BULTÜRK’te Amiral Cihat YAYCI ve Rıfat SAİT

BULTÜRK Genel Merkezinde (Merzifonlu Karar Mustafa Paşa Yeniçeriler Cad.No:41 Medresesi fatih /İSTANBUL) Emekli Tümamiral Doç.Dr.Cihat YAYCI’yı “Mavi Vatan” teması ile ağırladı. Salon tıklım tıklım doldu, hatta bazı misafirler ayakta izlemek, bazıları da dışarıdan takip etmek zorunda kaldı. Programda bir konuşma yapan BULTÜRK Genel Başkanı Rafet ULUTÜRK , “BGSAM olarak bugüne kadar güzel hizmetler yaptık, ancak çalışmalarımıza yeni bir ivme kazandırmak, hızlandırmak istiyoruz. BGSAM Başkan Yardımcılığına getirilen Eğitimci-İlahiyatçı-Yazar BULTÜRK Yönetim Kurulu ev BGSAM Bilim ve İstişare Heyeti Üyemiz Nevzat ÖZTÜRK yeni dönemde çalışmaları koordine edecek. Geleceği inşa etmek, genç nesilleri yetiştirmekten, şuurlandırmaktan geçiyor. Bu nedenle programımızın sonunda yeni yapılanmanın temellerini atmış olacağız” dedi.

Programda ilk olarak 24.Dönem Ak Parti İzmir Milletvekili Araştırmacı-Gazeteci-Yazar Rıfat SAİT kısa bir konuşma yaptı. Konuşmasında; “Ak Parti iktidarının 20 yıllık sürede uluslararası arenada büyük kazanımlar elde ettiğini, ezilenlerin ve mazlumların umudu haline geldiğini, dünya lideri Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN’ın feraseti ve liderliği ile inşallah gelecekte Büyük Türkiye hayalinin gerçek olacağını. Bugün dünya Türkiye’yi izliyor, atacağımız adımları bekliyor, tarihteki misyonumuzu gerçekleştirebileceğimiz artık kabullenilmiş durumda. Bize düşen her alanda başarılı insanlar yetiştirmektir.Balkanlardaki ticari faaliyetler hakkında geniş kapsamlı bilgiler verdi. Balkanların Türkiye’nin çimento olduğunu söyleyerek bugün ise dışarıda olduklarını belirtti. Balkanlara geçişi ile İmparatorluk durumuna geldik dedi. dahi silindi, zulme dayanamayan Türkler, göçe zorlanmış ve 1989’da sadece 3 ayda yaklaşık 350.000 civarında kişi Türkiye’ye göç etmiştir. Balkanlara daha yakın takip edilmelidir.  Bize düşen görev, BULTÜRK yaptığı gibi kendi bölgelerimizde kurucularımıza sahip çıkalım. Önümüzdeki kuşaklara en azından yaşadıkları toprakların hangi şartlarda fethedildiğini yaşadıkları mekânlara adlarını verenlerin bu uğurda verdikleri mücadelenin ne olduklarını bilmeleri için bu belgesel ya da benzeri bilgi kaynaklarıyla gerçekleri onlara anlatmak tarihsel bir sorumluluğumuzdur. BULTÜRK’ün İçişleri Bakanlığımız Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü işbirliğinde çekilen “KIRCA ALİ EFSANESİ BELGESELİ” Türk nüfusunun başkenti sayılan Kırcaali şehrine adını veren Kırcı Ali’nin, Özbekistan Buhara’dan başlayan Ahlât Bitlis’ten devam eden efsane mücadelesini Tarihin izini sürerek yeni kuşaklara anlatıyor” dedi.

Rıfat Sait’in ardından küsüye gelen Emekli Tümamiral Doç.Dr.Cihat YAYCI tane tane ve gerektiğinde sesini yükselterek sürdürdüğü konuşmasında çok önemli mesajlar verdi. Konuşmasında; “Milli davamız Mavi Vatan herkes tarafından vazgeçilmez olarak görülmektedir. Bugün özellikle Doğu Akdeniz’de, başka ülkelerin hükümranlık sürme gayretlerini gördüğümüzde Mavi Vatan’ın önemi bir defa daha karşımıza çıkıyor. Mavi Vatan mefhumu önemli bir mefhumdur biz Mavi Vatan’a sahip çıkmakla mükellefiz.

