Rafet ULUTÜRK
Sayın Başkan, Sayın Komutanım, kıymetli misafirler, değerli dava ve gönül kardeşlerim,
Hepinizi en kalbi duygularımla, saygıyla ve muhabbetle selamlıyorum.
Bugün burada, sadece bir konuşma yapmak için değil; ortak hafızamızı, ortak acılarımızı, ortak umutlarımızı ve ortak geleceğimizi birlikte düşünmek için bulunuyoruz.
Bizler, kökleri Orta Asya’nın uçsuz bucaksız bozkırlarına uzanan; oradan aldığı iradeyi, cesareti, adalet anlayışını ve devlet terbiyesini Anadolu’ya, Rumeli’ye ve Balkanlar’a taşıyan büyük bir medeniyetin evlatlarıyız.
Bizler, Anadolu’dan önce Rumeli’yi yurt edinen, bu toprakları sadece fetheden değil; imar eden, yaşatan, adaletle yoğuran ve farklı milletleri bir arada tutan evladı fatihanın torunlarıyız.
Bu sebeple Rumeli bizim için yalnızca bir coğrafya değildir. Rumeli bir hafızadır, bir kimliktir, bir emanettir ve aynı zamanda geleceğe karşı büyük bir sorumluluktur.
Balkanlar tarih boyunca yalnızca sınırların çizildiği bir bölge olmamıştır. Balkanlar; milletlerin, dillerin, inançların ve kültürlerin iç içe geçtiği büyük bir insanlık tecrübesidir. Bu coğrafya bize şunu öğretmiştir: Farklılıklar, adaletle yönetilirse çatışma sebebi değil, zenginlik kaynağı olur.
Bugün bize düşen görev de tam olarak budur:
Geçmişin mirasını sadece hatırlamak değil; onu geleceğin vizyonuna dönüştürmek.
Değerli misafirler,
Bulgaristan’da son yıllarda yaşanan siyasi süreç hepimizin malumudur. Dört yıl içinde sekiz kez seçim yapılması, aslında ülkede bir arayışın, bir denge kurma çabasının ve yeni bir siyasal istikrar ihtiyacının göstergesidir.
1997 yılından bu yana ilk defa tek başına iktidar tablosunun ortaya çıkması, Bulgaristan için yeni bir dönemin kapısını aralamıştır.
Bu dönem yalnızca hükümet değişikliği olarak görülmemelidir.
Bu dönem; adaletin, eşitliğin, temsil hakkının ve birlikte yaşama iradesinin yeniden konuşulması gereken bir fırsat dönemi olarak görülmelidir.
Artık temel soru şudur:
Nasıl bir Bulgaristan istiyoruz?
Bizim cevabımız açıktır:
Herkesin kendini eşit vatandaş olarak gördüğü, kimliğinden, dilinden, inancından veya kökeninden dolayı geri planda kalmadığı; adaletin sadece anayasal bir kelime değil, günlük hayatın yaşayan bir gerçeği olduğu bir Bulgaristan istiyoruz.
Bizler Bulgaristan’da Avrupa Birliği vatandaşıyız. Evet, bu ifade kulağa güçlü geliyor. Avrupa Birliği denildiğinde akla demokrasi, insan hakları, özgürlükler, hukuk devleti ve eşit vatandaşlık geliyor.
Fakat mesele sadece kulağa hoş gelen kavramlar değildir. Asıl mesele, bu kavramların sahada karşılık bulup bulmadığıdır.
Ben de bir Bulgaristan vatandaşıyım. Bu ülkenin bir parçasıyım. Bu ülkenin sorumluluklarını taşıyorum. Vergimi veriyorum, kanunlara uyuyorum, toplumsal hayata katkı sunuyorum. Ancak buna rağmen kendi ülkemde siyasi temsil konusunda önümüze engeller çıkıyorsa, burada üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir çelişki vardır.
Evet, yanlış duymadınız: Avrupa Birliği vatandaşı olmakla övünüyoruz ama tam temsil hakkı noktasında hâlâ aşılması gereken meselelerimiz var.
