Sandıklar azalırken büyüyen soru: Bulgaristan vatandaşına nasıl bakıyor?

Rafet ULUTÜRK

AB dışındaki ülkelerde seçim sandıklarının azaltılmasına ilişkin karar, Bulgaristan Parlamentosu’ndan alışılmadık bir hızla geçti. Komisyon, genel kurul, iki okuma arasında yalnızca üç gün. Biçimsel olarak mümkün olan bu tempo, siyaseten çok daha derin bir tartışmanın kapısını araladı.

Çünkü mesele, sandık sayısından ibaret değil.

Resmî gerekçe “ulusal güvenlik” ve özellikle “Türkiye’den gelen oyların yarattığı risk.” Bu argüman, parlamentodaki çoğunluğu oluşturan GERB, BSP, İTN ve “Vazrajdane” tarafından net biçimde savunuldu. Karşı cephede ise PP–DB, APS, “Velichie” ve bazı bağımsız vekiller yer aldı. MEÇ çekimser kaldı. DPS–“Novo Naçalo”nun sessizliği ise tartışmanın en çok konuşulan ayrıntılarından biri oldu.

Ancak kamuoyunda oluşan algı, teknik gerekçelerin ötesine geçti. Çünkü alınan karar, yalnızca Türkiye’yi değil; ABD’de, Birleşik Krallık’ta ve dünyanın farklı noktalarında yaşayan on binlerce Bulgar vatandaşını doğrudan etkiliyor. Türkiye merkezli bir tartışma, Türkiye ile ilgisi olmayan geniş bir diasporanın oy kullanma imkânını da zorlaştırıyor.

Tam da burada temel bir soru ortaya çıkıyor: Belirli bir soruna karşı geliştirilen önlem, neden bu kadar geniş bir kesimi kapsıyor?

Yurt dışında yaşayan Bulgar vatandaşları için seçim sandığı yalnızca oy verilen bir yer değildir. O sandık, devletin onları unutmadığının somut göstergesidir. Aidiyet duygusunun, vatandaşlık bağının, eşitliğin sembolüdür. Şimdi o sandıkların azaltılması, birçok kişi için idari bir karar değil, psikolojik bir mesafe anlamına geliyor.

Parlamentodaki tartışmalar hızla kişilere ve siyasi dengelere kaydı. Peevski, Doğan, perde arkası hesaplar… Ancak sıradan bir vatandaşın gördüğü tablo daha yalın: “Bazı oylar zorlaştırılıyor.” Algı bu şekilde oluştuğu anda, hukuki metinlerin ayrıntıları ikinci plana düşer.

Oysa demokrasilerde algı, en az yasalar kadar etkilidir.

İşin paradoksu şu: Eğer gerçekten belirli bir oy hedef alınıyorsa, bu oyların Bulgaristan’daki sandıklara yönlendirilmesi zaten mümkün. Bu durumda alınan kararın pratik etkisi sınırlı, sembolik etkisi ise büyük olabilir. Buna karşılık, Bulgaristan’a gelme imkânı olmayan uzak ülkelerdeki vatandaşlar için gerçek bir engel oluşur.

Bu da tartışmayı teknik olmaktan çıkarıp, eşit vatandaşlık meselesine dönüştürür.

Çünkü insanlar, devletin kendilerine eşit mesafede durduğunu hissetmek ister. Oy hakkı bunun en temel göstergesidir. Eğer bir kesim, bu hakkın dolaylı biçimde zorlaştırıldığını düşünürse, bu duygu zamanla siyasete güvensizliğe dönüşür.

Bulgaristan çok kimlikli ve çok kültürlü bir toplumdur. Bu çeşitlilik, doğru yönetildiğinde ülkenin zenginliğidir. Ancak siyaset, bu çeşitliliği bir gerilim başlığına dönüştürmeye başlarsa, uzun vadede toplumsal güven zarar görür.

Seçmen açısından mesele basittir ama kritiktir: Hangi parti, tüm vatandaşları eşit görüyor? Hangi parti, diliyle ya da önerileriyle ayrım yapıyor izlenimi veriyor? Seçim günü hatırlanacak soru budur.

Çünkü mesele artık sandıkların nerede kurulduğundan çok daha büyük: Bulgaristan’ın, yurt dışında yaşayan vatandaşlarına nasıl baktığıdır.

Sandıklar azalabilir. Kanunlar değişebilir. Ama devlet ile vatandaş arasındaki güven azaldığında, onu yeniden inşa etmek çok daha zordur.

Ve demokrasi, tam da bu güvenin üzerinde ayakta durur.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

17 + 19 =