Rafet ULUTÜRK konuşma;
Türk Dünyasında Soykırımlar “Uluslararası Konferans Sürgün Madurlarına Destek”
Sayın Kaymakamım,
sayın Belediye Başkan Vekilim, Kıymetli akademisyenler,
Değerli sivil toplum kuruluşlarımızın yöneticileri,
Değerli Katılımcılar,, Sevgili gençler,
Hepinizi saygı, sevgi ve muhabbetle selamlıyorum.
Bugün burada yalnızca bir konferans için toplanmış değiliz. Bugün burada bir hafıza nöbeti tutuyoruz.
Bugün burada sürgünlerin, soykırımların, zorunlu göçlerin, acıların ve kayıpların sessiz çığlığını yeniden duyurmak için bir aradayız.
Elbette soykırımlar unutulmamalıdır.
Elbette sürgünler unutturulmamalıdır.
Elbette mazlum milletlerin acıları tarih kitaplarının soğuk sayfalarına terk edilmemelidir. Çünkü unutulan acı tekrar eder. Unutulan soykırım yeni soykırımların kapısını açar. Unutulan şehit, milletin hafızasından bir tuğlanın düşmesi demektir.
Fakat ben bugün burada sadece acıdan bahsetmek istemiyorum.
Sadece gözyaşından, kayıptan, matemden söz etmek istemiyorum.
Ben bugün, o acıların içinden doğan dirilişten; şehitliklerin bize yüklediği sorumluluktan;
Türk milletinin yeniden tarih sahnesinde söz sahibi olma iradesinden bahsetmek istiyorum.
Şehitlikler Bizim Sessiz Tapularımızdır
Değerli misafirler,
Bizler bugün bu salonlarda rahatça toplanabiliyorsak, bayrağımızı dalgalandırabiliyorsak, kimliğimizi haykırabiliyorsak, bunu önce Allah’a, sonra da bu topraklar ve gönül coğrafyamız uğruna can veren aziz şehitlerimize borçluyuz.
İşte bu bölümü daha etkileyici, hitabeti güçlü ve duygusal derinliği yüksek hâle getirebilirsiniz:
Değerli katılımcılar,
Size bir soru sormak istiyorum. Hiç Türkiye sınırlarının dışında kalan Türk şehitliklerini düşündünüz mü?
Bizler bugüne kadar yaptığımız araştırmalarda, Türkiye dışında bulunan 39 Türk şehitliğine ulaşabildik. Ancak biliyoruz ki bu sayı bunun çok üzerindedir. Çünkü Türk milletinin tarihi yalnızca Anadolu’nun sınırlarından ibaret değildir.
Balkanlardan Kafkasya’ya, Kırım’dan Türkistan’a, Ortadoğu’dan Kuzey Afrika’ya, Avrupa’nın içlerinden Yemen çöllerine kadar uzanan geniş bir coğrafyada, bu milletin evlatları vatanı, devleti, bayrağı ve insanlık onuru uğruna can vermiştir.
Her şehitlik, üzerinde dalgalanan bayrağın bedelidir.
Her mezar taşı, bu milletin tarih boyunca ödediği ağır bedellerin sessiz şahididir.
Her şehitlik, bizlere bırakılmış kutsal bir emanettir.
Biz bugün burada huzur içinde konuşabiliyorsak, konferanslar düzenleyebiliyorsak, özgürce Türkçe konuşabiliyor, ay yıldızlı bayrağımızı gururla taşıyabiliyorsak; bunu makamlarımıza, servetimize veya gücümüze değil, toprağın altında yatan o kahramanlara borçluyuz.
Onlar sadece kendi yaşadıkları dönemi kurtarmadılar; bizim bugünümüzü ve çocuklarımızın yarınlarını da emanet ettiler.
İşte bu yüzden şehitlikler sadece mezarlık değildir.
Şehitlikler; Türk milletinin tarih boyunca attığı mühürdür.
Şehitlikler; bu coğrafyalarda verdiğimiz mücadelenin yaşayan tapularıdır.
Şehitlikler; milletimizin hafızasıdır.
Bir millet şehitlerini unutursa, geçmişini unutur.
Geçmişini unutan millet ise geleceğini inşa edemez.
Onun için diyoruz ki; soykırımlar unutulmamalıdır, sürgünler unutturulmamalıdır; ama bunun kadar önemli olan bir başka görevimiz daha vardır: Dünyanın neresinde olursa olsun, her Türk şehidini tanımak, her şehitliği korumak ve bu emaneti gelecek nesillere eksiksiz ulaştırmaktır. Sadece Çanakkale’de yaklaşık 250 bin şehidimiz vardır. Çanakkale, Türk milletinin imanla, cesaretle ve vatan aşkıyla yazdığı büyük bir destandır.
Ama Türk’ün şehitleri yalnızca Çanakkale’de değildir.
Bakü Türk Şehitliği’nde, Kafkas İslam Ordusu’nun yiğitleri yatmaktadır.
Galiçya’da, Avrupa’nın içlerine kadar yürüyen Mehmetçiklerimizin aziz hatırası vardır.
Romanya’da, Dobruca’da, Kosova’da, Makedonya’da, Bosna’da, Bulgaristan’da, Yemen’de, Libya’da, Filistin’de, Suriye’de, Irak’ta, Kırım’da, Kafkasya’da ve Türkistan coğrafyasında Türk milletinin sessiz nöbetçileri yatmaktadır.
Her biri ayrı bir destanın adıdır.
Her biri, Türk milletinin tarih boyunca ödediği bedelin canlı şahididir.
Bu şehitlikler sadece mezar değildir.
Onlar bizim tarihî hafızamızdır.
Onlar bizim gönül coğrafyamızdaki sessiz tapularımızdır.
Onlar bize asırlardır şu hakikati fısıldar:
“Türk burada vardı.
Türk burada mücadele etti.
Türk burada bedel ödedi.
Türk burada iz bıraktı.”
Bu yüzden şehitliklerimize sahip çıkmak, yalnızca geçmişe saygı göstermek değildir. Şehitliklerimize sahip çıkmak; kimliğimize, hafızamıza, tarihimize ve geleceğimize sahip çıkmaktır.
Çünkü hafızasını kaybeden millet, yönünü de kaybeder. Yönünü kaybeden millet ise başkalarının çizdiği yolda yürümeye mahkûm olur.
