Bulgaristan’da 19 Mayıs 1989 Ayaklanması

Bulgaristan Türklerinin 20.yy. da en önemli olaylarından birisi 1989 Mayıs Ayaklanması

Değerli Katılımcılar,

Balkanlar’da Bulgaristan Türkleri’nin 20. yüzyıl tarihindeki en önemli olayı, 1989 Mayıs Ayaklanmasıdır.

Bu ayaklanma, Bulgaristan Türkleri’nin hareketlenip başkaldıran ve dip dalgası olarak nitelendirilen Türkler tarafından gerçekleştirilmiştir.

Bizler öncelikle 19 Mayıs: Türk Dünyasının Büyük Bayramından başlayalım

Hepimizin de bildiği gibi 19 Mayıs, 100 yıldan beri Türk dünyasının en büyük bayramlarından biridir.

Bu önemli gün, zekasında ve yüreğinde bağımsızlık ve egemenlik ateşi taşıyan Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a ayak bastığı ve Anadolu’da Kuvayi Milliye ateşini yaktığı gündür.

Kuvayi Milliye, Türk halkının milli kuvvetlerinin gönüllü olarak örgütlenmesi ve anavatanımızı işgal eden İngiliz, Fransız ve Yunan düşmanlarına karşı silahlı mücadelede galip gelmesidir.

Bu hareket, Türk halkının Ulusal Kurtuluş Savaşıdır ve dünya mazlum halklarının emperyalizmin kölelik zincirlerini kırarak kurtuluşuna yön gösteren bir meşaledir.

Kuvayi Milliye, 20. yüzyılın en büyük ve dünyaca en etkin olaylarının başında gelir.

Türk halkının Osmanlı İmparatorluğu’nun son olumsuz etkilerini geride bırakarak, emperyalist düşmanı yenmesi, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurulması ve bugünkü 82 milyonluk dünya öncüsü anavatanımızı yaratma sürecinin adıdır.

19 Mayıs, bu büyük mücadelenin ve zaferin simgesi olarak, Türk dünyasının her köşesinde coşkuyla kutlanmaktadır.

Bu anlamlı gün, bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinin sonsuz bir simgesi olarak, gelecek nesillere ilham vermeye devam edecektir.

**

Değerli Katılımcılar,

19 Mayıs: Bulgaristan Türkleri İçin de özel bir Bayram

19 Mayıs, yalnızca Türkiye için değil, aynı zamanda Bulgaristan Türkleri için de önemli bir bayramdır.

19 Mayıs 1989, Bulgaristan Türklerinin Bulgar totaliter komünist diktatörlük rejimine karşı ayaklandığı gündür. 35 yıl önce yaşanan bu olay, 1879’da kurulan Üçüncü Bulgar Devleti’nin tarihindeki en büyük ayaklanmasıdır.

Tek uluslu Bulgar devletine, ata vatan topraklarında yaşayan etnik, dil, din azınlıklarının hak ve özgürlüklerinin anayasa ve yasalarla tanınmasının devlet düzeninin ayakta durabilmesi, toplumda adalet ve demokrasi kurulmasında kaçınılmaz zorunluluk olduğuna kesin bir ihtar olmuştur.

Bu ayaklanma, Bulgaristan komünist totaliter düzeni deviren, Todor Jivkov’un totaliter rejimini düşüren ve anayasa değişikliğine zorlayan bir hareketti.

Ancak, 1989 yazında gerçekleşen zorunlu göç sonucunda yarım kalmış ve nihai hedeflerine ulaşılamamıştır.

Buna rağmen, 21. yüzyıl Bulgaristan’ında en önemli toplumsal gücün Türkler olduğunu, onların aktif katılımı olmadan hiçbir dönüşümün ve gelişmenin gerçekleştirilemeyeceğini herkesin anlayabileceği bir şekilde ortaya koymuştur.

Değerli Katılımcılar,

Son 35 yıl bu gerçeğin kanıtıdır.