Bazıları zannediyor ki, eline cetveli kalemi alıp bu harita kolaylıkla çiziliyor, böyle değil. Bu haritayı çizmek için bütün kıyıları tek tek dolaşmak lazım. Hesaplayıp kitaplayıp koordinatları bulacaksınız sonra uluslararası hukuk prensiplerini, Uluslararası Adalet Divanı’nın verdiği kararları, denizcilik mahkemelerinin verdiği kararlardaki prensipleri dikkate alacaksınız ve coğrafi, hukuki ve uluslararası ilişkiler bağlamında bu haritayı ortaya koyacaksınız ki dünyaya ilan edebileceksiniz. Haritanın hukuka ve ilme uygun olmaması halinde önce Türk milletini mahcup edeceğini söyleyen Yaycı, “Şu ana kadar bizim bu haritamıza hukuken karşı çıkan hiç kimse olamadı. Siyasi itirazları oldu, onlar da bizim deniz alanımızda hak iddia ettiler.” dedi.

Konuşmasına devam eden Yaycı, “Bir ülkenin denizden ve karadan oluştuğunu ifade eden Yaycı, “Mavi Vatan’da biz ne demek istiyoruz? Kazandırmak istediğimiz ne? Aslında özetle şu; ülke sadece karadan oluşmaz, ülke aynı zamanda denizden de oluşur. Ülke deyince hem denizi hem karayı birlikte ölçmek lazımdır. Bunu Türk milleti çok kez söylemiş çok kez de unutmuş. Ben tekrar hatırlatan birisi oldum.” diye konuştu. Asıl meşru müdafaa hakkı olan Türkiye’dir. 1914’teki Altı Büyük Devlet Kararı, 1923 Lozan Barış Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması ile bu tescillenmiştir. Bu adalar Türkiye’ye tehdit oluşturmamak üzere gayri askeri statüde olmak kaydıyla Yunanistan’a verilmiştir. Demek ki Yunanistan bu adaları antlaşmalara aykırı olarak silahlandırmakla Türkiye’ye tehdit oluşturuyor. O zaman da Türkiye’nin meşru müdafaa hakkı doğuyor. Yunanistan, kıta devleti olduğu halde kendisini bir takımada devleti gibi tanıtmaya çalışıyor. Japonya, Endonezya, Filipinler gibi… Bunlar takımada devletleri. Yunanistan ise bir takımada devleti değil. Yunanistan adaları olan bir yarımada devletidir. Yunanistan kıtada anakarası bulunan bir devlettir. Dolayısıyla sınırları takımada devletlerinde olduğu gibi en dışta bulunan adaları birleştiren hattan itibaren değil, anakarasına istinaden çizilir. Yunanistan, Adalar (Ege) Denizi’nde adaları bulunan bir yarımada devletidir. Yani anakarası olan bir devletin ek olarak adaları var. O halde takımada devletleri için uygulanan uluslararası hukuk, Yunanistan için uygulanamaz. Adalar denizi çok dar bir deniz. Genişliği ortalama 150 veya 180 mil. Yani deniz hukuku tanımlarına göre anakaraların kıta sahanlığı sınırının normalde 200 hatta 350 mile kadar uzandığını dikkate alırsak, bu dar denizde tüm adaların ya Yunanistan’ın ya da Türkiye’nin anakarasının kıta sahanlığında olduğunu bilmemiz lazımdır. Yani Yunanistan ile Türkiye arasında birkaç yüz millik bir deniz olsaydı ve bir ada da anakaraların kıta sahanlığı üzerinde olmasaydı hiçbir sorun olmazdı. Örneğin bu ada (Meis)  Türkiye ve Yunanistan’dan 700 veya 500 mil uzakta olsaydı, yani anakaraların kıta sahanlığı uzantısı dışında olsaydı  o zaman adanın münhasır bölgeye ve kıta sahanlığına sahip olduğunu söyleyebilirdik. Ama durum böyle değil Türkiye ve Yunanistan arasında genişliği 200 mil dahi olmayan dar bir denizden bahsediyoruz. Dolayısıyla bu adalardan bazıları Türkiye ile Yunanistan arasında ana karaları esas alınarak tespit edilen ortay hattın Türk tarafında yani Türkiye’nin kıta sahanlığında diğerleri ise çoğunlukla Yunanistan’ın kıta sahanlığında yer almaktadır. Dolayısıyla bir ada, anakaranın kıta sahanlığı üzerindeyse başka bir kıta sahanlığı oluşturmaz. Bu kural da hukuki bir kuralı oluşturan mantıklı bir kuraldır. Diğer bir deniz hukuku tabiri ile bu hattın doğusunda yer alan Yunanistan’a ait adalar “ters tarafta kalan adalar” statüsündedir. Dolayısıyla bu adaların sahip olabilecekleri deniz yetki alanı en fazla karasuları kadardır. Yunanistan’ın iddia ettiği gibi bu ters tarafta kalan adalara karasuları dışında deniz yetki alanları vermek uluslararası hukuka da aykırıdır” diyen Yaycı konuşmasının devamında;