Bu sözü bir kırgınlıkla değil, bir hakikat çağrısıyla söylüyorum. Çünkü bizler şikâyet eden değil, çözüm üreten bir anlayışın temsilcileriyiz.
Bizim meselemiz kavga çıkarmak değildir.
Bizim meselemiz ayrılık üretmek değildir.
Bizim meselemiz kimseyi ötekileştirmek değildir.
Bizim meselemiz; adaleti büyütmek, temsil hakkını güçlendirmek, birlikte yaşama iradesini daha sağlam temellere oturtmaktır.
Çünkü biliyoruz ki bir ülkede bir toplum kendini eksik temsil edilmiş hissediyorsa, o eksiklik sadece o topluma ait değildir.
O eksiklik, o ülkenin demokrasisinin de eksikliğidir.
Değerli kardeşlerim,
Bugün burada özellikle Suriye Türkmen kardeşlerimize de gönülden seslenmek istiyorum.
Sizler çok zor şartlardan geçtiniz. Ağır bedeller ödediniz. Yurdunuzdan, evinizden, toprağınızdan ayrı kaldığınız dönemler oldu. Fakat bütün bu zorluklara rağmen kimliğinizi, iradenizi ve temsil mücadelenizi ayakta tutmayı başardınız.
Bugün Türkiye’den hem Türk hem de Suriye vatandaşı olarak Suriye Parlamentosunda sizleri temsil eden bir milletvekilinizin olması, sadece bir siyasi başarı değildir. Bu, iradenin, sabrın, örgütlü hareket etmenin ve doğru stratejinin sonucudur.
Bu bakımdan sizleri tebrik ediyorum.
Hatta açıkça ifade etmek isterim ki, bugü Suriye bazı yönleriyle sizler bizi geçmiş durumdasınız. Yani Avrupa birliği vatandaşlarına vermediği hakkı siz Suriyede alabilmişsiniz daha ne olsun. Çünkü temsil, bir toplumun görünürlüğüdür. Temsil, bir toplumun sesidir. Temsil, “biz de buradayız” deme iradesidir.
Bu noktada kardeşim Tarik Sulo Cevizci vekilimizi gönülden kutluyorum. Allah yar ve yardımcısı olsun. Çıktığı bu yolda Rabbim onu mahcup etmesin. Üstlendiği görev, yalnızca bir makam görevi değil; aynı zamanda büyük bir emanet ve büyük bir sorumluluktur.
Onun başarısı sadece bir kişinin başarısı değildir.
Bu başarı; bir toplumun umudunun, emeğinin ve geleceğe dair inancının başarısıdır.
Kıymetli misafirler,
Bugün Avrupa’nın, Balkanlar’ın, Türkiye’nin, Suriye Türkmenlerinin ve bütün Türk dünyasının önünde duran temel mesele şudur:
Adalet nasıl kurumsallaştırılacak?
Temsil nasıl güçlendirilecek?
Kimlikler nasıl çatışma sebebi olmaktan çıkarılıp ortak geleceğin parçası haline getirilecek?
Bu sorulara verilecek cevaplar, sadece bugünü değil, gelecek nesilleri de belirleyecektir.
Medeniyet dediğimiz şey; sadece yüksek binalar, güçlü ekonomiler, büyük kurumlar veya güzel sözlerden ibaret değildir. Medeniyet, insanın kendini onurlu, eşit, güvende ve temsil edilmiş hissetmesidir.
Bir insan kendi kimliğini saklamak zorunda kalmadan yaşayabiliyorsa, orada medeniyet vardır.
Bir toplum hakkını ararken dışlanmıyorsa, orada demokrasi vardır.
Bir vatandaş devlete aidiyet duyarken devlet de ona eşit mesafede duruyorsa, orada adalet vardır.
İşte bizim aradığımız, savunduğumuz ve inşa etmek istediğimiz anlayış budur.
Biz Avrupa Birliği değerlerini reddetmiyoruz. Tam tersine, bu değerlerin gerçek anlamda uygulanmasını istiyoruz.