Bizim görevimiz; şehitlerimizin emanetini unutturmamak, onların hatırasını genç nesillerin zihnine ve yüreğine nakşetmektir.
Bu bölüm aslında konuşmanızın en güçlü kısmı olabilir. Ben bunu daha hitabeti yüksek, stratejik ve duygu yüklü şekilde yeniden düzenledim.
Mete Han’dan Atatürk’e Uzanan Büyük Ruh
Değerli Katılımcılar,
Milletleri büyük yapan yalnızca sahip oldukları topraklar değildir. Ne ordularıdır, ne ekonomileridir, ne de teknolojileridir.
Milletleri asıl büyük yapan; onların ruhudur.
Türk milleti, yaklaşık iki bin üç yüz yıllık devlet geleneği boyunca, Mete Han’dan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e kadar aynı ruhu yaşatmayı başarmış büyük bir millettir.
Bu ruh;
Devleti, milletin en kutsal emaneti bilen ruhtur.
Milleti, büyük bir aile olarak gören ruhtur.
Adaleti, gücün değil; gücü adaletin emrine veren ruhtur.
Mazlumu koruyan, zalime boyun eğmeyen ruhtur.
“Önce vatan, önce millet” diyen ruhtur.
Mete Han’da bu ruh; dağınık boyları tek millet hâline getiren devlet aklı olarak ortaya çıktı.
Bilge Kağan’da; “Ey Türk milleti, titre ve kendine dön!” diye seslenen tarih şuuru oldu.
Sultan Alparslan’da Malazgirt kapılarını açan sarsılmaz cesaret oldu.
Osman Gazi’de üç kıtaya kök salacak bir devletin mayası oldu.
Fatih Sultan Mehmet’te çağ açıp çağ kapatan büyük vizyon oldu.
Yavuz Sultan Selim’de İslam dünyasının yükünü omuzlayan liderlik oldu.
Kanuni Sultan Süleyman’da adaletle hükmeden cihan devleti anlayışı oldu.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’te ise işgal edilmiş, umudu kırılmış bir milleti yeniden ayağa kaldıran bağımsızlık iradesi oldu.
İşte bütün bu büyük şahsiyetleri birbirine bağlayan ortak nokta; aynı Türk ruhudur.
Çanakkale’de Seyit Onbaşı’nın 250 kiloluk top mermisini kaldıran güç yalnızca kas gücü değildi.
O mermiyi kaldıran; vatan sevgisiydi.
Millet aşkıydı.
İmandı.
Türk milletinin asırlardır taşıdığı büyük ruhtu.
Malazgirt’te Sultan Alparslan’ın kendisinden kat kat büyük bir orduyu mağlup etmesi sadece askerî bir başarı değildi.
O zaferi kazandıran; inanç, cesaret, disiplin ve millet olma şuuruydu.
Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’un surlarını sadece toplarla yıkmadı.
Önce insanların zihinlerindeki “fethedilemez” duvarını yıktı.
Gemileri karadan yürüten teknoloji kadar, o büyük irade ve vizyondu.
Atatürk’ün Samsun’a çıkışı da yalnızca bir yolculuk değildi.
O gün Samsun’a çıkan, sadece bir komutan değildi.
Yeniden ayağa kalkmaya karar vermiş bir milletin ruhuydu.
İşte bugün kendimize şu soruyu sormak zorundayız:
Biz o büyük ruhun neresindeyiz?
Biz, Mete Han’ın devlet aklını ne kadar taşıyoruz?
Biz, Bilge Kağan’ın millet şuurunu ne kadar hissediyoruz?
Biz, Alparslan’ın cesaretini, Fatih’in vizyonunu, Atatürk’ün bağımsızlık iradesini ne kadar yaşatabiliyoruz?
Çünkü inanıyorum ki Türk milletinin bugün en büyük eksiği ne nüfustur, ne kaynaklardır, ne de kabiliyettir.
En büyük ihtiyacımız; o kadim ruhu yeniden uyandırmaktır.
O ruh yeniden ayağa kalkarsa;
Türk dünyası yeniden birleşir.
O ruh yeniden ayağa kalkarsa;
Bilimde de öncü oluruz, teknolojide de öncü oluruz.
O ruh yeniden ayağa kalkarsa;
Mazlumların umudu, insanlığın vicdanı olmaya devam ederiz.
Çünkü Türk milleti tarih boyunca dünyaya yalnızca güç göstermedi.
Adalet götürdü.
Merhamet götürdü.
Medeniyet götürdü.
İşte şimdi yeni bir şahlanışın eşiğindeyiz.
Bu şahlanışın temeli ne sadece ekonomi olacaktır, ne sadece askerî güç olacaktır. Bu şahlanışın temelinde yeniden dirilen Türk ruhu olacaktır. Ve ben inanıyorum ki, o ruh yeniden uyandığında Türk milleti sadece kendi geleceğini değil, insanlığın daha adil bir geleceğini de inşa edecek kudrete sahiptir.
Bu bölümün ana fikrini koruyarak, daha dengeli, güçlü ve hitabeti yüksek bir dille yeniden düzenledim. Ayrıca tarihsel değerlendirmeyi tek bir döneme indirgemek yerine, zaman içinde yaşanan değişime vurgu yaptım.
Kaybettiğimiz Ruh ve Yeniden Uyanış
Değerli Katılımcılar,
Tarih bize şunu öğretmiştir:
Bir milleti yıkan şey, önce ordusunun zayıflaması değildir.
Ekonomisinin küçülmesi de değildir.
Bir milleti asıl zayıflatan; kendi ruhundan, kendi tarihinden ve kendi kimliğinden uzaklaşmasıdır.
Zaman içinde, millet olma şuurumuzun bazı yönleri zayıfladı.
Büyük ideallerin yerini günlük hesaplar, ortak hedeflerin yerini bireysel menfaatler almaya başladı.
Medeniyet hafızamız yeterince yeni nesillere aktarılamadı.
Gençlerimizin önemli bir bölümü, binlerce yıllık tarihimizin büyüklüğünü, Türk devlet geleneğinin derinliğini ve gönül coğrafyamızın genişliğini tanımadan yetişmeye başladı.
Bugün birçok gencimiz, arkamızda gururla dalgalanan 16 Büyük Türk Devleti’nin bayraklarını tanımıyor.
Türk Cumhuriyetlerinin bayraklarını sayamıyor.
Balkanlar’da yaşayan kardeşlerini yeterince tanımıyor.