Türkler Bulgaristan’dan kovuldu, fakat Bulgarlar ve diğer azınlıklar da onların peşinden ülkeyi terk ettiler. Bulgar devletinin siyasi, ekonomik, kültürel ve sosyal çöküşü, 19 Mayıs 1989 Türk Ayaklanması ile başladı.

Bu olayın ardından devam eden ve bugüne kadar hala kendine gelemeyen Bulgaristan’ın bu kalkışmanın etkisi sonucudur. Bulgaristan ekonomisi de o günden beri inişte olup hâlâ düzenlenememiştir.

Bulgaristan’da Bulgar milleti ve devleti, insan hak ve özgürlüklerini, azınlıkların özgün hak ve özgürlüklerini tanımadan, bugünkü aşırı milliyetçi, sinsi, ötekileştiren siyasetine devam ettikçe, Bulgaristan Cumhurbaşkanı Rumen Radev’in ilk göreve başladığında işaret ettiği gibi “Bulgaristan bataklıktan asla çıkamaz” demişti. Evet o gün Cumhurbaşkanı çok doğru söylemiştir.

Unutulmamalıdır ki, 1878’de Ruslar tarafından işgal edilen Bulgar topraklarında bir milli devlet kurulabildiyse, bu ancak yerli orada yaşayan Türklerin iyi niyetliliği ve Osmanlının da onayı ile, hoşgörünün gölgesinde gerçekleşmiştir.

Bugün Rusya’ya gülümserken Batı ile kaynaşmak isteyen Bulgaristan, batı Avrupa’ya gitme hevesli 4 milyon civarında göçmen, sığınmacı ve savaş kaçağı Türkiye Devleti himayesinde olduğundan dolayı nefes alabiliyor. Bunu bugün Bulgaristan’ı yönetenler çok iyi bilmekteler.

Fazla değil 2018 yılları Başbakan Boyko Borisov hükümeti döneminde Bulgaristan’a gelen dış yatırımlar %85 azalırken, bir tek Türkiye Cumhuriyeti yatırımları artmış, dış ticaret hacmi yerinde sayarken, sadece Türkiye ile ticaret hacmi yükselmiş ve bugün 5 milyar dolara ulaşmıştır.

**

19 Mayıs’ta Bulgaristan’da ayaklanmalar Kırcaali’nin Cebel ilçesinde başladı

Hiçbir şey unutulmadı ve unutulmayacak. Bu topraklarda bin yıllık kültür kodumuz var. Avrupa kültür mirasının bir parçasıyız.

Mayıs Ayaklanmamız, tarihimizdeki en önemli siyasi olaylardan biridir.

Memleket genelinde anma törenleri düzenleniyor, kahramanların anıtlarına çiçek ve çelenkler konuyor. Çocuklar şiirler okuyor.

1989 Mayıs ayaklanması, Bulgaristan’da totaliter diktatörlüğün omurgasını kırdı ve Berlin Duvarı’nın yıkılmasına, Soğuk Savaş’ın bitmesine katkıda bulunmuştur.

Bu gerçeklere vurgu yaparak, Bulgaristan’da Türk belediyelerinde 1989 ayaklanma yıldönümü anma törenleri yapanlar ve şehitlerimize saygı atfeden kardeşlerimizi kutluyor, kendilerini tebrik ediyoruz.

Değerli Katılımcılar,

19 Mayıs 1989 Büyük isyanın patladığı an hafızalarımızda capcanlıdır. Halkın tepkisi mezarlıkta başladı.

Bu dünyada yaşamı bize haram edenler, Cebel mezarlığında da Türkleri korkutmak, susturmak ve yıldırmak istemişlerdi. Mezara Hristiyan usulünce gömmek istediler. Tabut kapağı hain muhtarın başına geçti. Cebel halkı birlikte kükredi. Bulgaristan’da deprem yaşandı, dünya hayran kaldı ve düşman küçük dilini yuttu. Tek sözle beklenen oldu: Halkımız ayaklandı.