Siz Yunanistan olarak silahlar, füzeler, firkateynler, uçaklar, helikopterler ve denizaltıları satın alıyorsunuz. Bütün bunlar gerçekten korkutucu ve tehdit edici ama lütfen unutmayın ki Türkiye tüm bu silahları, gemileri, füzeleri hatta uçakları üretiyor. Tabii ki üretilen insansız araçlar, denizaltıları ve tabii daha birçok avunma sanayi araç, gereç ve mühimmatları aynı zamanda ülkemizin şu anda en çok ihracat yapan ilk 14 ülke arasında olmasını sağlıyor. Ürünlerimiz hem kaliteli hem de ucuz. Eğer Yunanistan tasarruf etmek isterse Türkiye’den silah, fırkateyn, ve denizaltı v.s. satın alabilir. Size tavsiye ederim. Öncelikle Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 1995 tarihli kararına bir açıklık getirmem gerekmektedir. Bu karar doğrudan bir savaş nedeni (Casus Belli) ilanı değildir. Bu deklarasyonda doğrudan bir “savaş nedeni” beyanı da yoktur. Ancak Yunanistan’ın Adalar (Ege) Denizi’nde karasularını 6 milin üzerine çıkarması durumunda hükümete askeri güç kullanma da dâhil olmak üzere her türlü ulusal yetkinin verileceğini taahhüt eden bir deklarasyondur. Türkiye, Adalar (Ege) Denizi’nde Yunanistan’ın karasularını 6 milin üzerine 1 santim bile genişletmesine asla müsamaha gösteremez. Bu bağlamda Yunanistan bölgede barış, istikrar ve güvenliği sağlamak istiyorsa anlaşmalara uymak zorundadır. Adalar Denizi’nde statüyü ve dengeyi belirleyen tek bir antlaşma vardır o da Türkiye ve Yunanistan’ın imzacı olduğu 1923 Lozan Barış Antlaşması’dır. Lozan Antlaşması’na göre de karasuları 3 mil olmalıdır. 1936 yılında Yunanistan tek taraflı olarak karasularını 3 milden 6 mile çıkardı. Türkiye ise 1964 yılında kendi karasularını da 6 mile çıkartarak bu durumu kabul etti fakat her iki ülkenin de imzacı olduğu Lozan Barış Antlaşmasının belirlediği statüye göre Adalar (Ege) Denizi’ndeki karasuları dengesi 3 mil olmalıdır. Şunu da belirtmek gerekir ki 1982 BMDHS (Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi) Türkiye’nin imzalamadığı bir sözleşmedir bu nedenle İmzalamadığı bir anlaşmanın hükmü Türkiye’ye karşı kullanılamaz ve Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) Adalar Denizindeki statüyü belirlemez. Türkiye’nin imzacı olmadığı bir sözleşmenin hükümlerini dayatmaya yönelik her türlü girişim açıkça hukuka aykırı, haksız ve küstahçadır. Aslında Adalar Denizi’nde karasuları 3 mil olmalı ve geriye kalan açık deniz alanlarından beraber barış içerisinde ortaklaşa faydalanmalıyız. Biz sadece antlaşmalara uyulmasını talep ediyoruz, başka bir şey talep etmiyoruz. Barış içinde yaşayalım, mücadele etmeyelim. Adalar Denizi’ndeki açık deniz alanlarından ve kaynaklarından beraber barış içerisinde ortaklaşa, birlikte  faydalanalım” dedi. Konuşmasının sonunda Ekümeniklik kabul edilemez. Atatürk bu tür girişimleri milletin bağrına sokulmuş hançer gibi değerlendirmiş ve kurulmasına müsaade etmemiştir. Bugün Trabzon’un fetih(kurtuluş) yıldönümünde Sümela Manastırında ayin yapılmasına izin veremezsiniz. Bu doğru değildir. Bu papaz ülkemize elini kolunu sallayarak girip çıkıyor, ben Deniz Kuvvetlerinde Komutanlık yapmış şerefli Türk Askeri olarak Yunanistan’a bu rahatlıkta girip çıkabiliyor muyum?.

Elbette hayır, bunlara dikkat etmeliyiz” diyerek konuşmasını bitirdi.

Konferansın sonunda BULTÜRK Genel Başkanı Rafet ULUTÜRK konuşmacılara kendi kitabını taktim etti.

Konuşmasının sonunda ayakta alkışlanan Cihat YAYCI çektirilen hatıra fotoğraflarının ardından başka bir programa katılmak üzere ayrıldı.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

16 + 1 =