Kafkasya’daki, Türkistan’daki, Kırım’daki, Doğu Türkistan’daki ve dünyanın dört bir yanındaki Türk topluluklarının tarihini bilmiyor.
Çünkü anlatan azaldı. Hatırlatan azaldı. Öğreten azaldı.
Biz tarihimizi anlatmayı bıraktığımız yerde, başkaları kendi tarihlerini bize anlatmaya başladı. Biz kahramanlarımızı unuttukça, başkalarının kahramanları gençlerimizin rol modeli hâline geldi. Biz kendi medeniyetimizi yeterince tanıtamadıkça, yabancı kültürler zihinlerimizi daha fazla etkiledi.
Elbette ekonomik kalkınma önemlidir.
Bilim önemlidir.
Teknoloji önemlidir.
Sanayi önemlidir.
Ancak bunların hiçbiri tek başına bir milleti büyük yapmaya yetmez.
Milletler sadece ekonomiyle yaşamaz.
Milletler hafızalarıyla yaşar.
Milletler ortak idealleriyle yaşar.
Milletler tarih şuurlarıyla yaşar.
Milletler inançları, değerleri ve gelecek tasavvurlarıyla ayakta kalır.
İşte bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, geçmişte yaşamak değildir.
İhtiyacımız olan; geçmişten aldığımız ilhamla geleceği inşa etmektir.
Mete Han’ın devlet aklını…
Bilge Kağan’ın millet şuurunu…
Alparslan’ın cesaretini…
Fatih’in vizyonunu…
Atatürk’ün bağımsızlık iradesini…
21.yüzyılın bilimine, teknolojisine, diplomasisine ve üretim gücüne taşıyabilmektir.
İşte ben buna “Yeni Türk Şahlanışı” diyorum.
Bu şahlanış; geçmişe takılıp kalmak değildir.
Bu şahlanış; geçmişten güç alarak geleceği inşa etmektir.
Bu şahlanış; tarihine güvenen, kimliğini bilen, dünyayı okuyan, bilim üreten, teknoloji geliştiren, adaleti savunan ve Türk dünyasını ortak bir gelecek idealinde buluşturan yeni bir neslin doğuşudur.
Ve inanıyorum ki, o büyük ruh yeniden uyandığında, Türk milleti yalnızca kendi geleceğini değil; bulunduğu coğrafyada barışın, adaletin ve insanlığın umudu olmayı da sürdürecektir.
Bu bölümü daha güçlü, tarihî perspektifi geniş, gençlere hitap eden ve stratejik bir vizyon ortaya koyacak şekilde yeniden düzenledim.
Devlet Kurmayı Dünyaya Öğreten Bir Milletin Evlatlarıyız
Değerli gençler,
Şimdi sizlerden bir ricam var.
Lütfen arkamızda ve yanlarımızda dalgalanan bayraklara dikkatle bakınız.
Bunlar sadece renklerden ve kumaştan ibaret değildir.
Her biri binlerce yıllık bir devlet aklının, bir medeniyetin, bir mücadele ruhunun ve büyük bir milletin tarih sahnesine bıraktığı izlerin sembolüdür.
Burada, 16 Büyük Türk Devleti’nin bayraklarını görüyorsunuz.
Fakat şunu özellikle ifade etmek isterim ki, Türk devlet geleneği sadece bu on altı devletle sınırlı değildir.
Tarih boyunca Türkler; imparatorluklar, devletler, hanlıklar, kağanlıklar, atabeylikler, beylikler ve cumhuriyetler kurarak Avrasya’nın en geniş coğrafyasında siyasi teşkilatlanmayı başarmış ender milletlerden biri olmuştur.
Asya bozkırlarından Avrupa’nın içlerine…
Sibirya’dan Hint Okyanusu’na…
Kafkaslardan Balkanlara…
Ortadoğu’dan Kuzey Afrika’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada Türk devletlerinin izlerini görmek mümkündür.
Dünya tarihinde bu kadar uzun süre devlet kurma geleneğini kesintisiz sürdürebilmiş, bu kadar geniş coğrafyada hâkimiyet kurabilmiş başka çok az millet vardır.
Çünkü Türk milleti yalnızca devlet kurmamıştır.
Devlet fikrini geliştirmiştir.
Sadece ordu kurmamıştır.
Disiplinli askerî teşkilatlanmanın örneklerini ortaya koymuştur.
Sadece şehirler fethetmemiştir.
Şehirler inşa etmiş, yollar yapmış, köprüler kurmuş, kervansaraylar, medreseler, vakıflar ve eserler bırakmıştır.
Sadece sınırlar çizmemiştir.
Adaletin sınırlarını da genişletmiştir.
İşte Türk’ü diğer birçok milletten ayıran en önemli özellik de budur.
Biz sadece savaşan bir millet değiliz.
Biz medeniyet kuran bir milletiz.
Biz sadece fetheden değil, fethettiği yeri imar eden bir milletiz.
Biz sadece güç kullanan değil, gücü adaletin hizmetine veren bir milletiz.
Biz sadece kendi milletini düşünen değil, yönettiği coğrafyalarda farklı dinleri, farklı kültürleri ve farklı toplulukları asırlarca bir arada yaşatabilmiş bir devlet geleneğinin temsilcileriyiz.
Çünkü bizim devlet anlayışımızın temelinde güç değil; adalet vardır.
Temelinde çıkar değil; emanet vardır.
Temelinde korku değil; güven vardır.
Ve bu anlayışın özünü, yüzyıllardır dilden dile aktarılan o büyük söz ifade eder:
“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.”
İşte Türk devlet felsefesinin özü budur.
Devlet; insanı yaşatmak için vardır.
Devlet; adaleti ayakta tutmak için vardır.
Devlet; mazlumun hakkını korumak için vardır.
Devlet; milletin huzurunu, güvenliğini ve geleceğini teminat altına almak için vardır.
Sevgili gençler,
Bugün sizlerden istediğim şey sadece geçmişinizle gurur duymanız değildir.
Elbette Mete Han’la gurur duyun.
Bilge Kağan’la gurur duyun.
Alparslan’la, Fatih’le, Yavuz’la, Atatürk’le gurur duyun.
Ama unutmayın…
Onlar büyük oldukları için biz övünmüyoruz.
Onlar bize büyük sorumluluklar bıraktıkları için gurur duyuyoruz.
Şimdi o sorumluluk sizlerin omuzlarındadır.