Çünkü demokrasi sadece çoğunluğun yönetimi değildir; azınlıkların güven içinde yaşadığı, herkesin haklarının korunduğu bir sistemdir.
Bu sebeple bizim mücadelemiz sadece Türklerin meselesi değildir. Bu mücadele; adil, güçlü, huzurlu ve kapsayıcı bir Bulgaristan isteyen herkesin meselesidir.
Biz Bulgaristan’da Türklerle Bulgarların, Müslümanlarla Hristiyanların, farklı kökenden gelen bütün vatandaşların karşılıklı saygı ve ortak aidiyet duygusuyla yaşayabileceği bir ülke istiyoruz.
Bu mümkün müdür?
Evet, mümkündür.
Ama bunun için üç şeye ihtiyaç vardır:
Birincisi, güçlü bir hafıza. Kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi ve hangi mirası taşıdığımızı unutmayacağız.
İkincisi, sağlam bir strateji.
Sadece duygularla değil, akılla, planla, sabırla ve kurumsal bilinçle hareket edeceğiz.
Üçüncüsü, birlik.
Dağınık duran toplumların sesi zayıf çıkar. Birlik olan toplumların sesi ise sadece duyulmaz; dikkate alınır.
Değerli kardeşlerim,
Bugün dünyada artık mesele sadece nüfus meselesi değildir. Mesele, organize olabilme meselesidir. Mesele, haklılığını doğru dille anlatabilme meselesidir. Mesele, duyguyu stratejiye, tarihi vizyona, kimliği güçlü bir temsil iradesine dönüştürebilme meselesidir.
Bizim artık sadece geçmişin hatıralarıyla avunmaya değil, geleceğin kurumlarını inşa etmeye ihtiyacımız var.
Tüm Türk Dünyası Gençlerimizi iyi yetiştirmeliyiz.
Dilimize, kültürümüze ve tarihimize sahip çıkmalıyız.
Siyasette, akademide, ekonomide, diplomaside, sivil toplumda daha görünür olmalıyız.
Haklı davamızı güçlü, sakin, kararlı ve medeni bir dille anlatmalıyız.
Çünkü haklı olmak yetmez. Haklılığı doğru zamanda, doğru zeminde ve doğru üslupla savunmak gerekir.
Bugün burada Suriye Türkmenleri ile Rumeli Türklerinin bir araya gelmesi de tesadüf değildir. Biz farklı coğrafyalarda benzer kaderleri yaşamış topluluklarız. Bazen sınırlar değişmiş, bazen rejimler değişmiş, bazen yönetimler değişmiş ama bizim ortak kimliğimiz, ortak hafızamız ve ortak dayanışma ruhumuz ayakta kalmıştır.
Bu dayanışmayı güçlendirmek zorundayız.
Çünkü artık dünya, yalnız kalanların değil; birlikte hareket edenlerin dünyasıdır.
Suriye Türkmenlerinin temsil mücadelesi, Balkan Türklerine ilham olabilir. Balkan Türklerinin asırlık birlikte yaşama tecrübesi, Suriye Türkmenlerine katkı sunabilir. Türkiye’nin tarihi ve siyasi birikimi ise bütün bu coğrafyalar arasında güçlü bir köprü vazifesi görebilir.
Biz birbirimizin rakibi değiliz.
Biz birbirimizin aynasıyız.
Biz birbirimizin tamamlayıcısıyız.
Değerli misafirler,
Bugün buradan güçlü bir mesaj vermek istiyorum:
Biz kimseye karşı değiliz.
Biz adaletten yanayız.
Biz birlikte yaşamaktan yanayız.
Biz eşit vatandaşlıktan yanayız.
Biz hukuktan, temsil hakkından ve ortak gelecekten yanayız.
Bizim hayalimiz; çocuklarımızın kimliklerinden dolayı geri durmadığı, gençlerimizin siyasette ve toplum hayatında daha fazla yer aldığı, kadınlarımızın daha güçlü temsil edildiği, yaşlılarımızın huzur içinde yaşadığı, bütün vatandaşların geleceğe güvenle baktığı bir düzendir.