35 yıl sonra, bugün de Türklük davamızda haklı olduğumuz Cebel Meydanı yine doldu. Eski tüfeklerden, kırık kemiklerden, yaralı yüreklerden ve hapislilerden Beleneciler saflarda pek katılmasa da her şeye rağmen dava yaşıyordu.

Kimileri kürsü kaparken, dava adamları kahramanlar çeşmesi etrafına toplanacaktır. Bayraklar dimdik, yürekler kabaracak, gözler dolacak, kitle bekleyecek.

Eskiden meydana çıkmaya korkanlar, şimdi hepsi kürsüdeler, yine takacaklar siyah gözlüklerini. Çünkü o zaman halkın gözüne bakamadılar, şimdi ise hiç bakamayacaklar.

O zaman dimdik, Türk gibi yürümüşlerdi; şimdi ise kürsüden konuşmaları dahi Bulgarca olmuş. Ben daha 23 yaşında 4 Ocak 1990 yılı ilk Kırcaali mitinginde Türkçe. “Bu topraklarda dedem yattıkça bu topraklar bizim” diye seslenmiştim. Evet Nereden nereye…

Ne diyelim, bir gün gelecek onların karşısına da çıkıp onlar da Jivkov gibi son bulacaklar.

Komünist düzeni deviren, Todor Jivkov’un totaliter rejimini düşüren ve anayasa değişikliğine zorlayan bu ayaklanma, 1989 yazında gerçekleşen zorunlu göç sonucu yarım kalmış ve nihai hedeflerine ulaşamamıştır.

Buna rağmen, 21. yüzyıl Bulgaristan’ında en önemli toplumsal gücün Müslüman Türkler olduğunu, onların aktif katılımı olmadan hiçbir dönüşümün ve gelişmenin gerçekleştirilemeyeceğini herkesin anlayabileceği bir şekilde ortaya koymuştur.

Değerli Katılımcılar,

Ardından Mayıs Ayaklanmaları Kuzeyde devam etti

Erken öten horozların sesinde bir çağrı vardı: “Hadi uyanın artık, bu iş böyle olmaz, bugün isyan günü!” diyordu. Halk, alışılmış işlerini bırakmış, meydanlara yönelmişti. Hayat adına ölmeye hazırdılar. Arkalarında derin bir gizli örgütlenmenin varlığını hissediyorlardı.

Mayıs günlerinde Silistre ve Şumnu’da çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan binlerce Türk, barışçı protesto gösterileriyle Bulgaristan’ı titretmişti. Mayıs’ta ayaklananlar, Anaların, kızların, yengelerin ve gelinlerin önünü almak mümkün değildi.

Halkın kin ve nefret dalgası kabarmış, Deliorman’a ulaşmıştı, Dobruca ekinlikleri doğa ile coşuyordu. Bulgaristan daha önce hiç böyle bir Türk ayaklanması görmemişti.

Türkler, milli birlik sağlayarak ayaklanmışlardı ve en çok korktukları şey gerçekleşmişti. Halk ayaklanması tüm Bulgaristan’ı sardı.

19 Mayıs Cebelde başladı, 20 Mayıs 1989’da Deliormanlılar da “Yeter Artık!” dediler ve protesto yürüyüşlerini başlattılar. Şumnu sancağının Yusufanlar, 21 Mayıs’ta Mahmuzlu’da yürüyüşler başladı. Burada 4 şehit verildi.

22 Mayıs’ta Razgrat şehrinde halk sokaklara çıktı. 22 Mayıs’ta Silistre Akkadınlar’da (Dulovo) protesto yürüyüşü başladı. 24 Mayıs’ta Terbiköy (Kapitan Petko) halkı da meydanlara çıktı. 24 Mayıs’ta yine Razgrat ilinin Ezerçe köyünde millet ayaklandı. Burada da İki genç şehit edildi:

27 Mayıs’ta Torlak köyünde Yine 27 Mayısta Medovets (Sarıkovanlık-2 şehit) köyünde binlerce insan meydanlara, yollara döküldüler. Köy tanklarla, polislerle sarıldığı halde yürüdüler: “Biz Türk’üz!” diye slogan attılar.

