Rafet ULUTÜRK
Hafızadan Geleceğe: Bir Milletin Diriliş Dersi
Sayın protokol,
Kıymetli akademisyenlerimiz,
Değerli sivil toplum kuruluşlarımızın temsilcileri,
Basınımızın kıymetli mensupları,
Türk Dünyasının farklı coğrafyalarından gönül bağıyla burada bulunan aziz kardeşlerim,
Sevgili gençler;
Hepinizi sevgiyle, saygıyla ve muhabbetle selamlıyorum. Bugün burada yalnızca bir kitabın tanıtımını yapmak için toplanmadık. Bugün burada bir milletin hafızasını konuşmak için toplandık. Bugün burada tarihin tozlu sayfalarına sıkıştırılmak istenen acıları, sürgünleri, katliamları, soykırımları ve kimlik mücadelelerini yeniden hatırlamak için bir aradayız. Çünkü milletler sadece bugün yaşadıklarıyla var olmazlar.
Milletler hafızalarıyla yaşar.
Milletler şehitleriyle yaşar.
Milletler acılarından çıkardıkları derslerle geleceğe yürür.
Elimizde bulunan “Türk Dünyasında Soykırımlar” kitabı, işte bu büyük hafızanın eseridir.
Bu kitap sıradan bir kitap değildir. Bu kitap, Balkanlardan Kafkaslara, Kırım’dan Türkistan’a, Yakutistan’dan Gagauzya’ya, Kerkük’ten Suriye Türkmenlerine, İran Türklerinden Avrupa Türklerine kadar büyük Türk milletinin yaşadığı acıları aynı çatı altında toplayan tarihî bir çalışmadır. Dünyada ilk defa Türk Dünyasının farklı coğrafyalarda yaşadığı soykırımlar, sürgünler, baskılar ve kültürel yok edişler tek bir kitapta toplandı. Bu eser geçmişin yasını tutmak için değil, geleceğin yolunu açmak için hazırlandı.
Çünkü biz biliyoruz ki:
Unutulan soykırım tekrar edilir.
Unutulan acı yeniden yaşanır.
Unutulan şehitlik, gelecek neslin ruhundan koparılır.
Onun için bu kitap bir hafıza kitabıdır.
Bir uyanış kitabıdır.
Bir birlik çağrısıdır.
Bir gelecek dersidir.
Balkanlar: Avrupa’nın Ortasında Türk’ün Çilesi
Türk Dünyasının acı haritasına baktığımızda ilk karşımıza Balkanlar çıkar. Balkanlar bizim için sadece bir coğrafya değildir. Balkanlar bizim mezarlarımızdır. Camilerimizdir. Türbelerimizdir. Evlad-ı Fatihan mirasıdır. Dualarımızdır. Türkülerimizdir.
Bosna’da Avrupa’nın ortasında insanlık dramı yaşandı. Srebrenitsa’da binlerce masum insan dünyanın gözleri önünde katledildi.
Dünya seyretti.
Avrupa sustu.
İnsan haklarından bahsedenler, insanlığın katledildiği yerde sessiz kaldı.
Bulgaristan’da Türklerin isimleri değiştirildi.
Türkçe yasaklandı.
Camiler baskı altına alındı.
Mezarlıklar tahrip edildi.
İnsanların dili, dini, kimliği hedef alındı.
1984-1989 yılları arasında yaşanan zorla isim değiştirme süreci sadece Bulgaristan Türklerinin değil, bütün Türk Dünyasının ortak acısıdır.
Kırcaali, Mestanlı, Deliorman, Rodoplar, Filibe, Şumnu, Razgrad ve daha nice Türk yurdu bu acıları yaşadı.
Türkan Bebek’in adı, Bulgaristan Türklerinin hafızasında yalnızca bir çocuk adı değildir.
Türkan Bebek masumiyetin adıdır.
Direnişin adıdır.
Unutulmayan bir millet vicdanının adıdır.
Yunanistan’da Batı Trakya Türkleri hâlâ kimlik mücadelesi vermektedir. Türk adının kullanılmasına karşı çıkarılan engeller, müftülük meselesi, eğitim meselesi, vakıflar meselesi bize gösteriyor ki Türk kimliği Avrupa’nın ortasında bile hâlâ baskı altına alınmak istenmektedir.
Bu örnekler bize büyük bir ders verir:
Bir millet örgütsüz kalırsa sesi kısılır.
Bir millet hafızasını kaybederse hakkını savunamaz.
