Manevi Bölünmüşlüğün Derinliğinden Gelen Kokular – 3

Rafet ULUTÜRK

9 Eylül 1944… Bulgaristan’ın tarihinde derin bir çatlak açıldı. O çatlak sadece siyasi düzeni değil, halkın vicdanını da böldü. En çok da Bulgaristan Müslümanlarının hayatında kapanmaz yaralar bıraktı.

Oysa bu topraklarda bir zamanlar başka bir rüzgâr esiyordu. Osmanlı’nın bağrında mayalanan Bulgar milli şuuru, bağımsızlık için uyanıyordu. 1870’te Padişah Abdülaziz, Bulgarlara Doğu Ortodoks Kilisesi’nin bağımsızlığını tanıyarak, Bulgar halkına “kalk, ayağa kalk!” demişti. Eğer bu kaynaktan içilseydi, belki Bulgar milleti kısa sürede bağımsız ve egemen bir devlet kurar, Türkiye Cumhuriyeti’yle yan yana yürüyen iyi bir komşu olurdu. Türk ve Bulgar halkları, aynı özgürlük rüzgârına kanat açabilirdi.

Ama olmadı. Bulgar halkının çiçeği budandı; açacaksa da kanlı dikenler arasında açtı.

Hukuksuzluğun Başlangıcı

Bugün Bulgaristan’ın nasıl bir “yasa dışı devlet” olduğuna dair en açık değerlendirmeyi, Paris Sorbonne Üniversitesi’nde yetişmiş Prof. Dr. Sfoyan Dinkov yapıyor:
“Bulgaristan hukuk dışı bir devlettir. Bulgaristan Cumhuriyeti de yasa dışıdır. Dolayısıyla 1946’dan bu yana bu devlet tamamen hukuk dışıdır.”

Bu sözler basit bir iddia değildir; tarihi gerçeklerin bir sonucudur. Çünkü 8 Eylül 1946’da yapılan halk oylaması (referandum) anayasaya aykırıydı. Tırnovo Anayasası, meclise devletin yönetim biçimini değiştirme yetkisi tanımıyordu. Ama Sovyet işgalinin gölgesinde, baskı altında bir yasa çıkarıldı. Ve Bulgaristan “cumhuriyet” ilan edildi.

Üstelik monarşiden cumhuriyete geçişin yasal bir yolu yoktu. Çar Simeon henüz çocuktu. Anayasa gereği Büyük Halk Meclisi’ni toplama yetkisi sadece ona aitti. Ama bu hak hiçe sayıldı, anayasaya aykırı naipler atandı, kukla düzen kuruldu.

Dolayısıyla Bulgaristan Cumhuriyeti, temelden sakattı. Başlangıcında hukuksuzluk vardı; sonrasında çıkarılan her karar, her yasa, her seçim de bu sakatlığın üzerine inşa edildi.

Yasa Dışı Düzenin Vatandaşları

Bugün Bulgaristan halkı hâlâ “yasal olmayan yasaları” uygulamak zorunda bırakılıyor. Vergilerini bu sahte yasalarla ödüyor, yalan üzerine kurulmuş partilere oy veriyor, sözde hukuk devletinde ama aslında keyfî bir düzen içinde yaşamaya devam ediyor.

Soru şudur: Yasa dışı bir devletin vatandaşları, gerçekten yasal vatandaşlar mıdır?


Türklerin Gerçekleri

1950’den sonra bize tanınan bazı kültürel haklar da samimiyetle verilmedi. Çünkü Bulgar komünistleri, bizden korkuyordu. Aslında Türkiye’den gelecek bir “Ey komşu, nedir bu yaptıkların?” sorusundan ürktükleri için birtakım tavizler verdiler. Haklarımız, bir lütuf değil; korkunun ürünüdür.

Ama asıl amaç hiç değişmedi: Bizleri eritmek, Bulgarlaştırmak, tarihten silmek. Bütün yasasızlık, bütün hukuksuzluk, bütün baskılar işte bu amaca hizmet etti.

Anayasa Günü’nün İronisi

10 Eylül 2019’da Bulgaristan’ın üst düzey yöneticileri, avukatlar, yargıçlar, baro temsilcileri Veliko Tırnovo’da toplandılar. Osmanlı Kaymakamı Konağı’nda, Birinci Bulgar Anayasası’nın 140. yıldönümünü kutladılar.

Konuşmalarda en çok kullanılan kelimeler “demokrasi”, “hürriyet”, “adalet”ti. Ama bağımsızlıktan söz eden olmadı. Çünkü gerçek bağımsızlık hâlâ bir hayal. 1879’un anayasasını altın ve gümüş kaplamalı bir hediye gibi Avrupa Birliği’ne sunmaya hazırlanıyorlar. Sanki küflenmiş bakır kapları kalaylatıp pırıl pırıl göstermek ister gibiler.

Ama biz biliyoruz: O kalay, hakikati parlatmaz. Çünkü çürük temelin üstüne altın dökseniz de, çürüklük yine kalır.

Bulgaristan’ın tarihi, yasasızlığın ve hukuksuzluğun tarihidir. Bu gerçek, bizim acılarımızı, göçlerimizi, sürgünlerimizi anlamadan kavranamaz.

Ve biz Bulgaristan Türkleri için asıl mesele şudur: Bu hukuksuz düzen, bizi eritmek için kurulmuştur. Ama biz varız, var olmaya devam edeceğiz. Çünkü köklerimizi sökemediler, hafızamızı silemediler, ruhumuzu teslim alamadılar.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

twelve − 8 =