21.yüzyılın Türk gençliği; yeni devletler kurmak için değil, güçlü devletler, güçlü kurumlar, güçlü bilim, güçlü teknoloji, güçlü ekonomi ve güçlü bir Türk dünyası inşa etmek için çalışmalıdır.
Çünkü büyük milletler geçmişleriyle övünerek değil, geçmişlerinden aldıkları ilhamla geleceği inşa ederek büyük kalırlar.
Ve inanıyorum ki, bu salonda bulunan her bir genç; Mete Han’ın devlet aklını, Bilge Kağan’ın millet şuurunu, Fatih’in vizyonunu ve Atatürk’ün bağımsızlık iradesini çağın bilgisiyle birleştirdiği gün, Türk dünyasının yeni yükseliş dönemi başlayacaktır.
Bu bölümü konuşmanın zirve noktalarından biri olacak şekilde daha etkileyici, tarihî derinliği olan ve hitabet gücü yüksek biçimde yeniden düzenledim.
Atalarımız yüzyıllar önce bütün devlet yönetimini tek bir cümlede özetlemiştir:
“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.”
İşte Türk devlet felsefesinin özü budur.
Bizim medeniyet anlayışımızda devlet, millete hükmetmek için değil; millete hizmet etmek için vardır.
Devlet; insanın canını, malını, namusunu, inancını ve haysiyetini korumak için vardır.
Devlet; adaleti ayakta tutmak için vardır.
Devlet; mazlumun sığınağı, mağdurun umudu, yetimin hamisi olmak için vardır.
Çünkü biliriz ki adaletin olmadığı yerde huzur olmaz; huzurun olmadığı yerde devlet yaşayamaz.
İşte bunun için Türk milleti tarih boyunca gittiği hiçbir yere yalnızca kılıcıyla gitmedi.
Kılıçtan önce adaleti götürdü.
Ardından medeniyeti götürdü.
Yollar yaptı.
Köprüler kurdu.
Çeşmeler açtı.
Su götürdü.
Vakıflar kurdu.
Medreseler, mektepler inşa etti.
Camiler, kervansaraylar, hanlar ve çarşılar yaptı.
Ticareti geliştirdi.
Sanatı ve ilmi destekledi.
İnsana değer veren bir nizam kurdu.
İşte bu yüzden Türk’ün hâkim olduğu coğrafyalarda yalnızca fetihlerin izleri değil, medeniyetin izleri de kaldı.
Bugün Balkanlar’da Osmanlı köprüleri ayaktadır.
Bosna’da camilerimiz ayaktadır.
Kosova’da, Kuzey Makedonya’da, Bulgaristan’da, Romanya’da ecdadın eserleri hâlâ yaşamaktadır.
Kafkasya’da Türk’ün hatırası vardır.
Ortadoğu’da Türk adaletinin izleri vardır.
Kuzey Afrika’da Türk vakıflarının ve eserlerinin hatırası vardır.
Asya’da ve Türkistan’da ortak tarihimizin kökleri vardır.
Avrupa’nın içlerine kadar uzanan geniş coğrafyada Türk medeniyetinin bıraktığı mühür hâlâ okunmaktadır.
Çünkü biz gittiğimiz yerlere sadece fetih değil, birlikte yaşama kültürü götürdük.
Sadece güç değil, hukuk götürdük.
Sadece hâkimiyet değil, adalet götürdük.
İşte Türk milletini büyük yapan yalnızca kazandığı savaşlar değildir.
Asıl büyüklüğü; fethettiği gönüller, kurduğu medeniyet ve geride bıraktığı adalet mirasıdır.
Ve sevgili gençler…
Bizler, işte böyle bir medeniyetin mirasçılarıyız.
Şimdi bize düşen görev, ecdadın bıraktığı taş eserleri sadece korumak değil; onların temsil ettiği adalet anlayışını, insan sevgisini, ilim anlayışını ve devlet ahlakını yeniden çağımıza taşımaktır.
Çünkü inanıyorum ki, Türk milletinin gerçek gücü, kılıcından önce vicdanında; ordusundan önce adaletinde; zenginliğinden önce insanı yaşatan devlet anlayışındadır.
Bu bölümü daha stratejik, vizyoner ve hitabet gücü yüksek hâle getirdim. Aynı zamanda geleceğe yönelik somut bir vizyon ortaya koyuyor.
Türk Dünyası Yeni Bir Eşiğin Önündedir
Aziz misafirler,
İnsanlık tarihi yeni bir dönüm noktasına ulaşmıştır.
Dünya yeniden şekilleniyor.
Yaklaşık son üç yüz yıldır dünyaya yön veren siyasi ve ekonomik dengeler değişiyor.
Yeni güç merkezleri yükseliyor.
Enerji koridorları yeniden belirleniyor.
Ticaret yolları yeniden inşa ediliyor.
Savunma anlayışı değişiyor.
Artık savaşlar yalnızca cephelerde yapılmıyor.
Bugün teknoloji savaşları yaşanıyor.
Yapay zekâ yarışları yaşanıyor.
Siber güvenlik savaşları yaşanıyor.
Bilgi savaşları yaşanıyor.
Ekonomi, enerji, gıda ve su güvenliği artık devletlerin en önemli stratejik meseleleri hâline geliyor.
Böyle bir çağda hiçbir millet tek başına güçlü kalamaz.
Hele hele ortak tarih, ortak kültür ve ortak medeniyet mirasına sahip Türk dünyasının birbirinden kopuk hareket etme lüksü hiç yoktur.
İşte bunun için bugün yeni bir dönemin eşiğindeyiz.
Türkiye…
Azerbaycan…
Kazakistan…
Özbekistan…
Kırgızistan…
Türkmenistan…
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti…
Ve dünyanın dört bir yanında yaşayan milyonlarca Türk topluluğu…
Artık birbirini daha yakından tanımak, birbirine daha fazla güvenmek, ortak akıl üretmek ve ortak gelecek vizyonu oluşturmak zorundadır.
Çünkü geleceğin dünyasında yalnızca nüfusu büyük olanlar değil; birlikte hareket edebilenler güçlü olacaktır.
Değerli gençler,
Arkamızda gördüğünüz Türk Cumhuriyetleri bayraklarına dikkatle bakınız.
Bu bayraklar yalnızca bağımsız devletlerin sembolleri değildir.
