Derya YILDIRIM
Yavaşça ilerliyoruz çocuklar…Az önce Balkanlardaydık.Şimdi adımlarımız bizi Kafkaslara götürüyor.Bakın, harita değişti ama yüzler değişmedi.
Bu tablolar Karaçay…
Bu Balkar…
Bu Nogay…
Bu Dağıstan…
İsimler farklı ama bakış aynı.
Hepsinin gözünde aynı soru var:
“Biz ne yaptık?”
Dağlar var resimlerde.
Dağlar büyük, insanlar küçük.
Ama zulüm dağlardan da büyük olmuş çocuklar.
Köyler yakılmış, insanlar sürülmüş.
Kar üstüne düşen kan, soğukta daha geç donur.
Bir adım daha atıyoruz…
Hocalı.
Burada duruyoruz.
Çünkü burada ayakta durmak zor.
Çocuk bedenleri var resimlerde.
Sarılacak kimse bulamamışlar.
Bir annenin donmuş bakışı, bir çocuğun yarım nefesi…
Bu tabloda ağlamak ayıp değil çocuklar.
Burada susmak bile zor.
Şimdi biraz daha ilerliyoruz…
Bu kez Orta Doğu.
Afganistan.
Irak.
Suriye.
Bombalar var ama asıl yıkım yüzlerde.
Evler yıkılmış ama çocukluklar daha önce yıkılmış.
Bir çocuk oyuncağını değil, kardeşini arıyor.
Bir anne enkazdan umut çıkarıyor.
Bir adım daha…
Kırım.
Tren vagonları…
Sürgün.
Toprak aynı, ama artık yasak.
Ahıska…
Valizler hep yarım dolu.
Geri dönme umudu hep tam.
Çocuklar…
Fark ettiniz mi?
Buradaki herkes Türk.
Ama asıl ortak olan şey bu değil.
Hepsi
— unutulmuş
— sürülmüş
— susturulmuş
— ama yok olmamış.
Bu sergi bize şunu anlatmıyor:
“Biz acı çektik.”
Şunu söylüyor:
“Biz hâlâ buradayız.”
Eğer kalbiniz ağırlaştıysa,
eğer gözleriniz kaçacak yer arıyorsa,
bilin ki bu sergi amacına ulaştı.
Çünkü bu tablolar acındırmak için değil,
unutulmamak için asılı.
Ve evet çocuklar…
Bunların hepsi Türk.
Ama hepsinden önce, hepsi insan.