Rafet ULUTÜRK
Bulgaristan’da “yurt dışında sandık sayısını düşürme” kararı, kâğıt üstünde bir seçim idaresi düzenlemesi gibi sunulabilir: “organizasyon zor, maliyet var, güvenlik var.” Ama sahadaki sonuç, çoğu zaman teknik değil politiktir: kimin oyunun sandığa ulaşacağını belirleyen görünmez bir filtre.
Bir ülkede sandık sayısı azaldığında, seçmen davranışı değişir:
Uzak ilçelerden gelenler için yol masrafı ve zaman artar,
Kuyruk uzar,
Özellikle yaşlılar, çalışanlar, çocuklu aileler vazgeçer,
Katılım düşünce de temsil adaleti zedelenir.
Bu yüzden sandık sayısı meselesi “lojistik” değil, eşit yurttaşlık meselesidir.
Bugünkü tartışma ne?
2026 Şubat’ında Bulgar parlamentosu, AB dışındaki ülkelerde diplomatik temsilcilikler dışındaki sandıkların sayısını 20 ile sınırlayan bir değişikliği kabul etti.
Bu hamleye karşı “anayasal eşitlik ve seçme hakkının evrenselliği” vurgusuyla veto verildiği de basına yansıdı.
Anadolu Ajansı
Bu düzenleme, özellikle Türkiye’de yaşayan Bulgaristan vatandaşlarını doğrudan etkiler; çünkü yoğun seçmen kitlesi, coğrafi yayılım ve geleneksel katılım dikkate alındığında, 20 sınırı “azaltma” değil, yer yer fiilen engelleme etkisi doğurabilir.
“Bu anayasaya aykırılık hep yapılıyor” hissi neden bu kadar güçlü?
Çünkü Bulgaristan Türklerinin hafızasında devlet eliyle yapılan kimlik ve hak müdahaleleri ağırdır.
1984–1985 dönemindeki zorla isim değiştirme ve asimilasyon politikası, literatürde Vızroditelen protses” olarak geçer; bu süreçte Müslüman/Türk isimlerinin Bulgarca/Slav isimlerle değiştirildiği bilimsel çalışmalarda açıkça anlatılır.
Sizin “1970/1972/1984” vurgunuzun önemli bir kısmı tarihsel zemine oturuyor:
1970’lerin başında da azınlık politikalarında sertleşmeler ve Türkçe eğitim/kurumlar üzerinde baskıların arttığı dönemler olduğu, kaynaklarda çeşitli başlıklarla yer alıyor (özellikle 1984–85 ise kırılma anı).
Ama şunu da not etmek gerekir: “1970’te Türk isimleri değiştirildi” iddiası, çoğu kaynakta asıl büyük dalga olarak 1984–85 ile anılır; 1970’lerdeki uygulamalar daha parçalı/öncül dalgalar şeklinde ele alınır.
Peki Bulgaristan bugün ne yapmak istiyor?
Bir ülkenin yurt dışı sandıklarını kısması çoğu zaman üç motivasyonun karışımıdır:
Siyasal denge mühendisliği
Türkiye’deki Bulgaristan vatandaşlarının oyları, Bulgar iç siyasetinde kimi partiler için “belirleyici” algılanır. Bu algı, özellikle milliyetçi söylemleri besler: “dışarıdaki seçmen iç siyasete yön veriyor.” Sonuç: sandık azaltma, teknik değil, seçmen ağırlığını azaltma aracına dönüşebilir.
Kimlik siyaseti ve ‘aidiyet testi’
“Bulgaristan’da yaşamıyorsan karar mekanizmasında etkin olmamalısın” yaklaşımı, modern vatandaşlıkla çelişir. Çünkü vatandaşlık, ikametgah belgesi değil; hukuki bağ ve haklar bütünüdür. “Nerede yaşadığın” üzerinden hak eksiltmek, eşitliği zedeler.
Güvenlik ve manipülasyon söylemi
Seçim güvenliği bahanesi her ülkede kullanılır. Oysa güvenliği artırmanın yolu sandığı azaltmak değil; şeffaf denetim, iyi organizasyon, yeterli personel ve dijital izlenebilirliktir. Sandığı azaltmak, güvenliği artırsa bile bedeli şudur: hakka erişimi kısar.
“Demokrasi nerede yaşadığına göre bölünür mü?”
Demokrasinin en kritik testi tam da budur: Devlet, “zor seçmen”i görünür kılar mı, yoksa görünmez mi sayar?
Yurt dışı seçmen, devlet için zahmetli olabilir. Ama haklar, “kolay olan” için değil, herkes içindir. Sandık sayısını düşürmek, özellikle belirli bir ülkeyi (Türkiye gibi) hedef etkisiyle vuruyorsa, bu artık nötr bir idari karar değil; seçmen kitlesini cezalandırma gibi okunur.
Bu yüzden Bulgaristan’daki veto tartışmasının dilinde “eşitlik” ve “genel oy” vurgusu öne çıkıyor.
Anadolu Ajansı
Uyarı: Tarih tekerrür etmez; ama “mantık” tekrar edebilir
Bugün kimse “isim değiştirme” gibi bir zorbalığı aynı biçimde tekrar etmiyor olabilir.
Fakat devlet zihniyetinde şu mantık tekrar edebilir:
“Bazı yurttaşların hakları, çoğunluğun konforu veya siyasal hedefler için ayarlanabilir.”
Dün isimdi; bugün sandık. Yarın başka bir hak.
Bu yüzden mesele yalnız Türkiye’deki Bulgaristan Türklerinin meselesi değil; Bulgaristan demokrasisinin standardı meselesidir. Seçme hakkını “coğrafya”yla daraltan yaklaşım, Bulgaristan’ın Avrupa değerleriyle kurduğu bağı da tartışmalı hale getirir.