Bu bayraklar; yüzyıllarca birbirinden koparılmış gönüllerin yeniden buluşmasının işaretidir.
Bu bayraklar; ortak tarihin yeniden hatırlanmasının sembolüdür.
Bu bayraklar; gelecekte kurulacak ortak vizyonun kilometre taşlarıdır.
Belki bugün bunlara sadece bayrak olarak bakıyoruz.
Ama ben bu bayraklarda ortak üniversiteleri görüyorum.
Ortak bilim merkezlerini görüyorum.
Ortak teknoloji üretimini görüyorum.
Ortak enerji projelerini görüyorum.
Ortak savunma sanayiini görüyorum.
Ortak kültür politikalarını görüyorum.
Ortak medya ağlarını görüyorum.
Ortak dijital dünyayı görüyorum.
Ortak uzay çalışmalarını görüyorum.
Ve en önemlisi; birbirine güvenen, birbirine omuz veren büyük bir Türk dünyasını görüyorum.
Bugün Türk Devletleri Teşkilatı yalnızca diplomatik bir yapı değildir.
Bu teşkilat, geleceğin Türk yüzyılının temel kurumsal çatılarından biridir.
Zengezur Koridoru…
Orta Koridor…
Hazar geçişli ulaştırma ağları…
Enerji hatları…
Demiryolu projeleri…
Limanlar…
Dijital iletişim ağları…
Savunma sanayii iş birlikleri…
Kültürel diplomasi…
Ortak eğitim projeleri…
Ve ortak medya çalışmaları…
Bunların her biri yalnızca ekonomik projeler değildir.
Bunlar, Türk dünyasının geleceğini birbirine bağlayan stratejik damarlarıdır.
Çünkü yollar sadece şehirleri birbirine bağlamaz.
Yollar gönülleri de birbirine bağlar.
Koridorlar sadece ticareti taşımaz.
Koridorlar aynı zamanda güvenliği, kültürü ve geleceği de taşır.
Onun için bu süreç romantik bir hayal değildir.
Bu süreç sadece duygusal bir birlik çağrısı da değildir.
Bu, 21. yüzyılın değişen jeopolitiğinin ortaya çıkardığı stratejik bir zorunluluktur.
Ve inanıyorum ki; 21.yüzyıl, yalnızca teknolojinin yüzyılı olmayacaktır. 21.yüzyıl aynı zamanda Türk dünyasının birlikte yükseliş yüzyılı olacaktır. Yeter ki birbirimizi tanıyalım.
Birbirimize güvenelim. Ortak hedefler belirleyelim. Ve binlerce yıllık devlet aklımızı çağın bilgi ve teknolojisiyle yeniden buluşturalım.
İşte o zaman, arkamızda gördüğünüz bu bayraklar sadece geçmişimizin hatırası olmayacak; geleceğimizin de yol haritası olacaktır.
Bu bölümü daha vizyoner, stratejik ve konuşmanın finaline yakışacak güçte yeniden düzenledim. İddiaları genel ve desteklenebilir çerçevede ifade ederek hitabetini artırdım.
Türkiye Artık Eski Türkiye Değildir
Değerli Katılımcılar,
Bugün Türkiye, sadece kendi sınırlarını korumaya çalışan bir ülke değildir.
Türkiye artık bulunduğu coğrafyanın gelişmelerini takip eden değil; gelişmelere yön vermeye çalışan bir devlettir.
Balkanlardan Kafkasya’ya…
Karadeniz’den Akdeniz’e…
Ortadoğu’dan Afrika’ya…
Türkistan’dan Avrupa’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada Türkiye’nin siyasi, ekonomik, diplomatik ve insani etkisi her geçen gün daha fazla hissedilmektedir.
Çünkü dünya, güçlü olmanın yalnızca askerî kuvvetle mümkün olmadığını yeniden görmektedir.
Güç; bilgiyle oluşur.
Güç; teknolojiyle büyür.
Güç; ekonomiyle desteklenir.
Güç; diplomasiyle kalıcı hâle gelir.
Ve en önemlisi, güç; milletin birlik ve beraberliğiyle anlam kazanır.
Son yıllarda Türkiye, savunma sanayiinden diplomasiye, insani yardımdan kültürel iş birliklerine kadar birçok alanda önemli bir dönüşüm yaşamıştır.
Bir zamanlar temel savunma ihtiyaçlarında büyük ölçüde dışa bağımlı olan Türkiye, bugün kendi imkânlarıyla geliştirdiği insansız hava araçları, deniz platformları, haberleşme sistemleri ve diğer yüksek teknoloji ürünleriyle bu alanda önemli bir kapasite oluşturmuştur.
Bu başarı bize çok önemli bir gerçeği yeniden hatırlatmaktadır:
Türk milleti isterse başarır.
İnanırsa başarır.
Birlik olursa başarır.
Çalışırsa başarır.
Hazırlanırsa başarır.
Çünkü tarihimiz bunun sayısız örnekleriyle doludur.
Ancak sevgili gençler,
Asıl hedefimiz sadece güçlü silahlara sahip olmak değildir.
Asıl hedefimiz; güçlü zihinlere sahip olmaktır.
Çünkü geleceğin dünyasını sadece ordular değil;
Bilim insanları şekillendirecek.
Mühendisler şekillendirecek.
Yapay zekâ uzmanları şekillendirecek.
Ekonomistler şekillendirecek.
Diplomatlar şekillendirecek.
Kültür insanları şekillendirecek.
Ve en önemlisi, yüksek karakter sahibi gençler şekillendirecek.
Onun için bizim gerçek gücümüz;
Silahımız kadar aklımızdır.
Teknolojimiz kadar medeniyet tasavvurumuzdur.
Ekonomimiz kadar üretim kabiliyetimizdir.
Ordumuz kadar eğitim sistemimizdir.
Ve bütün bunların temelinde ise, millet olma şuurumuz vardır.
İşte ben Türkiye Yüzyılı’nı yalnızca ekonomik büyüme olarak görmüyorum.
Ben Türkiye Yüzyılı’nı;
Bilimin yüzyılı,
Teknolojinin yüzyılı,
Üretimin yüzyılı,
Adaletin yüzyılı,
Türk dünyasının dayanışma yüzyılı,
Ve insanlığa yeniden umut veren bir medeniyet yürüyüşü olarak görüyorum.
Çünkü büyük devletler sadece güçlü oldukları için değil, umut oldukları için büyüktür.