Bir millet kendi acısına sahip çıkmazsa başkaları o acıyı yok sayar.
Kafkasya ve Kırım: Sürgünün, Direnişin ve Vatan Hasretinin Adı
Kafkasya da Türk milletinin büyük acılar yaşadığı coğrafyalardan biridir. Dağıstan’da Kumuk Türkleri, Kafkasya’nın çetin şartlarında dilini, inancını ve kimliğini koruma mücadelesi vermiştir.
Karaçay ve Balkar Türkleri sürgünlerin acısını yaşamış, vatanlarından koparılmış ama kimliklerinden asla vazgeçmemiştir.
Nogay Türkleri Altın Orda mirasının bugüne ulaşan diri damarlarından biridir.
Onlar dağıldılar, parçalandılar ama tarihten silinmediler.
Azerbaycan’da Karabağ yıllarca işgal altında kaldı.
Hocalı’da kadınlar, çocuklar, yaşlılar vahşice katledildi.
Fakat Azerbaycan Türkü sonunda ayağa kalktı.
Karabağ yeniden vatan toprağına kavuştu.
Bu, Türk Dünyasına çok büyük bir ders verdi:
Türk milleti birlik olursa, esaret zincirleri kırılır.
Türk milleti kendine inanırsa tarih yeniden yazılır.
Kırım Türkleri ise bir gecede vatanlarından sürüldü.
Kadınlar, çocuklar, yaşlılar tren vagonlarına dolduruldu.
Binlerce kilometrelik ölüm yolculuğunda on binlerce insan hayatını kaybetti. Ama Kırım Türkü vatan fikrinden vazgeçmedi.
Toprağından koparıldı ama hafızasından kopmadı.
Kırım bize şunu öğretir:
Vatan sadece üzerinde yaşanan toprak değildir.
Vatan, insanın yüreğinde taşıdığı kutsal emanettir.
Türkistan: Köklerimizin Ana Yurdu
Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Türkistan coğrafyası bizim ruh kökümüzdür.
Orası yalnızca haritada bir bölge değildir.
Orası Mete Han’ın, Bilge Kağan’ın, Dede Korkut’un, Ahmet Yesevi’nin, Ali Şir Nevai’nin, İmam Buhari’nin, Buhara’nın, Semerkant’ın ve Taşkent’in coğrafyasıdır.
Kazakistan, Sovyet döneminde ağır baskılar ve büyük acılar yaşadı.
Özbekistan, Türk-İslam medeniyetinin kalbi olarak kimliğini yaşattı.
Türkmenistan, Oğuz Kağan’ın mirasını taşıyan kardeşlerimizin yurdudur.
Kırgızistan, Manas Destanı ile Türk milletinin hafıza kalesidir.
Türkistan bize şunu öğretir:
Kökünü unutan ağaç kurur.
Köküne dönen millet yeniden dirilir.
Sibirya’dan Avrupa’ya Kadar Büyük Türk Ailesi
Türk Dünyası yalnızca Anadolu’dan ve Türkistan’dan ibaret değildir.
Yakutistan’da Saha Türkleri, dünyanın en sert iklim şartlarında dillerini ve kimliklerini yaşatmaya devam etmektedir.
Tuva Türkleri, Altayların ve kadim bozkırların kültür mirasını bugün hâlâ taşımaktadır.
Hakas Türkleri, Sibirya’nın derinliklerinde Türk tarihinin sessiz muhafızlarıdır.
Gagauz Türkleri, Avrupa’nın ortasında Türkçe konuşarak Türk kimliğini yaşatmaktadır.
Dağıstan’daki Kumuklar, Karaçaylar, Nogaylar, Irak’taki Türkmenler, Suriye’deki Bayır Bucak Türkmenleri, İran’daki Güney Azerbaycan Türkleri, Kaşkaylar, Afganistan’daki Özbek ve Türkmen kardeşlerimiz aynı büyük ailenin parçalarıdır.
Avrupa Türkleri ise artık sadece gurbetçi değildir.
Onlar Almanya’da, Fransa’da, Hollanda’da, Belçika’da, Avusturya’da ve Avrupa’nın birçok ülkesinde Türk milletinin Batı’daki temsilcileridir.
İlk nesil işçi olarak gitti.
Alın teri döktü.
Zorluk çekti.
Bugün onların evlatları doktor, mühendis, akademisyen, iş insanı, siyasetçi ve kanaat önderi olarak varlık göstermektedir.
Fakat asimilasyon tehlikesi devam etmektedir.
Dil unutulursa kimlik zayıflar.