Binlerce kişinin katıldığı kitle protesto gösterileri birbirini izledi.

Bulgaristan’da ilk defa 52,700 isyancı, totaliter devletin baskı, terör ve zulüm rejimine karşı geldiler. Evde, köyde kalanlar, kamplarda ölüm bekleyenler, zindanlarda körleştirilenler, dağlarda ve ovalarda kazma kürek elde totaliter diktatörlüğe mezar kazanlar; herkes isyan etmişti. İşte bu isyan eden Türkler Bulgaristan’da demokrasiyi getirmiştir.

Değerli Katılımcılar,

Bu protesto mitingleri 29 Mayıs’a kadar sürdü.

Bu insanların sayısı hiç önemli değildi. Çünkü bir kişi bin kişiye eşitti. Ayaklanmalarında, Allah’ın kendilerine bahşettiği hakları ve özgürlüklerini istiyorlardı. Demokrasi gelirken, hukuk devleti, insan hakları ve hak eşitliği de beraberinde gelecekti.

Diktatör rejimin, totaliter zulmün ve komünizm yalanlarının umum mezarını kazmışlardı.

O sabah güneş onları kutlamak için gökyüzüne dikilmiş, rüzgâr hızını kesmişti. Gönülleri ve ruhları birbirine sarılmış önlerinde ne lider ne önder arıyorlardı. Kendi yollarını kendileri seçmişler, özgürlüğün yönü olmaz inancıyla ilerliyorlardı.

19 Mayıs’ın ayrı bir anlamı daha vardı Bulgaristan için;

19 Mayıs, aynı zamanda Bulgaristan tarihinde bir askeri darbenin yıldönümüdür. Dünyanın hiçbir halkı askeri darbelerin yıldönümünü kutlamaz; bu, Bulgaristan için de geçerlidir. Ancak, 90 yıl önce yaşanan bu askeri müdahale birçok bakımdan ders vericidir.

1919’da imzalanan Neully Barış Anlaşması’nı geçersiz kılmak ve diktatörlük kurmak amacı güdülmüştür.

Bu konuda Sofya basınında birçok yazı yayımlanmıştır.

Ben “FOKUS bg” adlı medyadan sizler için bu yayınlardan birkaç alıntı seçtim.

İlk versiyon. “18’i 19 Mayıs’a bağlayan gece, Askeri Birlik devlet darbesi gerçekleştirdi. Darbe planında, ilk versiyona göre Çar III. Boris ve ailesinin katledilmesi öngörülmüştü. Bu amaçla, İç Makedon Devrim Hareketi (VMRO) silahlı güçlerinden bir birlik, Askeri Birlik subaylarının izniyle saraya alınacak ve Çar ile ailesini katledecekti”. Ancak bu plan son anda suya düştü.

İkinci versiyon. Başka kaynaklara göre, darbe planı Bulgaristan’ı yok etmek amacıyla Yugoslavya’da hazırlanmıştır. Darbeciler hükümeti, darbeye bizzat, “Zveno” adlı politik çevrenin lideri olan Kimon Georgiev tarafından kurulmuştur.

(Not: Burada şunu belirtelim, Kimon Georgiev, 1944’te Bulgaristan’ın işgal edilmesinden sonra kurulan üçüncü hükümette başbakanlık yapmış ve “Halk Mahkemesi” idamlarını gerçekleştiren kişidir. Ölümünden sonra, 1934’te KGB ajanı olduğu açıklanmıştır.)