Bizim hedefimiz de yalnızca güçlü bir Türkiye değil;
Bilgisiyle güçlü,
Vicdanıyla güçlü,
Adaletiyle güçlü,
Medeniyetiyle güçlü,
Ve Türk dünyasına öncülük eden güçlü bir Türkiye’dir.
Bu bölümü konuşmanın finaline hazırlayan, hem manevi hem stratejik mesaj veren güçlü bir hitabet metni hâline getirdim.
Sefer Bizden, Zafer Allah’tandır
Değerli Katılımcılar,
Türk-İslam medeniyetinin bize bıraktığı en büyük hayat düsturlarından biri şudur:
“Sefer bizden, zafer Allah’tandır.”
Bu söz, asla kaderciliği veya beklemeyi ifade etmez.
Tam tersine, bize sorumluluğu öğretir.
Çalışmayı öğretir.
Gayreti öğretir.
Hazırlıklı olmayı öğretir.
Mücadeleden vazgeçmemeyi öğretir.
Çünkü bizim inancımızda insan, elinden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah’a bırakır.
İşte bunun için hiçbir zaman yerimizde oturup bekleyemeyiz.
Şikâyet ederek geleceği inşa edemeyiz.
Sadece geçmişimizin ihtişamını anlatarak yarınlarımızı kurtaramayız.
Atalarımızın başarılarıyla gurur duyarız; ama onların bıraktığı emaneti daha ileriye taşımakla da sorumluyuz.
Bunun için çalışacağız.
Daha çok okuyacağız.
Daha çok araştıracağız.
Bilimde ilerleyeceğiz.
Teknolojide öncü olacağız.
Üreteceğiz.
Girişimci olacağız.
Teşkilatlanacağız.
Birbirimize güveneceğiz.
Gençlerimizi sadece diploma sahibi değil; karakter sahibi, ahlak sahibi, tarih şuuru taşıyan, bilim üreten ve dünyayı okuyabilen bireyler olarak yetiştireceğiz.
Türk dünyası arasındaki gönül köprülerini daha da güçlendireceğiz.
Ortak projeler geliştireceğiz.
Ortak üniversiteler kuracağız.
Ortak bilim ve teknoloji merkezleri oluşturacağız.
Ortak kültür ve medya ağları kuracağız.
Dünyanın dört bir yanındaki Türk şehitliklerine sahip çıkacağız.
Geçmişte yaşanan sürgünleri, katliamları ve soykırımları unutturmayacağız.
Haksızlığa uğrayan her insanın yanında olacağız.
Mazlumun sesi olmaya devam edeceğiz.
Çünkü bizim medeniyet anlayışımız, güçlü olanın değil; haklı olanın yanında durmayı emreder.
Değerli gençler,
Unutmayınız…
Hiçbir büyük zafer, hazırlık yapılmadan kazanılmamıştır.
Malazgirt’in arkasında yılların hazırlığı vardı.
İstanbul’un fethinin arkasında yılların ilmi, mühendisliği ve stratejisi vardı.
Çanakkale’nin arkasında millet olma ruhu vardı.
Millî Mücadele’nin arkasında bağımsız yaşama iradesi vardı.
Bugün de yeni bir yükseliş istiyorsak, önce kendimizi hazırlamak zorundayız.
Hazırlanan milletler geleceği kurar.
Hazırlıksız milletler ise başkalarının kurduğu geleceğin içinde yaşamaya mahkûm olur.
İşte bu yüzden bizim görevimiz bellidir.
Çalışmak…
Üretmek…
Birlik olmak…
Hazırlanmak…
Ve asla umudumuzu kaybetmemektir.
Zaferin ne zaman ve nasıl geleceğini yalnızca Yüce Allah bilir.
Fakat tarih bize şunu göstermiştir:
Seferden vazgeçen milletler zafere ulaşamaz.
Ama inanan, çalışan, hazırlanan ve sabreden milletler, er ya da geç hedeflerine ulaşırlar.
Allah gayretimizi bereketlendirsin.
Birliğimizi daim kılsın.
Şehitlerimizin emanetine layık olmayı hepimize nasip etsin.
Ve Türk milletini, Türk dünyasını ve bütün mazlumları adalet, huzur ve kardeşlik içinde daha güzel yarınlara ulaştırsın.
Bu bölümü konuşmanın en etkileyici ve gençleri ayağa kaldıracak kısmı olacak şekilde yeniden düzenledim. Hitabet dili daha güçlü, vizyonu daha geniş ve stratejik mesajı daha belirgindir.
Gençliğe Stratejik Çağrı
Sevgili gençler,
Şimdi özellikle sizlere seslenmek istiyorum.
Çünkü yarının Türkiye’sini de, yarının Türk dünyasını da sizler inşa edeceksiniz.
Bugün size sadece “Geçmişinizle gurur duyun.” demiyorum.
Elbette gurur duyun.
Çünkü bu tarih sizin tarihinizdir.
Bu bayraklar sizin bayraklarınızdır.
Bu şehitler sizin şehitlerinizdir.
Bu medeniyet sizin medeniyetinizdir.
Fakat şunu hiçbir zaman unutmayın:
Geçmişiyle övünen milletler ayakta kalabilir; ama geleceği hazırlayan milletler dünyaya yön verir.
Onun için sadece gurur duymak yetmez.
Hazırlanacaksınız.
Kendinizi yetiştireceksiniz.
Tarihinizi öğreneceksiniz.
Türkçenizi en güzel şekilde konuşacak ve yazacaksınız.
Kendi kültürünüzü, kendi medeniyetinizi ve kendi kimliğinizi çok iyi tanıyacaksınız.
Türkiye’yi bileceksiniz.
Türk dünyasını bileceksiniz.
Balkanları bileceksiniz.
Kafkasya’yı bileceksiniz.
Türkistan’ı bileceksiniz.
Dünyayı bileceksiniz.
Ama sadece tarih okumak da yetmeyecek.
Bilimi öğreneceksiniz.
Teknolojiyi öğreneceksiniz.
Yapay zekâyı öğreneceksiniz.
Yazılımı öğreneceksiniz.
Siber güvenliği öğreneceksiniz.
Savunma sanayiini öğreneceksiniz.
Enerjiyi öğreneceksiniz.
Lojistiği öğreneceksiniz.
Ekonomiyi öğreneceksiniz.
Diplomasiyi öğreneceksiniz.
İletişimi ve medyayı öğreneceksiniz.
