Rafet ULUTÜRK
Bulgaristan Türkleri uzun yıllardır siyasette bir “temsiliyet” sorunu yaşıyor. 1990’larda kurulan sözde Türk partisi, başlangıçta büyük bir umut olmuştu. Ancak zaman içinde bu yapı, halkın sorunlarını çözmekten çok siyasi elitlerin çıkarlarını koruyan bir mekanizmaya dönüştü. Bugün geldiğimiz noktada artık Türklerin partisi denilen şeyin, Türklerin onurunu ve haklarını temsil etmediği açıkça ortadadır.
Sorun Nerede?
- Yolsuzluk ve çıkar ağları: Parti, uzun yıllardır “halk için” değil “kendisi için” çalışan bir görüntü verdi.
- Liderlik krizi: Delyan Peevski gibi isimlerin Türklerin iradesine hükmetmesi, Bulgaristan Türkleri açısından bir alçalmadır.
- Umutsuzluk ve güvensizlik: Genç nesil, siyasete güvenmiyor. İnsanlar “nasıl olsa değişmez” düşüncesine kapılmış durumda.
Bu üç sorun birleştiğinde, Türkler siyasette yalnızca “oy deposu” gibi görülüyor.
Alternatif Yol: Siyaseti Yeniden Düşünmek
Burada sorulması gereken soru şu: Gerçekten ihtiyacımız olan şey yeni bir parti midir, yoksa siyasette yeni bir anlayış mıdır?
Çünkü Bulgaristan Türklerinin gücü yalnızca bir partide değil; toplumun örgütlü, bilinçli ve uzun vadeli hareket edebilmesindedir. Yeni bir parti kurmak elbette bir seçenek olabilir; ama tek başına çözüm değildir.
Asıl ihtiyaç olan:
- Gençleri siyasete katmak – Eski yüzler, eski düzenin parçası oldu. Yeni yüzler olmadan değişim olmaz.
- Sivil toplumun güçlenmesi – Haklarımızı yalnızca mecliste değil, sokakta, üniversitelerde, medyada da savunmalıyız.
- Bulgar partileriyle ortak zemin – Türklerin sorunları, Bulgaristan’ın sorunlarından ayrı düşünülemez. Demokrasi için Türk-Bulgar işbirliği şarttır.
Peevski ve Ötesi
Peevski bugün bir semboldür. O, yalnızca bir kişi değil, sistemin çarpıklığının işaretidir. Ama tehlike şudur: Biz tüm enerjimizi yalnızca Peevski’ye karşı öfkeye harcarsak, esas sorunu yani çürümüş siyaset düzenini gözden kaçırırız.
2026’ya Doğru
Önümüzdeki seçimler bir yol ayrımı olacak. Ama kurtuluş yalnızca “bir partiyi değiştirmek” değil; zihniyeti değiştirmekle mümkün olacak. Oylarımızı artık “en az kötüye” değil, gerçekten yüzümüzü temsil edene vermeliyiz.
Her oy bir kurşun değil, her oy bir gelecek yatırımıdır. Bu yatırımı doğru yapmazsak, Bulgaristan Türkleri siyasette daha da marjinalleşir.
Tepkiden Stratejiye
Bugün öfkemiz haklıdır. Ama öfkeyle değil, akılla yol almalıyız. Bulgaristan Türkleri ancak yeni bir siyasi kültür yaratarak, hem kendi toplumuna hem de tüm Bulgaristan’a güven verebilir.
Unutmayalım: Biz yalnızca “kendi varlığımız” için değil, aynı zamanda Bulgaristan’ın demokrasiye kavuşması için de mücadele ediyoruz.