Darbeci hükümetin ödevleri arasında şunlar vardı:

– VMRO örgütünü yasaklamak,

– Örgüt lideri İvan Mihaylov’a ölüm cezası,

– Tırnovo Anayasasını rafa kaldırmak,

– Halk Meclisini dağıtılacak,

– Politik partileri, devrimci örgütleri ve sendikaları yasaklanacak,

– Yeni bir devlet düzeni kurulacak,

– Muhtarları devlet yönetimi tarafından atanacak,

– Sarı sendika kurulacak,

– Neylly Anlaşması’nın yıldönümünde matem törenleri düzenlenmesine izin verilmeyecek,

– Ülke çapında toplantılar ve halkla görüşmeler düzenleyerek, başkenti Belgrad olan ve Karageorgieviç sülalesi yönetiminde, Slovenya’nın Tiglav Doruğundan Karadeniz’e ve Ege Denizi’nden Tuna’ya kadar uzanan Entegral Yugoslavya adlı bir Balkan Federasyonu kurulmasını propagandasını yapmak.

Evet amaçları Balkan Federasyonu kurulmasıydı.

Dış politikada ise SSCB – Rusya ile diplomatik ilişkiler kurulacak (23 Temmuz 1934’te gerçekleşmiştir), Yugoslavya ile iş birliği antlaşması imzalanacak ve ülkeyi kısmen Fransa’ya doğru yönlendirecekti.

Bu plan gerçekleşmemiştir, çünkü Karageorgieviç öldürülmüş, III. Boris planı onaylamamış, Kimon Georgiev hükümeti bunalıma girmiş ve 1935-1943 arasında Bulgaristan’ı Çar Boris kukla hükümetlerle tek başına yönetmiştir.

Değerli Katılımcılar,

Günümüzde Bulgaristan

Bulgaristan, 2004’ten beri NATO ve 2007’den bu yana da AB üyesidir.

Ülkede birçok ABD üssü kurulmuştur.

Bulgaristan’da partiler kendilerine açık ve gizli destek sağlayan totaliter-komünist rejimin yürütme güçleri tarafından dışarıdan gelen akıl ve parayla yönetiliyor.

Politika üzerinde söz sahibi olanlar, Adriyatik Denizi’nden Karadeniz’e kadar ABD ve NATO üsleri kurmayı ve Türkiye’nin Avrupa’dan koparılmasını hayal ediyorlardı. Bu stratejik hamlelerin amacı, bölgedeki jeopolitik dengeyi kendi lehlerine çevirmek ve Türkiye’yi izole etmekti.

Bu süreçte, Bulgaristan’ın NATO ve AB üyeliği, ülkenin dış politikada Batı yanlısı bir çizgi izlemesine ve Rusya ile olan ilişkilerinde denge politikası güdülmesine neden oldu. Ancak, iç politikada yaşanan çalkantılar ve dış etkiler, ülkenin bağımsız karar alma yeteneğini zayıflatmış durumda.

ABD ve NATO’nun Bulgaristan’da kurduğu askeri üsler, bölgedeki güvenlik stratejilerini güçlendirirken, Bulgaristan’ın dış politika yönelimlerini de belirlemiş durumda. Bununla birlikte, Türkiye’nin Avrupa ile olan bağlarının koparılması hedefi, bölgedeki istikrarı tehdit edebilecek bir girişim olarak değerlendiriliyor.

Sonuç olarak, Bulgaristan’ın NATO ve AB üyeliği, ülkenin Batı ile entegrasyonunu sağlarken, aynı zamanda iç politikada ve bölgesel ilişkilerde karmaşık dinamikler yaratmıştır.

BugünBulgaristan’da siyasi alanda lider olmadığı için kendi akışında devam ediyor. Böyle giderse yakın bir gelecekte Bulgaristan devlet olarak kalabilmesi çok zayıf görünüyor. Bulgaristan siyasi partilerin liderlerinden tüm Bulgaristan’ı kucaklayacak lider yok. Bizler Bulgaristan’da Aleksandır STANBOLİYSKİ gibi bir lider arıyoruz. Stanboliyski Türk halkının karşısına çıkıp “Gelin bu ülkeyi beraber yönetelim” der ve ilk defa Bulgar parlamentosuna Türk Milletvekilleri onun sayesinde girmiş olur. Ardından eğitim reformu gerçekleştirir ve Türk okullarının kapılarını açar.

