez. Biz önce kendi içimizdeki savaşı kazanıp, Yesevî hikmetiyle kuşanarak yola çıkıyoruz. Bu ocaklardan yetişen her bir genç; adaletin bekçisi, mazlumun sesi ve haksızlığın hasmı olacaktır. Bizim çoğalttığımız her ocak, aslında insanlığın kurtuluşu için yakılmış bir çerağdır.
Biz, siyasetin tozlu yollarında değil, hakikatin aydınlık ufkunda yürüyen; devleti “ana”, milleti “kardeş” bilen dava erleriyiz.
Bu yürüyüş durmayacak, bu ocak sönmeyecek!