Çünkü 21. yüzyılın mücadelesi yalnızca cephelerde verilmiyor.
Bugün savaşlar;
Zihinlerde veriliyor.
Bilgisayar ekranlarında veriliyor.
Üniversitelerde veriliyor.
Araştırma merkezlerinde veriliyor.
Laboratuvarlarda veriliyor.
Yazılım kodlarının içinde veriliyor.
Veri merkezlerinde veriliyor.
Enerji koridorlarında veriliyor.
Ticaret yollarında veriliyor.
Kültür ve medya alanında veriliyor.
Kısacası, geleceği bilgiye hâkim olanlar şekillendirecek.
İşte bunun için sizlerden beklentimiz büyüktür.
Yeni Türk gençliği;
Sadece heyecanlı değil, bilgili olacaktır.
Sadece duygulu değil, akıllı olacaktır.
Sadece cesur değil, disiplinli olacaktır.
Sadece konuşan değil, üreten olacaktır.
Sadece tüketen değil, geliştiren olacaktır.
Sadece geçmişini seven değil, geleceğini inşa eden olacaktır.
Çünkü unutmayınız…
Mete Han kendi çağının en güçlü teşkilatını kurdu.
Bilge Kağan milletine düşünmeyi öğretti.
Alparslan çağının en büyük stratejistlerinden biri oldu.
Fatih Sultan Mehmet sadece büyük bir komutan değil, matematikçi, mühendis ve bilim hamisiydi.
Mustafa Kemal Atatürk ise yalnızca bir asker değil; geleceği okuyabilen büyük bir devlet adamıydı.
Onlar yaşadıkları çağın ilmini öğrendiler.
Çağlarının en iyisi olmaya çalıştılar.
Şimdi sıra sizde…
Sizler de kendi çağınızın Fatihleri olacaksınız.
Kendi çağınızın Alparslanları olacaksınız.
Kendi çağınızın bilim insanları, mühendisleri, diplomatları, girişimcileri ve fikir adamları olacaksınız.
Çünkü önümüzdeki yüzyıl; doğal kaynakları fazla olanların değil, bilgiyi üretenlerin, teknolojiyi geliştirenlerin ve insan kaynağını en iyi yetiştirenlerin yüzyılı olacaktır.
Ve ben inanıyorum ki…
Türk gençliği tarihini bilen,
Kimliğine güvenen,
Bilimi rehber edinen,
Ahlakı pusulası yapan,
Dünyayı doğru okuyan,
Türk dünyasını bir bütün olarak gören bir anlayışla yetiştiği gün;
Sadece Türkiye’nin değil,
Bütün Türk dünyasının yükseliş dönemi başlayacaktır.
İşte bunun için sizlere son sözüm şudur:
Hayal kurun…
Ama büyük hayaller kurun.
Çalışın…
Ama durmadan çalışın.
Kendinizi geliştirin…
Ama sadece kendiniz için değil, milletiniz için geliştirin.
Çünkü sizler sadece bugünün gençleri değil, yarının devlet adamları, bilim insanları, komutanları, mühendisleri ve medeniyet kurucuları olacaksınız.
Ve unutmayınız;
Gelecek, onu bekleyenlerin değil; ona hazırlananların olacaktır.
Bu bölümü konuşmanızın ana mesajlarından biri olacak şekilde daha akademik, daha stratejik ve daha güçlü bir hitabet diliyle yeniden düzenledim.
Soykırım Hafızası, Geleceği Koruyan Bir Stratejidir
Değerli Katılımcılar,
Bugün burada konuştuğumuz soykırımlar, sürgünler ve insanlık suçları sadece tarihin sayfalarında kalmış acı olaylar değildir.
Bunlar aynı zamanda geleceğimizi doğrudan ilgilendiren bir millî hafıza, bir kimlik ve bir güvenlik meselesidir.
Çünkü tarih bize çok açık bir gerçeği göstermiştir:
Hafızasını kaybeden milletler, geleceğini de kaybeder.
Acılarını unutan toplumlar, aynı acıları yeniden yaşamaya mahkûm olur.
Onun için biz geçmişe takılıp kalmak için değil, geleceği daha sağlam inşa edebilmek için tarihimizi hatırlamak zorundayız.
Bir millet kendi tarihini yazmazsa, başkaları onun tarihini kendi bakış açılarıyla yazar.
Bir millet kendi şehitlerini sahiplenmezse, başkaları onların izlerini silmeye çalışır.
Bir millet kendi kahramanlarını yeni nesillere anlatmazsa, başkaları o nesillere başka kahramanlar ve başka kimlikler sunar.
Bir millet kendi hafızasını koruyamazsa, zamanla kendi kimliğini de kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalır.
İşte bunun için soykırım hafızası yalnızca geçmişi anmak değildir.
Bu, geleceği korumanın en önemli stratejilerinden biridir.
Bugün bizlere düşen görev açıktır.
Türkiye sınırları dışında bulunan bütün Türk şehitlikleri tek tek tespit edilmelidir.
Her biri bilimsel yöntemlerle belgelenmelidir.
Her biri dijital arşivlere aktarılmalıdır.
Her biri uluslararası standartlarda kayıt altına alınmalıdır.
Her biri korunmalı, restore edilmeli ve gelecek nesillere emanet edilmelidir.
Şehitliklerimizi anlatan belgeseller hazırlanmalıdır.
Kitaplar yazılmalıdır.
Dijital müzeler kurulmalıdır.
Gençlerimiz bu tarihî mekânları ziyaret etmelidir.
Üniversitelerde araştırma merkezleri oluşturulmalıdır.
Soykırımlar, sürgünler ve insan hakları ihlalleri; akademik çalışmalarla, uluslararası hukuk çerçevesinde, diplomatik platformlarda ve kültürel faaliyetlerle dünyaya doğru şekilde anlatılmalıdır.
Çünkü hafızasını koruyan milletler, geleceğini de korur.
Şunu hiçbir zaman unutmayalım:
Biz geçmişe ağlamak için değil;
Geçmişten ders çıkarmak için buradayız.
Biz kin üretmek için değil;
Adaletin ve hakikatin sesi olmak için buradayız.
Biz intikam peşinde değiliz;
İnsanlığın aynı acıları bir daha yaşamaması için mücadele ediyoruz.
Çünkü bizim mücadelemiz yalnızca Türk milletinin hafızasını koruma mücadelesi değildir.