Bulgaristan’da başkanlık sistemine bir an önce geçebilirse belki kurtulma şansı olabilir düşüncesindeyiz.

Gelecekte, bu dinamiklerin nasıl şekilleneceği ve Bulgaristan’ın bölgedeki rolünün nasıl evrileceği merak konusu olmaya devam ediyor.

Bizim görüşümüz Bulgaristan’da tüm halklar birlik ve beraberlik içerisinde yaşamak zorundayız. Kimsenin kimseden üstün olmadığı hak ve adaletin üstün olduğu bir yer hayal ediyoruz.

Birde şu şiir okumak isterim;

Selam Olsun

35 yıl geçmiş.

Şimdi sizi düşünüyoruz,

Deliorman, Rodop ve Gerlovo’da yaşayanlar.

Aldığım nefeste siz varsınız.

Siz orada, biz burada,

Perişan ve garip duygular içindeyiz,

Halimizi anlarsınız.

Kartallarla beraber ölemedik.

Yıllar yılı gülemedik.

Acılarınızı paylaşmak için ortasından,

Tutup bölemedim.

Kimlik davamız “dinleye dinleye” Kulaklarda gezdi durdu,

Fakat biz savaşarak gelişiyoruz.

Ben Rodopların Köseler köyünde doğmuşum,

Düşmanlarımızın mezarları hala kazılmadı,

Destanları kaldı, yazılamadı.

Beni, Köselerde mezarım bekliyor.

Rodoplar, Pirin, Dobruca’ya

Duyulmuş ağıtlarla sana döneceğim.

“Demokrasi, hak ve özgürlük” vaat edenler,

35 yılda aynı yere döndüler.

Yürüyoruz, aynı yerde sayıyoruz…

Sayarken aynı yerde yol şaştı,

Demokrasi batakta saplandı kaldı.

Hapistekiler, sürgünler, zifiri karanlıktan ışık arayanlar,

Yiğitler derdi ki, bu uzun soluklu bir mücadele.

Ne kadar haklıymışlar!…

35 yılda güneş doğmadı!

Çeyrek yüzyıldan sonra Vatan,
35 yıl öncesinden daha karanlık,

İnsanlar seyrelmiş, yorgun ve bitkin.

Yaşamak isteyenler beklemekten bezgin…

Her şeyi çok yakın ve kolay sanmıştık,

Ama bu çok uzun bir yol…

35 yıl geçti güneş doğmadı

Aynı ilham ve düşüncelerle yaşarken,

Boyun eğmeden dimdik dururken,

Bize, copla, dipçikle vuranlar ve

Bizi vatanımızdan kovanlar…

Köşklerde yaşamaya devam etseler de suçlular,

Biliyorlar hesap günü yakındır…

Onlar,

Mahkûmdurlar tarihin çöplüğünde çürümeye,

Bizi oyuna getirenlerin yeri bellidir.

Herkesle birlikte buna ben de inanıyorum.

Ey değerli kardeşlerim

Yılda bir kez şehitleri anmakla bitmiyor bu çile.

Bitemez ve

Bitmeyecek!

Müslüman şehitlerimiz Hristiyan gibi anılamaz,

Fatiha bilmeyenler şehitlerimizi anamaz!

Ayaklanma Ayındayız.

Uyanıyoruz,

Doğa,

Toplum ve

Hepimiz,

Biz…

Selam olsun!

Kimlik davamızda baş eğmeyen yiğitlerimize…

Selam olsun!

Ata Vatanda beraberce yaşanacak aydın geleceğe! …

Selam olsun

Her daim dimdik duranlara!

Selam olsun…

Birlik ve beraberlik içinde koşanlara

Selam olsun…

Birlik ve beraberlik içinde yeniden doğacak güneşe!

Saygılarımızla,

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

four − 4 =