Kültür unutulursa nesiller kopar.
Onun için Avrupa’daki Türk gençleri hem yaşadıkları ülkelerin başarılı bireyleri olmalı hem de Türk kimliğini, dilini, kültürünü ve tarihini yaşatmalıdır.
Şehitlikler: Toprak Altındaki Kahramanlar, Milletin Üstündeki Emanet
Değerli dostlar,
Bu kitabın sonunda Türkiye sınırları dışında bulunan Türk şehitliklerine de yer verdik. Çünkü tarih sadece zulümleri ve acıları bilmek değildir. Tarih, bu vatanın ve bu milletin hangi bedellerle ayakta kaldığını bilmektir.
Bugün Balkanlar’da, Galiçya’da, Ukrayna’da, Romanya’da, Kafkaslarda, Ortadoğu’da, Yemen’de, Sarıkamış’ta ve dünyanın birçok köşesinde Türk askerinin mezarı bulunmaktadır.
Bu şehitlikler sadece mezar taşı değildir.
Bu şehitlikler milletin hafızasıdır.
Bu şehitlikler, bayrağın hangi bedellerle dalgalandığını anlatan sessiz kitabelerdir.
Bu şehitlikler, gençlere verilmiş en büyük tarih dersidir.
Biz bugün huzur içinde yaşayabiliyorsak, özgürce konuşabiliyorsak, bayrağımız altında başımız dik durabiliyorsak; bunu dün canını veren kahramanlara borçluyuz.
Gençlerimiz bu şehitlikleri görmelidir.
Türkiye’nin sadece bugünkü sınırlarından ibaret olmadığını anlamalıdır.
Çünkü Türkiye, gönül coğrafyasıyla büyüktür.
Türkiye, şehitlerinin yattığı her yerde bir hatıraya, bir emanete ve bir sorumluluğa sahiptir.
Ben Ukrayna’daki Türk şehitliğini ziyaret ettiğimde hafiften yağmur çiselemeye başlamıştı.
O sessizliğin içinde şehit mezarları arasında yürürken içimden şu geçti:
“Bu yağan yağmur mu, yoksa bizim gözyaşlarımız mı?”
Çünkü insan şehitliklerde yalnız yürümez.
Orada tarih yürür.
Orada ecdat yürür.
Orada milletin duası yürür.
Ve sanki o yağmur damlaları bize şunu söyler:
“Bizi unutmayın.”
Evet, unutmayacağız.
Unutursak eksiliriz.
Unutursak kökümüzden koparız.
Unutursak geleceğimizi başkalarının ellerine bırakırız.
Avrupa’nın Karanlık Karnesi ve Türk’ün Adalet Anlayışı
Yıllarca dünyaya insan hakları dersi veren Avrupa’nın tarihi aynı zamanda sömürgelerin, katliamların, sürgünlerin ve kültürel yok edişlerin tarihidir. Afrika’da, Asya’da, Amerika kıtasında milyonlarca insan sömürge düzeninin kurbanı oldu.
Bosna’da Avrupa sustu.
Bulgaristan Türklerinin acılarına dünya uzun süre sessiz kaldı.
Kırım sürgünü yeterince duyulmadı.
Kerkük’ün, Suriye Türkmenlerinin, Batı Trakya’nın sesi çoğu zaman duymazdan gelindi.
Biz burada kin üretmek için konuşmuyoruz.
Biz düşmanlık dili kullanmak için burada değiliz.
Biz hakikat için buradayız.
Çünkü hakikat olmadan adalet olmaz.
Adalet olmadan barış olmaz.
Barış olmadan insanlık olmaz.
Türk milletinin tarihî farkı buradadır.
Bizim atalarımız gittikleri yere sömürge götürmedi.
Vakıf götürdü.
Çeşme götürdü.
Köprü götürdü.
Medrese götürdü.
Cami götürdü.
Adalet götürdü.
Mazlumun elinden tuttu.
Sığınana kapı açtı.
Bugün insanlığın yeniden ihtiyaç duyduğu anlayış budur.
Yeni Dünya Kurulurken Türk Milletinin Görevi
Bugün dünya yeni bir dönemden geçiyor.
Eski dengeler sarsılıyor.
Yeni güç merkezleri doğuyor.
Savaşlar, göçler, enerji krizleri, ekonomik rekabetler, kültürel çatışmalar ve teknolojik dönüşümler insanlığın geleceğini yeniden şekillendiriyor.
