Manevi Bölünmüşlüğün Derinliğinden Yükselen Çığlıklar -1-

Rafet ULUTÜRK

Bir İşgalci Asla Kurtarıcı Olamaz

81 yıl önce Bulgaristan’ın üzerine çöken işgal, yalnızca topraklarımızı değil; ruhumuzu, hafızamızı ve kardeşliğimizi de yaraladı. Bugün hâlâ o günlerin izleri sokaklarda, evlerde, göç yollarında yaşamaya devam ediyor.

9 Eylül 2019’da Sofya’da açılan serginin adı önce “Bulgaristan’ın Kurtarıcıları” idi. Tepkiler üzerine “Hürriyet Yolu” olarak değiştirildi. Ama duvarlardaki fotoğraflar ne özgürlük ne de kurtuluş vaat ediyordu. Çünkü Bulgar halkının vicdanı biliyordu: bir işgalci, asla kurtarıcı olamaz.

O gün Sofya sokaklarında toplanan kalabalık, 75 yıllık suskunluğu bozdu. “Kurtuluş değil, işgal!” pankartlarıyla yürüyenlerin sesi, aslında tarihin en derin çığlığını hatırlatıyordu.

Farklı kaynaklara göre bu dönemde ölenlerin sayısına ilişkin veriler 15.000 ile 40.000 arasında değişmektedir. Sadece dört ay içinde Halk Mahkeme, 2 730 idam ve 305 ömür boyu mahkumiyet olmak üzere 9 550 ceza yayınladı.
Halkın düşmanı olarak hüküm giyenler arasında bakanlar, milletvekilleri, generaller, gazeteciler, bankacılar, belediye başkanları, rahipler, toprak sahipleri, öğretmenler yer alıyor. Bu kanlı olayların bir de öncesi vardır.

Kırılan Umutlar

1944’te Bulgaristan’a giren Kızıl Ordu, üç yıl boyunca işgal gücü olarak kaldı. Halk, işgalin masraflarını kendi cebinden ödedi; üstüne bir de 147 milyon altın frank savaş tazminatıyla diz çöktürüldü. Ardından toplama kampları kuruldu. Belene’de 157, Loveç’te 141 insan can verdi.

Ve üç büyük göç dalgası yaşandı: 1950, 1968 ve 1989… Toplamda 640 bin kardeşimiz, bavullarına sadece birkaç eşya değil; çocukluklarını, hatıralarını, köklerini sığdırarak yola çıktı. Göç, yalnızca bir yer değiştirme değildir; göç, insanın ruhunun parçalanmasıdır.

Siyasetin Gölgesinde

Bulgaristan Türkleri hep aynı kıskacın içinde kaldı: Moskova’nın gölgesi ile sahte kurtarıcıların aldatmacası arasında. Bir dönem “haklarımızı savunacağız” iddiasıyla ortaya çıkan partiler, halkın yaralarını sarmak yerine, liderlerin kişisel hesaplarının gölgesinde kaldı. Ahmet Doğan’ın gizli görüşmeleri, Lütfü Mestan’ın yalnız bırakılışı… Bunların hepsi, siyasetin nasıl bir oyun sahnesi olduğunu bize gösterdi.

Hukuksuz Devlet

Bugün Bulgaristan’ın en büyük trajedisi, hâlâ yasa dışı bir temel üzerinde yükseliyor olmasıdır. 1946’da yapılan referandum, yürürlükteki anayasaya aykırıydı. Yani Bulgaristan Cumhuriyeti, daha ilk adımda hukuksuz doğdu. O günden bu yana çıkarılan yasalar, verilen kararlar, yapılan seçimler hep tartışmalı bir zemin üzerinde yükseldi. Peki, böylesi bir devlette vatandaşların gerçekten “yasal” sayılabilmesi mümkün mü?

Unutmayacağız

Bizi eritmek, Bulgarlaştırmak, tarihten silmek istediler. Ama olmadı. Çünkü göç yollarında bile türküsünü söyleyen annelerimiz, dualarını eksik etmeyen dedelerimiz vardı. Onlar bize sadece hayatta kalmayı değil, direnerek var olmayı öğretti.

Bugün bize düşen, bu acıları unutmamak ve unutturmamaktır.
Çünkü unutan, yeniden yaşamaya mahkûmdur.

Ve buradan bir kez daha haykırıyorum:
Bir işgalci asla kurtarıcı olamaz!

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

three × four =