Bunu başarmak kolay olmayabilir.
Fakat tarih bize şunu öğretmiştir:
Büyük hedefler, büyük sabır ister.
Büyük davalar, güçlü karakter ister.
Kalıcı kazanımlar ise ancak akıl, birlik ve fedakârlıkla elde edilir.
Bu nedenle bizler öfkenin değil, aklın diliyle konuşacağız.
Kırgınlığın değil, inşanın yolunu seçeceğiz.
Sadece eleştirinin değil, çözümün tarafında duracağız.
Ama bunu yaparken de hakkımızı unutturmayacağız.
Sesimizi kısmayacağız. Temsil talebimizi ertelemeyeceğiz.
Çünkü adalet ertelendikçe eksilir; temsil geciktikçe güven zayıflar.
Kıymetli kardeşlerim,
Bugün burada söylemek istediğim en önemli cümlelerden biri şudur:
Gelecek, sadece geçmişiyle övünenlerin değil; geçmişinden güç alıp yarını planlayanların olacaktır.
Biz geçmişimizle gurur duyuyoruz.
Ama sadece geçmişe bakarak yürümeyeceğiz. Gözümüz gelecekte olacak. Ufkumuz geniş olacak. Hedefimiz büyük olacak.
Rumeli’den Suriye’ye, Balkanlar’dan Anadolu’ya, Türk dünyasının her köşesine uzanan bu büyük gönül coğrafyasında artık daha fazla istişareye, daha fazla dayanışmaya, daha fazla kurumsal iş birliğine ihtiyacımız var.
Sivil toplum kuruluşlarımız daha güçlü olmalı.
Gençlik teşkilatlarımız daha etkili çalışmalı.
Aydınlarımız, kanaat önderlerimiz ve siyasetçilerimiz ortak akılla hareket etmeli. Kültürel bağlarımız sadece hatıralarda değil, projelerde ve kurumlarda yaşamalıdır.
Çünkü bir toplumun geleceği, sadece duygularla değil; kurumlarla, eğitimle, temsil gücüyle ve stratejik akılla korunur.
Değerli Başkanım, kıymetli misafirler,
Bu vesileyle Suriye Türkmenleri Federasyonunun ortaya koyduğu çalışmaları da çok kıymetli bulduğumu ifade etmek isterim.
Bir toplumun sesi olmak, sadece toplantılar yapmak değildir. Bir toplumun sesi olmak; onun acısını taşımak, umudunu büyütmek, sorunlarını görünür kılmak ve çözüm yolları üretmektir.
Bu anlamda emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Tarık Sülo vekilimizi bir kez daha tebrik ediyor, görevinde üstün başarılar diliyorum. İnşallah yürüttüğü çalışmalar sadece Suriye Türkmenlerine değil; tüm Suriye vatandaşları için adalet, temsil ve kardeşlik arayışında olan bütün topluluklara örnek olur. En büyük arzumuz insana insan olduğu için değer vermek olmalıdır.
Allah yar ve yardımcınız olsun.
Yolunuz açık, gayretiniz bereketli, hizmetiniz daim olsun.
Unutmayalım:
Güçlü toplumlar, sadece haklarını bilen toplumlar değildir.
Güçlü toplumlar; sorumluluklarını yerine getiren, birlikte hareket eden, gençlerini geleceğe hazırlayan ve haklı davasını doğru stratejiyle savunan toplumlardır.
Bizler de bu bilinçle hareket edeceğiz.
Daha adil bir Bulgaristan için,
Daha güçlü bir Balkanlar için,
Daha adil bir Suriye için,
Daha temsil gücü yüksek bir Türk Dünyası için,
Ve daha huzurlu bir gelecek için birlikte çalışacağız.
Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla, muhabbetle ve kardeşlik duygularımla selamlıyorum.
Birliğimiz daim, yolumuz açık, davamız hayırlı olsun.