Böyle zamanlarda milletler yalnızca nüfuslarıyla değil, vizyonlarıyla yükselir.
Yalnızca ordularıyla değil, eğitimli gençleriyle yükselir.
Yalnızca ekonomileriyle değil, ahlaklarıyla yükselir.
Yalnızca geçmişleriyle değil, geleceği kurma iradeleriyle yükselir.
Bugün Türkiye, tarihî sorumluluğunun yeniden farkına varmaktadır.
Türkiye artık sadece kendi sınırları içinde düşünen bir ülke değildir.
Türkiye Balkanlar’da vardır.
Kafkasya’da vardır.
Afrika’da vardır.
Ortadoğu’da vardır.
Karadeniz’de vardır.
Akdeniz’de vardır.
Türkistan’da gönül bağıyla vardır.
Dünyanın birçok noktasında askerî, diplomatik, kültürel ve insani varlığıyla Türkiye artık küresel bir aktördür.
Bugün Türkiye’nin dost ve kardeş ülkelerle geliştirdiği askerî iş birlikleri, eğitim merkezleri ve stratejik varlığı, bir işgal anlayışının değil; güvenliğin, barışın, istikrarın ve kardeşliğin ifadesidir.
Türk ayağa kalktığında dünya rahat nefes alır.
Çünkü Türk’ün tarihî görevi zulmetmek değil, zulmü durdurmaktır.
Sömürmek değil, adaleti kurmaktır.
Yakmak değil, imar etmektir.
Türkiye Güçlü Olursa Türk Dünyası Güçlü Olur
Bugün Türk Dünyasının en büyük teminatı güçlü Türkiye’dir.
Türkiye güçlü olursa Bosna yalnız kalmaz.
Türkiye güçlü olursa Batı Trakya’nın sesi duyulur.
Türkiye güçlü olursa Kırım’ın davası unutulmaz.
Türkiye güçlü olursa Kerkük sahipsiz kalmaz.
Türkiye güçlü olursa Gagauzya’nın kimliği korunur.
Türkiye güçlü olursa Türkistan ile bağlarımız güçlenir.
Türkiye güçlü olursa Avrupa’daki Türk gençleri özgüven kazanır.
Ama güçlü Türkiye sadece askerî güç demek değildir.
Güçlü Türkiye, güçlü eğitim demektir.
Güçlü Türkiye, güçlü ekonomi demektir.
Güçlü Türkiye, güçlü bilim demektir.
Güçlü Türkiye, güçlü teknoloji demektir.
Güçlü Türkiye, güçlü kültür demektir.
Güçlü Türkiye, ahlaklı, çalışkan, bilinçli ve özgüvenli gençlik demektir.
Gençlere Büyük Ders: Geleceği Siz Kuracaksınız
Sevgili gençler,
Bu konuşmanın en önemli kısmı sizler içindir.
Çünkü bu kitap size bırakılan bir emanettir.
Bu şehitlikler size bırakılan bir emanettir.
Bu tarih size bırakılan bir emanettir.
Sizler sadece geçmişin mirasçıları değilsiniz.
Sizler geleceğin kurucularısınız.
Bugünün dünyasında savaş sadece cephede yapılmıyor.
Bugünün savaşı bilgiyle yapılıyor.
Teknolojiyle yapılıyor.
Ekonomiyle yapılıyor.
Medya ile yapılıyor.
Kültürle yapılıyor.
Algıyla yapılıyor.
Yapay zekâ ile yapılıyor.
Savunma sanayiiyle yapılıyor.
Diplomasiyle yapılıyor.
Onun için Türk gençliği kendisini çok iyi yetiştirmek zorundadır.
Bir dil değil, birkaç dil öğrenmelisiniz.
Tarihinizi bilmelisiniz.
Coğrafyanızı tanımalısınız.
Dünyayı okumalı, teknolojiyi takip etmeli, bilimin içinde olmalısınız. Yapay zekâda, uzay çalışmalarında, tıpta, mühendislikte, savunma sanayiinde, hukukta, diplomaside, sanatta ve medyada söz sahibi olmalısınız.
Ama bütün bunları yaparken kim olduğunuzu unutmayacaksınız.
Çünkü köksüz bilgi tehlikelidir.
Ahlaksız güç yıkıcıdır.
Hafızasız gençlik savrulur.
Köküyle, inancıyla, ahlakıyla ve bilgisiyle yetişen gençlik ise çağ kurar.
Gençliğe Yol Haritası
Sevgili gençler,
Size bugün buradan bir yol haritası bırakmak istiyorum:
Önce kendinizi tanıyın.
