DUYURULUR
Her milletin ardında bir tarih yatar; ancak bazı milletlerin tarihi, sadece kendi geçmişi değil, insanlığın ortak mirasıdır. Türk milleti, binlerce yıllık geçmişiyle, sadece savaş meydanlarında değil, ilim, kültür ve adalet sahalarında da iz bırakmıştır.
Göktürk Yazıtları’ndan Selçuklu’nun mimarisine, Osmanlı’nın tuğrasından Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar uzanan bu serüven, bir milletin değil, bir medeniyetin hikâyesidir.
Kökenlerden Günümüze: Bir Milletin Yolculuğu
Türk milletinin tarihi, Orta Asya’nın bozkırlarından Anadolu’nun bereketli topraklarına uzanan bir göç ve yerleşme sürecidir. Bu süreçte, Türkler sadece yeni yurtlar edinmemiş, aynı zamanda gittikleri yerlere kültürlerini, inançlarını ve yaşam biçimlerini de taşımışlardır.
Selçuklu’nun adalet anlayışı, Osmanlı’nın hoşgörüsü ve Cumhuriyet’in çağdaşlaşma hamleleri, bu milletin tarih sahnesindeki duruşunun tezahürleridir.
Cumhuriyet: Bir Milletin Yeniden Doğuşu
Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti, Türk milletinin tarihî birikimini modern bir devlet yapısıyla taçlandırmıştır. Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” sözü, bu birlikteliğin altını çizer. Cumhuriyet, sadece bir yönetim biçimi değil, aynı zamanda bir milletin kendi kaderini tayin etme iradesinin ifadesidir.
Geleceğe Yürüyüş: Tarihten Aldığımız İlhamla
Bugün, Türk milleti olarak geçmişimizin mirasını taşıyor, geleceğe umutla bakıyoruz. Tarihimizden aldığımız derslerle, bilimde, sanatta, ekonomide ve sosyal hayatta ilerlemeyi sürdürüyoruz. Bu yürüyüşte, birlik ve beraberlik içinde, ortak değerlerimizi koruyarak ilerlemek en büyük gücümüzdür.
Şiir: “Ben Türk’üm, Tarihimle Varım”
Ben bir milletin adıyım,
Bozkırdan rüzgâr gibi esip gelen,
Bir sancakta umut,
Bir mezar taşında dua gibi kalan…
Adımı rüzgâr bilir,
Dağlar söyler geceleri,
Göç yolları tanır izimi,
Ve çocuklar ezberler annelerinden beni.
Ben Türk’üm…
Tarihin yükünü sırta almış,
Zaferi de, ihaneti de unutmayıp
Yine de affetmeyi bilmiş bir milletin sesi.
Benim dilim, ateşin dilidir,
Benim kalbim, otağ gibi geniş…
Sevincim toy olur,
Kederim destan.
Tarihi yalnız kitapta değil,
Yaralı gönlümde taşıyanım ben.
Her kuşakta bir kere ölürüm,
Ama binlerce kez doğarım yeniden.
Çünkü ben;
Adaletin yankısı,
İmanın nefesi,
Ve toprağın uyanışıyım.
Ben Türk’üm…
Ve tarihimle değil,
Tarih benimle yürür aslında.
________________________________________________________
Hizmet Etmeden İnsan Olunmaz
Bizim en büyük eksikliğimiz bilgi değil, yetenek değil, para hiç değil.
Bizim asıl eksiğimiz hizmettir.
Yani kendinden vazgeçmeyi, bir başkasının yükünü omuzlamayı, karşılık beklemeden el uzatmayı bilmiyoruz.
Oysa gerçek insanlık;
makamla, madalyayla, mevkiyle ölçülmez.
Gerçek insanlık, hizmetle başlar.
Hizmet etmek, kişinin kendinden feragat etmesidir.
Zamanından, konforundan, hatta bazen hakkından bile…
Toplumları yücelten de budur:
Önce hizmet etmeyi öğrenmek.
Çocuklarımıza para kazanmayı değil, hizmet etmeyi öğretelim.
Çünkü hizmetin olduğu yerde sevgi vardır, merhamet vardır, adalet vardır.