Bu aynı zamanda insanlığın ortak vicdanını yaşatma mücadelesidir.
İşte bu yüzden diyorum ki:
Soykırım hafızası, geçmişe ait bir hatıra değil; geleceği koruyan stratejik bir bilinçtir.
Şehitlerini unutmayan,
Tarihine sahip çıkan,
Kimliğini koruyan,
Gençlerine hafızasını aktaran milletler;
Yalnızca geçmişini değil, geleceğini de güvence altına alırlar.
Bu kapanış bölümünü daha etkileyici, daha duygusal ve daha stratejik bir finale dönüştürdüm. Konuşmayı ayakta alkışlatacak bir son olarak tasarladım.
Yeni Şahlanışın Eşiğindeyiz
Değerli Katılımcılar,
Bugün burada sadece bir konferans gerçekleştirmiyoruz.
Bugün burada yalnızca geçmişi konuşmuyoruz.
Bugün burada yalnızca yaşanan acıları hatırlamıyoruz.
Bugün aslında geleceğe bir çağrı yapıyoruz.
Bu çağrı; Şehitlerimizin emanetine sahip çıkma çağrısıdır.
Bu çağrı; Soykırımların ve sürgünlerin unutulmaması çağrısıdır.
Bu çağrı; Türk milletinin tarihî hafızasını yeniden ayağa kaldırma çağrısıdır.
Bu çağrı; Türk dünyasının birbirini yeniden tanıma, yeniden kucaklama ve ortak bir gelecek inşa etme çağrısıdır.
Bu çağrı; Gençliğimizi uyandırma çağrısıdır.
Ve en önemlisi…
Bu çağrı; Mete Han’dan Bilge Kağan’a…
Alparslan’dan Fatih Sultan Mehmet’e…
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e kadar uzanan büyük Türk ruhunu yeniden yaşatma çağrısıdır.
Çünkü inanıyorum ki;
Biz o ruhu yeniden diriltebilirsek,
Türk milleti yeniden dünyada sözü dinlenen, yön veren ve örnek alınan milletlerden biri olacaktır.
Biz o ruhu yeniden kuşanabilirsek,
Mazlum milletlerin umudu olmaya devam edeceğiz.
Biz o ruhu yeniden ayağa kaldırabilirsek,
Adaletin sesi olacağız.
Barışın güvencesi olacağız.
Medeniyetin taşıyıcısı olacağız.
Çünkü bizim hedefimiz hiçbir zaman dünyaya hükmetmek olmamıştır.
Bizim hedefimiz, dünyaya adaletle hizmet etmek olmuştur.
Çünkü biz;
“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.”
diyen bir medeniyetin evlatlarıyız.
Bizim davamız sadece güçlü olmak değildir.
Bizim davamız adaletli olmaktır.
Bizim davamız sadece kalkınmak değildir.
Bizim davamız insanlığa umut olmaktır.
Bizim davamız sadece kendi milletimizi değil, zulme uğrayan bütün insanları savunmaktır.
Çünkü Türk tarihinin büyüklüğü, yalnızca kazandığı savaşlardan değil; kurduğu adalet düzeninden ve bıraktığı medeniyet mirasından gelmektedir.
Ve şimdi…
Sevgili gençler…
Bu sözlerimin en önemli bölümünü sizlere söylüyorum.
Sizler, geçmişin mirasçıları değil;
Geleceğin kurucuları olacaksınız.
Hazır olun.
Kendinizi her alanda yetiştirin.
Tarihinizi öğrenin.
Kimliğinizi koruyun.
Dilinizin kıymetini bilin.
Bayraklarınızı tanıyın.
Şehitlerinizi unutmayın.
Türk dünyasını tanıyın, sevin ve onunla gönül bağınızı güçlendirin.
Bilimde güçlü olun.
Teknolojide güçlü olun.
Yapay zekâda güçlü olun.
Ekonomide güçlü olun.
Diplomaside güçlü olun.
Savunma sanayiinde güçlü olun.
Sanatta güçlü olun.
Kültürde güçlü olun.
Ama hepsinden önce…
Ahlakta güçlü olun.
Vicdanda güçlü olun.
Merhamette güçlü olun.
Çünkü bilgi, ahlakla birleşmediği zaman insanlığa fayda değil, zarar getirir.
Unutmayınız…
Önümüzdeki yüzyıl, nüfusu en fazla olanların değil…
Yer altı zenginlikleri en çok olanların değil…
Bilgiyi üretenlerin…
Teknolojiyi geliştirenlerin…
Birlik içinde hareket edenlerin…
Ve insanına değer verenlerin yüzyılı olacaktır.
İnanıyorum ki Türk milleti, sahip olduğu tarih, medeniyet, devlet aklı ve yetişmiş gençliğiyle bu büyük yürüyüşte hak ettiği yeri yeniden alacaktır.
Yeter ki birbirimize güvenelim.
Yeter ki birlikte yürüyelim.
Yeter ki büyük hedeflerden vazgeçmeyelim.
Yeter ki Mete Han’ın devlet aklını…
Bilge Kağan’ın millet şuurunu…
Alparslan’ın cesaretini…
Fatih’in vizyonunu…
Atatürk’ün bağımsızlık iradesini…
21.yüzyılın bilgi ve teknolojisiyle yeniden buluşturalım.
İşte o zaman sadece güçlü bir Türkiye değil;
Birlik içinde yükselen güçlü bir Türk dünyası göreceğiz.
Ve inanıyorum ki; Türk dünyasının yükselişi, yalnızca Türk milletinin değil, adalet arayan bütün insanlığın umudu olacaktır.
Sözlerime büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu veciz ifadesiyle son vermek istiyorum:
“Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”
Ben buna bir cümle daha eklemek istiyorum:
O kudret, sadece damarlarımızdaki asil kanda değil; binlerce yıllık tarihimizde, medeniyetimizde, şehitlerimizin emanetinde ve birlikte yürüme irademizdedir.
Allah aziz şehitlerimize rahmet eylesin.
Allah milletimize birlik ve beraberlik nasip eylesin.
Allah devletimizi daim, bayrağımızı göklerde, Türk dünyasının kardeşliğini güçlü kılsın.
Yolumuz açık, birliğimiz daim, istikbalimiz aydınlık olsun.
Ne mutlu Türk’üm diyene!
Hepinizi saygıyla, sevgiyle ve muhabbetle selamlıyorum.