Sonra tarihinizi öğrenin.
Sonra Türk Dünyasını tanıyın.
Bosna’yı bilin.
Bulgaristan Türklerini bilin.
Batı Trakya’yı bilin.
Kırım’ı bilin.
Karabağ’ı bilin.
Kerkük’ü bilin.
Bayır Bucak Türkmenlerini bilin.
Güney Azerbaycan’ı bilin.
Yakutistan’ı, Tuva’yı, Hakasya’yı bilin.
Gagauzya’yı bilin.
Türkmenistan’ı, Kazakistan’ı, Özbekistan’ı, Kırgızistan’ı bilin.
Avrupa’daki Türk varlığını bilin.
Şehitlikleri gezin.
Mezar taşlarını okuyun.
Çünkü mezar taşları bazen kitaplardan daha çok şey anlatır.
Bir şehitlikte yürüyen genç, tarihin gerçek anlamını öğrenir.
Bir sürgün hikâyesini dinleyen genç, özgürlüğün kıymetini anlar.
Bir soykırım gerçeğini öğrenen genç, birlik olmanın önemini kavrar.
Birlik Olmadan Gelecek Kurulmaz
Biz önce kendi içimizde bir olduğumuzu göstermeliyiz.
Türk Dünyası birbirini tanımalıdır.
Birbirinin acılarını bilmelidir.
Birbirinin başarılarını sahiplenmelidir.
Bulgaristan Türkünün acısı Kazakistan Türkünün de acısıdır.
Kırım Türkünün sürgünü Kerkük Türkmeninin de meselesidir.
Yakutistan’daki Saha Türkünün dili Anadolu’daki gencin de meselesidir.
Gagauz Türkünün kimlik mücadelesi Türkiye’deki herkesin meselesidir.
Çünkü biz ayrı ayrı topluluklar değiliz.
Biz büyük Türk milletinin farklı coğrafyalardaki evlatlarıyız.
Türkiye çatısı altında, ortak akılla, ortak hafızayla, ortak gelecek vizyonuyla birleşmek zorundayız.
Bu birlik kimseye düşmanlık için değil, adalet için gereklidir.
Bu birlik savaş için değil, barış için gereklidir.
Bu birlik yalnızca Türkler için değil, mazlum milletler için de gereklidir.
Son Söz: Hafızadan Dirilişe
Değerli dostlar,
Bugün tanıttığımız bu kitap bize üç büyük ders veriyor.
Birinci ders hafıza dersidir.
Geçmişini unutma.
İkinci ders birlik dersidir.
Kardeşini yalnız bırakma.
Üçüncü ders gelecek dersidir.
Kendini yetiştir, çağını kur.
Bu kitap bir son değil, başlangıçtır.
Bu kitap bir arşiv değil, bir çağrıdır.
Bu kitap sadece acıları anlatan bir eser değil, geleceğe yürüyen bir milletin yol haritasıdır.
Biz kin istemiyoruz.
Biz düşmanlık istemiyoruz.
Biz intikam istemiyoruz.
Biz hakikat istiyoruz.
Biz adalet istiyoruz.
Biz Türk Dünyasının birliğini, dirliğini ve geleceğini istiyoruz.
Atalarımız büyük işler başardı.
Onlar sadece devlet kurmadı.
Medeniyet kurdu.
Adalet kurdu.
Mazlumlara umut oldu.
Şimdi sıra bizdedir.
Şimdi sıra Türk gençliğindedir.
Şimdi sıra Türk Dünyasının yeniden ayağa kalkmasındadır.
Unutmayalım:
Türk milleti ayağa kalkarsa sadece Türkler değil, mazlumlar da umutlanır.
Türkiye güçlenirse sadece Türkiye değil, Türk Dünyası da güçlenir.
Türk Dünyası birleşirse sadece bir millet değil, insanlık da daha adil bir geleceğe kavuşur.
Rabbim birliğimizi daim eylesin.
Şehitlerimizin ruhunu şad eylesin.
Türk Dünyasının kardeşliğini güçlendirsin.
Gençlerimize ilim, ahlak, cesaret ve yüksek ideal nasip eylesin.
Ne mutlu geçmişini unutmayanlara.
Ne mutlu şehitlerine sahip çıkanlara.
Ne mutlu Türk Dünyasının geleceği için çalışanlara.
Ne mutlu Türk’üm diyene!
Hepinizi saygıyla, sevgiyle ve muhabbetle selamlıyorum.